+ Yorum Gönder
Her Telden Eğitim Konuları ve Soru Cevap Arşiv Forumunda Anadolu Selçuklu Devleti en parlak dönemini hangi hükümdar döneminde yaşamıştır Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Anadolu Selçuklu Devleti en parlak dönemini hangi hükümdar döneminde yaşamıştır








    Anadolu Selçuklu Devleti en parlak dönemini hangi hükümdar döneminde yaşamıştır.







  2. Gülden
    Devamlı Üye





    Anadolu Selçuklu Devleti en parlak dönemini hangi hükümdar döneminde yaşamıştır

    Büyük Selçuklu Devleti, eski Türk ve İslam geleneğine dayanan kurumlar meydana getirmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti de kültür ve medeniyet yönünden bu devletin bir devamı sayılır. Ancak, bu devamlılık kopyacılık şeklinde olmamıştır. Anadolu’nun sosyal, ekonomik ve coğrafi şartlarını da göz önünde bulundurarak birtakım değişiklikler yapılmıştır.

    Anadolu Selçuklularının ilk zamanlarında, Haçlı Savaşları ve içte meydana gelen olaylar yüzünden, sanat alanında önemli gelişmeler olmamış; XII. yüzydm sonuna doğru başlayıp XIII. yüzyılın ortasına kadar devam eden parlak dönem, sanatta da kendini gösterdi. Birbirinden güzel sanat eserleri meydana getirildi. Bu eserlerden birçoğu, Haçlı Savaşları ve Moğolların Anadolu’yu istilası sırasında yok edildi. Günümüze kadar gelebilen eserlere daha çok yurdumuzun Konya, Kayseri, Sivas, Kırşehir, Amasya, Tokat, Erzurum, Erzincan, Malatya ve Mardin illeri çevresinde rastlanır.

    Anadolu Selçuklu Devletinin yerine kurulan beylikler mevcut imkanlardan yararlanarak yeni yeni eserler meydana getirdiler. Ancak, zaman içerisinde beylikler arasında meydana gelen farklılaşmalar, ayrı ayrı üslûpların gelişmesine sebep oldu.

    Anadolu Selçukluları, meydana getirdikleri eserlerde daha ziyade mimari dekorlara ve süslemelere önem vermişlerdir. Anadolu beylikleri ise mimaride daha ziyade mekan kavramına önem vermişlerdir. Beyliklerde başlayan bu mekan kavramı Osmanlılarda gelişerek devam etmiştir.

    Devlet Yönetimi
    Sultan: Anadolu Selçuklu Devleti’nin başında, sultan denilen, devletin mutlak hakimi ve yöneticisi olan bir hükümdar bulunurdu. Hükümdarların yetkileri töre ve bazı kurumlarla sınırlandırılmıştı.

    Türklerde, devlet geleneğine göre hükümdar babadır. Bu gün bile bu törenin devamı olarak “devlet baba” deyimi kullanılmaktadır. Baba nasıl aile fertlerini koruyup ihtiyaçlarını karşılıyorsa, hükümdar da ülkesi sınırları içinde yaşayan halkını ırk, dil ve din ayrımı yapmadan koruyup gözetiyordu.

    Devletin sınırları içinde bulunan, Ermeni ve Rum gibi Müslüman olmayan azınlıklara da aynı şekilde davranılıyordu. Kendi yöneticilerinden göremedikleri adaleti Türk hükümdarlarından göreceğini bilen azınlıklar Türk tebaasına (uyruğuna) geçmek istiyorlardı.

    Sultanlar, şehzadelikleri sırasmda çok iyi yetiştirilirlerdi. Kendilerine devleti nasıl yönetecekleri öğretilirdi. Devrin en iyi bilginlerinden ders aldıkları için çok geniş bir kültüre sahip olurlardı.

    Sultanın bulunduğu yerde günde beş defa, namaz vakitlerinde nevbet çalınırdı. Sultan, haftanın belirli günlerinde devletin ileri gelenlerini ve komutanları sarayına kabul eder, onlarla memleket meselelerini konuşurdu.

    Merkez Teşkilatı: Anadolu Selçuklu Devleti’nde, devletin işlerini düzenlemek ve yürütmek için Divan-ı Ali denen bir kurul vardı. Divanın başkanı vezirdi. Hükümet işleri divanda görüşülüp karara bağlanırdı. Divan
    üyelerinden müstevfi, maliye işlerini yönetmekle; tuğracı, sultanın yabancı devletlerle yaptığı yazışmalara, arazi ve tayinlerle ilgi beratlara, sultanın tuğra denilen mührünü basmakla; pervane, devletin toprak kayıtlarını tutmak ve dirliklerin dağıtım işlerini yürütmekle; emir-i arız, ordunun ihtiyaçlarını karşılamakla; emir-i dad, adalet işlerine bakmakla görevliydiler.

    Ülke Yönetimi: Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti önceden İznik iken sonra Konya oldu. Büyük Selçuklu Devleti’nin aksine merkezi bir yönetim kuruldu. Divan-ı Ali’de alman kararlar ülkenin her yanında uygulanırdı.

    Memleket: subaşı, melik, uç beyi ve uç beylerbeyi denilen görevliler tarafından yönetilirdi.
    Subaşı: Şehirleri subaşı denen valiler yönetirdi. Bunlar şehrin güvenliğinden sorumluydular. Ayrıca şehirde bulunan askerlerin de komutanı idi. Savaşa kendi askerleriyle birlikte katılırdı.

    Melikler: Selçuklu soyundan gelenler melik unvanı ile illere vali olarak atanırdı. Yanlarında atabeyleri vardı. Atabeyler tecrübeli ve devlet yönetimini çok iyi bilen kimselerdi. Meliklere danışmanlık yaparlardı.

    Uç Beylerbeyleri: Anadolu Selçuklularında iki tane uç beylerbeyliği vardı. Ankara-Eskişehir yolu ikisi arasında sınırdı. Biri kuzey, diğeri güney bölgelerinden sorumluydu. Uç adı verilen Bizans sınırında çok miktarda göçebe Türk yaşıyordu. Başlarında ise uç beyleri denen beyler vardı. Bunlar uç beylerbeyine bağlı olarak bulunduktan yeri idare ediyorlardı.

    Toprak Yönetimi
    Anadolu Selçuklularında toprak devletin malı sayılırdı. İşleyiş bakımından dirlik (ikta), vakıf, mülk diye üçe ayrılmıştı. Dirlik eski Türk toprak hukukundan ilham alınarak meydana getirilen bir toprak yönetim şeklidir. Devletin topraklan gelirlerine göre bölümlere ayrılmıştır. Bu topraklar devlet görevlilerine ve sipahilere veriliyordu. Bunlar, topraklarının gelirine göre orduya asker veriyorlardı. Böylece devlet, masraf yapmadan kuvvetli bir orduya sahip oluyordu.
    Moğol istilası ile dirlik sistemi bozulunca, dirlik arazileri özel mülk haline geldi. Bunun sonucunda düzeni bozulan ordu, bir daha eski gücüne kavuşamadı.
    Mülk arazisi, üstün hizmet görenlere, sultanlar tarafından verilen arazidir. Vakıf arazisi ise, meydana getirilen hayır kurumlarının masraflarını karşılamak için ayrılan topraklardır.


    Ordu
    Anadolu Selçuklu ordusunun en önemli kısmını Türkmenler meydana getiriyordu. Sınır boylarında oturan Türkmenler, bulundukları yörelerin özelliğinden dolayı her an savaşa hazır durumdaydılar.

    Kapıkulu askerleri, çeşitli milletlerden seçilerek alman Hristiyan çocukları ile bir miktar Türk çocuğunun Gulamhanelerde özel olarak yetiştirilmesiyle oluşturulurdu.

    Tımarlı sipahiler, Türkmenlerden sonra sayı bakımından ikinci sırayı alan sipahilerin tamamı, Türklerden meydana geliyordu. Askerlik babadan oğula geçerdi. Ellişer kişilik gruplar halinde oluşturulan sipahilerin komutanına ellibaşı, vilayetlerdeki komutanına da subaşı denirdi.
    Anadolu Selçuklularının deniz kuvvetleri de vardı. Sinop, Antalya ve Alanya’nın fethinden sonra tersaneler kurulup, savaş gemileri yapıldı. Donanma komutanına reisülbahir deniyordu. Donanma, Akdeniz’den gelen tehlikeleri önlediği gibi Karadeniz’de de Türk tüccarını ve deniz ticaret yollarını korumuştur.

    Hukuk
    Anadolu Selçuklu Devleti’nde davalara kadılar bakarlardı. Kadılar emir-i dad denen adalet emirlerine bağlı idiler. Askerler arasındaki davalara askeri kadılar bakardı. Kadılar divana bağlı olmadıkları için siyasi ve idari etki altında değillerdi. Beylikler döneminde de Anadolu Selçuklularının hukuk sistemi devam etmiştir.




  3. Gülden
    Devamlı Üye
    Sosyal ve Ekonomik Hayat
    Anadolu Selçuklularındaki sosyal gruplar arasında sağlam bir işbirliği ve uyum mevcuttu. Devleti yönetenlerin büyük yetkileri vardı. Halkın, kanun karşısında hakları vardı. Köylü devletin toprağını işler ve vergisini verirdi. Avrupa’dakinin aksine, Türk köylüsü hürdü. Gerektiği zaman en üst makamlara kadar çıkıp şikayetini yapabilirdi.

    Anadolu zamanla doğu-batı, kuzey-güney ticaretinin merkezi oldu. Anadolu Selçuklu sultanlarının aldığı tedbirler sayesinde ticaret gelişti. Ticaret amacıyla yollar ve bu yollarda tacirlerin ve yolcuların dinlenmeleri için, kervansaraylar ve hanlar yapıldı. Yol güvenliği sağlandı. Tacirlerin malları ve canları devlet tarafından güvenlik altına alındı. Ticareti geliştirmek amacıyla Karadeniz ve Akdeniz kıyılarına yeni limanlar yapıldı. Yeni şehirler kuruldu.

    Anadolu’da lonca teşkilatı kurularak iş hayatı denetim altına alındı. Loncaların başlıca görevi malın kalitesini yüksek tutmak, standart üretimi sağlamaktı. Bunun yanında usta işçinin yetişmesi, iş ve ticaret ahlakının korunması, vurgunculuğun önlenmesi de loncaların görevlerindendi. Çıraklıktan ustalığa geçmek için imtihan yapılarak başarılı olanlara ustalık belgesi verilirdi. Lonca teşkilatına yalnız Müslümanlar girebilirdi. Bu sebeple ticaret zamanla Müslümanların eline geçti. Lonca başkanlarına ahi denirdi. Ahiler ekonomik hayatta olduğu gibi siyasi alanda da etkindiler.

    Ticaretin gelişmesi ile Anadolu şehirleri gerek ilim ve kültür, gerekse mimari bakımdan gelişti. Konya, Ankara, Aksaray, Amasya, Tokat, Sivas, Antalya gibi şehirlerde birçok eser meydana getirildi.
    Sosyal yardımlaşma, hızlı bir gelişme gösterdi. İhtiyacı olanlara parasız yemek veren imaretler kuruldu. Halkın ihtiyaç duyduğu yerlere köprüler ve çeşmeler yapıldı. Hastaneler yapılarak, hastalar tedavi edildi. Bu kurumların giderlerini karşılamak üzere birçok vakıf kuruldu. Vakıf müessesesi gelişti. Bakır ve demir sanayii çok ileri gitmişti. Bu amaçla büyük imalathaneler kurulmuştu. Ayrıca saraçlık, dokumacılık ve halıcılık gibi el sanatlarında da büyük gelişmeler oldu.

    Din, Fikir, Dil ve Edebiyat
    Din: Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde nüfusun büyük çoğunluğunu Müslüman Türkler meydana getiriyordu. Hristiyanların sayısı azdı. Bunların da çoğu şehirlerde oturuyordu. Serbest bir şekilde ibadetlerini yapıyorlardı. Ülkede tam anlamı ile din ve vicdan hürriyeti vardı.

    Sultanların hoşgörüsünü bilen birçok mutasavvıf, Anadolu’ya geldi ve düşüncelerini yaydı. Anadolu, mistik bir hava içine girdi. Babailik, Bektaşilik ve Mevlevilik gibi tarikatlar hoşgörü ortamı içinde geliştiler.
    Bir taraftan Moğol istilası, diğer taraftan beyliklerin kendi iç mücadeleleri Anadolu halkını canından bezdirmişken bu tarikatlar, Anadolu’da Türk birliğinin yeniden kurulmasına katkıda bulundular.

    Fikir Hayatı: Anadolu Selçuklu medreselerinde İslam geleneğine bağlı olarak aşağıdaki dersler okutuluyordu.

    1) Hadis, Fıkıh, Kelam ve Tefsir gibi İslam diniyle ilgili bilimler
    2) Matematik, Kimya, Fizik, Coğrafya, Botanik gibi tabiatı konu edinen bilimler,
    3) Edebiyat, Felsefe, Mantık, Tasavvuf, Tarih gibi daha çok düşünceye dayanan bilimler.

    Anadolu’da ilk medrese Danişmendoğulları tarafından Niksar’da kuruldu. Anadolu Selçuklularında ise ilk medreseyi Sultan II. Kılıç Arslan Konya’da kurdu. İL Kılıç Arslan ve oğlu Rüknettin Süleyman ilme önem veren bir kişiliğe sahiptiler. İlim ve sanat için çalışanları koruyorlardı. Bu sebepten dolayı Suriye, İran ve Irak’tan birçok bilim ve sanat adamı, Anadolu’ya geldi. Bunların gelişiyle Anadolu’daki fikir ve sanat hayatı iyice canlandı. Büyük felsefeci Sahabettin Sohreverdi Anadolu’ya gelip öğrenciler yetiştirdi.




+ Yorum Gönder


anadolu selçuklu devletinin en parlak dönemi,  türkiye selçuklu devletinin en parlak dönemi,  büyük selçuklu devletinin en parlak dönemi,  anadolu selçuklu devleti en parlak dönemini hangi hükümdar döneminde yaşamıştır,  büyük selçuklu devleti en parlak dönemi,  selçuklu devletinin en parlak dönemi