+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Sahabeler ve İslam Alimleri Forumunda Ukbe Bin âmir Kimdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Ukbe Bin âmir Kimdir








    ukbe bin âmir kimdir kısaca







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye






    Ukbe Bin âmir

    Ukbe Bin âmir.jpg
    Eshâb-ı suffadan.


    Ukbe bin Âmir, Medîne otlaklarında koyun güderdi.
    Peygamber efendimizin Medîne'ye hicret ettiğini de dağda haber almıştı. Artık
    orada duramazdı. Gidecek, o yüce Peygamberi görecekti. Koyunları oracakta
    bıraktı, doğruca Medîne'nin yolunu tuttu. Geldi, Resûlullahı sordu. Misâfir
    kaldığı evi öğrenir öğrenmez soluğu huzurunda aldı.

    Suffa eshâbından
    oldu
    Kâinatın Efendisini karşısında görünce çok sevindi, birden dünyası
    genişledi, gönlü aydınlandı. Uçacak gibiydi. İçi içine sığmıyordu. O zamana
    kadar böyle bir heyecan yaşamamış, bu kadar sevinmemişti. Rûhundaki
    değişikliklere kendisi de inanamaz olmuştu. Dedi ki:
    - Yâ Resûlallah! Size
    bî'at edeceğim.

    Resûl-i ekrem efendimiz hakikat nûrlarından inciler
    saçtı önüne. Yüce dînin esaslarını öğretti. Ukbe en ufak bir tereddüt bile
    göstermedi. Hemen bî'at edip mü'minler arasında yer almakta gecikmedi. Ukbe
    artık bir sahâbiydi. Hem de Suffe eshâbının içinde yer alan seçkin bir
    Sahâbî.

    Ukbe bundan sonra her şeyi terkederek kendisini tamamen ilme
    verdi. Peygamberimizin hayat dolu sohbetini artık hiç kaçırmıyordu. Ondan ilim
    ve ma'rifet meyveleri derliyordu. Peygamberimiz de Ukbe'nin ilme olan aşırı
    arzûsunu bildiği için kendisiyle husûsî olarak ilgileniyordu.

    Birgün
    Hazret-i Ukbe'ye hitâben şöyle buyurdu:
    - Kur'ân-ı kerîmde bazı sû'reler
    vardır. Cenâb-ı Hak o sûrelerin bir benzerini ne Tevrât'ta, ne İncil'de, ne
    Zebûr'da ve ne de Kur'ân-ı kerîmde indirmemiştir. Hiçbir geceni onları okumadan
    geçirme. Bunlar: İhlâs, Felâk, ve Nâs sûreleridir.

    Bu sözleri
    kulaklarına küpe edinen Ukbe şöyle der:
    - O günden sonra her gece bu
    sûreleri okumadan yatmadım. Hep okudum.

    Hazret-i Ukbe bilmediklerini,
    öğrenmek istediği husûsları Peygamberimizden sormaktan çekinmezdi. Böylece pek
    çok şeyi öğrenme imkânını bulmuştu. Birgün Peygamberimizin yanına yaklaştı,
    mübârek ellerini tuttu ve şöyle dedi:
    - Yâ Resûlallah, iyilik ve ibâdetin
    üstün olanlarının hangisi olduğunu söyler misiniz?
    - Hâlini sormayanın
    hâlini sor. Sana bir şey vermeyene vermeye bak. Sana haksızlık edeni de
    affet.
    - Ya Resûlallah, kurtuluş nerededir?
    - Diline sahip ol,
    evin sana dar gelmesin. Sırrını yayma. Günâhların için ağla.

    Sen
    hüküm ver
    Bunlar zor işlerdi. Nefse ağır gelen hizmetlerdi, fakat
    Cennete kavuşturuyordu. Bunun için herşeyden önce böyle nefse zor gelen amelleri
    işliyerek Allahü teâlânın rızâsını elde etmek lâzımdı. Hazret-i Ukbe'nin öğrenme
    husûsundaki bu gayreti onun kısa zamanda âlim Sahâbîler arasına girmesine sebep
    oldu. Öyle ki, Hazret-i Ukbe, Peygamberimizin zamanında ictihâd edebilecek
    seviyeye geldi. Hattâ bir defasında Peygamberimiz kendisine müracaat eden iki
    dâvâlı hakkında hüküm verme işini ona bıraktı. Ukbe:
    - Siz daha lâyıksınız
    yâ Resûlallah! Anam, babam size fedâ olsun, dedi.

    Fakat Resûlullah
    efendimiz buyurdu ki:
    - Sen hüküm ver!

    - Neye göre hüküm
    vereyim yâ Resûlallah?
    - Kendi ictihâdına göre hüküm ver. Eğer hükmünde
    isâbet edersen sana on sevâb verilir. İsâbet etmezsen bir sevâb kazanırsın.


    Hazret-i Ukbe birgün on iki arkadaşıyla birlikte Peygamberimizden
    birşeyler öğrenmek düşüncesiyle yola çıktı. Yanlarında develeri de vardı. Onları
    başı boş bırakmak istemediler. Dediler ki:
    - İçimizden birisi develerimizi
    otlatsa da, kalanımız Resûlullah efendimizle sohbet etsek. Sonra
    öğrendiklerimizi ona bildiririz.

    Hazret-i Ukbe gerçi Peygamberimizin
    sohbetinde bulunmayı çok arzuluyordu. Fakat develerin yanında birisinin kalması
    gerektiğine de inanıyordu. Arkadaşlarını kendi nefsine tercih ederek, "Siz
    gidin. Develeri ben otlatırım" dedi. Sonrasını kendisi şöyle anlatır:


    Kim güzelce abdest alırsa
    "Arkadaşlarım gideli bir hayli
    olmuştu. Kendi kendime dedim ki:

    - Galiba aldandım. Arkadaşlarım
    Resûlullahtan benim duymadıklarımı dinliyor, öğrenmediklerimi öğreniyorlar.


    Sonra şehre gittim. Yolda sahâbîlerden bir grupla karşılaştım.
    İçlerinden biri, Peygamberimizin, "Kim güzelce abdest alırsa, günâhından
    temizlenerek annesinden yeni doğmuş gibi olur" buyurduğunu söyledi. Hayret
    etim. Benim hayretimi fark eden Ömer bin Hattâb dedi ki:
    - Hele sen ondan
    önceki hadîsi dinlemeliydin. Ondaki müjde daha fazla idi.
    - Ne olur, onu da
    sen söyle!

    Bunun üzerine O da, Resûlullahın, "Kim Allaha hiçbir şeyi
    ortak koşmadan ölürse, Allah ona Cennet kapılarını açar. O da istediği kapıdan
    Cennete girer. Cennetin sekiz kapısı vardır" buyurduğunu söyledi.


    Tam bu sırada Resûlullah efendimiz geldi. Ben de tam karşısında oturdum,
    dinlemeye başladım. Fakat benden yüzünü çevirdi. Dedim ki:
    - Ey Allahın
    Resûlü! Anam babam size fedâ olsun. Niçin benden yüzünüzü çeviriyorsunuz?


    Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
    - Sence bir kişinin
    istifâdesi mi daha kıymetli, yoksa on iki kişinin mi?

    Hatâmı
    anlamıştım."

    Hazret-i Ukbe, Peygamber efendimize karşı son derece
    hürmetkârdı. Öyle ki, Resûlullahın huzurunda deveye binmeyi hürmetsizlik
    sayardı. Birgün Peygamberimizle birlikte bir yere gidiyordu. Peygamberimiz
    deveye binmişti. Kendisi yaya idi.

    Resûlullah efendimiz onu terkisine
    almak istedi.
    - Ey Ukbe! Binmiyor musun? buyurdu.







+ Yorum Gönder