+ Yorum Gönder
Duyurular ve Sohbet - Muhabbet Forumunda Genclık nasıl bır sey herkezın yorumunu beklıyorum Konusunu Okuyorsunuz..
  1. captain_41
    Devamlı Üye

    Genclık nasıl bır sey herkezın yorumunu beklıyorum








    Size göre gençlik nasıl bir şey?


    Genç olmak zor bir iştir. Gençlik, o güne kadar insanın biriktirdiği ne varsa hepsini ortaya koyup düşünme ve onlara bir biçim verme zamanıdır. Genç artık her şeyi kendi gözüyle görmeye ve değerlendirmeye başlar. O güne kadar annesinin babasının öğretmenlerinin dediklerini çok fazla sorgulamadan kabul eden çocuk, bunları sorgulamaya başlar. Çocuk değildir artık; hem fiziksel, hem psikolojik olarak bir erişkin gibi değerlendirme kapasitesine erişmiştir. Sahip olduğu gücün farkına varması genci, bunları kullanmaya başlaması da anne babayı şaşırtır. O güne kadar çok fazla şeye hayır demeyen (hayır dese de belli sınırlarda hayır diyen çocuk) her şeye isyan edercesine hayır demeye başlar. Bu isyan bazen yalnız isyan etmek adına yapılır. Genç kendini kabul ettirme uğraşısı içinde kendi aleyhine olacak kararlar da verebilir. Yoğun çatışmalar başlar anne-baba ve genç arasında. Aslında iki tarafın da olup bitenden rahatsızlık duyduğu bu çatışmalarla başa çıkmak hem genç için, hem anne babalar için kolay bir şey değildir. Çatışmalarda mutlaka bir çözüm bulmaya çalışmak yerine anlayış göstererek hem gençlerin, hem erişkinlerin sabırlı olmaları, birbirlerine olan sevgilerini ve ilgilerini sürdürmeleri gereklidir. Bu dönemde yaşananlar bazen genç ve ana babaları birbirine yabancılaştırabilir, bu durumda yeniden birbirlerini tanımak için çaba harcanması gerekmektedir.

    Herkes genç olmuştur, ama genç olmak ne demektir unutur. Gençliğinde kendi yaşadığı zorlukları sanki hiç yaşamamış gibi, kendisine yapılanları anne ve babasının kendisine yaptıklarını aynen kendisi de uygular – olsa olsa şekli değişmiştir biraz. Muhtemelen anne babaların gençlik dönemlerinde yaşadığı korkular anne babaları böyle davranmaya itmektedir.

    Evet genç olmak bir yanıyla zordur zor olmasına ama başka bir yanıyla da hoştur. Duygular en yoğun bu dönemde yaşanır. En yakın arkadaşlıklar bu dönemde kurulur. Her şey daha renkli daha canlıdır. Değişime, iyiye, güzele, geleceğe daha çok inanılır. Genç yaşamın hiçbir döneminde hissedilmediği kadar umut doludur.







  2. SuskuN PrenS
    Devamlı Üye





    Genclık nasıl bır sey herkezın yorumunu beklıyorum


    Her toplumun ömrünü sürdürebilmesi, yarınlarda kendi varlıklarının mücadelesini verebilmesi ve idealinde kurmuş olduğu bir dünyayı gerçekleştirebilmesi için bazı dinamiklere ihtiyaç hisseder. Bu ihtiyaçlar temin edilmeden hayat ve gelecek adına bir düzenlemeye girişilemez. Bu noktada elzem olan dinamiklerden en önemlisi şüphesiz ki gençliktir. Gençlik; duygu olarak, hareket olarak, güçlülük ve gayret olarak bir toplumun en dinamik unsuru olup, geleceği inşa edecek en önemli değerdir. Bunun için yanlış veya doğru, her toplum ve fikir gençliğe hitap edip bu dinamiği kazanmaya çalışır. Her hayat görüşü, planlarının en önemli noktasına gençliği yerleştirmektedir. Çünkü hiçbir toplumun gençliğe sahip çıkmadan cemiyetini ayakta tutması düşünülemez. Peyami Safa’nın deyimiyle “Gençliği hayatta olmayan cemiyetin hayatı yatalaktır.” Tabii biz gençliği hayatta olmayan cemiyet derken neyi anlıyoruz? Gençlik bedenen her zaman hayattadır. Ama maalesef bu hayatı yaşayan (öldüren) gençler; imandan, ahlaktan, edepten, hayâdan, değerden yoksun, iffetsiz, izzetsiz, inançsız bir hayatla vurdumduymaz, duyarsız bir yaşam sürdürüyor. Allah aşkına böyle bir gençliğe biz nasıl hayattadır diyebiliriz ve nasıl bu gençleri ihmal ve göz ardı edebiliriz?



    Bu gün göz ardı ettiğimiz gençler yarın gözlerimizi oyacaklardır. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın. Evet, gençler bizim için en büyük değer ve gençlik hayatın en güzel dönemidir. Bizler için en büyük zenginlik; silah, para, gümüş, altın değil; imanlı, ahlaklı, iffetli, izzetli, sorumlu bir gençliktir. Fakat en çok sahiplenilmeye muhtaç gençlik bu gün doğru ellerde, doğru yollarda ve doğru kulvarda değil… Yanlış ideolojiler, yanlış örnek modeller, yanlış ve kasıtlı batıl eğitimler ve vahiyden yoksun bir ortamda gençler eğitim adına öğütülüyor, yıpratılıyor, ruhsuzlaştırılıyor… Tüm bunlara ses çıkarmazlık ve bunları yürekten dert edinmemek dünyanın imarından sorumlu Müslümanlara yakışmaz. Cemil Meriç’in ifade ettiği “Cinayete ses çıkarmayan, caninin ortağıdır.” Sözünü düşünelim. Canilerden olmamak için sesimiz çıkmalı bu yanlış eğitim öldürülen cinayetlere karşı. İnsan sadece silahla öldürülmez. 21.yy silahlar değişti artık. Eğitim bir silah, yanlış ideolojiler bir silah, heva-heves bir silah ve dünya tutkusu bir silah… Silahların çeşidi farklı olsa da ortak noktalarının genellikle olduğunu görürüz. Hedefleri temiz bir fıtrat üzere büyümeye aday fidanları yok etmek veya kendilerine uygun bir hale getirmek. Yani “Yok etme, kontrol altına al, kullan!”



    “Gençlik bir toplumun umut ışığıdır. İstismar edilirse söner, doğru yönlendirilmezse hayatı yaşanmaz hale getirir. Gençlik bir toplum için en büyük güçtür. Bu gücün doğru insanların elinde nasıl iyiye, güzele, doğruya, ıslaha dönüştüğünü saadet asrında görüyoruz. Şirke karşı, batıl ilahlara karşı, düzenin yanlışlarına karşı, maneviyatsızlığa, haksızlığa, beşeri düzenlere karşı korkusuzca hak davayı sahiplenen, yücelten gençler olmuştu. Bu gençlerin gücü yaşlarında değil eğitimlerindeydi, ahlaklarındaydı, aldıkları örnek modellerindeydi ve bağlandıkları ilahi merkezdeydi.



    21. yy da bu gençliği anmak yerine bu nebevi gençliğin üzerinde temiz bir akılla ve korkusuzca düşünmeliyiz. Sorularla sorgulamalıyız yanlışlıkları. Bu asrısaadet gençliğini yücelten ve değerli kılan şeyler nelerdi? Gerçekleştirenler nasıl gerçekleştirmişti? Bulduğumuz cevapları önce kendimize uygulayıp daha sonra sağlıklı bir şekilde tohum olmaya aday gençlere aşılamalıyız. Yoksa ekilmeye müsait tohumlar elimizde kuruyacaktır. Gençliği iyi yönetenlerin insanlığı iyi yöneteceklerini asrısaadet en güzel şekilde bize gösterdi. Gençlik İslam ile donanmış olduğu zaman önemlidir, değerlidir. Yoksa; İslamsız, tevhidsiz, ahlaksız, amelsiz bir gençlik şerdir, beladır.



    Bu gün toplum gençlerle dolu; ama çoğu şaşkın kendi yaratılış amaçlarından bihaber ve dağınık… Kurduğumuz planlar bir türlü tutmuyor, eğitim sonucunda yanlış ürünler hâsıl oluyorsa düşünmek lazım. Ama maalesef bazıları kaliteli ürünlerini toplumda görmek istemiyor. Olgun fert, olgun aile, olgun toplum ve olgun devletin gerçekleşmemesi için şer odaklı güçler işi baştan sıkı tutup var gücüyle çalışıyor. Modernizim adına nice çirkefleri dayatıyorlar gençlerimize. Çağdaşlığı iffetsizliğe kadar götürebiliyorlar bunlar. Çocuklarımızı ve gençlerimizi anne babaların eğitmesi gerekirken maalesef bugün çocuklarımızı yanlış eğitimle hayatlarını devam ettirenler eğitiyor. (tabi eğitim denirse)



    Sorun gençliğin bozulması sorunu değil, sorunun aslı gençleri yetiştirmeyle görevlendirilmiş olan ailelerin yetişmemesi sorunudur. İnançsız evlerden, bilinçsiz ailelerden ve yanlışa kapılmış ebeveynlerden doğacak sonucu siz düşünün. Oysa her doğan çocuğun İslam’ın pak fıtratı üzerine doğduğu, daha sonradan aile, çevre ve eğitim ile nasıl büyütüldüğü çok önemlidir. Bu temiz fıtrat İslami bir eğitim ve öğretimle sıratı mustakim yolu üzerinde yürümekle ancak korunabilir. Fıtrat ile çelişmeyen bir aile, bir çevre ve bir eğitim modeliyle çocuklarımızı ve gençlerimizi evlerimizde yetiştirmeliyiz. Unutmayalım, eğitimin şahsiyet üzerinde ne kadar önemli olduğunu. Ama maalesef gençler bugün bilgi kirliliğinin kucağında şahsiyet parçalanması ve kişilik çatışması yaşıyor. Böylece okulda farklı, toplumda farklı bireyler çıkıyor karşımıza.



    Tüm bunlara rağmen biz dertli Müslümanlara çok önemli görevler düşüyor. Okulda haftalık, bir saatlik bir din bilgisiyle, bir hutbeyle gençlik kuşatılamaz. Bunun üzerinde durmak lazım. Geçmiş önderlerin tarihine göz attığımızda aslında bu gençlik meselesinin tarihi bir mesele olduğu görebiliriz. Mesela Seyyid Kutub’un “Kuran Nesli” özlemi, Mehmet Akif’in “Asımın Nesli” düşüncesi, Sezai Karakoç’un “Diriliş Nesli” ideali bu konunun bir proje işi olduğunun mesajını veriyor. Said Nursi “Gençlik risalesi”ni yine bu dertten dolayı yazmıştır. Cumhuriyetin kuruluş tarihine baktığımızda hep gençlere yönelik programların yapıldığını görebiliriz. Çocuk bayramı, gençlik bayramı, güzellik yarışması vb. etkinlikler… Hatta yakın dönemde vefat eden ve İslam düşmanlığı dilinden akan Türkan Soylan’ın bale yapan, dans eden gençleri gördüğünde “İşte medeni gençlik ve muasır gençlik budur” sözü bunların nasıl bir gençlik görmek istediklerinin dile dökülmüş halidir. Buna benzer bir dönemi 90.lı yıllarda Demirel’in de yaptığını görüyoruz. Bunların nasıl bir gençlik istediklerini okullarına bakarak öğrenebiliriz. Okulda ahlak yok, Allah’ın emirleri yok, hayâ yok, başörtüsü yok, inandığını yaşamak yok…



    Peki, ne yapmalıyız? Tüm bunlara rağmen nasıl bir tepki ve muhalefet gerçekleştirmeliyiz. Ağlamalıyız. Büyüyünce düzelirler bekleyişine mi girmeliyiz? Bir şey yapamıyoruz diye kenara mı çekilmeliyiz? Yoksa bunların sahibi Allah’tır deyip, sorumluluktan kaçmalı mıyız?



    Evet, kınayıcıların kınamasından korkmayan, fıtratıyla barışık bir yapıda büyüyen Kuran ve nebevi ahlak donanımlı özgün, örnek ve sorumluluklarına duyarlı İslami neslimizi oluşturma çabasına girip oluşturmalıyız. Zor olacaktır ama unutmayalım zor işlerin sonucu hep farklıdır. Unutmayalım biz imanla şeref bulmuş insanlarız. “İman edenlere yardım etmek, bizim üzerimizde bir haktır.” (Rum 47) Allah’ın yardımıyla Kur’anın güzellikleriyle süslenmiş bir gençlik neslini oluşturacağız. Kuran bu noktada bize birçok gençten bahsediyor. Özlenen gençlik… Bir gençlik ki, Hz. İbrahim gibi kendi döneminin putlarından arınan, batan (geçici) şeyleri sevmeyen, mantıksız şeylerin peşinden gitmeyen bir gençlik… Ateşe atılma pahasına da olsa toplumda doğrunun şahitliğini yapabilecek bir gençlik. Hz. Yusuf gibi, Rabbinin rızasını nefsine ve şeytani duygularına hâkim kılabilecek bir gençlik… Zindanları zinaya tercih edebilecek, zindanları medreseye çevirebilecek bir gençlik…



    Şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca Allah’ı anan ve hemen gerçeği gören (Araf 201) bir gençlik… Şehvetlerin ardında gidenler ise sizin büyük bir sapma ile sapmanızı isterler. (Nisa 27) sapıtmanızı isteyenleri doğruya çağırabilecek ve şehvetlerinin mahkûmu olmayan bir gençlik… Mevki, makam elde edince bile Rabbinin yolunu kaybetmeyen bir gençlik… Yakup’ların özlemlerini giderebilecek bir gençlik… Ashabı Kehf gibi Allah’ın hakikatlerini Romanın zalim kralının düzenine karşı söyleyebilecek bir gençlik… İlkeleri için hayatı mağaraya tercih edebilecek bir gençlik… Zorluk anlarında isyan etmeyip “Rabbimiz katından bize bir rahmet ve işimizde bize doğruyu kolaylaştır.” (Kehf 10) diyen bir gençlik… Hz. Harun gibi, hak yolda, hak yolun yolcularına yardımcı olabilen bir gençlik… Hz. Meryem gibi iffetiyle abideleşecek, hayâsıyla hayatını bütünleştirecek bir gençlik… Ashabı uhdud gibi, zalimlere Allah’ın adını dillendirebilecek ve ölümüyle nice insanın dirilişine vesile olacak bir gençlik… Allah ve resulünün belirlediği inanç ve ahlaki esaslarla ayakta kalıp direnen, dünyada hakkın şahitliğini yaşatmak için yaşarsak şerefe, ölürsek ebede diyebilecek bir gençlik… Hakkı uyulmaya daha layık gören, bu dosdoğru yola uyan ve Allah’ın yolundan ayrı düşürecek yollara uymayan bir gençlik…



    Beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bilen bir gençlik. Kalbini öğütle yaşatan, hikmetle aydınlatan (ali) bir gençlik… En hayırlı genç odur ki, bir ihtiyar gibi ölümü düşünüp, ahretine çalışıp, gençlik hevasına esir olmayan bir gençlik. (Said Nursi)



    Allah’a ibadetle gençlik kuvvetini sarf etmenin neticesini darı saadette ebediye çevirecek bir gençlik…(Müsned)



    Rabbine yaptığı ibadetle, hiçbir gölgenin olmadığı bir günde Rabbinin gölgesinde gölgelenmeyi hak edebilecek bir gençlik… Hedefi olan, gayesiz yaşamanın başıboş bir hayat olduğunun şuurunda olan bir gençlik…



    Gençlik bizim umudumuzdur. Bazılarının umutlarımızı yıkmasına izin vermemeliyiz. Yarınlarımıza güzel bir miras bırakmak istiyorsak Hz. Yakup gibi özlediğimiz Yusufları aramalıyız. Hz. Hacer gibi temiz yürekli İsmail’lerin yok olmaması için durmadan koşmalıyız. Unutmayalım ki, Hacer’e suyu veren Rab bizimde Rabbimiz. O zaman eğer biz İsmail’ler ölmesin diye Hacer’ce yüreği yanık bir arayışa koyulursak can suyuna ulaşabiliriz. Yine de gençlerimiz HZ. Nuhun oğlu misali inatla inkâr ederler ise Hz. Nuh gibi görevimizi yapmanın huzurunu yaşamalıyız.



    Ey gençliğin ebeveynleri! Unutmayın ki yalnız çocuğu dünyaya getirmekle bir kadın anne olmaz. Ve yine unutmayın ki, “İnsanın en büyük üstadı ve tesirli muallimi annelerdir.” (Said Nursi)



    Söyleyin; yanlışlığa, kötülüğe ve zulme karşı susanlar özledikleri hayatı nasıl bekleyebilirler?




+ Yorum Gönder