+ Yorum Gönder
Her Telden Eğitim Konuları ve Soru Cevap Konuları Forumunda İstanbul'un tarımı ile ilgili yazı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    İstanbul'un tarımı ile ilgili yazı








    istanbul'un tarımı ile ilgili yazı







  2. IŞILAY
    Devamlı Üye





    cevap istanbul'un tarımı ile ilgili yazı

    stanbul' da; buğday, arpa, yulaf, çeltik, mısır, bakla, nohut, fasulye, fiğ, şekerpancarı, ayçiçeği, patates ve yonca üretimi yapılmakta olup, buğday, ayçiçeği ve arpa İlimizdeki en önemli bitkisel ürünlerdir. Ayrıca yine İstanbul'da domates, marul, fasulye, karpuz ve ıspanak gibi sebzelerin üretimi ağırlıkta olmakla beraber, hemen hemen diğer tüm sebzeler de yetiştirilmektedir. Örtü altı tarımı olarak genelde sebze yetiştiriciliği yapılmakta olup, yetiştirilen ürünler; hıyar, marul, taze soğan gibi sebzelerdir. Üretim için en çok plastik seralar ve yüksek tüneller tercih edilmektedir.





  3. SuskuN PrenS
    Devamlı Üye
    istanbul'un tarımı


    İstanbul’un tarihî geçmişi incelendiğinde, bu şehrin tarım açısından önemli ve öne çıkan bir yer olduğunu söylemek pek de mümkün değildir. İstanbul’daki tarım faaliyetleri çoğunlukla ticaret ve sanayinin gerisinde kalmıştır. İstanbul genellikle kara ve liman ticareti dolayısıyla tarih boyunca öne çıkmıştır. Fakat bunun yanında beslenme ihtiyacı da büyük bir il olması dolayısıyla tarım ürünlerine ihtiyaç oldukça fazlaydı ve bu ihtiyacı dolayısıyla büyük oranda çevre illere bağımlıydı. Fakat yine de İstanbul, özellikle Anadolu yakası ve Avrupa yakasının belli semtleri bahçelik ve bostanlıktı. İstanbul’daki bu bahçe ve bostanlara padişahın da büyük önem verdiğini kaynaklardan görmekteyiz; zira sebze-meyve bahçelerini yönetip gözetmekle görevli olan bostancılar ocağı, İstanbul’da ordu dışında en büyük silahlı kuruluşu oluşturuyor ve görevleri kapsamına, bostanlardan başka, tüm sarayların da koruması ve limanın, Haliç’in ve Boğaziçi’nin genel güvenliğinin sağlanması da giriyordu.

    İstanbul’daki tarım faaliyetlerinin tarihi Bizans dönemine kadar uzanmaktadır. Ta o zamanlarda bile İstanbul’da ekip biçme faaliyetleri şehrin kimi yerlerinde yapılmaktaydı. Fakat Fatih İstanbul’u aldıktan sonra tarım faaliyetlerine daha bir önem verdi ve harap bulduğu şehri canlandırmak için imparatorluğun her tarafından insanlar getirtip, bağcılık ve bostancılığı teşvik etmişti. Bu kapsamda şehirdeki çoğu açık sarnıç, bağ ve bostan haline getirilmişti. Bugün Çukur Bostan olarak bildiğimiz yer aslında eski bir açık sarnıçtır.

    Tarih boyunca İstanbul’da bostancılık, zerzevatçılık hep yaşamıştır. Yıllarla birlikte azalmış, belki sayıları bir elin parmakları kadar kalmış ama asla yok olmamıştır. Osmanlı döneminde olduğu gibi günümüzde de şehrin bazı yerlerinde, büyük oranlarda olmasa bile, bağlar, bahçeler, bostanlar hâlâ varlığını sürdürmektedir. Hâlâ toprağı ekip biçen, ondan geçimini sağlayan insanlar mevcuttur. Ama bunları görebilmek için sorup, soruşturmamız, bir miktar zaman ayırmanız gerekecektir. Çünkü çağın gerektirdiği sanayileşme, makineleşme ve modernleşme bu tip bağ, bahçe ve bostanları yavaş yavaş yok etmekte ve şehrin sessiz, kuytu köşelerine itmektedir.

    Tarım günümüz ticaret anlayışı içerisinde İstanbul’da çok büyük getirisi olan bir faaliyet değildir. Belki de bu sebeple insanlar tarıma fazla önem vermemekte ve bu verimli topraklar zamanla başka iş alanlarına dönüşmektedir. Tarımın bu göz ardı edilişiyle birlikte günümüz çocukları domatesin, salatalığın, biberin ağaçta yetiştiğini sanmakta, doğaya karşı ilgisiz olarak yetişmektedirler.

    İstanbul’da bugün hâlâ görülebilen kimi bahçe ve bostanları, Arnavutköy, Beykoz, Çatalca, Silivri, Şile, Maltepe, Kartal ve Üsküdar çevrelerindedir. Buralar sebze ve meyve üretiminde hâlâ azımsanmayacak bir potansiyele sahiptir. Bir hafta sonu şehrin hareketinden bir nebze uzaklaşarak bu yerler ziyaret edildiğinde, ömrünü toprağa ve bitkiye adamış bir avuç insanın sebze, meyve bahçeleri görülebilecek, belki de ilk defa domatesin, biberin, çileğin kokusuna varılabilecektir.

    Eskiden İstanbul’un çeşitli semtlerinde yetiştirilen sebze ve meyveler, sırtlarında küfeleriyle sokak aralarında bağıran seyyar zerzevatçılar tarafından satılmaktaydı. Günümüzde bu satıcıları pek göremiyoruz fakat İstanbul’a özgü taze, güzel mis kokulu sebze ve meyve görmek isteyenlerin Arnavutköy, Beykoz, Çatalca, Silivri, Maltepe, Kartal ve Şile’ye doğru bir gezintiye çıkmaları gerekmektedir. Bu ilçelerin kimi köylerinde, tarlalarında yetiştirdikleri çeşitli sebze ve meyveleri küçük tezgâhlarda satan insanlara rastlanmaktadır.

    Bu yerler, sebze-meyve yetiştiriciliği dolayısıyla insanları besleme özelliğine sahiptir. Fakat bu özelliğin yanında ruhların dinlendiği, olumsuz düşüncelerin dağılıp yerini mutluluğa bıraktığı nadir yerler olmaları dolayısıyla da İstanbul’un mutlaka görülmesi gerekli yerlerindendir.





+ Yorum Gönder