+ Yorum Gönder
Müzik ve Tv ve Sanatçılarımız Forumunda Leon Battista Albert Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Leon Battista Albert Hakkında Bilgi








    Leon Battista Albert Hakkında Bilgi



    Leon Battista Alberti Hakknda Genel Bilgi



    İtalyan hümanist, mimar ve Rönesans sanat kuramının başlıca kurucusu. Kişiliği, yapıtları ve engin bilgisiyle Rönesans’a özgü “evrensel insan”ın tipik örneği sayılır.

    Çocukluğu ve öğrenimi
    Alberti’nin yaşamı boyunca geliştirip dile getireceği düşünce ve ahlak eğilimleri, içinde doğduğu toplum ve toplumsal sınıftan kaynaklanır. Floransa’nın varlıklı bir tüccar-bankacı ailesinden geliyordu. Kentin yönetimini elinde tutan Albizzi’ler ailesini Floransa dışına sürgüne gönderdiği için Battista, babası Lorenzo’nun işlerini yürüttüğü Cenova’da dünyaya geldi. Aile kısa bir süre sonra Venedik’e taşındı, baba Lorenzo Battista ile büyük Oğlu Carlo’yu orada yetiştirdi.

    leon-battista-albert.jpg.


    Battista matematik eğitimini babasından aldı. Bir işadamı olan babasının ona kazandırdığı düşünsel yetiler, Battista’nın düzenli ve akılcı olana tutkuyla bağlanmasına yol açtı; matematik ilkelerinin uygulanmasın dan sonsuz bir haz duymasını sağladı. Alberti diyaloglarından birinde bir konuşmacıya şöyle söyletir: “Hiçbir şey bana matematikteki araştırmalar ve tanıtlamalar kadar zevk vermiyor; hele bunları Battista’nın resim ilkeleriyle (perspektif) ağırlıkların hareketi konusundaki şaşılacak önermelerini matematikten çıkarması gibi yararlı bir uygulamaya dönüştürebiliyorsam” Matematik Leonardo da Vinci gibi Alberti’yi de görünüşte birbirinden çok ayrı öğrenim ve uygulama alanlarına yöneltti. Aynı anda hem çok değişik sorunları çözebilmesini, hem de doğanın akılcı düzenini ve fiziksel süreçlerini değerlendirebilmesini sağladı.

    Alberti hümanist bir öğrenim gördü. On on bir yaşlarında Padova’da yatılı bir okula gönderildi. Orada klasik Latinceyi öğrendi. Toskana’da yoksul bir köy noterinin evlilik dışı çocuğu olan Leonardo ise böyle bir olanağı hiç bulamamıştı. Alberti’ye sağlanan bu “yeni öğrenim” daha çok edebiyata dayanıyordu ve Alberti okulu, dilin inceliklerini çok iyi kullanabilen bir üslupçu Latince uzmanı olarak bitirdi.

    Usta bir klasikçiydi; yirmi yaşındayken, Romalı bir oyun yazarının “yeniden keşfedilmiş” yapıtı olarak ünlenip çok övülen Latince bir komedi yazdı. Bu oyun, Venedik’in ünlü yaymevi Aldus Manutius tarafından 1588’de. Alberti’nin ölümünden çok sonra, hâlâ Latin edebiyatının bir ürünü olarak yayımlanıyordu. Ama Alberti’yi bütün yaşamı boyunca asıl ilgilendiren, klasik yazarların yapıtlarının üslubundan çok, içerikleri oldu. Eski Roma edebiyatı, hümanistlerin çoğunda olduğu gibi Alberti’de de, İtalyan kentlerinde yeni gelişen yaşam biçimine ve kültürel gereksinimlere ışık tutan, uygar, laik ve akılcı bir dünya görüşünün ufuklarını açıyordu. Alberti “eskiler”i kendi kişisel, düşünsel ve duygusal eğilimleri doğrultusunda yorumladı, ama düşüncesinin kavramsal özünü de onlardan aldı.

    Alberti eğitimini Bologna Üniversitesi’nde, büyük bir olasılıkla da pek sevmediği hukuk alanında tamamladı. Babasının ölümü ve mirasına ailenin kimi bireylerince beklenmedik biçimde el konması, Alberti’nin Bologna’daki yedi yılının üzüntü ve yoksulluk içinde geçmesine neden oldu, ama o her şeye karşın öğrenimini sürdürdü. 1428’de kilise hukuku üzerine doktorasını yaptıktan sonra, hukuk mesleğini yürütmektense daha “edebi” bir iş olduğuna inandığı bir görevi yeğledi. 1432’de, hümanistleri destekleyen Roma Papalık Başmahkemesi’nde sekreter oldu. Kilisenin ileri gelenlerinden biri, Alberti’ye aziz ve şehitlerin yaşamöykülerini incelikli “klasik” Latince’yle yeniden yazma görevini verdi. Bundan sonra Alberti’nin geçimini kilise sağladı. Rahipliğe getirildiği için papalıktan aldığı sekreterlik maaşının yanı sıra, Floransa piskoposluğuna bağlı Gangalandi Manastırı’ndan da papazlık maaşı almaya başladı. Birkaç yıl sonra da V. Nicolaus ona Mugello’dakl Borgo San Lorenzo papaz evini bağışladı. Örnek bir yaşam süren Alberti’nin hiç evlenmemesi dışında daha sonraki meslek yaşamında bir din adamı olduğunu akla getirebilecek hiçbir ipucu yok gibidir. İlgilerini ve etkinliklerini tümüyle dünyevi konulara yönelterek bunlardan görkemli bir hümanist ve teknik yazılar dizisi ortaya çıkardı.

    Felsefe, bilim ve sanata katkıları. 1432’de Roma’da yazmaya başladığı “Della famiglia” (Aile Üzerine) adlı inceleme, Alberti’nin bir etik düşünür ve edebiyat üslupçusu olarak ünlenmesine yol açan birkaç ahlak felsefesi diyalogunun ilkidir. Bu diyalogları, non litteratissimi cittadini (kültürsüz vatandaş) diye adlandırdığı, Latince kültürü olmayan, geniş bir kentli okur kitlesini düşünerek özellikle günlük konuşma dilinde yazmıştı. Daha çok Cicero ve Seneca’dan alınma klasik modellere göre kurgulanmış olan bu yapıtlar. burjuva toplumunun gündelik sorunlarına, eskilerin akla uygun öğütlerini getiriyordu. Bunlar talihle, felaket ve refahla, aile yönetimiyle, dostluk, aile, eğitim ve kamu yükümlülükleriyle ilgiliydi. Eskiyi temel almalarına ve didaktik olmalarına karşın bu diyaloglara tazelik kazandıran şey, 15. yüzyılın rengini ve yaşam biçimini yansıtmalarıdır. Alberti’nin diyaloglarında antik dünyanın etik ülküleri, özellikle modern bir dünya görüşüne, çalışma düşüncesi üzerine kurulu bir ahlak anlayışına güç vermek için kullanılmıştır. Doğru düşünme biçimi olmaktan çıkıp bir eylem sorununa dönüşen erdem, dünyadan el etek çekmekle değil, çalışmakla, emek vermek ve üretmekle oluşur.

    Gençliğinin toplumsal gerçekliğine de uygun düşen bu çalışarak başarma etiği, Alberti’nin 1434’ten sonra içinde yaşamaya başladığı Kuzey ve Orta İtalya’nın kentli toplumu tarafından hemen benimsendi. Medicilerin yeniden güç kazanmasıyla, ailesi için alınmış sürgün kararı kalkan Alberti. IV. Eugenius’un papalık maiyetiyle birlikte Floransa, Bologna ve Ferrara’ya gitti; yolculuğu sırasında birçok verimli ve yakın ilişki kurdu. Yeni dostlarına adadığı Latince ve İtalyanca yazılarında gene kendine özgü çalışma, uygulama ve verimli etkinlik kav ramları üzerinde duruyordu. Ayrıca arkadaşlarını ve koruyucularını düşündüren teknik ve pratik sorunların çözümüne de eğilmişti.

    Alberti’nin kozmograf Paolo Toscanelli ile kurduğu dostluk da bilim ve uygulama açısından aynı derecede önemli olmuştu. Christoforo Colombo’ya ilk yolculuğunda yol gösteren haritayı sağlayan Toscanelli’ydi. Alberti, onunla birlikte coğrafyadan çok astronomi alanında çalışmıştı. Ama o sıralarda bu iki bilim dalının hem birbiriyle, hem de perspektifle çok sıkı ilişkisi vardı. Bu ilişki eski astronom ve coğrafyacı Ptolemaios’un yazılarında yeniden keşfedilen geometrik harita çizim kavramları ve yöntemlerinden kaynaklanıyordu. Alberti’nin bu bilim dalına yaptığı özgün katkı, kendi türünde ilk yapıt olan kısa incelemesidir. Bu incelemede Roma örnek alınarak bir toprak parçasının ölçülüp haritasının çıkarılmasına ilişkin kurallar belirlenir. Çalışmanın, Alberti’nin resim konusundaki önceki yazıları kadar etkili olduğu söylenebilir. Tarihsel bağlantıları kurmak güç olsa bile, 15. yüzyılın sonu ve 16. yüzyılın başlarına ait yerleşim merkezleri ve kırsal alan planlarının çiziminde gözlenen bilimsel kesinliğin temelini, ölçüm ve harita çizimi konusunda Alberti’nin önerdiği yöntemler ve araçlar oluşturmaktadır.

    Alberti ilk kez 1438’de Ferrara’daki Este sarayına konuk olmuş, Marki Leonello, onu başka bir alana, mimariye yönelmeye özendirerek bir de sipariş vermişti. Alberti’nin klasik mimari biçimleri yeniden canlandırmak için yaptığı bu ilk deneme, tepesinde Leonello’nun babasının at üstünde bir heykeli bulunan ve bugün hâlâ ayakta duran minyatür bir zafer takıdır. Alberti’yi, Roma imparatoru Augustus döneminin ünlü mimar ve mimarlık kuramcısı Vitruvius’un klasik metinlerini yeniden ele almaya özendiren Leonello, onu hem büyük bir hümanist girişime, hem de yeni bir sanat uygulamasına yöneltmiştir.

    Alberti 1443’te papalık maiyetiyle birlikte Roma’ya döndükten sonra Antik Çağa ilişkin mimarlık ve mühendislik uygulamalarını her zamanki titizliğiyle incelemeye koyuldu. 1447’de V. Nicolaus papa olduğunda, Alberti bu alandaki bilgisini papanın mimarlık danışmanı olacak kadar yetkinleştirmişti. Alberti ile V. Nicolaus’un işbirliği, Rönesans Roması’nın en büyük yapı projelerinden ilkini doğurdu. Yeni yapılardan başka Eski San Pietro Bazilikası’nın ve Vatikan Sarayı’nın restorasyonuna başlandı. Bu arada, Este markisi artık hayatta olmadığı için, Alberti 1452’de Vitruvius üzerine yaptığı uzun incelemelerin sonucu olan büyük kuramsal yapıtını V. Nicolaus’a adadı. 1485’te basılan De re aedificatoria (Mimarlık Üzerine) adlı bu yapıt, Vitruvius’un metinlerinin yeniden yazımı değil, Alberti’ye ‘ Vitruvius” unvanını kazandıran yepyeni bir çalışmaydı. Rönesans mimarlığının İncil’i haline gelen yapıt yalnızca eski çağın mühendislik bilgilerini birleştirip geliştirmekle kalmıyor, klasik sanatın üslup ilkelerini, oran ve uyum üzerine kurulu yetkin bir estetik kurama dayandırıyordu.

    Alberti yaşamının son yirmi yılında mimari düşüncelerini birçok önemli yapıda uyguladı. Floransa’da tüccar Giovanni Rucellai için inşa edilen Sta. Maria Novella Kilisesi (1456-70)

    Alberti Rönesans’ın yalnızca en önemli kuramcısı olmakla kalmamış, aynı zamanda ileri gelen uygulamacılarından olmuştur.

    Alberti 1450-60 arasında yoğun biçimde mimarlıkla uğraştı ve Rönesans Italyası’nın değişik kent ve saraylarını gezdi. Ama Roma ve Floransa hep onun düşünsel anavatanı oldu; çalişmalarında hep bu kentlerden esinlendi. Papalık yönet cumhuriyetçiliği engellediği Roma’da, Alberti teknik ve bilimsel konularla ilgilendi. Papalık Başmahkemesi üyelerini uğraştıran bazı sorunlara bulduğu çözümler özgün iki yapıtını ortaya çıkardı. Bunlardan biri, ilk İtalyanca dilbilgisi kitabıdır. Bu yapıtında Alberti, Toscana dilinin de en az Latince kadar “düzenli” bir dil olduğunu ve dolayısıyla edebiyat dili olarak kullanılabileceğini savunur. Öbür yapıt ise, şifreyazım konusunda öncü bir kitaptır. Bilinen ilk sıklık (frekans) tablosunu ve Alberti’nin buluşu gibi görünen şifre çarkının kullanıldığı çokalfabeli bir kodlama sistemini içerir. Papa II. Paulus’un kısıtlama uygulaması gereği başmahkemedeki görevine 1464’te son verilmiş olmasına karşın, Alberti papalık için büyük önem taşıyan bu çalışmayı papalık sekreteri olan bir arkadaşının ricasını kırmamak için kabul etmişti. Bütün girişimlerinde olduğu gibi burada da özverili kişiliği, pratik yaklaşımı ve ahlak konusundaki inançları düşünsel yeteneklerini “yararlı” bir uğraşa yöneltmesinde rol oynamıştır. Çalışmaları ressamlar, mimarlar, haritacılar, astronomlar, hümanistler, prensler ve papalardan oluşan sanatsever, kültürlü ve soylu çevreler ile kendisinin de ait olduğu burjuva toplumu için yararlıydı. Alberti’nin çok yönlülüğü, Floransa’nın “kent hümanizmi”ne özgü toplumsal anlayışla sıkı sıkıya bağlıdır.

    Son ve en güzel diyalogunda yer olarak Floransa’yı seçmesi ve bunu, kurallarını koyarak yetkinleştirdiği, kolay anlaşılır Toscana dilinde yazmış olması çok yerindedir. O günlerde Floransa’da cumhuriyetçiliğin artık gölgelenmiş olmasına, Alberti’nin de Lorenzo de’Medici’nin soylu çevresine girmiş bulunmasına karşın, De iciarchia (1468) adlı bu diyalog, kendisinin de ait olduğu bir kuşak önceki burjuva döneminin toplumsal hümanizmini en yetkin bir biçimde ortaya koyar. Alberti’nin gene baş kahraman olması çok uygundur. Bu diyalog öncelikle Floransa hümanizminin ulaştığı kuram ve uygulama birliğini, başarı temeline oturtulan ahlakı ve Alberti’nin bizzat örnek oluşturduğu kamu hizmeti anlayışını yüceltmektedir. De iciarchia’yı ölümünden birkaç yıl önce tamamlayan Alberti, 16. yüzyıl yaşamöyküsü yazan Giorgio Vasari’ye göre “huzur içinde ve mutlu” ölmüştür.

    Değerlendirme. Erken Rönesans İtalyası’nın kültürel yaşamında hemen her önemli gelişmenin öncüsü Alberti’ydi. Alberti’nin çok yönlü kişiliği, onu yarını yüzyıl sonra izleyen ve bu yönüyle kendisine benzeyen Leonardo’nunki gibi hayranlık uyandırmıştır. Ama Alberti’nin kişiliğini ve başarılarını belirleyen, çok yönlülük kadar bütünlük de olmuştur. Leonardo’nun dehası onu Alberti’den daha ileriye götürmüş ve daha çok konuda, daha derine inmesini sağ lamıştır. Oysa Leonardo’nun bakış açısında “modern”, parçalanmış bir nitelik vardır. Buna karşılık Alberti, düşünce ve yaşamında, ölçü ve uyuma dayak Rönesans ülkülerini yerine oturtan tam bir bütünlüğe ulaşmıştır. Çağının bu başat özlemini tam da toplumsal ve siyasal olayların bu çağı gölgelemeye başladığı sırada kavramış, kuram ile uygulama arasında eşsiz bir denge kurmuş, düşünsel ve sanatsal uğraşlarını bütünleştirmeyi başarmıştır. A.B.








  2. Acil

    Leon Battista Albert Hakkında Bilgi isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder