+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Nemçe seferi destanı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Nemçe seferi destanı








    Nemçe seferi destanı

    Nemçe seferi destanı.jpg

    Budin 150 sene bir Türk şehri olarak kalmış ve 2 Eylül 1686 da kaybedilmesi büyük üzüntü uyandırmıştır. Budin’in kaybı dolayısıyla asker şairlerden GÂZİ ÂŞIK HASAN’ın yazdığı iki türkü bugün bile Türk Milletini büyük üzüntüye boğmaktadır. Bu destan ilk defa Macar şarkiyatcı Dr. Kúnos tarafından Adakale’de duyulmuş ve yayınlanmıştır. Destanla ilgili en geniş araştırmayı
    “ 250 Yıllık Bir Savaş Türküsü” isimli çalışması ile büyük halkbilimci ve eğitimci rahmetli Cahit Öztelli yapmıştır. Bu çalışmayı ve diğer Budin destan ve türkülerini aşağıda sunuyorum:
    "Türklerin de tarihte çok acılı serüvenleri var. Yüzyıllar
    www.alasayvan.net boyunca çıkan türkülerden bize pek azı gelebilmiştir. Bunların ilk çıkış durumunu, hikâyesini çok zaman bilemeyiz. Fakat tarihle ilgili olanları çok yorucu araştırmalarla meydana çıkarmak mümkün olabilir. İlk defa olarak biz böyle bir denemeye konu olarak “ Nazlı Budin “ türküsünü aldık.
    Türkünün ilk şeklini bularak bu ikiyüz elli yıllık serüveni, tarihin ve daha sonraki varyant (bir şiirin değişik başka şekli) değiştirmeleriyle karşılaştırarak ortaya koymaya çalıştık.


    Gerçek tarih, türkünün çıkışına sebep olan olayı şöyle anlatıyor: Osmanlı ordularının ikinci Viyana bozgunundan sonra, Batı dünyası, Türklerin artık savaş gücünün bittiğini, daha doğrusu idaresizliğini anladı. Türkleri Avrupa’dan atma umutları arttı. Avusturya, Lehistan, Rusya, Venedik hükümetleri birleşerek Türk sınırlarını geçtiler. On beş yıl uğraş oldu. Türk orduları başka başka cephelerde savaşmak zorunda kaldı. Bu yüzden arka arkaya başarısızlıklara uğruyordu. Bu sırada, Kanunî Sultan Süleyman tarafından alınan ve son son sınır kalelerimizden olan Budin’i (Macaristan’ın başşehri şimdiki Budapeşte) düşman büyük kuvvetlerle sardı (17 Haziran 1686). Alaman İmparatorluğunun doksan bin kişilik kuvvetine karşı Budin Kalesinde on altı bin Türk eri vardı. Bir Haçlı seferini andıran düşman saldırışları karşısında Türk savunması pek kahramanca oldu. Yardıma gelen Sadrazam Süleyman Paşa da bir başarı sağlayamadan geri çekildi. Pek üstün düşman kuvvetleri karşısında kalenin elden çıkması kesindi. Kale her yönden çok sıkı sarılmıştı.
    Bu sırada; Budin yakınlarında, Tuna üzerinde bulunan Kız adasında, aralarında kale komutanı Abdurrrahman Abdi Paşa’nın haremi de bulunan kadın ve çocukları Belgrad’a göndermek üzere hazırlanmış 20 gemi düşman tarafından ele geçirilerek kadınların güzelce olanları düşman ordugâhında haraç mezat satıldı. Günlerce süren savaşlar sonucunda, şehrin varoşu düşman eline geçti. Temmuz ortalarında cephaneliğe rastlayan bir gülle, binlerce kantar ağırlığındaki barutu ateşleyip, kıral sarayı , ile kalenin büyük bir kısmını yıktı. Buna rağmen teslim teklifine karşı çok kanlı çıkışlarla cevap verildi, büyük kayıplar verdirildi. Sonunda, 2 Eylül’de büyük bir saldırıştan sonra düşman Toprakkale tarafından şehre girdi. Sokaklarda boğaz boğaza çarpışmalardan sonra, Türkler İçkalede Bâli Paşa meydanına çekilip savaşa devam ettilerse de Abdurrahman Abdi Paşa’nın şehit düşmesi üzerine müdafaa sona erdi. Başsız kalan Türklerden bir kısmı Tuna yoluyla kaçmaya çalışırken, esirlerin
    www.alasayvan.net öldürüldüğünü görenler umutsuz bir durumda geri dönerek silâha sarılıp tekrar uğraşa (mücadeleye) kalkışıyorlardı. Budin yanıyor, ahalisi, kadın, çocuk ve ihtiyar ayırt edilmeden boğazlanıyordu. Kırımdan kurtulanların sonu yürekler acısı olmuştu; yağmacılar tarafından çırılçıplak soyulan bu çaresizleraçlıktan ve soğuktan yok olup gittiler. Ancak, ufak bir kısmı Tuna’ya atılarak veya sallara binerek hayatını kurtarmıştı. Budin felâketinin gönüllerdeki acısı, yüzyıllarca söylenen “Aldı Nemce Bizim Nazlı Budin’i” türküsünde sürüp gitti.
    Budin 167 yıl Türklerin elinde kalmış, müslüman ve hiristiyan halka çok iyi bakılmış, şehir bayındırlık içinde yaşamıştı. Fakat, elden çıkışının, hele kadınların, kızların gözü dönmüş askere peşkeş çekilmesi, tutsak olanların boğazlanması olayları Türk’ün yüreğinde o kadar derin yara açmıştır ki aradan 275 yıl geçti, fakat bu felâket üzerine çıkan türkü dillerde kaldı.
    Bu acı üzerine çıkan türkünün, halk arasında yüzyıllarca yaşaması, çıkış, sürüp gelmesi, değişiş sebeplerini incelemek, hem tarih, hem folklor bakımından “Bir Türkünün Tarihi” olarak ele almak yerinde olacaktır. Bu incelemeyi yaparken elimizde dört metin var. Bunlardan ilk ikisini çıkış zamanında yazılmış olarak kendi cönklerim arasında buldum. Öteki ikisi, iki yüz elli yıl sonra halk arasında söylendiği gibi derlenmiştir.
    Önce birinci türküyü, olaydan hemen sonra çıkmış olanı görelim : "

    Budin Türküsü

    Budin dedikleri Aksuyun başı
    Kan ile yuğrulmuş toprağı taşı
    Çerkes Bayraktar şehidler başı
    Geldi küffâr, aldı kale Budini
    Aldı Budin kalasını, geçti bedeni.

    Cephane tutuştu, aklımız şaştı
    Selâtin camisi havaya uçtu
    Askerin yarısı hep şehid düştü
    Geldi küffâr, aldı kale Budini
    Aldı Budin kalasını, geçti bedeni.

    Budin’in üstünde doğdu bir yıldız
    Aldı hayin küffâr on iki bin kız
    Kimi Kadı, kimi Müftü, Müderris
    Aman Padişahım, imdad umarız
    İmdadsız kalaya imdad bekleriz.

    Budin dedikleri çepçevre meşe
    Kurdunu, kuşunu doyurduk leşe
    Hüngür hüngür ağlar Genç Ali Paşa
    Geldi küffâr, aldı kale Budini
    Aldı Budin kalasını, geçti bedeni.

    Budin içinde biz üç kız idik
    Altun kafes içre besli kuzuyduk
    Küffârın eline lâyık değildik
    Geldi küffâr, aldı kale Budini
    Aldı Budin kalasını, geçti bedeni.

    Yazılı olarak bize kadar gelen bu türkü daha sonrakilere kaynaklık etmiştir. Tarih olaylarına uygundur. Şekil düzgün, dil halk dilinden çok, kültürlü bir saz şairi dilidir. Olay işitilerek değil, görülerek hatta yaşanarak söylenmiştir. Her ne kadar söyleyenin adı türküde geçmiyorsa da, türkü anonim halk türküsü değildir. Daha bunun gibi bir çok türküde şairleri adlarını kullanmıyorlar, ancak, yazılı oldukları yerde şiirin üstünde adları kayıtlı bulunuyor. Dedekorkut da, hikâyelerin yazarı belli belli olmakla beraber anonim folklorik bir eser değildir. Sanat düşüncesi birinci plândadır. Bizim türküde de durum aynıdır. Şair burada halka mal olmuş olayı dile, saza getirirken kendisini göstermiyor. Bundan
    www.alasayvan.net sonraki varyantlarında türkü yavaş yavaş anonimleşiyor, dil sadeliğe, halka doğru daha çok kayıyor, kavuştak bir mısra iniyor ki halkın anonim türkülerinde tek mısralı kavuştaklar çoğunluktadır. Dörtlük sayısı artarak, olay büyütülüyor, daha acıklı bir durum alıyor, dil son derece sadeliğe gidiyor. Ve artık Budin “ Budim “ olur. Çünkü halk Budin’e “ Budim “ demektedir. Başka halk şairlerinde de bu şehir hep “Budim“ olarak geçmektedir.
    Bir sanat eserinin anonim duruma geçmesini göstermesi bakımından önemli olan, şimdiye kadar yayınlanmamış bir ikinci türküyü bendeki yazmadan alarak aşağıda görelim :








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Budim Türküsü

    Ötme bülbül ötme yaz bahar oldu
    Bülbülün figanı bağrımı deldi
    Çekilüp gitmenin zamanı geldi
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Sabah namazında doğdu bir yıldız
    Deftere alınmış on iki bin kız
    Aman Padişahım dini islâmız biz
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Budimin çarşısı bir uzun çarşı
    Orta yerde Sultan Selim camisi
    Kâbe suretine benzer yapısı
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Budimin çarşısı her baştan başa
    İçinde oturan Süleyman Paşa
    Aman Padişahım sen binler yaşa
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Cephane tutuştu, aklımız şaştı
    Selâtin camiler havaya uçtu
    Bütün sebi sıbyan şahadet düştü
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Yatsı namazında üç top atıldı
    Topun şiddetinden yer, gök sarsıldı
    Gelin kızlar esir olup satıldı
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Sabah namazında hep göründüler
    Yetişin imdada ağalar, beyler
    Öğlen namazında analar ağlar
    Geldi küffâr aldı nazlı Budimi
    Akşam namazında doğdu bir yıldız
    Deftere alındı on iki bin kız
    Küffâr bırakmadı ne namus ne ırz
    Geldi küffâr, aldı nazlu Budimi.

    Alaman dağından bir duman bürüdü
    Başı şapkalılar nice yürüdü
    Deli dal kılıçlı Boşnak var idi
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Budim dedikleri bir düz ovada
    Atılan gülleler düşer havada
    Sabi sıbyanların eli duada
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Budimin içinde müftü kızıyım
    Anamın babamın iki gözüyüm
    Kafeste beslenmiş körpe kuzuyum
    Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

    Görülüyor ki birinci türküde beş dörtlü yukarıdaki varyantında onbir dörtlüğe yükselmiştir. Budin uğraşlarının (mücadelesini) sanki “ sabah, öğle, akşam, yatsı “ namazları vaktine göre sıralayarak olayın sonlarını perde perde önümüze sererek daha dramatik bir oluş veriyor. Bu varyant ta tarih olaylarına uymaktadır:
    www.alasayvan.net cephaneliğin tutuşması, on iki bin kızın tutsak olması (deftere alınmak ile satılarak deftere yazıldıklarını söylemek istiyor). Yalnız “ Budim’in içinde oturan Süleyman Paşa “ gerçeğe uymuyor. O sırada Süleyman Paşa, yukarıda da söylendiği gibi, sadrazamdır. Budin’e yardıma koşmuşsa da başarı sağlayamadan geri dönmüştür. Anonim eserlerde bu gibi tarihe uymayan yerler çoktur. Bu varyantta olay gittikçe acıklı bir durum alıyor. On iki bin kız, doğan yıldız, cephane tutuştu aklımız şaştı gibi bir çok mısralar ikisinde de var. Yalnız ikincisinin birinciden ayrılığı önemli ayrılık birinci dörtlüktür.

    Ötme bülbül ötme yaz bahar oldu
    Bülbülün figanı bahrımı deldi
    Çekülüp gitmenin zamanı geldi
    Geldi küffâr aldı nazlı Budimi

    Bu dörtlük , konuya giriş bölümüdür ki daha sonraki ve daha çok anonimleşen türküye kaynaklık ettiğini gösteriyor. Bu dörtlük bir koşma başlangıcı karakteri gösteriyor. Halk edebiyatının lirik mahsulleri koşmalar, manilerde böyle başlangıçlar çoktur.
    Yukarıda yazılı olarak ele geçen iki türküden sonra ağızdan derlenen öteki iki türküye geçelim.
    XIX. yüzyıllın sonlarındayız. Aradan tam ikiyüz yıl geçmiştir. Bir gün Budin’den bir ilim yolcusu, Dr. Kunuş İstanbul’a doğru yola çıkar. Tuna’dan elimizde kalan son parçalardan Ada Kalesi’ne uğrar. Türküleri ilk olarak burada gören genç Macar “birden bire Adakale gençlerinden birisinin ağzından hazin bir nağme çıktığını” duydu. İstanbul’a Türk halk edebiyatını toplamaya, anlamaya geliyordu. Bu ilk tesadüften çok sevindi, hemen defterine yazdı. Doktorun duyduğu türkü bizim Nazlı Budin türküsü idi. Budin şehitlerinin torunları hâlâ o kanlı hatıranın acılarını unutmamışlardı. (Bu türkü asker şairlerden Gazi Âşık Hasan’ın BUDİN DESTANI idi)





  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Nemçe seferi


    Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu,
    Bülbülün figanı bağrımı deldi,
    Gül alıp satmanın zamanı geldi,
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i .

    Çeşmelerde abdest alınmaz oldu,
    Camilerde namaz kılınmaz oldu,
    Mamur olan yerler hep harap oldu,
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i .

    Budin’in içinde uzun çarşısı,
    Orta yerinde Sultan Ahmet Camisi,
    Kâbe suretine benzer yapısı,
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i .

    Budin’in içinde serdar kızıyım,
    Anamın, babmın iki gözüyüm,
    Kafeste besli kınalı kuzuyum,
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i .

    Cephane tutuştu, aklımız şaştı,
    Selâtiyn camiler yandı, tutuştu,
    Hep sabi sıbyanlar ateşe düştü,
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.

    Serhatlar içinde Budin’dir başı,
    Kan ile yoğrulmuş toprağı taşı,
    Çerkez Alemdar şehitler başı
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.

    Kıble tarafından üç top atıldı,
    Perşembe günüydü, güneş tutuldu,
    Cuma günü idi, Budin alındı,
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.

    Aradan ikiyüz yıl geçmiş, türkü hâlâ bütün çanlılığı ile yaşıyor. Bizim nazlı Budin’in acısı halkı hâlâ ağlatıyor. Halbuki bu arada yüzlerce kale elimizden çıkmış, nice nice bozgunlar görmüştü bu millet. Onlar unutuldu, zamanın sisleri arasında uçtu, yeni felâketler eskisini sidi. Fakat niçin Budin unutulmadı ? Hâlâ kalpleri kanatan tutkunluk nereden geliyor ? Bunun çok önemli sebepleri olmak gerek. Acaba bu sebep nedir ?
    Bence bu yaşama gücünün iki sebebi var: Birincisi türküyü saran tarih olayının acıklı oluşu. Yüksek bir kahramanlık destanının yanında Türkün “ Silâh, at, avrat “ sözünde toplanan namus anlayışından gelen millî onurun kırılışıdır.
    Türkünün taptaze, kuşaktan kuşağa geçmesinin ikinci sebebi de sanat yapısının ve bestesinin kuvvetli olmasından olacaktır. Gerçekten pek güzel iç ve dış yapısı var. İlk kuruluş az sonra başka bir şair elinde daha kuvvetli
    www.alasayvan.net bir yapı ile dil, konuyu işleyiş parlaklığı kazanıyor. Ya beste ? Muhakkak ki bu da pek içli, dokunaklı idi. Böyle olmasa türkünün yaşama güçü çok kısalırdı. Ne yazık ki bugün ilk besteyi bilemiyoruz. Fakat her halde konusu daha hazin içli idi. Kimbilir kaç kuşak onu dinlerken ağladı. İstanbul saraylarında, halk şairleri Nazlı Budin’i çağırırken şehzadelerin de ağladığını tarih haber veriyor.
    Yıl 1938, Antalya’dayız. Aradan tam iyiyüzelli yıl geçmiştir. Artık son boğazlaşmadan sonra Budin’i kim hatırlar. Hayır, millet hâlâ Budin’de şehid düşen Sancaktar’a ağlıyor. Dinleyelim :
    Budin Türküsü

    Karpat dağından doğdu bir yıldız
    Deftere yazıldık on iki bin kız
    Duyun kardeşlerim gitti ırzımız
    Geldi Nemçe aldı güzel Budini

    Üç kız idik bir derede tuttular
    Sacımızdan bilekceler yaprılar
    Esir deyü şol kâfire sattılar
    Geldi Nemçe aldı güzel Budini

    Sabah olur kilisesine götürür
    Türlü türlü pularını öptürür
    Akşam olur karşısına çıkarır
    Geldi Nemçe aldı güzel Budini

    Budinin içinde müftü kızıyım
    Anamın babamın iki gözüyüm
    Altın kafeslerde besli kuzuyum
    Geldi Nemçe aldı güzel Budini

    Sabah namazında indim varoşa
    Ne mutlular olsun kurtulan başa
    Yaşa binler Genç Ali Paşa
    Ali Paşa bizi ilden alasın
    Türk erinde gayret çoktur bilesin.

    Bu türkü de, anonimleşen ikinci türküden kısa olmakla beraber, onda olmayan fark birinci türküde bulunan Genç Ali Paşayı da anıyor. Bundan başka öteki türkülerin hiç birinde bulunmayan tafsilât var. Bütün türkülerde bulunan üç kızın başından geçenler biraz daha açığa çıkıyor. Bu üç kızın bir derede yakalanması, saçlarının yolunması, açıkca kâfirlere satılması, sabah akşam kiliseye götürüldükleri, putları öptürdükleri, akşam olunca efendilerinin karşısına çıkarıldıkları anlatılarak ortaya daha dramatik bir durum verilmiş. Bu saydıklarımız ötekilerde bulunmadığına göre, bu son türkü henüz elde bulunmayan başka bir varyant ile ilk türkülerin karışmasıyla meydana geldiği inancını veriyor. Bunu ispatlayan başka bir yön de, türkünün son parçasının kavuştağının üstte kavuştaklardan başka olmasıdır. Bu kavuşta ayrı ve iki mısradır. Hatta burada yalnız kavuştak değil bütün parça Genç Ali Paşaya karşı söylenmiş aynı konu ile ilgilidir. Ali Paşayı birinçi ve asıl kaynak olan türküde de görmüştük. Demek ki aynı kaynaktan çıkmış beşinci bir varyant karşısındayız. Halk muhayyilesi
    www.alasayvan.net kendine göre yarattığı olay safhalarıyla türküyü zenginleştirmektedir. Bu durum başka bazı türkülerde de görülür. Bunun gibi Estergon Kalesinin elden çıkması üzerine söylenen türkü ile bizim Budin türküsü karışarak, ikisinin karışımı bir varyant çıkmıştır. Bu varyantın birinci kıtası Estergon, ikinci kıtası bizim verdiğimiz ikinci Budin türküsünün birinci kıtası, sonuncu kıtasının bağlaması, bizim verdiğimiz birinci türkünün bağlamasıdır.
    Demek, Budin’den sonra elden çıkan Estergon ile başka kalelerin türküleri yeni yeni varyantların doğmasına sebep olmaktadır. Bu durum yâni Budin türküsünün başka türkülere etki yapması, onun yukarıda atlattığım sebepler yüzünden pek kuvvetli olarak sahib olduğu yaşama gücünden gelmektedir.
    Gâzi Âşık Hasan’ın diğer Türküsü:
    BUDİN TÜRKÜSÜ
    Geldi düşman bağladı hep cümle râhim der Budin,
    Gelmeyen imdâdıma çeksün günâhım der Budin,
    Kalmışım küffar elinde yalınız zâr – ü zebûn.
    Ser çeküp burc – ü bedenden çıktı âhım der Budin,

    Olmuş idim bir zaman sedd – i islâma kilid,
    Nice canlar din yolunda uğruma oldu şehit,
    Tâ kıyamet haşrolunca kesmezem hak’dan ümid,
    Bir gün ola açıla baht – ı siyâhım der Budin.

    Padişahım, meskenim küffara şayân eyleme,
    Akıtıp çeşmim yaşın cismim de giryan eyleme,
    Bu hususta suç bulup kimseye bühtan eyleme,
    Tâ ezelden böyle yazmıştır ilâhım der Budin.

    Gitti varım gözgöre düşmanlara oldu nasib,
    Yâ ilâhî sen kerem kıl zahmime gönder tabib,
    Hey yazık düşman elinde yıkılıp kaldı garib,
    Mescid – ü – mimberlerim hep kıblegâhım der Budin.

    Der Hasan hiç bilmeyenlen söyleşür efsânemi,
    Dîn – i İslâmın içinde Hak tüketmiş dânemi,
    Sene bin doksan yedide zapdedip cephânemi,
    Nasib oldu düşmana zırh – ü silâhım, der Budin.

    Başka bir Budin Türküsü
    Ben bir Müftü Kızıyım

    Budin’in kalesi dördtür biri sahraya bakar
    Sokakları sel sel olmuş su yerine kan akar
    Al beni küffâr elinden Padişâhım der Budin

    BUDİN TÜRKÜSÜ -Anonim-

    Budin dedikleri Aksuyun başı,
    Kan ile yoğrulmuş toprağı taşı,
    Çerkez Bayraktardır şehitler başı,
    Geldi kâfirler geçti bedeni
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i

    Cephane tutuştu aklımız şaştı,
    Selâtin camiler havaya uçtu,
    Askerin yarısı hep şehit düştü,
    Aman Padişahım imdat umarız,
    İmdat etmez isen nâre yanarız.

    Budin’in üstüne doğdu bir yıldız,
    Aldı hain küffar on iki bin kız
    Kimi kadı, kimi müftü, müderris,
    Geldi kâfirleri geçti bedeni,
    Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i

    Budin dedikleri çep çevre meşe,
    Kurdunu, kuşunu doyurduk leşe,
    Hüngür hüngür ağlar Genç Ali Paşa,
    Aman Padişahım imdat umarız,
    İmdat etmez isen nâre yanarız.

    Budin’in içinde biz üç kız idik,
    Altın kafeslerde besli kuzuyduk,
    Küffarın eline lâyık mı idik,
    Geldi kâfirleri geçti bedeni,





+ Yorum Gönder


nemçe destanı,  nemçe destanı kimin,  nemce destani,  nemçe seferi,  Nemç,  nemce