+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda 2.osman ın yedi kuleye zindanlarına götürülmesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    2.osman ın yedi kuleye zindanlarına götürülmesi








    2.osman ın yedi kuleye zindanlarına götürülmesi

    2.osman ın yedi kuleye zindanlarına götürülmesi.jpg


    1622 yılı 20 Mayıs günü onaltıncı Osmanlı padişahı II. Osman tahttan indirilmiş ve Yedikule Zindanları`na götürülmüş ve orada feci şekilde öldürülerek şehid edilmiştir. Tarihlerimizde adı Genç Osman diye de geçen bu talihsiz hakan yenileşme ve inkılâp hareketlerinin de bir başlangıcını teşkil eder. Henüz 18 yaşında iken ileri düşüncelerinin kurbanı olmuştu. Bozulan Yeniçeri ocağını düzeltmek istiyordu. Devrini yaşayan tarihçilerin kaynaklarına göre asiler onu semerli bir beygire ve sonra da bir arabaya bindirdiler ve Yedikule`ye götürerek feci bir şekilde boğmak suretiyle şehid ettiler. Şimdi olayın tafsilatını verelim.

    Ziya Şakir Bey devrin vakanüvis tarihçilerinden ve yazma kaynaklardan aldığı şu bilgileri naklediyor: (Bu önemli belgeyi tarihî diline dokunmadan aynen veriyoruz).
    ` Atmeydanındaki kalabalık arttıkça artıyordu. Mütehevvir (- gözüdönmüş) çehreli yeniçeri zorbalarıyla softalar birbirine karışıyordu.

    İsyan haberleri sarayda büyük endişe ve telâş uyandırmıştı. Saray kapıları derhal kapanmış ve âsilere de dağılmaları için haberler yollanmıştı. Halbuki âsiler dağılmıyorlardı:
    `Padişahı iğfal edip hac sevdasına düşüren ve abes yere beytülmali itlâf ettirenlerle şer`an dâvamız var.` diye bar bar bağırıyorlardı.

    Bir Mayıs sabahı idi. Sultanahmet ve Ayasofya camilerinden çıkan softalar Yeniçeri zorbalarının Etmeydanından Atmeydanına getirmiş oldukları kazanın etrafına birikmişlerdi. Kazanın yeniçeri kışlalarından kaldırılıp Atmeydanı`na getirilmesi `isyan` demekti. Ve bu isyana da yalnız zorbalar değil softalarla halkın bir kısmı da iştirak etmişti.

    İsyan; doğrudan doğruya Padişah İkinci Osman`ın şahsına müteveccihti. Fakat her isyanda âdet olduğu gibi bu isyanın başlangıcında da padişahın şahsından bahsedilmemiş; onu hacca teşvik eyleyenler beytülmali israf ile itham edilmişlerdi. Halbuki bu âdi bir bahaneden ibaretti.
    İkinci Sultan Osman gençliğine ve Lehistan harbinde gösterdiği şecaatlere rağmen bazı müfrit hareketleri yüzünden zorbaları softaları ve halkı memnun edememişti. Tıpkı için için kaynayan bir volkan gibi onun aleyhine derin bir kin ve gayz belirmişti. Bu da pek haksız değildi. Çünkü genç ve tecrübesiz padişah orduyu birden bire yoklama ettirmiş; iş başında bulunmayanların aidatını kestirerek yeniçeriler arasında büyük bir hoşnutsuzluğun zuhuruna sebebiyet vermişti.

    Sonra padişahın meyhaneleri bastırıp ele geçenleri Tomruk zindanlarına attırması da yeniçerileri kendisinden nefret ettirmişti.

    Daha sonra genç padişahın durup dururken hacca gitmeye kalkışması da ulema zümresi arasında hoş görülmemişti. Çünkü padişahlar `nizamı âlem için hacca gitmeyi terkedegelmiş`lerdi.

    Fakat bunlardan daha üstün bir sebep vardı ki o da Lehistan seferinde harp meydanlarında kahramanlık göstermiş olan yeniçerilerin padişahın nezdinde bulunan musahip ve harem ağaları tarafından hakaret görmeleri idi. Bunlar muharebe esnasında aldıkları esir ve başları padişaha takdim için otağı hümayunun önüne geldikleri zaman kendilerine pek az bahşiş verilmişti.

    O zaman yeniçeriler önlerine atılan birer altın bahşişi almamışlar:
    `Biz padişah uğruna canlarımızı feda edüp baş aluruz. Bu bir altın nedir ki?` diye söylenmişlerdi.
    Halbuki musahiplerle harem ağaları:
    `Hele getürdüğünüz kelle bir akça dahi değer mi?` diye cevap vermişler ve âdeta yeniçerilerin kahramanlıklarıyla eğlenmişlerdi.

    Fakat en mühim sebep padişahın gençliğine ve tecrübesizliğine rağmen yeniçerilerin harplerdeki kıymet ve kudretlerini kaybetmiş olmalarını keşfetmesi idi. Sultan Osman artık yeniçeri ocağının tefessüh etmeye (- kokuşmuşluğun) başladığına kanaat getirmişti. Bu kanaati hâsıl ettikten sonra da yeni bir ordu teşkiline karar vermişti. Bunun için de hac bahanesiyle Hicaz`a gidecek hacdan sonra Mısır`a gelerek bir müddet orada ikamet edecek ve Mısırlılardan mürekkep olmak üzere bir ordu teşkil ederek kendisi bu ordunun başına geçip İstanbul`a gelecek zorbaları tepeledikten sonra yeni baştan bir Osmanlı ordusu vücuda getirecekti.

    Yeniçeriler padişahın bu tasavvur ve teşebbüsünü keşfetmekte gecikmemişlerdi. Etmeydanı`ndaki kışlalarda gizli gizli müzakerelere girişmişler ve sonra verdikleri bir kararla `kazanı şerif`i yüklenerek Atmeydanı`na getirmişler böylece isyan ettiklerini padişaha ve halka bildirmişlerdi.

    Sultan Osman hata ettiğini anlamış fakat aaaanetini bozmamıştı. Ancak isyanın büyümesine mâni olmak için:
    `Varın kullarıma söylen. Kâbeye gitmekten feragat ettim. aaa dağılsınlar.` diye âsilere haber yollamıştı. Lâkin ocak ağaları ve ihtiyarlarıyla müzakere eden zorbalar yerlerinden bile kımıldamamışlar; orduyu yenilemek için padişahı teşvik edenlerin bir defterini yapmışlar ve onların katillerine fetva almak için şeyhülislâma yollamışlardı.

    Akşam olmuş ortalık kararmaya başlamıştı. Sipahiler de isyana karışmışlar katillerini istedikleri devlet erkânının konaklarını basmışlardı. Artık isyanın için için yanan ateşleri parlamıştı. Minarelerden yatsı ezanının sesleri yükselirken ellerinde yalın kılıçlar bulunan zorbalar da takım takım İstanbul sokaklarında dolaşıyorlar ve halkı Atmeydanı`na davet ederek isyanın umumî bir şekil almasına çalışıyorlardı.

    Sadrazam ile ulema ve devlet erkânından bazıları âsilere nasihat vermek için Atmeydanı`na gitmişlerdi. Lâkin âsiler tarafından üzerlerine ok atıldığı için geri dönmüşler ve saraya gelerek vaziyeti padişaha bildirmişlerdi. Genç ve cesur padişahın daha hâlâ aaaaneti sarsılmadığı için kendisinden istenilen başta Kızlarağası Süleyman Ağa olduğu halde altı kişiyi teslim etmemiş ve onların zorbalar elinde parçalanmasını istememişti.

    Saatler geçtikçe vaziyet vahamet peyda etmişti. Âsiler nihayet saraya girmişler; Veliaht Şehzade Mustafa`yı dairesinden alıp Etmeydanı`ndaki kışlalarına götürerek `Ortacami` de kendisine biat etmişlerdi.
    Sultan Osman ancak bu haberi alır almaz artık iş işten geçtiğini anlamıştı. Saray erkânı evlerine dağılmıştı. O sadrazam ve bostancıbaşı ile başbaşa kalmıştı. Melûl ve mahzun bir halde:
    `Şimdi tedbir nedir?` diye sorduğu suale kendisini tatmin edecek bir cevap alamamıştı.
    Saraydaki bostancılar savuşup gitmişlerdi. Sultan Osman şayet zorbaların taarruzuna uğrayacak olursa artık onu hiç kimse müdafaa etmeyecekti.
    Genç padişah tehliaaai bütün vahameti ile hissetmişti. Hayatını ve saltanatını muhafaza edebilmek için yeniçerilerin idare merkezi olan Ağakapısı`na giderek yeniçeri ağasına dehalet etmekten başka çare görememişti.
    Etmeydanı`nda bulunan âsiler onun Ağakapısı`na geldiğini duyar duymaz hemen oraya koşmuşlar; başındaki şahane kavuk ile sırtındaki kıymettar elbiseleri çıkartmışlar gördüğü bu hakaretlerden şaşkın bir hale gelen genç padişahı baş açık ve sırtında beyaz bir entari ile bırakmışlar ve oradan ellerine geçirdikleri semerli bir beygire bindirerek korkunç bir velvele ile Ortacami`ye getirmeye başlamışlardı.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    2.osman ın yedi kuleye zindanlarına götürülmesi hakında bilgi


    Ortacami tüyler ürpertici bir gürültü içindeydi. Âsiler tarafından biat edilmiş olan Sultan Mustafa henüz saraya nakledilmemişti. Validesi ile bölükbaşıların ve ocak ağalarının nezareti altında neticeyi beklemekteydi.
    Sultan Osman camiye girdikten sonra yeni valde sultan tarafından nasbedilmiş olan Sadrazam Davut Paşa yanında cebecibaşı olduğu halde acele ile camiye girmiş; cebecibaşı elindeki kemendi bedbaht Osman`ın boynuna geçirmek istemişti. Fakat genç cesur ve kuvvetli olan Osman kendini şiddetle müdafaa etmiş ve cebecibaşı ile bir mücadeleye girişmişti.

    Orada bulunan yeniçeri bölükbaşıları derhal işe karışmışlar sadrazama hitaben:
    `Hay sultanım!.. Ne yapıyorsunuz? Bu hale kul taifesinin rızası yoktur. Şayet taşradan haber alırlarsa cümlemizi pâre pâre ederler.` diye Sultan Osman`ın öldürülmesine mâni olmuşlardı.

    Halbuki Sultan Osman`ın öldürülmesine karar verilmişti. Nitekim mecnun evlâdını tahta geçirmek için orada bulunan valde sultan da bu neticeyi bekliyor ve hattâ kendisine sadrazamlık verdiği Davut Paşa`yı da bu cinayeti icraya teşvik ediyordu.

    Davut Paşa o cinayetin Ortacami`de yapılamayacağını anlamış; cebecibaşı ile kısa bir müzakereden sonra zavallı genç padişahı Yedikule`ye nakletmeyi kararlaştırmıştı.
    Kapıya bir pazar arabası getirtilmişti. Sultan Osman `Kelender uğrusu` denilen bir şerir ile arabaya bindirilmişti. Etrafında âsilerden mürekkep karma karışık bir kalabalık olduğu halde Yedikule`ye getirilmişti.
    Ateşin bir Mayıs güneşi gurubediyordu. Araba yavaş yavaş Yedikule`nin korkunç kemeri altından geçiyor ve derhal kapılar kapanıyordu. Şimdi avluda artık vaziyetin tamamiyle vahamet kesbettiğini anlayan bedbaht Sultan Osman ile Sadrazam Davut Paşa cebecibaşı bir de Kelender uğrusu bulunuyordu. Güneşin son ışıkları bir yangın alevi gibi kale duvarlarına aksediyor etrafta matemî bir hüzün ve sükûn hüküm sürüyordu.

    Kulenin dizdar ağası ecnebi sefirlerin hapsedildiği büyük taş odayı açmıştı. Bir koluna Sadrazam Davut Paşa`nın diğer koluna da cebecibaşının girmiş olduğu Sultan Osman bu odaya sürüklenmeye başlandı. Ve o odaya girer girmez derhal demir kapı kapandı. Odaya girenler arasında Davut Paşa`nın kâhyası ile Kelender uğrusu da vardı. Kapı kapanır kapanmaz derhal kementler meydana çıkarılarak Sultan Osman`ın boynuna atıldı.

    O zaman talihsiz padişah ile caniler arasında tüyler ürpertici bir mücadele başladı. Sadrazam kâhyası ile Kelender uğrusu yerlere yuvarlandı. Lâkin yere yuvarlanan kâhya birden bire zavallı Osman`ın hayalarını kavradı ve bütün şiddetiyle sıkmaya başladı. Bedbaht padişah can acısı ile kıvrandı. Bu fırsattan istifade eden cebecibaşı elindeki kemendi süratle Sultan Osman`ın boynuna taktı.
    Ciğerler parçalayan bir feryat taş odanın duvarlarında boğuk akisler husule getirdi. Genç padişah bacaklarına atılan bir çelme ile yerlere serildi. Kemendin ilmiği çekilmiş; Fatih`in bedbaht torunu son ve acıklı bir feryattan sonra boğulup gitmiş; devşirmeler elinde can vermişti`


    Günün Adamı
    Genç Osman

    Osmanlı padişahlarının onaltıncısıdır. `Genç` lâkabıyla anılır. 1617`de babası Birinci Ahmet`in ölümü üzerine tahta geçmesi gerekirken Kösem Haseki Sultan`ın çevirdiği entrikalarla amcası Birinci Mustafa tahta çıkarılmış fakat deli olduğu anlaşılınca üç ay sonra tahttan indirilmiş yerine 13 yaşındaki İkinci Osman padişah olmuştur.
    İlk icraatı Lehistan (Polonya) üzerine yürümek olan Genç Osman 1620`de Stanislas Zolkiewsky komutasındaki Leh ordusunu bozguna uğratmış 8 aydan fazla süren Polonya seferi sonunda Hotin Kalesi ile Podolya eyaleti alınmış Leh Krallığı Osmanlı himayesini kabul ederek vergi vermeye razı olmuştur. Genç Osman`ın asıl niyeti Baltık Denizi`ne ulaşmaktı. Fakat yine Polonya seferinde yeniçerilerin gösterdiği itaatsizlik ve gevşeklik onda bu ocağı islâh etmek veya ortadan kaldırmak fikrini doğurmuştu. Bu fikir Osmanlı tarihinde `Hâile-i Osmaniye` denen olaya sebep olmuştur. Osman sığındığı yeniçeri ocağından Vezir-i Âzam Damat Hain Davut Paşa tarafından Yedikule`ye kaldırılıp öldürtülmüştür. Olaydan sonra imparatorluğun iç bünyesinde patlak veren sarsıntılar kardeşi Dördüncü Murat`ın idarenin dizginlerini kesin olarak ele almasına kadar devam etmiştir. 4 yıl 2 ay 22 gün tahtta kalan Genç Osman Birinci Ahmet`in Sultanahmet Camii`ndeki türbesinde gömülüdür. Şeyhülislâm Esat Efendi`nin ve Vezir Pertev Paşa`nın kızları ile evlenmiştir. Çocukları yaşamamıştır. Divan sahibi şairdi.





+ Yorum Gönder