+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Osmanlıda sadarete getirmek ne demek Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Osmanlıda sadarete getirmek ne demek








    Osmanlıda sadarete getirmek ne demek

    Osmanlıda sadarete getirmek ne demeK.jpg

    Osmanlı Devleti’nin kurduğu müesseseler kendinden önceki Türk-İslam devletlerinden büyük oranda etkilenmiş hatta bir çok müessese bu devletlerden örnek alınmıştır. Ancak bu kurumlar Osmanlı Devleti’ndeki uygulamalarla gelişmiş ve mükemmel bir hale gelmiştir. Sadaret müessesesi de özellikle teşkilât yapısı olarak bu tesirin derin izlerini taşımaktadır. Sadaret makamının öncesi kabul edebileceğimiz Divân Osmanlı Devleti’nin en yüksek idarî adlî ve siyasî makamı olarak Orhan Bey zamanında kurulmuş ve vezir olarak da Hacı Kemaleddin oğlu Alaaddin Paşanın tayin edildiği tarihçiler arasında genel kabul görmüştür.

    1) Divân-ı Hümâyûn ve Görevleri

    Divân-ı Hümâyûn Osmanlı Devleti’nin ilk ve orta devirlerinde çok önemli bir kurum olup siyasî idarî askerî adlî ve mâlî bütün işlerin şikayet ve davaların karara bağlandığı yerdi. Hangi din ve milletten hangi sınıf ve tabakadan olursa olsun kadın ve erkek herkese divân açıktı. Devletin iktisadî ve mâlî işlerinin en yüksek düzeyde konuşulup çözümlendiği yer olan Divân-ı Hümâyûn yargı işlerinde de bir üst mahkeme olarak görev yapmıştır. Divânda Kazaskerler şer’î yargıyı Veziriazam ve diğer azalar örfî ve idârî yargıyı temsil etmişlerdir. Yasa şeklinde düzenleyici kararların devletin üst siyasetinin tayin vb. bütün bürokratik işlemlerin yapıldığı yer olan Divân-ı Hümâyûnda Divân Tahvil Ruus ve Amedî kalemi olarak dört ana büro bulunmaktaydı. Bâbıâlî’nin gelişmesine kadar merkez teşkilâtının mali işler dışında bütün kayıtları bu bürolarda tutulmuştur.Bu bürolar ve memurları gelecek dönemlerdeki hükûmet kurumlarının ve sivil bürokrasinin de öncüsü olmuşlardır.

    XVII. yy. sonlarından itibaren devlet işlerinin Bâbıâsafî de denilen Bâbıâlî’ye kaymasıyla birlikte Divân-ı Hümâyûn’un işlev ve önemi azalmış Tanzimat sonrasında da Sadaret-i Uzma Dairesi (Başbakanlık) içerisinde sembolik bir büro olarak yer almıştır.

    2) Veziriazam ve Görevleri

    Padişaha vekalet eden hükûmet reisine tek kişi olduğu zamanlarda vezir sayıları artınca birinci vezire veziriazam denilmiştir. Veziriazam padişahın mutlak vekili olup sözleri ve yazıları padişahın irade ve fermanı demekti. Padişahın bir mührü Veziriazamda bulunurdu ve bütün hükûmet işleri sorumluluğu altında idi. Veziriazam Divân-ı Hümâyûn’a başkanlık eder ve burada görüşülmeyen ikinci derecedeki işleri de kendi divânında görüşüp hallederdi.

    Kanunî Sultan Süleyman’dan itibaren Veziriazam için “Sadr-ı âzam Sadr-ı âli Sadaret-penah” unvanları da kullanılmaya başlanmışsa da özellikle “Sadrâzam” unvanı yerleşmiştir.

    3) Bâbıâlî ve Sadaret

    Osmanlı Devleti’nde klasik dönemde devlet idaresinin beyni Divân-ı Hümâyûn idi. XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise Divân-ı Hümâyûn cülus bahşişi askere üç aylıklarının dağıtılması ve elçi kabulü gibi sembolik bir kuruma dönüşmeye başlamış bununla birlikte Sadrazamın başkanlığındaki Bâbıâlî’nin önemi artmaya başlamıştır.

    Başta Reisülküttap olmak üzere Divân-ı Hümâyûn katipleri Bâbıâlî’ye geçmiş ve bu yeni merkez teşkilâtta Kethuday-ı sadr-ı âlî Reisülküttap ve Çavuşbaşına bağlı bir çok yeni bürolar teşekkül etmiştir. Tanzimat’ın hemen öncesinde de buradaki bürolar bürokratik reforma uğramış; 1835’te Sadaret Kethudalığı Mülkiye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) aynı tarihte Reisülküttaplık Umur-ı Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı) ve 1836 tarihinde Çavuşbaşılık da Deavi Nezareti (Adalet Bakanlığı) adını almıştır.


    TANZİMAT’TAN CUMHURİYET’E

    II. Mahmud Yeniçeri Ocağını kaldırdıktan sonra devlet teşkilâtında yaptığı yenilikler arasında Dahiliye Hariciye ve Mâliye nezaretlerini kurmuş Sadrazam ve Sadaret tâbirlerini de değiştirmiş 30 Mart 1838’de bir hatt-ı hümayunla son Sadrazamı Rauf Paşadan Sadaret yerine Başvekâlet ve Sadrazam yerine Başvekil tabirlerinin kullanılmasını istemiştir. Böylece kabul edilen Başvekil unvanı II. Mahmud’un ölümüne (2 Temmuz 1839) kadar devam etmiş ve Abdülmecid’in cülûsunda hükûmetin başına geçen Hüsrev Paşa en geniş yetkilerle yine Sadrazam unvanını almıştır.

    Birinci Meşrutiyetin ilânından bir müddet sonra II. Abdülhamid tarafından kendisine sadaret teklif olunan Ahmed Vefik Paşa meşrutiyetin bir icabıdır diye Başvekillik makamını yeniden şart olarak ileri sürdüğünden 4 Şubat 1878 de Ahmed Vefik Paşa bu unvanla iş başına getirilmiş kendisinden sonra Sadık Paşa da aynı unvanı taşımış ise de dört ay geçmeden Mütercim Rüştü Paşa yine Sadrazam unvanıyla vazifeye tayin olunmuştur. Mebûsan Meclisi dağıtılarak (13 Şubat 1878) meşrutiyet rejimi bilfiil kaldırıldıktan bir buçuk sene sonra 29 Ağustos 1879’da Ârifî Paşaya tekrar Başvekil unvanıyla vazife vermiş ve 3 Aralık 1882 de Said Paşanın dördüncü defa Sadrazam olduğu tarihe kadar üç buçuk sene daha bu unvanın kullanılmasına devam edilmiştir. Bu müddet içinde Başvekil unvanını taşımış olan hükûmet başkanları sırasiyle; Said Kadri Said (ikinci defa) Abdurrahman Said (üçüncü defa) ve Ahmed Vefik (ikinci defa) paşalardır.








  2. Acil

    Osmanlıda sadarete getirmek ne demek isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder