+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
Aşk ve Sevgi ve Şiir ve Güzel Yazılar Forumunda Mustafa Cilasun'un sine-i sürurundan şiirler... Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mustafa CİLASUN
    Devamlı Üye

    Cevap: Mustafa Cilasun'un sine-i sürurundan şiirler...

    Nerdeyim, meşkûk bir halde, halin hazan perdesindeyim!




    Bir merhaba
    demeyi ne kadar çok isterdim
    Yıllara sâri yutkunduğum kederin elemiyle sabahladığım gecelerin



    Anlamaya muktedir olmak için
    gösterdiğim gayretin, bin hüzünle efkârlı nefesin
    Esaretinde inim inim inletmiştin, ne yapsam ve nereye baksam suçlayandı o melalin
    Gözlerinden
    dökülen yaşların meali miydim
    Sinem için demlediğim kederin gizeminde arandığın dikenli dilin



    Meşkûk bir halde, halin hazan
    perdesinde ve hıçkırığın bizar bırakan o kadrinde
    Ruhumun mahzun serinliğinde, kalbimi titreten ve ürküten o haykırışın nedenlerinde


    Ne yapmıştım
    kalbin ülfetinden arınmıştım
    Suskunluğun rahlesinde sabahlara denk umman sesini aranmıştım



    Firakın abat olduğu, firkatin inşiraha
    mebni gönüllere ilham olduğu aşkı anmıştım
    Sevdanın yalanlarından, nefesin heyecanlı sunumlarından mustarip olarak ağladım


    Ne yapmalıyım
    sualiyle ve edebin kavliyle
    Yıllarca sabrederek, gözlerinin yargılayan halinden kaçarak halime



    Nakşeden ne kadar sancılarım
    zuhur ettiyse, bir hikmeti gerekçesi vardır mıdır diye
    Umut içinde, hali bizar bıraktıran sahnesinde, çilenin ulviyetine amade aşk esiniyle


    Hiç
    yazmamıştım, yalnızlığa bırakmıştım
    Gülerken ağlayan, susarken yüreğin yangınlığında dalan hicrandım


    Halimin avareliğine şahit olan
    kim varsa, hastamı acaba kuşkusuyla bakıyorlardı
    Sense ne derler kaygısıyla ve bilmem ki her nasılsa farklı hülyaların sultasındaydın


    Ne halimin
    derinliğine vakıftın nede ardın
    Hayatın sosyolojik hallerinden bihaber olan bir can olarak hardın



    Kuşku ve korkularınla, önyargılı
    savlarınla hiçbir vakit kalbin sesine kanmadın
    Ne kadar aynı dili konuşuyor olsak ta, duygular farklı lehçelerde olunca hoyrattın


    Nasıl anlardım,
    hiç fırsat vermeyen candın
    Anlatmaya başladığım bir an, hıçkırıkların sergileniyordu an be an



    Bilmem ki hala ne istiyordun,
    esaretin pençesinde inlettiğin yetmiyordu biliyordum
    Çaresiz susmayı edep telakki edip, bir hikmeti var diyerek sabırla anı bekliyordum



    Mustafa CİLASUN
    Cevap: Mustafa Cilasun'un sine-i sürurundan şiirler... frmacil sayfa 2iki Cevap: Mustafa Cilasun'un sine-i sürurundan şiirler...

  2. Mustafa CİLASUN
    Devamlı Üye
    Kim şerri sıfat bilirse, mana adına kefensizdir!


    Maddiliğe gömülmüş

    Bir insan, öldürücü silah hükmündedir

    Şavaşın en büyüğü içerde yapılması gerekirken, bu dışarıya saldırıyor

    Doğduğu evreni yabancı görüyor, kendinden olmayan herkesi bir rakip ve tehlike görüyor



    Kendi içselliğimizde

    Dengeyi aramak ve bulmak durumundayız

    İnsanın yatay ve dikey tarihlerini bir bütünlük içinde kurmalıyız

    Onu ne sadece manevilik içinde tutmak, ne de maddiliğe gömmek zorundayız




    Klasik felsefede

    İnsanın yatay ve dikey kesiştiği noktaya bir gül oturtulur

    Bu mükemmeliyet noktadıdır, bir zemine basarak zimle ve sabırla yükselmek

    Yeryüzü gerçeğini unutmadan göğe yükselmenin en tabi nişanesi ve irfanniyet olgusudur



    Çağdaş insanın

    Zannedersem en ayırıcı özelliği sahiplenmektir

    Modern insan, maddi imkanlar nispetinde ancak kendini var hisseder

    Sahip olduğun kadar varsın zehabı üzerine güç ve kuvvet adına varlığından vazgeçer




    Peygamber

    Haber getiren demektir

    Haberi getiren ve ona kulak olan, onun hallerine bakar ve gözlemler

    Duyan ve görmeyen şahıs, haberi, hakikati/hayatı yapar ve bu minval üzere gider

    Ananevi eğitim üç aşamalıdır, ilme’l yakin, ayne’l yakin, hakka’l yakindır, el hak bilinmelidir



    İnsan, Rabbinin

    Öğretmenliğinde öğrenciliğini yaşadığında kamil olur

    Kulağa ve gözüne düşeni kalbine indirir, kalbi bir rahme dönüşür ve orada doğum gerçekleşir

    Duyulan, gözlemlenen ve üzerinde düşünülen şey marifetullaha inkılap eder; marifetullahtan muhabbetullah hasıl olur



    Mustafa CİLASUN




  3. Mustafa CİLASUN
    Devamlı Üye
    Hayatın satır aralarında tahayyül ederken!




    Yaratılışımız bir aşk hikayesidir
    Allahtan geldik, O’ndan ayrıldık ve yine O’ na döneceğiz
    Aşk, aslımıza olan özlem ve onunla bütünleşme çabası manasına da gelir
    Bir anlamda kendimize/bütünlüğümüze sevgidir aşk, provan algı, aşkın kaynağını burada görmediği için onu dünyevileştiriyor



    Varlık, varlığa dair fani olan beden
    Aşkın objesi yapılıyor ve doğalolarak cinselliğe indirgeniyor
    Aşkın büyük hakikatlerden biri olduğu nedense hakkıyla idrak edilemiyor
    Allah'ın kainatı yaratmayı arzulaması ve bunu sevmesi, varlığın ilk sebebinin sevgi/ aşk olduğu anlamına geliyor



    Varlığa ait ve birbirinden ayrı cüzler
    Arasında fevkalade kuvvetli birçekim var, kainatta sari bir aşk hali var
    Aşk, bir birinin uzağına düşmüş parçaları bir araya getirir, biz buna vuslat diyoruz
    Aşkın şiddeti, parçaların birbirine olan uzaklığı nispetinde artar, kişinin O ‘ na uzaklığı nispetindedir



    Aşk bahsinde hep şu ayrım yapılır
    İlahi aşk, mecazi aşk, ariflerböyle bir ayrımın olmadığını söylerler
    Hedefi ne ve kim olursa olsun,aşk üzere gerçekleşen şey mahiyet olarak hep aynıdır
    Değişen maşuktur; maşuka yönelmenin mahiyeti değişmez, kimler yıllarca faniyi idealize ederek aşık olur



    Aşk, bir derttir, söyletir
    Şiir edebiyatın bir üst dilidir,edep, bir tür yoğurma ve terbiye tarzıdır
    Edebiyat ise edep ile birlikte anılıyor, dolayısıyla şiirinde edebi muhakkak ki olmalı
    Kavuşma arzusu, aşk olarak belirlendikten sonra, vuslat gerçekleştiğinde arzudan doğan acı/ aşk kalmaz




    Mustafa CİLASUN




  4. Mustafa CİLASUN
    Devamlı Üye
    Sufiliğin dilinden ve kalbin sır perdesinden!



    Hakiki dost Allah’tır
    Dost olarak bilinen insan düşman mertebesine çıkabilir
    Düşmanda bir süre sonra dost görülebilir, bu bakımdan ifrat ve tefrite dikkat edilir
    Zira insan ve halleri bakideğil, değişim geçirir, irfan eğitimi bu anlamda çok önemlidir




    Çünki irfan, her halin
    Bir tecelli olduğu inancını verir, sekülerizm, milliyetçilik gibi
    Modern kalıpların tersine, irfanayrıştırmaz, “bir” leştirir, farklılıklarda ki ne
    götürür
    Büsbütün sanallaşmış bugünün gerçekliğinde insanı bu yakınlıkta tanımak ne kadar mümkün




    Görmeden, dokunmadan
    Bir hukuk geliştirmeden insanlaryakınlaşıyor ve bu hisse kapılıyor
    Hayır, bu ortam ve bağlam dostluğu mümkün kılmaz; imtihandan geçmeyen inkılap etmez
    “Dost” kelimesi Farsçadan geliyor,”arkadaş” ise kok olarak Türkçedir,”arka”sını dayadığı taş anlamına gelir, arka-taş




    Bu sebeple arka-taş önemlidir
    Kişiyi güvende tuttuğu gibi,güçünün ortaya çıkmasını sağlar
    “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim” deriz, arkadaşı kendisini seçmiş olur
    Her cüz, “arka” sını yaslayacağı bir “taş” bulmak süretiyle bütünlüğe ermek, kendisi olmak istiyor




    Dostluk, arkadaşlığın ötesinde bir şey
    İnsanın dostu mahremi sayılır,böyle olduğundan insan dostu
    Yanında çıplak kalmaktan çekinmez, kaygısızca soyunur, dost ağır söylese de
    Zoruna gitmez, bu yüzden sultanların musahipleri olmuştur, herkesin korkup sustuğu halde,
    muhasip sultana hatasını söylemiş ve açığını göstermiştir..




    Mustafa CİLASUN

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12