+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Savunma Birimleri Forumunda Mehmetcik Mektupları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. The_MEncH
    Özel Üye

    Mehmetcik Mektupları








    Mehmetcik Mektupları

    Bu başlık altında mehmetçik ve şehitlerimizin mektuplarını paylaşiyoruz..








  2. The_MEncH
    Özel Üye





    Beni merak etme aşkım
    ŞEHİTTEN MEKTUP VAR

    Tunceli'nin Pülümür ilçesi Kocatepe Jandarma Karakolu'na 4 Haziran'da PKK'lı teröristlerce yapılan saldırıda şehit olan Jandarma Er Eraslan Güngör şehit olmadan 2 gün önce yazdığı mektubu ailesine bugün ulaştı.


    Eşi Yeter Güngör ile evlendikten 7 ay sonra vatani görevini yapmak üzere askere giden Eraslan Güngör Tunceli'nin Pülümür ilçesinde Kocatepe Jandarma Karakolu'nda vatani görevini yaptığı esnada terhisine 75 gün kala teröristlerin yaptığı hain saldırı sonucu 7 arkadaşı ile birlikte şehit oldu.


    Şehit olmadan 2 gün önce eşi Yeter Güngör'ü arayarak telefonda hasret gideren ve 74 gün kaldığını kendisine ve annesi ile babasına ayrı ayrı mektup yazdığını söyleyerek telefonu kapatan Eraslan Güngör 2 gün sonra hain saldırıda şehit oldu. Şehit olduktan 8 gün sonra gelen mektup şehidin eşi ve ailesini bir kere daha hüzünlendirirken eşi ile telefonda hasret giderirken gelecekten ve doğmamış çocuklarından bahsettiklerini söyleyen Yeter Güngör eşinden gelen mektubu okurken duygulu anlar yaşadı.


    Eraslan Güngör mektubunda eşi Yeter Güngör'e "Beni merak etme aşkım seni çok özlüyorum nöbette seni düşünüyorum. Aşkından deli oldum seni çok seviyorum. Askerden sonra bana bir çocuk verirsen çok sevinirim dünyalar benim olur. Allah nasip ederde çocuğumuz olursa inşallah sana benzer. Evli askerlik yapmak çok zor hep bunalıma giriyorum. Allah'tan bir şey olmazsa 3 ay sonra tezkere alıyorum. Sana kavuşacağım ve bir daha da senden ayrılmayacağım" şeklinde yazarak çocuk istediğini belirti.


    Anne ve babasına yazdığı mektupta ise "Beni merak etmeyin nöbetlerde görevlerde dikkatli oluyorum. Anneciğim seni üzdüysem özür dilerim. Sizlerin değerini askerlikte anladım. 3 ayın sonunda inşallah size kavuşacağım dualarınızı eksik etmeyin" diye anne ve babasını ne kadar çok sevdiğini anlatmış.


    Mektubu aldığında çok duygulandığını belirten anne Yadigar Güngör "O beni çok severdi bende onu çok severdim. Şehit olacağı hiç aklımdan geçmiyordu ama yine de korkuyordum" diye konuşurken baba Rıza Güngör ise yaşadığı acıyı yüreğinden atamadığını ifade etti.


    11.Haziran.2007 19:02:09
    bu mesaj alıntıdır





  3. HARBİKIZ
    Moderator
    Canım Anneciğim

    Canım Anneciğim Mektubu Oku

    Herşeyimi ama herşeyimi sana borçluyum hep sana hizmet etmeyi yanımda kalmanı sana hürmet etmeyi güzel kokunu koklamayı arzuladım Çok az kısmet oldu Bu dünyada sana doyamadım Anneciğim dünyayı sevemedim tad da alamadım Allah'ın emir ve rızasına aykırı herşey beni rahatsız etti El hasıl dünya bana küstü bende ona

    Bilmiyorum ama zannediyorum senin dualarının bereketiyle ömrüm uzun olur Eğer sen veya ben önce gidersek önce giden kucağını açıp beklesin Elbette kavuşacağız Saçından bende bir tutam var onu yanımda taşıyorum Ölürsem Allah'ın izniyle bu kahramanca olacaktır Saçının telleri yanımda kalsın sakın ağlama Bilki göğsümde kur'an var

    Dudaklarım da son olarak Allah'ı zikretdi Gönlün müsterih olsun İbadetlerimi zikirlerimi hep bağışladım elimde birşey kalmadı Rabbimin huzuruna bomboş gidiyo- rum Onun gufranının kuşatacağını umuyorum

    Sana başka ne yazayım evvel gidene selam olsun

    Oğlun Bedir



    Bedir Karabıyık

    Medeni Hali : Evli / 2 Çocuk Babası
    Şehit Olduğu Yer : Sarıkamış - Kızılçubuk Köyü - 04041994
    Defin Yeri : Balıkesir - Bandırma


    alıntı





  4. HAYAT
    Devamlı Üye
    Bir askerin mektubu (üzümlü karakolu)

    Bazı geceler kabuslar görüyorum. Her seferinde başka bir yerde sıkışıp kalıyorum ve onlar geliyor. Bazen bir mağaradayım bazen kayalıkların arasında. Seslerini duyuyorum, yaklaşıyorlar. Çok korkuyorum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi geliyor. Sonra gözüküyorlar. Peşmerge kıyafetlerini, şalvarlarını ve elerindeki tüfekleri görüyorum. Elim tetiğe gidiyor ama tetiği çekemiyorum. Nişan alıyorum, tüfeğimin emniyetini açıyorum ama olmuyor tetik sıkışıyor sanki. Bir milimetre bile kımıldamıyor. Ve silahlarını bana doğrultuyorlar. Tetiği çekmeye çalışmaktan vazgeçiyorum. Onlara bakıyorum sadece ve rahatlıyorum o an. Şehit olacağım aklıma geliyor. Gülümsüyorum onlar tetiğe basarken..
    Bu rüyalar aslında kabus değil sanırım. Kabuslar da korkuyla uyanırsın. Ben ise uyandığımda huzurlu oluyorum. Hem ölmek artık o kadar korkutucu gelmiyor. Anneme, babama kavuşacağımı biliyorum öldüğümde. Belki şehit olursam onları gördüğümde benimle daha çok gurur duyarlar.
    Burada Hakkari Dağ Komando Tugayı'na bağlı Üzümlü karakolunda yetmiş kadar asker var. Biz iki tim olarak dün geldik. Gündüzleri uyuyor geceleri ise Irak sınırımdan içeri sızarak karakola olabilecek herhangi bir baskına karşı pusu kuruyoruz. Burası şimdiye kadar üç kere saldırıya uğramış. Bizim buraya geldiğimizi ne korucular ne de yakınımızda bulunan Üzümlü köyündekilerin haberi var. Zaten onlara kimse güvenmiyor. Diğer saldırılarda köylülerin PKK'lılara destek verdiklerini düşünüyorlar. Dağların bembeyaz bir yorganla örtülmüş olduğu bu topraklarda insan sırtının dayadığı arkadaşından başka kimseye güvenemiyor. Belki de güvenmemeli.
    Bu yazdıklarımı kendime postalayacağım. Askerden sonra yalnızlığıma geri döndüğümde, posta kutumda görmek istiyorum bu kelimeleri. Belki o zaman daha iyi anlarım savaşsız, kansız yaşayabilmenin değerini. Bu gün burada düşündüğüm tek şey bu karakolu korumak. Ülkemi simgeliyor bu karakol benim için. Artık daha fazla şehit verilmesini istemiyorum. Benim ailem öldü ama buradakilerin annesinin ağlamasını istemiyorum.
    Burada kış çok çetin. Kar üç metreden fazla. Bazen bu akıl almaz beyazlığın beni yutacağı hissine kapılıyorum. Dağlar, kar denizinin dev dalgaları gibi. Çok büyükler. İnsan onların eteklerinde kendini savunmasız hissediyor. Bir toz zerresi gibi.

    Çok uykum var. Bu geceki devriye için biraz dinlenmeliyim.
    12 Aralık 1993 / 10 : 30


  5. HAYAT
    Devamlı Üye
    Uyuyamıyorum. Yatakta dönüp durdum saatlerce. Bu savaşı düşünüyorum. Daha sekiz ay önce İstanbul sokaklarında dolaşıyordum. Askerlik umurumda bile değildi. En fazla günde iki-üç kilometre koşacak birazda eğitim yapacaktım. Komutanlarda fırça yiyecek ve en sonunda şafak defterimde karalanacak gün kalmadığında hayatıma geri dönecektim. Bu gün ise bunlar çok uzak hayaller gibi. İnanması çok zor geliyor. Girdiğim onca çatışma ve ölüm Kemal Başını kaldırmasaydı şimdi yan ranzada uyuyor olacaktı ve ona saçma sapan şakalar yapmaya devam edecektim. Kemal cansız yanıma düştüğünde sanki üzerime dağlar devrildi. Ben altlarında kaldım, ezildim… Kımıldayamadım. Ona dokunamadımMevzide yanımda yatıyordu. O düşünce silah sesleri durdu, mermiler havada aslı kaldı sanki. Ağlayamadım. Ama o gün bıraktım o soysuzlara acımayı. O çatışmada sadece Kemal'i kaybettik. PKK'lılardan ise beşi ölmüştü. Cesetlerinin üzerine hücum yeleğimdeki tüm şarjörleri boşalmak isterdim. Belki yapabilirdim de. Kim bana bir şey diyebilirdi ki? Beni divanı harbe mi verirlerdi. Sadece bir sigara yakabildim. O gün, orada, o PKK'lıların cesetleri dibinde Kemal'e ağladım.

    Aşkını, arkadaşını, ailesini her şeyini kaybetmiş bir askerim. Tek bulduğum şey savaş. Bu kadar kaybedişten sonra kendimi bulmaya çalışmak saçma geliyor.Hayatta kalın, diyor komutanlar. Ölmeyin. Sakın ölmeyin. Düşmanlar ise dışarıda bir yerdeler. Bize saldırmak için fırsat kolluyorlar. Gayri nizami savaşıyorlar. Vuruyor, bize kaybedilenler bırakıyor ve kaçıyorlar.
    Bundan bir kaç ay önce Uzunsırt karakoluna saldırdılar. En büyük kayıp emniyet timinde oldu. Sekiz asker şehit düştü. Ama insanı çileden çıkartan koruculardan birinin anlattıklarıydı. 10-12 PKK'lı emniyet timindeki askerleri şehit ettikten sonra şehitlerin başında halay çekmişlerdi. İnsan böyle şeyler duyduktan sonra duyduğu öfke ve kin dayanılmaz oluyor. Ben askerliğim boyunca bizi yüreklendirmek ve savaşma şevkimizi arttırmak için sarf edilen bir çok söz duydum. Çoğu arkadaşım gibi bana da bu sözler saman alevi etkisi yaptı. Bir anlığına parladık.. Fakat Uzunsırt karakolu ve bunu gibi olaylar bize korkunç bir intikam duygusu bıraktı. İnsan intikamını aldığı zaman rahatlar. Oysa burada yaşanan her duygu insanın ruhuna bir çentik açıyor.
    Uyumak istiyorum. Başaramayacağımı bilsem deuyumaya çalışmalıyım. Yarın biraz daha yazacağım ve belirli aralıklarla bu yazıları kendime postalayacağım. Yani uzun zaman sonra bunları ben okuyor olabilirim. İnsan, kendine ne der böyle bir durumda? Sıkma canını bak her şey geçti, evine dündün ve posta kutunda bu mektupları buldun, rahatla mı demeliyim? Bu yazıları okuyan ben, bilmeyecek mi orada, o dağlarda, kendine veya başkasına yazılar göndermeye hazırlanan başkaları olduğunu?
    Bir şiir yazacağım. Sonra uyuyacağım.

    Aynı Tarih 12 Aralık 1993 / 15 : 45

    Son-

    9 Aralık 1993 tarihinde iki Jandarma Özel Harekat Komando timi aldıkları emir üzerine çok gizli bir şekilde Üzümlü Karakoluna girdi. Amaçları dağa önce üç kere saldırıya uğrayan bu karakolda bulunan askerlerin güvenliğini daha fazla arttırmaktı. Bu iki tim gündüz karakolda istirahat edip gece karakolun altından Kuzey Irak'a girerek her gece başka bir yerde pusu kurmakla görevlendirildiler.Bu iki timin varlığından, asker dışında ne karakol yakınındaki Üzümlü köyünün nede korucuların haberi vardı.
    Timler Üzümlü'deki üçüncü akşamında, 12 Aralık 2003 saat 21 : 00'de pusu kurmak için karakoldan hareket edip Kuzey Irak'a yürüyüş halindeyken, Üzümlü Karakolu'na saldırmak için yaklaşan PKK gurubu ile karşı karşıya geldiler. İlk darbeyi timler vurdu. Fakat silah seslerinin duyulmasından 15-20 dakika sonra, Üzümlü köyünden karakola saldırı başladı. Köyden gelen ateşler, her şeyin PKK'lılarca planlandığı gibi gittiğini sanıp, hem yaklaşmanın, hem sızmanın tamamlanıp da saldırının başladığını düşünen, köydeki korucu ve milisler tarafından açılmıştı. Bu karakola daha önceleri yapılmış olan saldırılar da bu şekilde olmuş, Kuzey Irak'tan 100-200 kişilik PKK gurubu gelmiş, köydekilerle de birleşince 200-220 militanlı PKK gurubu saldırıyormuş gibi kıymetlendirilmişti. 12 Aralık 1993 gecesi maskeleri düştü. Sabah köyde tek bir kişi bulunamadı. Hepsi kaçmıştı. Komanda timlerinden biri astsubay çavuş dördü komando eri beş şehit, doğrudan karakola yapılan atışlarda da bir asteğmen ve bir karakol eri şehit oldu. PKK gurubundan ise 24 terörist o gece, daha sonraki takip operasyonlarında ise 27'si öldürüldü. Bir daha Üzümlü Karakoluna saldırı olmadı.
    Üzümlü'de 12 Aralık 1993 gecesi saat 21 : 30'da Kuzey Irak'a sızan iki komanda timinde bulunan ve çatışma sırasında şehit olan askerlerden birinin şahsi eşyaları arasında, kendisinin yazdığı şu şiir çıktı:

    Olur ya bir çatışmada ölürsem
    Arkamdan yas tutmayın
    Bırakın, toprağımda rahat içinde yatayım
    Bedenimden komandomu çıkarmayın
    Onlar benim gururumdur
    Botlarımı çıkarmayın
    Onlar nice yollar aşacak
    Şehit olursam sırat köprüsünden geçecek
    Elimden tüfeğimi almayın
    O benim namusundur
    Ölünce mezarıma sembol olacak
    Yara'mın kanını silmeyin
    Ahirette hesabı sorulacak
    Göğsümden kör kuşunu çıkarmayın
    O benim madalyam olacak
    Bu şiir Hakkari'deki askeri tesislerin tamamına her şekilde görülebilecek yerlere, özel levhalar üzerine yazılmış,. Hakkari Dağ Komando Tugayı'nın giriş duvarına büyük, pirinç pano üzerine kabartma harflerle yazdırılarak takılmıştır


  6. HAYAT
    Devamlı Üye
    Şırnak Uludere’de teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen Jandarma Er Oğuz Parparoğlu’nun cenazesi dün İstanbul’da toprağa verilirken, şehit erin son sözleri yürek dağladı. Amcasının verdiği bilgilere göre, çatışma öncesi babasıyla cep telefonundan görüşen Parparoğlu, “Baba arkadaşlarımın hepsi şehit oldu. Ben de yaralıyım, ölüyorum. Hakkınızı helal edin. Anneme haber verme üzülür.” der. Şehit er daha sonra cep telefonunu elinden düşürür. Babası ise uzun süre telefondan çatışma seslerini dinler. Acılı aile sabaha kadar oğullarından gelecek ‘yaşıyor’ haberini umutla bekler. ‘Belki yaralıdır, konuşamamıştır.’ diyerek teselli bulur. Ancak, sabah saatlerinde gelen askeri erkan, er Oğuz Parparoğlu’nun şehadet haberini verir. Şırnak’ın Uludere ilçesinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Jandarma Er Oğuz Parparoğlu dün Levent Camii’nde kılınan öğle namazının ardından Edirnekapı Mezarlığı’nda törenle toprağa verildi. Tören sırasında şehit erin yakınları gözlaşlarını tutamazken, kardeşi Filiz Parparoğlu’nun, ağabeyinin taputuna sarılarak uzun süre ağlaması herkesi duygulandırdı. Şehit yakınlarının gözyaşlarına boğulduğu törende dede İbrahim Parparoğlu da, “Oğlumuz vatana feda olsun.” derken yetkililere seslenerek; “Biz ağlıyoruz; başka anneler, babalar ağlamasın. Bu son olsun.” ifadelerini kullandı.

    Bu arada Jandarma Er Oğuz Parparoğlu’nun çatışma öncesi aradığı babasıyla cep telefonuyla görüştüğü öğrenildi. Amca Halil Parparoğlu, şehit er ile babası arasında geçen konuşmayı Zaman’a şöyle anlattı: ‘Gece saat 10.00 sularında babasıyla annesi işyerinde çalışırken babasını cep telefonundan aramış. Babası telefona bakınca şaşırmış bu saatte Oğuz nasıl arıyor diye. Oğuz, ‘Baba arkadaşlarımın hepsi şehit oldu ben de yaralıyım ölüyorum. Hakkınızı helal edin. Anneme haber verme’ demiş.”Amca Parparoğlu, bu kısa konuşmanın ardından şehit erin telefonunun elinden düştüğünü söyledi. Baba Parparoğlu’nun uzun süre telefondan makineli tüfek ve çatışma seslerini dinlediğini anlatan amca Parparoğlu, “Bizim haberimiz olduktan sonra sabaha kadar ümitle bekledik. Belki yaralıdır konuşamamıştır diye düşündük. Ama sabah saatlerinde askerî erkan gelerek Oğuz’un şehadet haberini verdi.” dedi. Ailenin tek erkek çocuğu olan şehit er Oğuz Parparoğlu geçen ay 15 günlük izin kullanmış. Bir hafta önce tekrar birliğine dönen Parparoğlu, izin süresince babasının yerine çalışarak onu dinlendirmiş. Amca Parparoğlu, şöyle konuştu: “Oğuz varlıklı bir ailenin çocuğu değil. Babasının bir çorap atölyesi var. İzine geldiği zaman, ‘Baba sen çok yoruldun dinlen, ben çalışırım.’ diyerek 15 gün boyunca çalıştı, babası da dinlendi.İzin süresi dolunca da birliğine döndü. Kısa süre sonra da şehadet haberi geldi.” 12 ay önce askere giden şehit er Parparoğlu’nun terhisine 3 ay kalmıştı. 21 yaşındaki Parparoğlu’nun Elif ve Filiz adında iki kız kardeşi bulunuyor.

    Şehit Parparoğlu için Levent Camii’nde düzenlenen cenaze törenine ailesi ve yakınlarının yanı sıra Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, 3. Kolordu Komutanı Korgeneral Ethem Erdağı, Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanı Koramiral Emin Murat Bilgel, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Eşref Uğur Yiğit ve askerî yetkililer katıldı. Cenazeye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök çelenk gönderdi.


  7. HAYAT
    Devamlı Üye
    Hürriyet-Yıl 1993. Malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. Hepsi sivil giysili. Üniforma ve postalları çantalarında. Hiçbirinde silah yok, kendilerine refakat eden tek bir askeri personel de. Saat 18.00. Bingöl’e 10 kilometre var. Dağlık, dar bir yol.

    Birden silah sesleri yankılanıyor. İlk virajı geçtiklerinde, 50 PKK’lının karşı yönden gelen Bingöl Tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. Şoföre bağırırlar; ‘Geri dön!’ Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş Otobüsün kapısını, ‘Orada ben yoktum’ diyen Şemdin Sakık, o zamanki adıyla ‘Parmaksız Zeki’ açıyor.


    OSMAN PARTAL ANLATIYOR
    Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum. Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum.

    Galiba telsizle konuşuyordu. Şemdin Sakık, şimdi Hürriyet’te yayımlanan açıklamalarında ‘Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk’ diyor. Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı. Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. Omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu.

    Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ‘Arkada, geliyor’ cevabını aldı. İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. Yani bizi bekliyorlardı.


  8. HAYAT
    Devamlı Üye
    DOĞULU-BATILI DİYE AYIRDILAR

    Geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. Mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ‘TC ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız’ dediler. Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk.

    Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup, Doğulu-Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu.

    Toplam 300 kişiydiler. Bir köye gittik. Kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. Kimi terörist evlere gidip istirahat etti. Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler. Tekrar yürümeye başladık. Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm.

    Bir ırmaktan geçerken su içtik. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı. Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ‘Devrem bizi vuracaklar’ dedim.


    DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM

    Tir tir titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar.

    Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler Su istiyorlardı. ‘Anne, anne’ diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum.

    Kendimi çimdikledim, ölmemişim. Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım. Bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. Beyin, ayak Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım.

    Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. Yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi kullanmışlardı. Şoför biliyordu


    ERKAN OMAY ANLATIYOR
    Adanalı hemşerim Mehmet Tura’yla Manisa-Kırkağaç’ta acemi eğitimimi tamamladım. 24 Mayıs sabahı, jandarma komando olarak Siirt’teki birliğimize gitmek üzere Malatya’dan iki sivil midibüse bindirildik. 50 askerin hiçbirinde silah yoktu. Bizi koruyan refakatçı da

    Bingöl’e 10 kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri duyduk. Saat 18.00’di. Karşı yönden gelen Bingöl Tur otobüsünü tarayan 50 kadar PKK’lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. Şoföre geri dönmesi için bağırdım Duymazdan geldi. Zaten tuhaf şekilde, 4 saatte 3 mola vermişti

    Bizi indiren PKK’lılar ‘Geleceğinizi biliyor, sizi bekliyorduk’ dedi O sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı karanlıklardan. ‘Oğluma ne yaptınız’ diyordu. Adını söyleyince oğlunun otobüslerde olmadığı anlaşıldı. Çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar. Geldiği gibi gitti. O baba sayesinde kurtulduk. Hepimizin öldüğü sanılıyordu. Askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler hepimizi öldürecekti

    YANLIŞLIKLA 9 ŞEHİT DAHA
    Sürekli yürüyorduk. Ertesi gün 12.00’de silah seslerinden askerlerin yaklaştığını anladım. Asıl harekat 16.00’da başladı. Sikorsky ve F-16’lar uçuyordu tepemizde. PKK’lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara saklandı

    Bizi hedef olarak ortada bıraktılar. Askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9 eri şehit etti bu yüzden. Müthiş bir yağmur vardı. Bizi kalkan olarak kullanan Şemdin Sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce şaşırdı. Teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. Kurşuna dizilenlerin arasından kurtulan Osman Partal da aramızdaydı

    Ellerimizi çözmeyi başardık. Kaçmaya başladık. Karşılaştığımız birkaç teröriste ‘Bizi serbest bıraktılar’ dedik. İnandılar. Birbirimizden ayrılmış, askerlerin bulunduğu yöne koşuyorduk Bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir yandan bağırıyordum

    Tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle karşılaştım. Mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. Komutan ‘PKK’lı var mı içinizde?’ diye sordu. Sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. Bingöl Cezaevi’ndeki bir koğuşa götürdüler bizi

    Elbiselerimizi değiştirdik. Evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. Kafam durmuştu yaşadıklarımdan sonra. Evin telefon numarası bir türlü aklıma gelmediği için arayamadım


  9. HAYAT
    Devamlı Üye
    Türkiye'mizde 1984 tarihinden Mart 2001 tarihi itibariyle Vatanın bölünmezliği uğruna canlarını verip, Gökteki Hilal ile Yıldızı Bayrak, Toprağı da Vatan yaparak kara toprağın bağrında sıra dağlar gibi yatan şehitlerimiz; Sizler gençliğinizi yaşamadınız. Vatan savunmasını, Milli Misaki, Cumhuriyeti, canınızdan üstün tuttunuz. Oysa sizlerin olağanüstü yetenekleri vardı. Türk milleti için büyük değerler üretebilirdiniz. Vatan sevgisini yine ilk sıraya aldınız. Vatanı bölmek isteyenlerin üzerine nasıl saldırdığınızı, Cudi, Kabar, Namaz dağlarında, Kuzey Irak'ta nasıl aslanlar gibi savaştığınızı, sözde kürt devletinin kuruluşunu nasıl engellediğinizi, ne zaman şehit olacağınızı, silah arkadaşlarınız ve komutanlarınız anlattı. O zaman " Ne Büyüksün ki Kanın Kurtarıyor Tevhidi, Bedrin arslanları ancak sizler kadar şanlı idi." mısraları geldi aklımıza !
    Yemen şehidi Mehmet, Ahmet, Osman, Mustafa, Bekir. amcalarınızın kahramanlığını, Çanakkale Şehitleri Ömer, Yahya, Faruk, Mahmut amcalarınızın vatan sevgisini nasıl nesilden nesile anlatarak ruhlarını şad ediyorsak, siz şehitlerimizin kahramanlığını, vatan severliğini de nesilden nesile anlatarak sizleri unutmayacağımız gibi unutturmayacağız da!

    Sizler Vatanın bölünmezliği uğruna şehit oldunuz. Vatan Haini Bölücü başı yakalandı. Yargılandı. Bu yargılama işi dünyanın gözü önünde yapıldı. Yargılanması sırasında bölücü başı vatan haini suçunu kabul ederek tüm şehit çocuklarından, ana ve babalarından özür diledi. İdam cezasına mahkum oldu.

    Cezası kesinleşen vatan haini bölücü başının bu cezası sizler şehit olmadan sizlerin yanında olduğunu "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" diyerek iktidarda olanlar engelledi engellemeye de devam ediyorlar! Sizlerin ana, baba, eşleriniz ve çocuklarınız olararak bölücü başının idam edildiğini müjdeliyemiyoruz, sizlerden özür diliyoruz.

    Sizlerin yeri çok güzel, Şehitliğin her kişiye nasip olmayacağını biliyoruz. Ama yokluğunuza dayanmak çok zor. Sizleri çocuklarınız, ana, baba ve eşleriniz rüyasında görüyor. Sizlere sarılıyor, ama uyandığında göz yaşından başka bir şey kalmıyor. İnsan engellerinin hepsini aştık da kader engelini aşamadık. Kader bu!

    Biz şehit ailelerine ağlarken gülmek yakışmaz, bizler ne zaman güleriz, biliyormusunuz? Üç liderin engellediği idam dosyası meclise gelir, adalet ne zaman yerini bulur da, vatan haini çocuk katili, tetörist başı idam edilirse o zaman !!!

    Şehit aileleri derneği açıklaması


  10. Ziyaretçi
    Helal olsun be şehitler ölmez!!!

+ Yorum Gönder


mehmetçik mektupları,  mehmetçiklere mektup,  mehmetçiklerin mektupları,  mehmetçik mektup,  mehmetçik mektubu,  mehmetçik askerlere bir mektup