+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Selçuklularda alt divanlar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Selçuklularda alt divanlar








    Selçuklularda alt divanlar

    İstifa kelimesinin sözlük anlamı "tamamını istemek, bütününü almak" olup, ıstılah olarak "dahili ve harici maliye işleri ve hesap" anlamını taşımaktadır. Bu adı taşımakta olan, maliye işleriyle ilgilenen bir divan buradaki temel konumdur. Sözü geçen bu divan bütün tarihi boyunca divan-ı istifa adıyla kullanılmamıştır. Maliye bütün devletlerde, devletin önemli bir parçası olduğundan, sözünü edeceğimiz divan da farklı adlarda hemen hemen bütün İslam Devletleri'nde mevcuttu. Abbasiler'de divan-ı harac ve divan-ı zimam olarak geçen divanlar, özellikle Selçuklular'da divan-ı istifaya tekabül etmekteydi. Ayrıca, Abbasiler Devleti'de bulunan divan-ı harac, Gazneliler ve Sağmaniler'de de divan-ı istifa olarak adlandırılmaktaydı. Diğer yandan, Abbasiler'de müstevfi namıyla bir görevlinin başında bulunduğu, beytü'l-mal adlı divan da, hesap, vergi, ödeme, gelir ve giderlerin idaresi açısından incelendiğinde, daha sonraki dönemlerde kullanılan divan-ı istifaya karşılık geldiği görülmektedir.

    Abbasiler'den hemen önce olan Emeviler'de divan-ı harac merkez divan olarak kabul görüp, aynı zamanda da toprak vergileriyle ilgilenen bir kurumken, Abbasiler'de divan-ı harac sadece toprak vergileriyle alakalı bir divan haline geldi. Yine Emeviler'deki divanü's-sadaka ismiyle, öşür ve zekat tayin etmekle meşgul olan divan, Abbasiler'de faaliyetleri sığır vergisiyle ilgilenmekle sınırlandırıldı.

    Yukardaki bilgiler doğrultusunda maliye işlerine bakıldığında, zaman içinde bu çok bölümlülüğün daha aza indirgendiği, hatta ve tek elde toplandığı dikkati çekmektedir.
    Selçuklularda alt divanlar.jpg
    Mali işlerle ilgili divanların Selçuklular Dönemi'nden önceki durumunu inceledikten sonra, Büyük Selçuklular'a baktığımız zaman burada divan-ı istifa ile karşılaşmaktayız. Selçuklular'da divan-ı a'lanın mali işlerle uğraşan dairesine divan-ı istifa denmekteydi. Bu divanin başkanına sahib-i divan-ı istifa, müstevfi-i memalik veya sadece müstevfi denirdi. Devletin bütün maliye memurlarının amiri olan müstevfi, halkın durumunu iyileştirmeye çalışır, hakları ve mükellefiyetleri eşit derecede taksim eder, ancak yeni vergi ihdas edemezdi. Ayrıca, yapılan şikayetleri sonuçlandırmak, bütçenin gelir ve giderleri hakkında tutulan defterlere nezaret etmek, vergi tahsili için yetkili memurlar görevlendirmek, memurların maaşlarını ödemek, mali bakımdan iktaları denetlemek ve gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüydü. Müstevfi, vergi toplamasında olduğu gibi, devletin diğer mali husularıyla da ilgilenmekte ve devlet bütçesinin açık vermemesi için tedbir almak zorundaydı. Hass araziler mali bakımdan müstevfilerin elinde bulunur, müstevfiler bu araziler hakkında divan-ı a'laya bilgi verirler ve ayrıca tevcih edilen bir iktanın yeri ve kıymeti tesbit edildikten sonra vergi bakımından hesabını çıkarırlardı . Divan-ı a'la muhasipleri de müstevfinin emrindeydi. Divan-ı a'lanın mali işlerini müstevfi idare ederken, müşrif de divanın hesap işlerine bakar ve aynı zamanda hazine de müstevfi tarafından idare edilirken, müşrif tarafından kontrol edilirdi. Müstevfi, kontrolu sağlamak için, ihmalci tahsildarı cezalandırır; amilleri, bakiye kalan divan vergilerinden mesul tutardı.

    Divan-ı istifada vergilerin miktarı, eskidenberi tesbit edilmiş kanunlar ve defterlerle, eski örneklere göre tayin edilir ve bundan kimse ayrılamazdı. Amiller tarafından toplanan vergiler listelere ve defterlere kaydedilir, vergilerin bir kısmı da, bu listelere kaydedilen iltizam mukavelelerine dayanarak mülaaaimler vasıtasıyla tahsil edilirdi.

    Sivil ve askeri hizmetkarların maaşları divan-ı istifa tarafından idare edilirken, ayrıca enzar denilen, teologlara ve zahitlere ödenen maaşın, icab namıyla verilen maaşın, idraratın ve seyyidlere ödenen maaşların idareside divan-ı istifanın ve müstevfinin kontrolünde olup, maaş alan şahıslar deftere kaydedildiği gibi gerektiğinde defterden çıkarmak da müstevfinin yetkisi dahilindeydi.

    Sancar döneminde, Merv'e amil olarak atanan bir görevlinin fermanında, onun devletin vekili olduğu ve bölgedeki kadı, reis gibi ileri gelenlerin ona saygı göstermesinin buyrulması ve divan işlerinde ona müracaat etdilmesinin istenmesi amilin ne gibi bir statüye sahip oldugunu göstermesi açısından önemlidir. Fakat bu durum amillerin her bölgede aynı statüye sahip olacağı anlamına gelmemektedir. Gönderilen yerin de göz önüne alınması gerekmektedir.

    M. Köymen, divan-ı istifanın, divan-ı a'lanın maliye ile ilgilenen ilk dairesi olduğunu belirtirken , başka bir eserde de müstevfiliğin devlet makamları arasında ikinci büyük ve önemli makam olarak bahsedilmesi , müstevfinin statüsünün önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Müstevfilik, vezirlik makamına geçmek için en önemli basamaklardan biriydi. Müstevfiyi ödeme, maaş veya tahsisat şeklinde yapılır ya da maaş yerine 5000 dinar değerinde bir ikta ve buna tekabül eden, divan-ı arzın tayin edeceği, hububatı alır. Müstevfinin iktası da, diğer iktalar gibi, divan-ı arz tarafından verilirdi. Bunun dışında müstevfi, raiyyetten doğrudan alınıp hak sahibine verilen mersum adıyla bir maaş daha alır.

    Merkezdeki divan-ı istifanın dışında, eyaletlerde de divan-ı istifa bulunmaktadır. Eyalet müstevfisi ve divan-ı istifası, tıpkı merkezdeki merkezde bulunan müstevfi ve divan-ı istifanın vazifeleri gibi, kendi eyalet sahalarında sınırlandırılmış vazifelere sahip ve merkezdeki divan-ı istifaya mesul bulunmaktaydılar. Eyalet müstevfisi, tesbit edilmiş maaşını ve daha alt kademelerdeki memurlar ve raiyyet tarafından kendisine gönderilen mersumu alır. Tabiki, merkez divan-ı istifasını kontrol eden divan-ı işrafın da bir eyalet divan-ı işrafı bulunmaktaydı.

    Büyük Selçuklular'ın biraz öncesinde, Gazneliler'in de mali işlerle ilgilenen, divan-ı vezaret, divan-ı istifa ve divan-ı vekalat ismiyle üç tane divanı bulunmaktaydı. Bunların başı divan-ı vezaret olup, divan-ı istifa, Selçuklular'dakiyle aynı vazifelere sahipti.

    Kirman Selçukluları'nda da divan-ı istifa bulunmaktaydı. E. Merçil'in eserinde geçen yerde, divan-ı istifanın merkezin ve valinin talimatı üzerine harekete geçmesi hususu, söz konusu divanın eyalet divan-ı istifası olabilme ihtimalini güçlendirmektedir. Diğer bir yerde istifa-i memalik namıyla bir şahıstan bahsediyor olması , merkez divan-ı istifasının da bulunduğunu göstermekte ise de bu divan hakkında metinde bilgi verilmemektedir. Fakat yine de Kirman Selçukluları'nda, zahitler, seyyidler, din adamları, eyalet veziri gibi şahıslara ma'ayiş namıyla ödenen geçim parasının müstevfi tarafından ödendiğini görmekteyiz. Ayrıca, Kirman Selçukluları'nda hazineler müstevfi tarafından idare ve müşrif tarafından kontrol edilirdi.

    Anadolu Selçukluları'nda da mali işlere müstevfi yönetimindeki divan-ı istifa bakmakaydı. Anadolu Selçukluları'nda müstevfilerin görevleri, Büyük Selçuklular'dakine benzese de bazı farklılıklar vardır. Müstevfinin, bahsettiğimiz genel vazifelerinin yanında, burada müstevfiler maden ve tuzlalarla ilgilendikleri açıkça görülmektedir. Yapılan bir atamada dikkati çeken bir husus, malum vazifelerinin yanında, önceki müstevfilerde söz konusu olmayan, bazı müteaddidlerin elinde telef olan gelirlerin tesbiti ve değerlendirilmesidir. Bu durum, o dönemde bazı gelirlerden tam olarak yararlanılamıdığını, bunun bir düzene konulması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anadolu Selçukluları'nda müstevfiler kale ve hudutları da kontrol altında bulundurmakta, buralardaki gümrüt teşkilatları vasıtasıyla alınan vergileri idare etmekteydiler.

    Anadolu Selçukluları'nda divan-ı istifa, emirlerin geliri, serleşgerin geliri, atabeglik tayininde atabeglerin geliri, tercümanların gelirleri, hafızların gelirleri, melikü'ş-fiuraların geliri ve subaşıların gelirleri gibi hususlarla ilgilenmekteydı.

    Anadolu Selçukluları'nda müstevfinin statüsü yüksek olması, Büyük Selçuklulardaki gibi vezirin bir alt kademesinde yer almasına rağmen yine de kesin bir durum bulunmamaktaydı. Çünkü, bazı durumlarda müstevfilikten vezirliğe yükselen müstevfiler, bazı durumlarda da müstevfilikten müşrifliğe yükselmekteydi. IV. Kılıçarslan zamanında yapılan bir tayin de, müşriflikten müstevfiliğe ve bu makamdan da naibü's-saltanat makamına yapıldı. Düşünüldüğü zaman, bir müstevfinin saltanat naibi olmadan, hiyerarşik olarak vezirlik makamına gelmesi gerekiyor. Tahminime göre buradaki durum alışılmadık bir durum olup, içinde bulunulan durum ya da şahsın özelliği ile alakalıdır. Tesbit edilen hiyeraşiye bakarsak, müstevfi, vezir, atabeg, naibü's-saltanat şeklinde bir sıra takip edilmektedir.

    Büyük Selçuklular'da olduğu gibi, burada da müstevfi divan-ı a'la üyesidir ve sultan tarafından tayin edilir. Anadolu Selçukluları'nın son dönemlerinde, divan-ı istifadaki dört müstevfiden ikisinin dalay ve ikisinin de incu vergileriyle meşgul olmaları, Moğollar'ın kendi teşkilatlarını yerleştirdiklerini göstermektedir. Anadolu Selçukluları'nda müstevfinin geliri,maaşı ve maiyeti konusunda bilgi bulunmamaktadır.

    Eyyubiler'de divan-ı istifa ismiyle bir divan bulunmamakta, mali işleri divan el-mal adıyla bir divan yürütmekte; müstevfi, müşrif ve amil namıyla görevliler bulunsa da , bunların, Selçukluların divan-ı istifasındakilerle bir vazife ortaklığı yoktu.

    Son olarak Memlüklüler'de ise, mali işlerle ilgili divan, divanü'n-nazar olup, divan-ı istifa-i devlet ve divan-ı beytü'l-mal adıyla iki alt divanı vardı.

    Yaptığım bu araştırmada, Memlüklüler'den sonra divan-ı istifa ile ilgili birşeye rastlamadığımdan dolayı bundan sonrası konumu ve haddimi aşmaktadır. Ele aldığım eserleri elimden gelen en iyi şekilde değerlenderimeye çalıştım, divan-ı istifayla ilgili spesifik çok fazla şey bulunmadığından tarih içindeki örnekleriyle vermeyi konu için daha faydalı buldum








  2. Acil

    Selçuklularda alt divanlar isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder


selçuklularda mali işlere kim bakar,  divan ı istifa