+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Ramazan Ayı Forumunda Keffaret Kavranmı Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Keffaret Kavranmı Nedir








    Keffaret kavranmı nedir kısaca







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye






    Keffaret Kavranmı

    kefaret-kavram-.jpg

    Kefalet (Kefillik) kavramı Borçlar Kanunumuzun 483 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Biz bu yazımızda genel olarak kefalet kavramının ne olduğunu ve günümüz toplumunda; insanlarımız arasında düzenlenen (özellikle ev-işyeri) kira sözleşmelerindeki kefaletle ilgili düzenlemeleri ve bu düzenlemelerin hangi hallerde hukuken geçerlilik kazanacağını incelemeye çalışacağız.
    Borçlar Kanunumuzun 483 üncü maddesi “ Kefalet bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder” hükmü ile Kefaleti tanımlamıştır. Kanun metninde de ifade edildiği üzere Kefalet (Kefillik) bir sözleşmedir ve bu sözleşme ile kefil olan kimse alacaklıya karşı borçlunun borcunu yerine getirmesini taahhüt eder. Kefalet sözleşmesi karşılıksız bir sözleşmedir yani kefil kefaleti karşılığında borçludan yada alacaklıdan her hangi bir talepte bulunamaz. Yine kefalet yasak işlem niteliğinde olup; tam ehliyet gerektirmektedir. Yani tam olarak fiil ehliyetine sahip olmayan bir kimse herhangi bir borca kefil olamaz, böyle bir kefalet sözleşmesi yapılmış olsa dahi bu kefaleti kanunen hüküm ifade etmez. Özellikle belirtilmesi gereken bir husus da kefilin esasen borçlu taraf olmadığıdır. Kefil esasen borçlu değildir. Onun yükümlülüğü alacaklıya karşı borçlunun borcunu ödeyeceğini, ödemediği takdirde borcun kendisi tarafından ifa edileceğini taahhüt etmesinden kaynaklanmaktadır.
    Kefaletin geçerli olması için mutlaka yazılı şekilde olması ve kefilin mes’ul (sorumlu) olacağı miktarın ve varsa borcun ifa süresinin sözleşmede açıkça belirtilmiş olması gerekmektedir. Bu durum Borçlar Kanunu’nun 484 üncü maddesinde “ Kefaletin sıhhati tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes’ul olacağı muayyen bir miktar iraesine mütevakkıftır.” hükmü ile açıkça ifade edilmiştir. Yine ifade etmek gerekir ki kefaletin söz konusu olabilmesi için öncelikle ortada geçerli bir borç olması gerekmektedir. Mevcut borcun varlığı hukuken kabul edilebilecek nitelikte değilse, bu borç için verilen kefalette geçerli kabul edilemeyecektir.
    Borçlar Kanunu’nun 486 ncı maddesi Kefalet’in 4 ayrı türünü saymıştır. Bunlar a) Adi Kefalet b) Müteselsil Kefalet c) Birlikte Kefalet d) Kefile kefil ve rücua kefil’ dir. Biz bu yazımızda kefalet türlerinin her birini açıklama yoluna gitmeyip; kira sözleşmelerinin hemen hemen tümünde ifade bulan “Müteselsil Kefalet” türü hakkında kısaca bilgi verdikten sonra kira sözleşmelerindeki düzenleme şeklini ve neticelerini irdeleyeceğiz.
    Müteselsil Kefalet genelde sözleşmelerde “ … müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu…” ifadesiyle yer bulmaktadır. İşte kefil; borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile borcun ifasını üstlenmiş ise ortada müteselsil kefalet söz konusudur. Bu kefalet türünde alacaklı borcun ifasını borçludan talep edebileceği gibi, borludan hiç talep etmeden ve varsa borca karşı rehinleri dahi nakde çevirmeden önce kefilden borcun ifasını talep edebilmektedir. Bu durumda kefalet verenin durumu borçludan farklı değildir.
    Günümüz toplumunda vatandaşlarımız arasında düzenlenen kira sözleşmelerinde; kefaletin “müteselsil kefalet” türünün ağırlıklı olarak yer aldığı gözlemlenmektedir. Diğer kefalet türlerinin kira sözleşmelerinde yer alması, daha ziyade istisnai durumlarda söz konusu olmaktadır.
    Malumunuz olduğu üzere bu gün toplumumuzda hemen her ev sahibi; evini kiraya vermek istediğinde kiracı adayından ilk isteği bir memur kefil bulması olmaktadır. Her ne kadar burada kefil olacak memurumuz kira borcunun asıl borçlusu olmasa da; kira sözleşmelerinin özel şartlar bölümüne konulan “ ….kefilin kefaleti müşterek borçlu ve müteselsil kefil niteliğindedir.…” ifadesi ile kefil olan memurumuz yukarıda ifade ettiğimiz üzere bir nevi asıl borçlu ile birlikte borçlu gibi bir konuma gelmektedir.
    Kefaletle ilgi insanlarımız tarafından en fazla sorulan sorulardan birisi mevcut bir kira sözleşmesindeki kefilin kefilliği hangi şartlarda ve ne kadar süre ile devam etmektedir ve Kefalet ortadan kalkar mı ? “ dır.
    Belirtmek gerekir ki kefaletin geçerli olması için öncelikle taraflar arasında imzalanmış kira sözleşmesi geçerli bir sözleşme olmalıdır. Yine bu kira sözleşmesinin süresinin ve kira miktarının da açık bir şekilde belirlenmiş olması gerekmektedir. Burada değinilmesi gereken bir husus şudur ki Borçlar Kanunumuz gereğince taraflar arasında yapılan kira sözleşmeler şekle tabi değildir. Yani bir kira sözleşmesi sözlü olarak ta yapılabilmektedir. Ancak Kefalet niteliği gereği yazılı şekle tabi olduğundan; sözlü olarak yapılmış bir kira sözleşmesinde sözle kefalet söz konusu olamaz. Ancak sözlü kira sözleşmesine kefalet ayrıca yazılı hale getirilmişse kefalet geçerli olacaktır.
    Yukarıda ki soruya dönersek; mevcut kira sözleşmesinde kefilin kefaleti konusunda “ müşterek borçlu ve müteselsil kefil” hükmü yer almakta ise böyle bir durumda kefil aynen kiracı gibi kira borcundan sorumludur. Kiracının kira bedelini ödememesi durumunda, Kiraya veren mal sahibi kira bedelinin tahsili amacıyla doğrudan kiracı aleyhine yasal takip yapabileceği gibi; doğrudan kefile yada kiracı ve kefilin ikisine birden yasal takip yapabilecektir. Kiraya veren burada seçimlik hakkına sahiptir. Kefil aynen borçlu gibi borcun aslından ve fer’ilerinden de sorumlu olmaktadır.
    Peki kefilin kira sözleşmelerindeki kefaleti sınırsız mıdır ? Kira sözleşmelerinde aksine hüküm bulunmadıkça kefilin kefaleti kira sözleşmesinin süresi ile sınırlıdır. Örn: Taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesinin süresi 1 (Bir) yıl; bu durumda kefilin sorumluluğu bu bir yıllık süre için geçerli olup; Kira sözleşmesinin taraflarının kira sözleşmesini uzatmaları durumunda, kefilin kefaleti ortadan kalkmaktadır. Yani kefil sözleşmenin ilk imzalandığında belirlenen sürenin hitamından itibaren sorumluluktan kurtulmaktadır.
    Ancak kira sözleşmelerine kefilin sorumluluğunun; sözleşme süresinin bitiminden sonra ve sözleşmenin uzaması hallerinde de devam etmesi için sözleşme taraflarınca “ kefilin kefaleti sözleşme devam ettiği müddetçe devam eder vs.” tarzında özel şartlar konulabilmektedir. Maalesef bir kısım mahkemeler de bu gibi hükümlerin yer aldığı kira sözleşmeleri dava konusu olduğu zaman kefilin kefaletinin devam ettiği yolunda kararlar almaktadır. Ancak bu durum kefilin sorumlu olacağı miktarın ve sorumluluk süresinin belirli olması şartına (BK. 484) aykırı bir durum teşkil etmektedir. . Nitekim bu durumun hukuka aykırı olduğu; bu şekilde ifadelerin hukuken geçersiz olduğu ve bu tip ifadelerle kefilin sorumluluğunun uzatılamayacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2006 gün ve 2006 /6-78 Esas, 2006/88 Karar sayılı kararı ile karar altına alınmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve benzer nitelikteki Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2006 / 5059 E. ve 2006 / 7401 K. sayılı kararının bu konudaki gerekçesi “ Borçlar Kanunu'nun 484. maddesi hükmü gereğince, yazılı şekilde düzenlenmiş, süresi ve ödenecek kira paralarının miktarı açıkça gösterilmiş bir kira sözleşmesini kiracının kefili sıfatıyla imzalayan kişi; sözleşmede gösterilen kira süresi boyunca, kiracının ödemekle yükümlü bulunduğu kira paralarından, kefil sıfatıyla kiralayana karşı sorumludur.
    Zira, böylesi bir durumda, kefilin sorumluluğu süre ve miktar itibariyle belirlidir. Kefil sorumluluğunun kapsamı ve sınırlarını bilmektedir. Kira süresinin, 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun'un 11. maddesi gereğince uzadığı hallerde, uzayan kira süresi bakımından kefilin sorumluluğunun devam edebilmesi için; öncelikle bu hususun ( kefilin sorumluluğunun uzayan dönem için de devam edeceğinin ) sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması gerekir. Bunun yanında, kefilin uzayan dönemdeki sorumluluğunun azami hangi süreyle ve hangi miktarla sınırlı olacağının açıkça gösterilmiş olması da şarttır. Ne kadar uzayacağı belirsiz bir kira süresine ilişkin olan ve kefili sınırsız bir sorumluluk altına sokan sözleşme hükümleri geçerli değildir.” şeklindedir. Karar gerekçelerinden de açıkça anlaşılacağı üzere kira sözleşmelerinde yer alan bu tip ifadeler artık hukuken geçerli değildir.
    Bu anlamda taraflar bir kira sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun sözleşme süresinden sonra da (sözleşmenin uzatılması halinde) devam etmesini istiyor iseler sözleşmenin uzatılmasına yönelik ve uzatılma halinde kira miktarının artış oranlarına yönelik kira sözleşmesine özel hüküm koymak zorundadırlar. Örneğin : Taraflar 1 (bir) yıllık kira sözleşmesi imzaladılar ve sözleşmede kefil mevcut. Kefilin kefaletinin sözleşmenin uzaması halinde de geçerli olması isteniyorsa, kira sözleşmesine “..Bu kira sözleşmesi en fazla 5 yıla kadar ve her seferinde 1 (bir) yıllık olmak üzere uzatılabilir. Her bir uzatılma halinde kira bedeli en fazla % 10 oranında artırılacaktır. Kefilin kefaleti sözleşmenin uzatılması hallerinde de geçerliliğini koruyacaktır…” şeklinde bir kısım özel şartlar eklenmesi gerekmektedir. Bu tip özel şartların konulması halinde kefilin kefaleti örneğimize göre 5 yıla kadar uzatılabilmekte olup, hukuken de geçerliliğini korumaktadır. Zira kefil kefaletinin en fazla 5 yıla kadar olacağını ve her kira döneminde artışın en fazla % 10 oranında olacağını bilmektedir. Şartlar bilinerek kefalet verildiği için de; bu tip hükümlerin kira sözleşmelerine eklenmesi BK 484 üncü maddenin ihlali anlamına gelmeyecektir.
    Bir kira sözleşmesine taraf olanların yada kira sözleşmelerinde kefil sıfatıyla bulunacakların belirttiğimiz hususları göz ardı etmemesi gerekmektedir.





  3. Nesrin
    Devamlı Üye
    Kefaret bilerek ve isteyerek oruç tutmayan kişinin ödemesi gereken cezaya kefaret denir. kefaretin bedeli tutulmayan tek bir gün için iki ay kaza orucu tutmaktır.




+ Yorum Gönder