+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Osmanlıda yüksek öğretim Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Osmanlıda yüksek öğretim








    Osmanlıda yüksek öğretim

    osmanl-da-y-ksek-retimm.jpg

    Hiç şüphesiz ki Osmanlı’yı “Osmanlı” yapan unsurların başında asırlardır başarıyla uyguladığı eğitim politikası gelmektedir. Bu başarılı eğitim politikası nedeniyledir ki Devlet-i ’liye Osmaniyye, 400 atlıdan koskoca cihangir bir devlet haline gelmiş, 320 yıl dünyanın tek süper gücü olmuş hangi din, dil, ırk ve coğrafyadan olursa olsun insanları toplulukları birarada yaşatmayı başarmıştır.

    Osmanlı Devletinde eğitim-öğretim faaliyetleri her tarafa yayılmış olup, sıbyan mektebinden dâru’l fünun (üniversite)’a, medrese ile medrese-i ihtisas’a kadar her seviyede eğitim ve öğretimin yapıldığı teşkilatlar vardı. (1)

    Osmanlı Devleti, tarihte İslâmî esaslara göre yönetilen son İslâm devletidir ki bu nedenle bütün sistem ve müesseselerde olduğu gibi eğitim&öğretim sisteminde de İslâmi eğitim usüllerinden ve kendisinden önceki İslâm devletlerinden yararlanmıştır. Bu devletlerinde, temelde Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerle, müslüman milletlerin kültür ve medeniyetlerinden yararlandıkları bilinmektedir. (2)

    Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devletleri bugünkü mânada birer üniversite hüviyeti arzeden medreseler kurmuşlar, bu medreseler gerek teşkilat, gerekse idâri bakımdan daha sonraki kurulacak olan Osmanlı Medreselerine örnek olmuştur. Nitekim Osmanlılar’dan önceki Anadolu medreselerinde görülen ve kurulan bu tesislerin devamlılığını teminat altına alan vakıf müesseseleri de Osmanlı’larda aynen devam etmiştir. (3)

    Osmanlı Devleti’nin daha önceki devletlerden istifade etmesi körü körüne bir taklit olmayıp bir sentez ve özümleme hadisesidir. Bu bakımdan Osmanlı'daki gelişimleri ana çerçevesi içinde tabî bir kanalı bir billurlaşma olarak mütalaa etmek gerekir. 624 yıllık bir devlet hayatında bazı usûl dışı uygulamaları da tabî karşılamak gerekir. Bazı sözde araştırmacıların yaptığı gibi bu çok istisnai uygulamaları biraraya toplayarak Osmanlı Devleti hakkında bir hükme varmanın objektiflik ve ilmîlikle bağdaşır yönü yoktur. (4)

    Bilindiği gibi eğitim-öğretim hiçbir devletin vazgeçmeyeceği bir unsurdur. Her devlet kendi vatandaşını bir ölçü ve şekilde yetiştirmeye çalışır. Osmanlı Devleti de vatandaşını kendi anlayışı içinde yetiştirmek için eğitim-öğretim müesseseleri kurmuştur. (5)

    Osmanlılar, eğitim-öğretim sistemlerinin temelini oluşturan medreselerini büyük Selçuklu ve Anadolu Selçukluları, diğer İslâm Devletlerini örnek olarak kurdular. Bu yüce devlet, ilmiyye sınıfı men-suplarına büyük bir itibar gösterdiği için İran, Turan, Horasan, Dağıstan, Hindistan, Buhara, Halep, Şam, Mısır ve Karaman’dan bir çok âlim İstanbul’a akın etmiştir. (6)

    Osmanlı’larda ilk medrese, 1330’da İznik’in fethini müteakip bir manastır medreseye çevrilmesiyle yine İznik’te Orhan Gazi tarafından açılmıştır. Burası kısa zamanda bilgiler yuvası haline gelmiş, uzun müddet hizmet vermiştir. Davud-i Kayserî (öl. 1350) bu medresenin ilk başmüderrisliğini (rektör) yapmıştır. Ayrıca Orhan Gazi bu medrese için vakıflar tesis etmiştir. (7)

    Osmanlı’larda ikinci medreseyi Bursa’nın fethini müteakip yine Orhan Gazi döneminde, şehrin en büyük manastırının medreseye çevrilmesiyle (manastır medresesi) Bursa’da açılmıştır. (1335) Osmanlı Devletinin sınırlarının hızla gelişmesine paralel olarak medreseler de aynı hızla artmaya başlamıştır. Orhan Gazi’den sonra sırasıyla I. Murat, Yıldırım Bayezıt, I. Çelebi Mehmet, II. Murat’ın yaptırdığı medreseler izlemiştir. Yine pek çok devlet ricâli medrese ve diğer hayır kurumları açmakta adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Açılan bu medreseler Osmanlı’larda bilim ve düşünce hareketini, faaliyetlerini artırıyor, devletin her alanında büyük bir ilerleme ve gelişme kaydetmesini sağlıyordu. Kuruluş döneminin en önemli medreseleri aynı zamanda devletin de başkentliğini de yapmış olan İznik, Bursa ve Edirne medreseleri idi. (8)

    Medreselerin doruğa çıkışı ise Fatih’le gerçekleşti. Çağ kapayıp çağ açan Fatih, Fatih Camii yanına Sah-n-ı seman (Semaniye) adını taşıyan sekiz medrese yaptırdı ve sekiz kiliseyi de medrese haline getirdi. Sahn-ı Seman medresesinin programı Ali Kuşçu’yla Mahmut Paşa tarafından hazırlandı. Ayrıca Ayasofya’nın papaz odalarını medreseye çeviren Fatih, buranın başmüderrisliğine de Molla Hüsrev’i getirmişti. Ali Kuşçu ve Hızır Çelebi gibi büyük alimler de burada dersler vermekte idi.

    Kanunî Sultan Süleyman’ın Süleymaniye Camii civarında yaptırdığı adıyla anılan medreseler ise Osmanlı’larda öğretim yoluyla atılan en büyük adımlardan biri oldu. Burası aynı zamanda İslâm dünyasının en büyük ilim-kültür merkezi haline geldi. İslâm dünyasının diğer bölgelerinden bu medreselere çok sayıda âlim ve talebe akın etti. Bu medreseler darü’l hadis, tıp, tabiiye, riyaziye ve diğer ilimlerin okutulduğu 6 fakülteden ibaretti. Ayrıca sitenin hastahane, imaret, tabhâne, hamam ve müştemilatı da bulunmaktaydı. Sonraki yıllarda bunlara yenileri eklendi. II. Selim zamanında Edirne’de Selimiye, III Murad döneminde III. Murat Medresesi, III. Mehmed devrinde III. Mehmed Medreseleri inşâ edilerek yüzyıllarca bu böyle devam etmiştir. (9)

    XVI. yüzyılın sonlarına doğru ise diğer bütün kurumlarda olduğu gibi medreselerde de gözle görülür bozulmalar oldu. Ki nedenleri ise: Medrese Kanunlarına aykırı hareket edilmesi, ilme önem verilmemesi, ilim ehlinin maddî-manevî olarak desteklenmemesi, yeni doğmuş bebeklerin “beşik uleması” müderris olarak atanması, merkezcilik, bencillik, rüşvet ve iltimaslar, (adam kayırma), pozitif bilimlerin medreselerden kaldırılması gibi nedenlerle medreseler ve buna bağlı olarak devletin diğer müesseseleri/kurumları çökmüştür. (10)

    Daha sonraki yıllarda ise Avrupa’nın gözle görünür üstünlüğü karşısında diğer kurumlarda olduğu gibi eğitim-öğretim kurumlarında da Avrupa örnek alınarak bir takım ıslahat hareketlerine girişildi ise de bunlardan bir sonuç alınamamıştır.

    1770-1840 yılları Batılılaşmanın temellerinin atıldığı yıllardır. Bilhassa bu yıllarda eğitim ve öğretim ve askerlikte Batı’dan faydalanma yoluna gidildi. Kültür ve sanat ise eski özelliğini korumaya devam etti. Zaman zaman eğitim ve öğretimdeki aksaklıklar yeni kanunlarla düzene sokulmaya çalışıldı. (11)

    1727’de İstanbul’da ilk matbaa açıldı. 1773’te Mühendishane-i Bahr-i Hümâyun, 1796’da Mühendishane-i Berri-i Hümâyun açıldı. Ayrıca Tıphane-i Âmire, Mekteb-i Maarif-i Adliye, Mekteb-i Ulûm-î Edebiye, Darû’l-Muallim (1858), Rüşdiye, Mekteb-i Sultan-i ve 1863’te ilk üniversite olan Daru’l Fünûn gibi okullar açıldı. (12)

    1856’da ilan edilen Islahat Fermanı’yla Osmanlı Devleti’nde yeni bir dönem başladığını görü-yoruz. Islahat fermanıyla yapılmak istenen eğitim ve ilgili yenilikler daha çok yabancıların işine yaradı. “Maarifi-i Umumiye Nezareti” adlı hükümet içinde yer alan ve bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı’nın temeli olan bir kuruluş ortaya çıktı. (13)

    19. yüzyılın ilk yıllarına ait bir değerlendirme yapan tarihçi Michaund, Osmanlı’daki eğitim hayatı için şunları söylüyor:

    “Müslüman türk milli eğitiminde gözüme çarpan ve beni düşündüren bir şey var. İlkokullar, İslam aile üyelerinin bilmeleri gereken şeyleri öğretmekle mükelleftir. Ondan sonra yüksek öğrenim gelir. Bu ise mahdûd (seçkin) bir zümreye aittir. Osmanlı ülkesinde hiç kimse genel ve özel hayatta kendisine rehber olacak şeyleri bilmemezlik edemez. Cemiyet bununla yetinmekte ve ihtiyacı kadar da âlimlerle aydınlar yetiştirmektedir.” (14)

    II. Abdülhamit döneminde her alanda olduğu gibi eğitim-öğretim alanında da büyük hamleler gerçekleştirildi. Bu devri uygulamaya geçiş, yaygınlaştırma, merkezde ve taşrada mektep binası yapma, öğretmen yetiştirme, yeni yüksekokullar ve Darû’l Fünun açma devri olarak nitelendirebiliriz. II. Abdülhamit medreselerin yanısıra Avrupa tipi yükseköğretim okulları da açmıştır. Bu silsileden olarak Mülkiye, Tıbbiye, Maliye, Hukuk, Ticaret, Mühendislik, Baytar mekteblerini sayabiliriz. Bu konuda Avrupa’ya kapalı kalınmamış ve modern eğitim-öğretim temelleri de yine bu dönemde atılmıştır. (15)

    33 yıllık saltanatı boyunca II. Abdülhamit (1876-1909) 1876’da 250 olan Rüşdiye’yi 600’e, 5 idadi 104’e, 200 kadar olan iptidaiye (yeni usûl ilkokul) yaklaşık 9 bine, 1 tane Darû’l Muallimun (öğretmen okulu) 32’ye yükseltilmiştir. Bunun dışında 10 bin kadar olan eski usûl sıbyan mektepleri ıslah edilerek yeni usûle çevrilmiştir. Fakat her zaman olduğu gibi altyapı ve finansman yetersizlikleri, iç ve dış mücadeleler, siyasi entrikalar, devletin diğer müessese ve kurumlarındaki yozlaşmalar vb.. gibi nedenlerle istenilen hedeflere ulaşılmamıştır. (16)








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    ÖRGÜN EĞİTİM



    Bu müesseseler, belirli yaş ve bilgi seviyesindeki insanları, belirli zaman ve kaidelere göre yetiştirmek üzere kurulmuş müesseselerdir.

    I) İlk Seviyedeki Eğitim-Öğretim Müesseseleri:

    Sıbyan Mektepleri: Daha çok cami ve mescid bitişiğine yapılan bu okullar, medreselerin çekirdekleri idi. İlk tahsil veren bu mektepler, 5-6 yaşlarındaki çocuklara okuyup yazmayı, bazı dini bilgileri ve dört işlemden ibaret olan matematik dersini verirdi. Osmanlılar da bu okullara “Daru’ttalim”, “Daru’l-ilim”, “Muallimhâne”, “Mektephâne”, “Mahalle Mektebi”, “Mekteb-i İbtidaiye” adları verilirdi. Osmanlılar’da bu mektebin hocasına “Muallim”, yardımcısına “Kalfa”, talebelerine de “Suhte”, “Puser”, “Şakird” denilirdi. Bu okullarda Elifba, Kur’an-ı Kerim, Tecvid, İlmihâl, Ahlâk, Sarf-ı Osmanî, İmlâ, Kıraat, Mülahhas Tarih-i Osmanî, Muhtasar Coğrafya-ı Osmanî, Hesap, Hendese, Hüsn-i Hatt gibi dersler okutulurdu. (17)

    Osmanlılar her mahalleye, her köye varıncaya kadar bu okulları yaygınlaştırmışlardı. Devletin sınırlarının ilerlemesine paralel olarak bu okulların sayısı da her geçen gün artıyordu.

    II) Orta ve Yüksek Seviyedeki Eğitim-Öğretim Müesseseleri:

    Medreseler: Medrese, Arapça bir kelime olan, “Derese” türevinden gelmektedir. “İlim öğrenilen yer” anlamına gelir. Medrese teşkilatlı bir kuruluş olup, dershane ve etrafında öğrencilerin kaldığı odalar medreseler bel kemiğini teşkil eder. Kütüphane, imaret, hamam gibi kuruluşlarda medresenin ayrılmaz parçalarıdır. Çoğu zaman cami ve mescid bitişiklerine yapılırdı.

    Medreselerin bir de vakfiyesi vardı. Bu vakfiye de medresenin çalışma sisteminden çalışanların günlük yevmiyelerine varıncaya kadar her türlü bilgi yer alırdı. Ayrıca hoca ve talebelerin ihtiyaç ve masrafları da bu vakfiyerden karşılanırdı. (18) Medreselerde “başmüderris” (rektör), “müderris” (profesör), “müfid” (doçent), “muid” (asistan), öğrenciler ise “danişmend, suhte” adıyla anılırdı. (19)

    Diğer İslam Devletleri’nde olduğu gibi Osmanlılar’da da temel eğitim-öğretim kurumları medreseler idi. Osmanlılar, medreselerini Büyük Selçuklu, Anadolu Selçukluları ve diğer İslam devletlerini örnek alarak kurdular. Kısa zamanda şöhret bulan bu medreselere, İslam dünyasındaki diğer ülkelerden çok sayıda talebe ve âlim akın etmeye başladı. (20)

    Osmanlı medreselerinde ilk dönemlerde müderrisler günde 4 ders vermekle yükümlüydüler. Tedrisat, medreselere ve müderrislere göre haftanın en çok üç günü (salı-perşembe-cuma) tatil olmak üzere devam ederdi. (21)

    Bu medreselerde Davud-i Kayseri, Molla Fenari, Kadizâde Rumî, Ali Kuşçu, Celaleddin Hızır, Zenbilli Ali Efendi, Gelenbevi İsmail, Mirim Çelebi, İbn-i Kemâl, Taşköprüzâde Ahmet, Meşhur Hekim Âhî Çelebi, Kınalızâde Ali, Kanuni’nin meşhur Şeyhülislamı Ebussuud Efendi gibi pek çok âlim yetişmiş ve yine bu medreselerde ders vermişlerdir. (22)

    Osmanlı medreselerinde değişik zamanlarda, değişik dersler okutulurdu. Dini ilimlerden Fıkıh, Kelâm, Hadis, Tefsir, Feraiz, Usûl–i Fıkıh; Mantık, Belâgat, Lügât, Sarf, Nahiv, Hendese, Hesap, Heyet (astronomi), Botanik, Tarih, Kimya, Tıp, Felsefe gibi aklî (müspet) ilimler okutulurdu, (23)

    Osmanlı medreselerini, umûmî ve ihtisâs (uzmanlık) medreseleri olmak üzere iki ana gruba ayırabiliriz:

    a) Umumi Medreseler: Bu medreseler devrindeki ilimlerin, birlikte okutulduğu medreselerdi. Bu medreseleri müderrislerin aldıkları yevmiye miktarlarına göre inceleyebiliriz:

    1- Haziye-i Tecrit (yirmili): Müderrislerine 20 akçe yevmiye verilen medreselerdir.

    2- Miftah (otuzlu): Müderrislerine 30 akçe yevmiye verilen medreselerdir.

    3- Telvih (kırklı): Müderrislerine 40 akçe yevmiye verilen medrese-lerdir

    4- Ellili Medreseler: Müderrislerine 50 akçe yevmiye ve-rilen bu medreseler dahil ve hariç olmak üzere ikiye ayrılırlardı.

    5- Sahn-ı Seman Medreseleri: Bu medreseler, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a kurduğu külliyede bulunan 8 medresedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Süleymaniye Medreseleri kuruluncaya kadar en yüksek payeli medreseler olarak devam etmişlerdir.

    6- Altmışlı Medreseler: II. Bayezit devrinden itibaren kurulan bu medreselerde müderrislere 60 akçe yevmiye verilirdi. (24)

    b) İhtisas (Uzmanlık) Medreseleri: Bu medreselerde hem dini ilimler hem de pozitif ilimler okutulurdu. Eğitim-öğretim üç ana dalda yürütülürdü. Bunlar dâru’l-hadis, daru’l-kurra, daru’l-tıp idi.

    Şimdi bunlardan kısaca bahsedelim:

    1- Dâru’l-Hadisler: Bu okullar hadis öğretiminin yapıldığı okullardı. Daha önce camilerde yapılan bu tip öğretim, sistemli bir şekilde öğrenme ihtiyacından dolayı sonradan okullara kaymıştı. Buhari, Müslim gibi hadis kitapları okutulurdu. Ayrıca tefsir de okutulurdu. Bu medreselere umumî medreseleri bitiren kişiler girerdi.

    İlk daru’l-hadis, I. Murad zamanında İznik’te Çandarlı Hayreddin Paşa tarafından açıldı. Daha sonra bunu II. Murad’ın Edirne’de açtığı daru’l-hadis takip etti. Devletin sınırlarının artmasına paralel olarak daru’l-hadislerin de sayısı arttı.

    2- Darû’l-Kurrâlar: Bu medrese-ler Kur’an öğretimiyle ilgili medreselerdir. İlk dârû’l-kurrâ Yıldırım Bayezıt tarafından Bursa’da açıldı.

    Bu medreselerde iki kademeli öğretim yapılırdı. Sıbyan mekteplerini bitiren öğrenci önce birinci kademe darû’l-kurra’ya girerdi. Burada Kur’an-ı Kerim’i ezberledikten sonra ikinci kademe darû’l kurra’ya devam ederdi. Burada da kıraat ve mahreç (seslerin çıkış bilgisi) öğrenilirdi.

    Bu medreseler genellikle cami görevlileri ve kıraat ilmi öğrenenlerin devam ettikleri medreselerdi. Çoğu zaman cami bitişiklerinde bulunurlardı.

    3- Darû’l-Tıplar: Bugünkü tıp fakülteleriydi. Osmanlılar’da ilk defa Yıldırım Bayezıt tarafından Bursa’da yaptırılan bu medreselerin başlangıcı diğer İslam ülkelerine dayanır. Fatih’in İstanbul’da, II. Bayezıt’ın Edirne’de inşa ettirdiği birer daru’l-tıp vardı. Bunları diğerleri takip etti. Bu okullarda doktor yetişirdi. Daha çok teorik tıp okunur, pratikleri ise hastahanelerde öğretilirdi. (25)





+ Yorum Gönder


osmanlıda eğitim,  osmanlı medreseleri,  osmanlıda eğitim sistemi,  osmanlıda hukuk,  osmanlıda ilim,  osmanlı devletinde eğitim sistemi