+ Yorum Gönder
Her Telden Eğitim Konuları ve Soru Cevap Arşiv Forumunda Bir ülkede savaş devam ettiği sırada maarif kongresinin toplanmasi neden önemlidir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Bir ülkede savaş devam ettiği sırada maarif kongresinin toplanmasi neden önemlidir








    Bir ülkede savaş devam ettiği sırada maarif kongresinin toplanmasi neden önemlidir







  2. FERZAN
    Yeni Üye





    Bir ülkede savaş devam ettiği sırada maarif kongresinin toplanmasi neden önemlidir
    Herhangi bir ülkede eğitim siyaseti, o ülkede nasıl bir gençlik istendiği, gelecek kuşakların temel değerlerinin ne olması gerektiği, nasıl bir insan gücüne gereksinim duyulduğu konularında temel ilkeler belirlendikten sonra, bu temel ilkeler çerçevesinde saptanır.

    Osmanlı İmparatorluğunda medrese ağırlıklı eğitim göze çarpmaktadır. Medreseler temel eğitim kurumuydular. Vakıflar tarafından kurulup, idare edilirlerdi. İlk medrese Orhan Bey zamanında İznik’te açılmıştır. ll. Mehmet döneminde Sahn-ı Seman medresesi, Kanuni döneminde de Süleymaniye Medresesi açılmıştır.
    Medrese eğitimi ilk, orta ve yüksek olmak üzere üç kısımdı. Devlet, halkın eğitimiyle uğraşmazdı.

    Yükselme döneminde medreselerde din derslerinin yanında müspet bilimler de okutulmuştur. Sahn-ı Seman ve Süleymaniye Medreselerinde fen dersleri okutulmuştur.

    Medreseler dışında en önemli yüksek öğretim kurumu olarak Enderun Mektepleri vardı. Devlet yöneticisi yetiştiren bu okullara devşirme öğrenciler alınırdı. Enderun, bir başka deyişle, İç Saray Eğitimi demekti.

    Osmanlı ülkesinde yaşayan azınlıkların kendi okulları vardı. Bir de ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletlerin açtığı yabancı okullarda eğitim öğretim yapılıyordu. Bu okullar, devletin denetimi dışındaydı.

    Ülkemizde Tanzimatla beraber meydana gelen hareketlenme eğitim alanında da görülmüş ve izlenen eğitim politikaları sorgulanmaya başlanmıştır. 1916’da Ziya GÖKALP, İttihat ve Terakki Kongresi’ne verdiği raporda; başka milletlerde en karakterli ve ahlaklı kimselerin iyi eğitim görmüş insanlar arasından çıktığını, fakat Türkiye’deki durumun bunun tam tersi olduğunu, vatan için en zararlı kimselerin medrese veya mektepte okumuş olanlar arasından çıktığını, Türkiye’deki medrese ve mekteplerin kişilerin ahlak ve karakterini bozduğunu söyler. Bunun sebebinin, diğer milletlerin eğitim sistemlerinin “milli” olmasına rağmen, bizim eğitim sistemimizin kozmopolit bir halde bulunmasına bağlar. Ve bu düşünceleriyle, çağın yetiştirdiği en büyük devrimci ve devlet adamı olan Mustafa Kemal’i etkileyerek yeni bir eğitim sisteminin oluşmasına kapı açar.

    Atatürk, eğitim ile ilgili düşüncelerini ve tasarladıklarını Kurtuluş Savaşı sırasında paylaşmaya başlamıştır. Sivas Kongresi sırasında Amerikalı gazeteci Mr. Brown’la yaptığı görüşmede şunları söylemiştir: “ Türk halkı iyi bir eğitim görmeli ve iyi bir hükümete sahip olmalıdır. Eğitim, okul demektir. Türk köylüsünün pek azı okuryazardır. Ama bu köylüler öğrenmeye isteklidir, çocuklarının iyi bir eğitim almasını isterler.”

    Atatürk, bu sözleriyle milletin içindeki öğrenme isteğini dile getirmiş ve eğitim alanındaki yapılacak yeniliklerin sinyalini vermiştir. Öyle ki bir savaş stratejisinin belirleneceği ve toplumu örgütlemek amacıyla toplanmış kongrede bile geleceği düşünerek eğitime de yer vermiştir.

    Önemli bir nokta da, Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği sırada, 16–21 Temmuz tarihlerinde Ankara’da toplanan Maarif Kongresi’dir. Bir milletin varolma mücadelesi verdiği bir sırada belki pek çok devlet adamının aklına bile gelmeyecek, gündemi arasında yer almayacak olan eğitim meselesini Atatürk memleket için en önemli mesele olarak görmüş ve böyle bir kongreyi gerçekleştirmeyi başarmıştır. Atatürk, düşüncelerini şöyle dile getirmiştir: “… Bugün Ankara, Milli Türkiye’nin Milli Eğitimi’ni kuracak olan Türkiye Öğretmenler Kongresi’nin toplanmasına da sahne olmak mutluluğu ile övünmektedir.” “Yüzyıllar süren derin bir umursamazlığın devlet yapısında açtığı yaraları sarmak için gerekli olan çabaların en büyüğünü, hiç kuşkusuz eğitim alanında, esirgemeden göstermek gerekir.” “Ancak geniş ve yeterli koşullara ve araçlara kavuşuncaya dek, geçecek savaş günlerinde de, tam bir dikkat ve özenle işlenip çizilmiş bir milli eğitim programı yapmak ve eldeki örgütlerimizi bugünden verimli bir çalışmaya yöneltecek ilkeleri hazırlamak için çalışmalıyız.”

    Görüldüğü gibi Atatürk bu sözleriyle eğitimin artık programlanması gerektiğini ve milli bir kimlik kazanarak etkili bir şekilde uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

    Atatürk şu sözleriyle de eğitimde şimdiye kadar izlenen yöntemleri sorgulamış ve ulusun geri kalmışlığında eğitimin oynadığı rolü ortaya koymuştur. “ Bugüne dek izlenen eğitim ve öğretim yöntemlerinin, ulusumuzun gerileme tarihinde en önemli etken olduğu inancındayım. Onun için bir milli eğitim programından söz ederken geçmişin boş inançlarından ve yaratılışımızın nitelikleriyle ilgisi olmayan yabancı düşüncelerden, doğudan ve batıdan gelen tüm etkilerden büsbütün uzak, ulusal yaratılışımıza ve tarihimize uygun bir kültür düşünüyorum. Çünkü ulusal dehamızın tam olarak gelişmesi ancak böyle bir kültürle sağlanabilir. Herhangi bir yabancı kültürü, şimdiye dek izlenen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür; yapıldığı, geliştiği yerin özelliklerine bağlıdır. Bu yer, ulusun seciyesidir.” Eğitim bir kültürleme işidir. Kültür aktarımında en önemli rolü eğitim oynamaktadır. Atatürk bu sözleri ile eğitimin bir “kültürleme” işi olduğunu ortaya koyarak eğitime bilimsel bakış açısıyla yaklaşmıştır.

    Atatürk, Maarif Kongresi’ne katılan öğretmenlere seslenerek kendilerine düşen görevi ortaya koymuş, ülkemizin iyi yetişmiş ve yetenekli bireylere olan ihtiyacını da belirtmiştir. “Büyük tehlikeler karşısında uyanan ulusların ne ölçüde kararlı olduklarına tarih tanıklık etmektedir. Silahlarıyla olduğu gibi, kafasıyla da savaşmak zorunda olan ulusumuzun, birincisinde gösterdiği üstün gücü, ikincisinde de göstereceğine hiç kuşkum yoktur. Ancak bu doğuştan gelen yetenekleri geliştirebilecek bilgilerle donatılmış yurttaşlar gerekir. Bu ödev de sizlere düşmektedir.”

    Maarif Kongresi için, 18 Temmuz 1921 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesi şunları yazacaktır: “ Cephelerde felah ve istiklal ordusu Yunanla mücadele ederken, Ankara da muallimler ordusu cehalete karşı müdafaa programı hazırlıyor. Harb ve Maarif cephelerinin ikisinde de faaliyetler var. Milli ordu vatandan düşmanı, muallimler ordusu da cehalet ve zulmeti kovacak, iki hizmetin aynı anda tecellisi ulvi bir tesadüftür…”

    Maarif Kongresi’ne 250’den fazla öğretmen katılmış, Halk Mektepleri projesi, ilköğretimin 4 yıldan 5 yıla çıkartılması, öğretim programlarına gerçek hayata dönük dersler konulması, köy öğretmeni yetiştirilmesi gibi konular ele alınmış fakat kongrenin savaş sebebiyle erken sona ermesi ile verimli sonuç alınamamıştır. Fakat içinde bulunulan şartlar göz önüne alındığında kongrenin çok önemli bir adım olduğu su götürmez bir gerçektir.

    Atatürk, 1 Mart 1922’de TBMM’yi açış konuşmasında; “Hükümetin en verimli ve en önemli ödevi eğitim işleridir.” diyerek eğitime verdiği önemi belirtmiştir.
    Atatürk, yapmış olduğu bu konuşmalarla milletin geri kalma nedenlerini analiz ettiğini, eğitim sisteminin bu konuda en büyük suçluluk payına sahip olduğunu, eğitim sisteminde devrim yapılması gerektiğini, eğitimin toplumun özellikleri ve ihtiyaçları yanında, çağın gereklerine de uyması gerektiğini, uygar bir toplum olmak için kültürümüzün yüceltilmesi gerekliliğini,eğitimde milliliğin yanında çağdaş çizgilere de yer verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

    Ziya Gökalp ile başlayan eğitim üzerine etkili düşünme süreci Mustafa Kemal ile kendine vücut bulmuştur. Eğitimin millileştirilmesi için gerekli adımlar atılmış ve yatırımlar yapılmıştır. Kemalist Eğitim Modeli’nin tohumları geçmişi sorgulamak ve var olan koşulları iyi analiz etmekle atılmış ve uygulanmaya başlandıktan sonra meyvelerini en kısa zamanda vermiştir.




  3. FERZAN
    Yeni Üye
    ATATÜRK’ÜN EĞİTİM ANLAYIŞI VE GÜNÜMÜZ

    TÜRKİYESİNDEKİ UYGULAMALARI



    Her yenileşme hareketinin başarısının eğitim alanındaki başarıya bağlı olduğuna ve kalkınmanın akıl ve ilim önderliğinde gerçekleşeceğine inanan Atatürk’ün millî eğitime büyük önem vermesi kaçınılmazdı.

    16-21 Temmuz 1921 tarihinde Ankara’da bir eğitim kongresi toplandı ve bu kongreyi Mustafa Kemal cepheden gelerek açtı.Mustafa Kemal söylevinde eğitimin dinsel değil, ulusal (millî) ve laik nitelikler taşıması gerektiğini milletin geri kalmasında eğitim ve öğretimin en önemli unsur olduğunu,millî karakterimize uygun bir eğitim sistemine geçilmesinin zorunluluğunu ifade etmiştir (Ünal-Halaçoğlu,1997, s.144).

    Bu kongrede M. Kemal Paşa, millî eğitimin gereğini anlatırken bu eğitimin Doğu ve Batı etkisinden uzak bir eğitim olması gereğinden söz etmiştir.Konuşmadaki ‘Batı‘ emperyalist kozmopolit ‘Batı’yı ‘Doğu’ ise feodal şartlar altında yaşayan ülkelerde geçerli şeriat ideolojisini temsil ediyordu.M. Kemal devrimin önderi olarak hemen her dönemde eğitimin bağımsızlıkçı ve pozitivist özelliği ile ilgili özlemlerini dile getirmiş,bu yolda direktifler vermiş ve öğretmenlere de öğrencilere de bu konudaki görevlerini hatırlatmıştır (Eğitim Politikaları,1999,s.112).

    Atatürk, yeni eğitim sistemini oluştururken,eski eğitim sistemini incelemiş,eleştirmiştir.Atatürk içinde yaşadığı toplumu ve dünyanın evrildiği yönü çok iyi saptamış, eğitimi toplumsal kalkınma için en önemli araç olarak kullanmıştır. Cumhuriyet dönemi ,eğitimi bir kamu görevi saymış ve özel okulların sayısını birkaç okulla sınırlandırmıştır.

    Cumhuriyet eğitiminin temel felsefi ilkeleri 18. yüzyıl aydınlanma felsefesinin ve Fransız ihtilalinin getirdiği pozitivist anlayışın ürünüdür. İsmail Hakkı Tonguç gibi eğitimciler Kara Avrupa’sının eğitim sistemini incelemekle birlikte, oradaki gördüklerini Türkiye’de taklit etmeye kalkmamış, Köy Enstitüleri gibi Türkiye’ye özgü bir eğitim kurumu yaratmışlardır.

    Cumhuriyet eğitimi halkçı bir karakter taşımaktaydı.Bu eğitimin temel felsefesi, halk iktidarını ayakta tutmak güçlendirmek ve durmaksızın sınıfsız bir topluma geçmeyi sağlamaktır.

    Halkçı bir eğitim düzeninin yetiştireceği insan tipi şu özelliklere sahip olacaktır.

    Yurtseverlik

    Halka Hizmet Ruhu

    Bilimsel Düşünme Yöntemi

    Kültürler Arası Demokrasi ve Birlik

    Atatürkçü eğitim anlayışı; nabza göre şerbet vermekten, yaban işbirlikçiliğinden, sömürücülükten yana değil halkının kendi kendini gölgesizce kendi yaptığı yasalarla yönetmesinden,kendisini ezdirmemesinden bağımsız yaşamasından yanaydı (Karaahmetoğlu,2000,s.26).

    Öğretim Birliği Yasası Atatürk devriminin temel taşlarından biridir.3 Mart 1924 tarihinde yürürlüğe giren bu yasaya göre ‘tüm okullarda çağdaş ,uygar ve ulusal bir eğitim programının uygulanması gereklidir.Bir okulda laik ötekinde dinsel bir eğitim yapılamaz.Eğitim birliği bozulamaz.

    Öğretim Birliği Yasası ile Osmanlı’nın iki başlı eğitimine son verilmiş, ‘Mektep Medrese’ ayrılığı ortadan kaldırılmış, tüm okulları Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetimine bağlanmıştır. Din bağına dayalı siyasal birim yerine ,ulusallık bağına dayalı bir birim getirilmiştir (Özturanlı,2002,ss.123-124).

    Laiklik nedir? Sorusuna kısaca şu yanıtı verebiliriz: Siyasal ve toplumsal sistemin din ve devlet ayrılığı ilkesine dayanması, bunu savunan anlayış.

    Laiklik aslında bir modernleşme kurumudur. Cumhuriyetle birlikte gelmiş ülkemize. Bizde laikleşmenin ilk adımı 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile atılmıştır diyebiliriz. Laiklik ilkesinin uygulanış biçimine bakarak, ilkenin kapsamını iki nokta etrafında belirginleştirmek mümkün. Laiklik her şeyden önce, Cumhuriyet rejiminin ve bu rejim içindeki siyasal iktidarın konum ve eylemlerinin meşruluk zeminini oluşturmaktadır. Bu açıdan güçlü bir siyasal boyutu bulunan laiklik, aynı zamanda ve en az siyasal yönü kadar önemli olan kültürel bir içerik de taşımaktadır. Türk toplumunda genel kabul gören dinsel nitelikli değerler sistemini değiştirmek anlamında bir ‘fikri İnkılap’tan söz etmek, laiklik ilkesiyle anlam kazanmaktadır.

    Çağdaş iyilikten, Çağdaş güzellikten, çağdaş gerçeklerden yana ulusunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne oturtmaya çalışan bu yolda ödün vermeyen gerçek ulus severlere Atatürk ilkelerinin savunucularına , geliştiricilerine,özgürlük ve bağımsızlık –yüreklilik ve yiğitlik-yapıcılık ve yaratıcılık nitelikleriyle geliştirmesi gereken kuşaklarımızın eğitimine ATATÜRKÇÜ EĞİTİM diyoruz.

    Cumhuriyetin ilk önderleri, kadınların eğitimini devrimlerin parolası olarak gördüler.Cumhuriyetin eğitimcileri şunu açıklıyorlar; diyorlar ki, ’Kadın hür olmadıkça ve umumi hayata katılmadıkça topluluğun durgun suyu dalgalanamaz.’ Bu Kemalist devrimlerin kadınlar açısından parolasıydı.

    Atatürkçü eğitimin bir özelliği de karma eğitimdir.Eğitimin karma olması, hem bireyin tüm yönlerden sağlıklı ve dengeli olarak yetişmesi bakımından hem de ekonomiklik açısından bir zorunluluktur.

    Atatürk kadınların eğitilmesi ile ilgili görüşünü ‘….bir toplum erkek ve kadın denilen iki tür insandan birleşmiştir.Olanaklı mıdır ki, bir yığının bir parçasını ilerletelim, ötekine göz yumalım da yığının tümü ilerlemiş olabilsin?sözüyle ifade etmiştir.

    Cumhuriyet kurulduğunda ülkede resmi olarak etkinliklerini sürdüren üç ayrı eğitim sistemi vardır:

    Mektepler

    Medreseler

    Azınlık ve Misyoner Okulları

    Bu okulların dünya görüşleri,eğitim amaçları siyasal hedefleri uygarlık yönleri farklı olmakla birlikte her biri farklı dünyaların insanlarını yetiştiriyordu.Bu üç okul türü birbirleriyle savaşa bilenen insanlar üretmekteydiler.Bu okullar 3 Mart 1924 tarihinde kapatıldı (Çınar, 2002,ss.78-79).

    Cumhuriyetten önce halkın yüzde doksanından çoğu okuma yazma bilmiyordu. Nedeni eski yazı ile okuma yazmanın güçlüğü idi. Cumhuriyetin en önemli devrimlerinden biri olan Latin kökenli harflerin kabulü 1 Kasım 1928‘de gerçekleşti.

    Laiklikten nasıl sapıldı? Ülkemizde laik eğitim uygulamaları 1946’dan başlayarak özellikle 1980’lerden sonra gevşedi 1974’te aynı okullara zorunlu ahlak dersi konuldu 1982 anayasasına din kültürü ve ahlak öğretimi adı altında zorunlu bir ders kondu. Bu uygulamalarla çağdaş eğitimin yerini dinsel eğitim aldı.

    Dinsel eğitim inanca dayanır ,dinsel eğitimde kuşkuya yer verilmez. Çağdaş eğitim bilimseldir. gözlem ve deneye dayanır. Din ümmetçidir, ulusallığa karşıdır.

    Laik eğitimden dönüşü hızlandıran bir uygulama da imam hatip okullarının yeniden açılmasıdır. Bu gün bilerek ya da isteyerek bilimsel eğitimin yerini dinsel eğitimin almasına göz yumuldu. Eğitim sistemimiz kasıtlı olarak dincileştirildi. Böylece dünya görüşleri taban tabana zıt kuşaklar yetiştirilmeye başlandı. Atatürkçü eğitimin fikri hür vicdanı hür irfanı hür nesiller yetiştirmek ülküsü yerini işi zikir katığı şükür düşmanı fikir olan kuşaklar yetiştirmeye terk edildi.

    Ülkemizde dinci güçler dernekler ve vakıflar aracılığıyla parasal yönden desteklenmekte; politik kuruluşlardan destek görmektedirler.

    Zihni dogmalarla doldurulmuş ‘mürit’ ya da ‘kullar’ değil bilgi toplumunun özgür bireylerini yetiştirmekse gayemiz laik, demokratik, halkçı ,bir eğitim istiyorsak Cumhuriyeti kuranların bu yüce armağanının değerini bilelim, uğrunda savaşmaya hazır olalım.




+ Yorum Gönder


milli mücadele devam ettiği sırada maarif kongresinin toplanması neden önemlidir,  maarif kongresinin toplanma amacı,  maarif kongresinin toplanma amacı nedir,  maarif kongresi neden toplandı,  maarif kongresinin toplanması ,  maarif kongresinin toplanması neden önemlidir