+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Ramazan Ayı Forumunda Muharrem Ayı, Aşûra Günü Ve Orucu Konusunu Okuyorsunuz..
  1. NoRw@X
    Yeni Üye

    Muharrem Ayı, Aşûra Günü Ve Orucu








    Muharrem Ayı, Aşûra Günü Ve Orucu hakkında güzel yazı


    Hz. Âişe (r.anhâ) validemiz anlatıyor:
    "Ramazan orucu farz olmazdan önce aşûra orucu tutuluyordu. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra aşûra orucunu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı."

    Muharrem Ayı.jpg


    Hicretten on altı yıl sonra 638 yılında, Hz. Ömer (r.a.)'in emriyle Medine'de bir meclis toplanarak Hz. Ali'nin (r.a.) teklifi ve mecliste bulunanların kabulü ile Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Mekke'den Medine'ye hicreti, İslâm tarihinin başlangıcı ve muharrem ayının da bu yılın ilk ayı olması kararlaştırılmıştır.
    Resûlullah (s.a.v.)’in: "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en efdal namaz da gece namazıdır"(2) buyurması ve bir adamın; "Ey Allah'ın Resûlü! Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" sorusuna "Ramazan dışında da oruç tutmak istersen muharrem ayında tut. Çünkü o Allah'ın ayı’dır. O ayda bir gün vardır ki, Allah onda bir kavmin günahlarını affetti, bir başka kavmin günahını da affedecek"(3) cevabını vermesiyle muharrem ayının onuncu günü olan aşûra gününde tutulan orucun önemini ve faziletini beyan etmiştir.
    Aşûra; aşr ve aşir kökünden türemiş Arapça bir kelime olup muharrem ayının onuncu gününe denir. Hz. Mûsa (a.s.) ve kavminin, Firavun’un zulmünden kurtulduğu ve Yahudilerin oruç tutmakla mükellef olduğu, Hz. Nuh (a.s.)’dan itibaren semavi dinlerde mevcut olan ve cahiliye devri Arapları arasında da Hz. İbrahim (a.s.)’dan beri önemli görülüp oruç tutulan bir gündür.
    Cahiliye devrinde Kureyşlilerin de tuttuğu aşûra orucunu Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s) peygamber olmazdan önce ve Medine’ye hicret edince de Hz. Mûsa (a.s.)’ın şeriatına uyarak ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bir veya iki sefer tutmuş ve müslümanlara da tutmalarını emretmiştir. Hatta bu konuda henüz bir emir bulunmamakla birlikte Resûlullah (s.a.s) münadiler çıkararak aşûra orucunu halka duyurmuş, geceleyin oruca niyet etmeyenlerin günün yarısında haberdar olsalar dahi o andan itibaren oruca başlamalarını emretmiş;(4) ancak ramazan orucunun farz kılınmasıyla bu orucu isteğe bırakmıştır. Ebu Hanife ile bazı Şafiiler aşûre orucunun önceleri vacip olduğunu, fakat bu hükmün ramazan orucu ile neshedildiğini, Hanbeliler ve bir kısım Şafiiler ise müstehap olduğunu kabul etmişlerdir.
    Resûlullah (s.a.v.), ramazan farz edilmezden önce aşûrayı nâfile bir amel olarak değil, vâcip olarak tutmuştur. Ramazan orucu farz olunca aşûra yasaklanmamış, dileyen nafile olarak tutmaya devam etmiştir. Rivayetler, Resûlullah (s.a.v.)'in de bu oruca devam edenler arasında yer aldığını göstermektedir.
    Resul-i Ekrem Efendimiz, yahudileri taklit etmemek ve hurafelerinin İslâm bünyesine girmesine engel olmak için müminleri uyarmış ve sadece aşûra günü değil, muharremin dokuz, on ve on birinci günlerinde oruç tutulmasını tavsiye etmiştir.(5)
    Musa (a.s.) ile İsrailoğulları’nın Firavun’un elinden aşûra günü kurtulması, Nuh (a.s)'un gemisinin tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine aynı gün oturması şeklindeki rivayetleri Hz. Peygamber Efendimiz yalanlamayıp, “Biz Musa’ya sizden daha layığız” diyerek bu günde oruç tutulmasını emretmesi,(6) aşûranın Nuh (a.s.)’dan itibaren semavi dinlerde önemli bir yer işgal ettiğine işaret etmektedir.
    Aşûra günü; Hz. Âdem (a.s.)'ın tövbesinin kabul edildiği, Hz. Yunus (a.s.)’ın balığın karnından çıkarıldığı, Hz. Musa ve İsa (a.s.)’ın doğduğu, Hz. Süleyman (a.s.)’a mülkün verildiği, Hz. Davud (a.s.)’ın tövbesinin kabul edildiği, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedileceğine dair kendisine Allah tarafından teminat verildiği ve Mekke’den Medine’ye hicret ettiği gün olarak tavsif edilir.(7) Hz. İbrahim (a.s.)’ın ateşten kurtulması ve Hz. Yakub (a.s.)’ın oğlu Hz. Yusuf (a.s.)’a kavuşması, muharrem ayının on altıncı günü Kudüs'ün kıble tayin edildiği ve on yedinci günde Fil Ashabı’nın geldiği gün olduğu nakledilenler arasındadır. Öte yandan Hz. Hüseyin (r.a)’ın Kerbela’da şehit edilmesi de bu güne rastlamıştır.
    Yukarıda anlatmaya çalıştığımız hadislerden de anlaşıldığına göre aşûra gününü bir önceki günle beraber veya sonraki günü de ilave ederek üç gün oruç tutmak bu ayda yapılacak en güzel ibadetlerden birisidir. Yine bu günler hicri yılbaşı olması hasebiyle nefis muhasebesi yapmak, tövbe etmek yeni yılın hakkımızda hayır getirmesini dilemek ve kendimize çeki düzen vermek de bizim yapmamız gereken davranışlardandır. O günde vuku bulan güzellikleri Rabbimizin bir ihsanı bilmek ve bunlara sevinmek tabii oluğu gibi yine bu günlerde meydana gelen cennet gençlerinin efendilerinden Hz. Hüseyin (r.a.) ve yakınlarının şehit edilmesi gibi üzücü hadiselere hüzünlenmek, yapılan yanlışları muhasebe etmek de gereklidir. Ayrıca ehl-ü iyalimize karşı o günde cömert davranması, tasaddukta bulunması, ihtiyaçlarını görmesi de sünnet-i seniyyedendir,(8)
    Allah Teâlâ bizleri bu günlerden gereği gibi istifade edenlerden eylesin. İstifade yollarını bizlere açsın. Rızası doğrultusunda hayatımızı idame ettirsin. Gönlümüzü vesile yollarından uzak tutmasın. Amin

    ……………..
    1. Buharî, Savm 69, Hacc 1.
    2. Müslim, Sıyam 202, (1163); Ebu Dâvûd, Savm 55, (2429); Tirmizi, Salât 324, (438); Nesâî, Kıyamu'l-Leyl 7, (3, 207, 208).
    3. Tirmizi, Savm 40, (741).
    4. Buhârî, Savm 69; Kütüb-ü Sitte, Prof Dr. İ. Canan, c.17, s.170.
    5. Buhârî, Savm 69; Aynî, IX, 190.
    6. Buhârî, Savm 69; Müsned, II, 359-360.
    7. Diyarbekrî, I, 360; (TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 4, Aşûra Mad.)
    8. Suyûtî, Cami'üs-Sağîr, 6, 235.








  2. Fatih
    Yeni Üye





    Muharrem Ayı ve Aşure Günü hakkında yaz



    "Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

    Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
    Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
    Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
    Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
    Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

    Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

    Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
    1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
    2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
    3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
    4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
    5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
    6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
    7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
    8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
    9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
    10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
    Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
    İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
    Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
    "Bu ne orucudur?" diye sordu.
    Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.
    Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
    Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
    Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
    "Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
    O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
    Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
    Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

    "Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
    Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)
    Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
    "Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)
    "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
    Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.
    Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
    Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
    Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
    Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
    Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

    Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.


    1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
    2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
    3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
    4) Müslim. Siyam: 117.
    5) Tîrmizî. Savm: 40.
    6) A.g.e., Savın: 47.
    7) İbni Mâce. Siyam: 43.
    8) İhyâ, 1:238
    9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.





+ Yorum Gönder