+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Selçukluların siyasi mücadelesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Selçukluların siyasi mücadelesi








    Selçukluların siyasi mücadelesi

    sel-uklular-n-siyasi-m-cadelesi.jpg


    Haçlı Seferleri Ortaçağ dünyasının en önemli askerî ve siyasî olayları arasından yer almaktadır. XI. yy.’ın başlarında, ilk olarak küçük derebeylerin ve şövalyelerin daha sonra büyük toprak sahiplerinin ve kralların katılımıyla birbiri ardına seferler tertip edilmiştir. Bu seferlerin ilk safhasında Haçlılar Güney Doğu Anadolu, Suriye ve Ortadoğu’da ele geçirdikleri Kudüs, Trablus, Antakya ve Urfa gibi şehirler ile civarında hakimiyet tesisine muvaffak olmuşlardır. Haçlıların bölgeye yerleşmesiyle birlikte Müslümanlarla aralarında uzun yıllar devam edecek bir mücadele başlamıştır.

    Bu mücadelenin taraflarından biri olan Müslümanlar, Haçlılar bölgeye geldiği sırada Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah’ın 1092 senesindeki ölümünden sonra baş gösteren siyasî karışıklıklarla uğraşmaktaydılar. Bu durum Haçlıların bölgeye yerleşip güçlenmesinde oldukça etkili olmuştur. Bunun bir yansıması olarak iki taraf arasındaki mücadelelerde ilk dönem Haçlıların üstünlüğü ile geçmiştir. Daha sonra Artukluların bölgedeki siyasî etkinliklerini arttırmaları Haçlılarla mücadeleyi bir ileri safhaya (Dengelenme Dönemi - Müslümanların Toparlanma Dönemi ) taşımıştır. Bu ailenin iki ünlü siması Sökmen ve kardeşi İlgazi’nin kazandığı başarılar Artukluların Haçlılara karşı yapılan mücadelelerde İslam dünyasının lideri rolünü üstlenmelerini sağlamıştır. Artukluların lider rolü Sökmen ve İlgazi’nin yeğeni, Müslümanlar arasında olduğu kadar Haçlılar arasında da büyük bir üne sahip olan Belek Gazi döneminde zirveye çıkmıştır. Bu çalışmada Haçlı seferleri döneminin en önemli ve parlak simalarından biri olan Belek Gazi’nin siyasî ve askerî faaliyetleri anlatılmaya çalışılacaktır.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Selçukluların siyasi mücadelesi hakında bilgi



    Belek, Artuklu ailesi içinde faaliyetleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımız Behram b. Artuk’un oğludur. Hayatının ilk dönemleri hakkında herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Belek adı ilk olarak Haçlılar tarafından ele geçirilmiş olan Antakya üzerine yürüyen Kürboğa’nın ordusunda yer alan emirler arasında zikredilmektedir . Haçlı seferlerinin ilk dönemiyle ilgili bilgi veren en önemli Latin kroniklerinden biri olan Fulcherius tarafından verilen bu bilgiye rağmen, İslam ve yerli Hristiyan kaynaklarında Belek’in Kürboğa’nın ordusundaki mevcudiyetine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Işın Demirkent, onun Antakya kuşatmasına katıldığını belirtmesine rağmen konu ile alakalı verdiği dipnotta “Latin kroniklerinin verdiği bazı isimlerin hayal mahsulü olduğunu ve bunların, mağlup Müslüman ordusunu mümkün olduğunca büyük göstermek gayesiyle kendilerince bilinen Türk beylerinin hepsinin isimlerini bir araya getirdiklerini” söyleyerek bu konudaki şüphesini ortaya koymaktadır. İslam ve yerli Hristiyan kaynakların konuyla ilgili suskunluğu da bu şüpheyi destekler mahiyettedir. Dolayısıyla, Belek’in Antakya muhasarasına katıldığı şeklindeki bilgiyi biraz daha ihtiyatlı karşılamak daha doğru olacaktır. Diğer taraftan onun, Kürboğa’nın Antakya kuşatmasının öncesinde Urfa’daki Haçlılara karşı sürdürdüğü kısa süreli kuşatmaya katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, Urfa’yı ele geçirdikten sonra giderek gücünü arttıran ve Belek’in elindeki Serûc şehrini de tehdit etmeye başlayan I. Baudouin*’e karşı yapılan bir askerî harekata katılmış olması son derece doğaldır. Ancak, Urfa kuşatmasının sonuçsuz kalması ve Kürboğa’nın ordusunun Antakya’ya hareketi sırasında yukarıda da değindiğimiz gibi bu tehdidi arkasında bırakarak Antakya’ya gitmiş olması şüphelidir.

    Antakya önlerinde Kürboğa’nın ordusunun başarısızlığa uğraması dolaylı olarak, etrafındaki topraklar Urfa Haçlıları tarafından ele geçirilmiş olan Belek’in durumunu da güçleştirmişti. Herhangi bir yerden yardım almak imkanına sahip değildi. Diğer taraftan Serûc’taki Ermeniler de Urfa kontu I. Baudouin ile haberleşerek onu şehir üzerine yürümeye teşvik ediyorlardı . Bu şartlar altında Haçlılarla çarpışmanın yarardan çok zarar getireceğini düşünen Belek, Urfa kontu ile yazışarak şehri ona teslim edeceğini bildirdi . Ardından şehirden ayrıldı (1098). Belek’in Serûc’tan ayrılmasından sonra geçen iki senelik periyottaki faaliyetleri konusunda bilgi bulunmamaktadır. Muhtemelen gücünü yeniden toplamak ile meşgul olmuştur. Nitekim çevresinde topladığı Türkmenler ile birlikte Suriye’ye dönmüş olan amcası Sökmen’e katılan Belek, Ocak 1101 tarihinde onunla birlikte Serûc üzerine yürüdü. Yeni Urfa kontu II. Baudouin* ve Serûc valisi Foulcher de Chartres, onları şehir dışında karşıladılarsa da savaş Artukluların lehine sonuçlandı. II. Baudouin Urfa’ya kaçarken Foulcher öldürüldü. Ancak zaferin kazanılmasına ve şehrin ele geçirilmesine rağmen, o sırada Serûc’ta bulunan Urfa başpiskoposu Benedictus şehirdeki Hristiyan ahaliyle birlikte iç kaleye çekilerek burada Artuklu kuvvetlerine karşı direnmeyi sürdürüyordu. Bu mukavemet, II. Baudouin’e yeniden toparlanma fırsatı verdi. Antakya’dan da yardım alan Urfa kontu 600’ü atlı toplam 1300 kişilik bir kuvvetle Serûc üzerine yürüdü. Yapılan mücadele iç kaledeki Hristiyanların da müdahalesi üzerine iki ateş arasında kalan Sökmen ve Belek’in geri çekilmesiyle savaş Haçlıların lehine sonuçlandı. Sökmen ve Belek yanlarındaki kuvvetlerle birlikte Serûc’tan ayrılmak zorunda kaldılar. Şehre yeniden hakim olan II. Baudouin buradaki Müslümanların bir çoğunu öldürüp mallarını yağmalattı. Kalanlar ise, Urfa’ya yerleşmek zorunda bırakıldılar .
    Serûc’un kesin olarak kaybı Belek’i bir kere daha yurtsuz bırakmıştı. Bu durum 1104 senesine kadar devam etti. Bu tarihte komutası altındaki Türkmenlerle birlikte harekete geçen Belek, Irak’ta Benu Yaiş kabilesinin hakimiyetindeki Ane ve Hadise kasabalarını ele geçirdi. Ancak, Benu Yaiş kabilesinin reisinin Hille’nin Arap emîri Sadaka b. Mezyed’ten yardım istemesi durumun Belek’in aleyhine dönmesine neden oldu. Sadaka’nın üzerine geldiğini haber alan Belek, Ane’den çekildi. Sadaka ise, Ane’ye gelip kasaba halkından rehineler aldıktan sonra Hille’ye geri dönmüştü. Bunun üzerine Belek emrindeki 2000 Türkmen ile birlikte yeniden Ane üzerine yürüdü. Sadaka’nın burada bıraktığı kuvvetleri mağlup ederek mallarını yağmalattı. Ardından Hit kasabasını ele geçirmek üzere harekete geçti ise de Sadaka’nın yeniden harekete geçtiğini haber alması üzerine yanındakilerle birlikte bölgeden ayrıldı .
    Belek’in bundan sonra kendi adına hareket etmekten ziyade amcaları Sökmen ve İlgazi’nin emri altında seferlere iştirak ettiği görülmektedir. İlk olarak 7 Mayıs 1104 tarihinde Haçlılara karşı kazanılmış ilk büyük zafer olan Belih Çayı Zaferinde amcası Sökmen’in yanında yer almıştı . 1105 senesine gelindiğinde, o sırada Irak şıhnesi olan diğer amcası İlgazi tarafından Tarik-i Horasan denilen kasabaya vali tayin olunarak burada Türkmenlerin çıkardıkları karışıklıkları bertaraf etmekle görevlendirildi. Haçlılara karşı mücadele veren emîrlerin en önemli asker kaynağı durumundaki Türkmenler disiplinsiz ve serkeş tavırlarıyla kimi zaman bu emîrler için de önemli bir tehdit haline gelebiliyorlardı. Zaman zaman istedikleri ganimeti elde ettikten sonra savaş meydanından çekilmeleri, komutası altında savaştıkları kişiyi oldukça güç durumda bırakabiliyordu. Yağmacı Türkmenleri cezalandırılmasıyla görevlendirildikten hemen sonra Tarik-i Horasan’a gelen Belek gerekli tedbirleri alarak bölgede asayişi sağlamayı başardı. Ardından Arap emîrlerinden Sürhab b. Bedr’in elindeki Hanicar’ı muhasara ederek ele geçirdi . Bu başarılara rağmen Belek’in Hanicar’daki hakimiyeti de uzun süreli olamamıştır. Aynı yıl içinde amcası İlgazi’nin Bağdat şıhneliğinden azli üzerine onun da Hanicar’dan ayrılması kuvvetle muhtemeldir.





  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Selçukluların siyasi mücadelesi ile ilgili bilgi


    1110 senesinde İlgazi’nin, Musul atabeyi Mevdud’un Haçlılarla savaşmak üzere toplanmış olan ordusuna gönderdiği kuvvetler arasında Belek de yer alıyordu. Bu sefer sırasında amcası ile arası açık olan Ahlat emîri Sökmen el-Kutbî tarafından tevkif ettirilerek Daron (bugünkü Muş) civarındaki bir kalede hapsedildi . Ancak Sökmen el-Kutbî’nin (1100-1112) kısa süre sonra ölümü üzerine hapisten kurtularak amcasının yanına döndü (1112). Muhtemelen İlgazi’nin Sökmen el-Kutbî’nin cenaze alayına saldırmasında, onun Belek’i hapsettirmesinin de rolü olmalıdır.

    Ertesi yıl Belek’in siyasî hayatında dönüm noktası olarak değerlendirebileceğimiz bir olay meydana geldi. Harput, Palu, Çemişkezek, Dersim ve Hanzit şehir ve bölgelerinin hakimi olan Çubukoğlu Mehmet Bey’in ölümü üzerine harekete geçen Belek, Harput ve çevresi hariç Mehmet Bey’in elindeki bütün toprakları ele geçirerek Palu merkez olmak üzere kendi beyliğini kurmak imkanını buldu . Böylelikle, Serûc’tan sonra ilk olarak bir şehir ve bölgeye güçlü bir şekilde yerleşme imkanını bulmuş oluyordu. Zira, Belek bundan sonra sadece amcası İlgazi’nin emrindeki bir komutan olarak değil toprak ve mülk sahibi bir emîr olarak bölge siyasetinde rol oynama imkanını kazanmıştı. Bunun hemen sonrasında Belek’in lehine olacak, güç ve prestijini arttıracak yeni bir gelişme daha yaşandı.
    Anadolu Selçuklu hükümdarı I. Kılıç Arslan’ın (1093-1107) ölümünden sonra dört oğlundan en küçüğü Tuğrul Arslan Malatya ve çevresine hakim olmuştu. Henüz bir çocuk olan Tuğrul Arslan’ın adına devlet işlerini Emîr Bozmış ve annesi Ayşe Hatun idare ediyordu. Ayşe Hatun bir süre sonra İl Arslan adlı bir emîrle Bozmış’ı öldürmek üzere anlaşmış ve daha sonra onunla evlenerek, oğlunun atabeyi tayin etmişti. Ancak İl Arslan’ın devleti idare etmekte gösterdiği kötü yönetim halkın olduğu kadar Ayşe Hatun’un da tepkisini çekmiş ve İl Arslan tutuklanarak hapsedilmişti . Malatya gibi önemli bir şehri tek başına idare edemeyeceğini çok iyi bilen Ayşe Hatun, kendisi ve oğlu için yeni bir hami aramaya başladı. Bunu kısa süre sonra Belek’in şahsında buldu. Bizzat kendisi Palu’da bulunan Belek’in yanına giderek ondan, kendisini ve oğlunu himaye etmesini istedi. Bunu kabul eden Belek Ayşe Hatun ile evlendi. Daha sonra onunla birlikte Malatya’ya giderek Tuğrul Arslan’ın atabeyliği görevini de üzerine aldı (1113).

    Burada Belek ilk olarak, Çubukoğlu Mehmet Bey’in mirasından ele geçiremediği tek yer olan Harput meselesiyle işe başladı. Harput emîrini sıkıştırarak şehri evlatlığı Tuğrul Arslan’a satmaya zorladı. Onun tazyiki neticesinde Harput emîri şehre karşılık bir miktar para ve bazı yerlerin kendisine verilmesi şartlarıyla bunu kabul etmek zorunda kaldı. Belek de Malatya askeriyle birlikte harekete geçerek Harput’u teslim aldı. Ancak, Sultan Muhammed Tapar (1105-1118) ’ın Haçlılarla mücadele etmek üzere bölgeye göndermiş olduğu oğlu Mesud (1134-1152) ve Aksungur el-Porsukî komutasındaki ordunun yaklaşması üzerine şehirden ayrılarak Malatya’ya döndü. Belek’in Harput’u bırakmasına neden olan Büyük Selçuklu ordusu komutanı Aksungur el-Porsukî, yanında bulunan İlgazi’nin oğlu Ayaz’ı tutuklayarak Mardin topraklarını yağmalaması üzerine Belek ve Hısn-ı Keyfa Artuklularının emîri Davud bütün kuvvetleriyle birlikte Aksungur’a karşı harekete geçen İlgazi’nin ordusuna katıldılar. Birleşik Artuklu ordusu Dara yakınlarındaki Kourdis denilen mevkide karargah kurmuş olan Selçuklu ordusunu bir baskınla mağlup ettiler. Ele geçirilen esirler arasında bulunan Muhammed Tapar’ın oğlu Mesud derhal serbest bırakıldı . Aksungur’un mağlup edilmesi Belek’e kısa süre önce bırakmak zorunda kaldığı Harput’u tekrar ele geçirmek için yeni bir fırsat ortaya çıkarmıştı. Bunu çok iyi değerlendiren Belek, savaşın hemen sonrasında Harput üzerine yürüyerek şehre hakim oldu (1115).
    Görüldüğü gibi Belek kazandığı güç ve prestije rağmen amcası İlgazi’nin Artuklu ailesi içindeki lider rolünü kabullenmiş ve kendisinden istenildiğinde asker göndermekten, çoğu zaman da bizzat kendisi amcasının emrinde savaşmaktan çekinmemiştir. Artuklu ailesi içindeki bağların bu kadar kuvvetli olması oldukça dikkat çekicidir. Bu aile içi iletişim ve bağlılık Artukluların gücünün zirveye ulaşmasında önemli bir etken olmuştur. İleride görüleceği gibi İlgazi’nin ölümünden sonra da bütün aile Belek’in liderliğinde bölgenin en büyük siyasî ve askerî gücü olmayı sürdürmüştür





+ Yorum Gönder


büyük selçukluların siyasi başarıları