+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Kartaldaki Fethül Marifii hz ile bilgiyi.. Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Kartaldaki Fethül Marifii hz ile bilgiyi..








    Kartaldaki bulunan ve bu ad ile anilan Camideki türbede yatan,
    Rufai Seyhlerinden Muhammed Fethül Marifi hz ile bilgiyi nereden bulabilirim?
    selamlar







  2. HAYAT
    Devamlı Üye





    a.selam

    Biraz daha detaylı ve gerçek isim yazarsanız bilgi bulursak ekleriz.. bu şekil araştırdım kısa yazı dahi bulamadım




  3. Ziyaretçi
    selam,
    Size asagida kisa bilgi verebilirim.Ben Kartalda bulunan Marifi Türbesini ve bitisigindeki camiyi,ellibir sene önce ziyaret etmistim.Simdi o zamanki tesadüfen ziyaret ettigim Muhammad Fethül Marifi hakkinda bilgi edinmek istiyorum,yardim ederseniz memnun olurum.


    ---Manisada bulunan Entekkeli Dergahinin $eyhi ve kurucusu olan Ahmed Vehbi Efendi(1793-1851,
    Kartal Rifai Dergahının dervişi olmuştur.
    Bir gün İstanbulun Kartal semtinde Rifai tarikatının marifi kolu kurucusu Şeyh Seyyid Muhammed Fethül Marif H.Z ile tanışır ve ona intisap eder:Uzun süre bu dergahta sülük eder ve tarikatın feyzinden bereketinden faydalanarak irşad vazifesi ile görev alarak Manisaya gelir.




  4. HAYAT
    Devamlı Üye
    Geride bıraktığımız asırda, Manisa Rifai Dergâhı olarak faaliyet gösteren “Entekkeli Dergâhı” İzmir Caddesinin arka paralelindeki, İbrahim Çelebi Camiinin karşısındadır. Halen bakımlı bir yapı olarak duran Dergâh binası; kurucu Şeyh Ahmed Vehbi Efendi ve diğer Şeyhler Hasan Rüştü Efendi ve Hüseyin Kemalettin Efendinin türbelerinin de bulunduğu, Anıtlar Kurulu denetiminde tarihi bir eserdir.


    Rifailiğin kuruluşu 12.yy. da Bağdat civarında yaşamış Ahmet Er Rifai’ ye dayanır. Ahmed Er Rifai, Hem âlim, hem de sufi kişiliği sebebiyle ilim ve irfana birlikte sahip anlamında, Hocasının kendisine yakıştırdığı “ebül alemeyn” unvanı ile anılmaktadır.


    Diğer tasavvuf ocaklarında olduğu gibi Rifailikde de; dini vecibelere riayet edilmesi yanında, “insanların ayıp ve kusurlarını görmemek, kötü huyları terk etmek ve alçak gönüllülük” gibi incelikler ön plana çıkmıştır. Hatta Rifailiğin Piri, kendi takip ettiği terbiye üslubunu anlatırken, “ Hakkın yolunu ararken, tevazu kapısın açık buldum ve oradan içeri girdim” dediği kaynaklarda aktarılmakta ve talebelerine, “ istemeyin, ret etmeyin, biriktirmeyin” mealindeki hikmetli öğüdü ile bin yıla yaklaşan zamandır yol göstermektedir.


    Deruni sohbetleri ve coşkulu zikirleri temayüz eden Rifai Dergâhlarında, “burhan” denen ve zikir sırsında vücuda şiş veya kılıç saplamak, kızgın demir veya ateşe temas etmek şekillerinde tezahür eden, olağan üstü gösterileri kapsayan, fizik ötesi davranışlar da görülmüştür. Burhan gösterilerinin dayanağı olarak da, yine bu yolun kurucusu Hazreti Peygamber soyundan geldiğinden “seyyid” diye de adlandırılan Ahmet Er

    Rifai’nin; Hz. Peygamberin Medine’ ravza ı mutahhara denilen sandukası başında “Dedeciğim uzat mübarek elini öpeyim.” Dediğinde, sandukadan bir elin uzandığını ve Ahmet Rifai’nin bu eli öptüğü, kalabalık hac ziyareti sırasında müşahede edildiği ve dahi o sırada, orada bulunan Kadiriye Tarikati kurucusu, Abdurkadir Geylani’nin de bu olaya şahit olduğu rivayet edilir. İşte bu olayın hatırlandığı, Zikir Merasimin Hazreti Peygambere Selam bahsinde, kendinden geçen Rifai Dervişleri, benliklerinden sıyrılarak, “o demi” yaşadıklarını gösterirlermiş. Tabiî ki burhan denen bu gösterilerin, tasavvuf yolunda esas olmadığı, öğretide tekrarlanır, ama izah edilemeyen vakıalar karşısında “bu işe Rifailer karışır” deyimi, atasözü olarak bu olaya izafeten karşımıza çıkmaktadır.


    Rifai Dergâhlarında dini terbiye metodları yanında, musiki ve diğer güzel sanatlara da önem verilmiş ilim ve irfanın birlikte terennüm edilmesi geleneği, bu Dergâhlar çevresinde eğitimli ve zarif bir kütle oluşturmuştur. Nitekim Dergâhların son döneminde İstanbul’da Kenan Rifai (1867-1950) gibi, Galatasaray Sultanisi ve Hukuk eğitiminden geçerek Adana, Manastır, Üsküp, Kosova, Trabzon, Balıkesir Maarif Müdürlüklerinde bulunmuş bir eğitimci, tayin olduğu Medine i Münevvere Maarif Müdürlüne, Mevlana’nın Mesnevisini şerh etmiş bir Tasavvuf erbabı olarak gittiğinde, burada tanışıp, halvet olduğu Rifai Şeyhi Hamza Rifai’den halifelik alır. Kenan Rifai ile Hamza Rifai bu berberlikten öylesine mest olur ki, Hamza Rifai halifesi Kenan Rifai’ye “Oğlum bilmem ki ben mi senin şeyhinim, sen mi benim!” demekten geri duramaz. Bu hitap biraz da Ahmed Er Rifaiye şeyhlik icazetini verip, hırkasını giydiren Hocası El- Vasıtı’nin “Herkes üstadı ile, ben ise talebem Ahmed Rifai ile iftihar ederim.” Deyişini hatırlatır. Yedi lisan bilen Kenan Rifai Medine dönüşü İstanbul Fatih’de bulunan Konağının bir bölümünü “Ümmü Kenan Dergâhı” adı ile irşada açmış ve Entelektüel çevreleri de muhabet halkasına toplayarak, tasavvuf düşüncesinin yirminci yüzyılın ışığında yeniden şekillenmesini sağlamıştır. Bütün bu popüleretesine rağmen hakkında yazı kaleme almak isteyen talebesi Samiha Ayverdi’nin “ Efendim sizin için ne yazmamı buyurursunuz” sualine Kenan Rifai “ O sadece bir hiç idi.” Yazın diye cevap vermesi, Rifai yaşayışının özündeki tevazu ve derin kavrayışın yansıması olarak değerlendirebiliriz. Zira Şair, musikişinas, neyzen ve bestekâr olan Kenan Rifai’nin,

  5. HAYAT
    Devamlı Üye
    “Âdemin âdemliği irfan iledir can iledir

    Sanma ki şöhret iledir, servet ü saman iledir.”


    Mısraı ve yine “İnsan nefsinin esiri oldukça hür sayılamaz. İnsanlık irade sahibi olmaktır. Yoksa değil kürsüye vaiz, arşa çıksan adam olmazsın.” Hitabı, tasavvufta insan anlayışının ifadelerindendir.


    Ahmed Er Rifai yolundaki bu anlayış Manisa Rifai Dergâhında da farklı değildir.


    “Mekteb i irfana girip, ayeti Kuran okuruz.

    İlm i ledün vâkıfıyız, nüsha yı insan okuruz.”


    Diye şiirler düzen Manisa Entekkeli Rifai Dergahı kurucu şeyhi Ahmed Vehbi Efendi(1793-1851), Antakya’da doğmuş, tahsilini ikmal için önce Mısır’a, oradan İstanbul’ a gelmiş, Fatih Medresesinde müderris, Kartal Rifai Dergahının dervişi olmuş, süluk ve seyrini tamamladıktan sonra irşat vazifesi ile 1833 tarihinde Manisa’ya gönderilmiş, Manisa Hatuniye Medresesinde ve İbrahim Çelebi Medresesinde müderrisliğe tayin edilmesi yanı sıra burada Dergahını kurarak irşat faaliyetine başlamıştır. Dergâhın yanında bir fırın işleten Ahmed Vehbi Efendi’nin yüksek bir vecd haline sahip olduğu ve zaman, zaman kızgın fırının içine girip-çıktığı anlatılmaktadır. Tarlasında hasat zamanı toplaman buğdayları çalmaya gelen hırsızlara gece karanlığında kendini belli etmeden yardım ettiğini yolda fark eden hırsızlar, geri dönüp mahcup bir halde “çuvallarımızı hem doldurup, hem de sırtlamaya yardım ettiniz.” Diye özür dileyerek Ahmet Vehbi Efendinin ellerine sarılmaları karşısında, kendilerini affedip Dergâhına kabul etmesi, A.Vehbi Efendinin engin hoş görüsünün izahından başka ne ile ifade edilebilir.


    Ahmet Vehbi Efendinin vefatından sonra bir süre Şeyh tayin edilemediği dönemde, Eşi Meryem Valide Hanımın ferace giyip zikir gecelerinde ayin merasimini idare ettiği yine nakiller arasındadır. Kadının yerinin neresi olduğunun yeniden tartışılmaya açıldığı günümüzden yüz elli sene evvel, Manisa’da bir kadının erkek dervişler tarafından icra edildiğini bildiğimiz dini bir tören olan, zikir merasimini idare ediyor olması, bu günler için de ibret alınacak bir vak’a olsa gerektir.


    Ahmed Vehbi Efendinin halefi olarak yirmi dört yaşında posta oturan Hasan Rüşdi Efendi(1834-1919), altmış iki sene kaldığı bu vazifede, Manisa’nın kültür ve sanat hayatında da çok etkili olmuştur. Rüşdi mahlasını kullanarak yazdığı şiirleri bir divanda toplanmış olan Hasan Rüşdi Efendinin, sesinin çok güzel bir musikişinas ve neyzen olduğu, ünlü musikişinas ve neyzen Müftü Âlim Efendinin musiki hocaları içinde bulunduğu bilinmektedir.


    Hasan Rüşdi Efendinin döneminde Entekkeli Rifai Dergâhının mensuplarının on bin kişiyi bulduğu söylenmektedir. Burada icra edilen zikir ve musikiden rahatsızlık duyan mollaların şikâyeti üzerine Manisa’da Valilik yapan Süruri Paşanın bizzat teftiş ve ziyareti sırsında yapılan zikrin selam bahsinde, kılıçlar, şişler, ateşte kızarmış lale ve güller ortaya çıkartılarak devişana dağıtılmış, iki dervişini yere yatıran Hasan Rüşdi Efendi, karınlarına sapladığı şişleri Dergâh tabanına katar çakmış, şişlerin topuzlarının da üstüne çıkan Şeyh efendi zikre devam etmiş, gördüklerine inanamayan Vali Paşa, zikrin bitimin müteakip, yerlerdeki şiş deliklerini de elleri ile kontrol ettikten sonra, “bildiğiniz gibi hareket edin, kimse bunda böyle sizin işinize karışmayacaktır” diyerek Dergahtan ayrılmıştır.


    “Zahida geç varlığıdan la yı ko illa yı gör

    Kesret içre vahdet bulup Halık ı yektayı gör.”


    Veya


    “ne bilirsin zahida sen vuslatın zevkini

    Lezzeti gark eyleyenler terk i zaman eyledi.”


    Mısralarında olduğu gibi, Hasan Rüşdi Efendi, dini katı kurallardan ve kuru ibadetlerden ibaret sanan dar görüşlü “zahid” lere, şiirlerle ders vermek inceliğine sahiptir.


    Entekkeli Dergahının üçüncü Şeyhi Hüseyin Kemalettin Efendi de (1888-1951) Alim, Arif ve Kamil kişiliği ile temayüz etmiştir. Hüseyin Efendi işgal yıllarında posta oturmuş ve O da Müftü Âlim Efendi gibi, İşgal yıllarında Yunan mezalimine karşı durmuş, hatta elinde mavzeri ile Dergâhın üst katında bekleyerek, yağma için sokağa girmeye kalkışan Yunanlıları ateşlediği mavzeri ile kovalayarak yaklaştırmamıştır. Ufku açık ve karşısındakinin adeta düşüncesini okuduğu menkıbeleri yakın tarihe ve canlı şahitlere dayalıdır. 1925 tarihinde tekke ve zaviyelerinin kapatılması hakkındaki kanuna hiç tereddütsüz “Ulul Emre uyarız” diyerek riayet etmiş ve Dergâh eşyasını tespit ve talep eden Vakıflar Müdürlüğüne teslim etmiştir. Bu tarihten sonra çarşı içindeki bedestende hazır elbise ve halı satışı ile iştigal eden Hüseyin Efendi, esnafın ricası ile Cuma günleri toplu bereket duası yaptırmış ve yine İbrahim Çelebi Camisinde Cuma Hatipliği yapmıştır. Derin din bilgisi ve kültür ile Hüseyin Efendi tarafından bizzat kaleme alınan hutbe konuşmaları elde mevcut olup, bu gün de geçerliliğini koruyacak muhteviyattadır.


    Son olarak, Entekkeli Rifai Dergâhına özgü ve halen İbrahim Çelebi Camiinde Miraç kandillerinde süt mevlidi yapılması geleneğinin devam ettiğinden de bahsedelim. Çocukluğumda babam Hakkı Altınbilek ile birlikte pek çok kereler katıldığım Miraç Mevlüdlerinde içtiğim tatlı ve ılık sütün tadı damağımdadır. Hz. Peygambere Miraç yolculuğu sırasında yapılan süt ikramı ile bağdaştırılan bu güzel gelenek, Entekkeli Dergâhı gibi Manisa’nın kültür mirası içerisinde olsa da, bugünlere ulaşmasını temin eden Entekkeli ailesidir. Bu ailenin, bu günkü büyüklerinden, Manisa Lisesinden matematik öğretmenim, muhterem Adnan Başoğlu, namı diğer Şeker Adnan Hocamızda toplanan aile hatıraları ile kıymetli araştırmacı yazarı Necdet Okumuş dostumuz tarafından hazırlanan “Manisa Rifai Dergâhı Entekkeliler” kitabında, meraklıları için bu Dergâhın tasavvufi ve sosyal tarihinin teferruatı mevcuttur.

  6. Ziyaretçi
    DÜSTÛR
    1- Cemâlinde hüveyda nûr-i iman tâ velâdetden
    Ayırmazdı nigâh-ı şevkını câm-ı şehâdetden
    2- Veda etti fenâya “Ente maksûdî”deyüp Hakk’a
    Bu emre imtisâl etti kemâliyle nehâvetden
    3- Hitâb-ı ircı’îye oldu gerdendâde-i münkâd
    O anda ref’-ı ser etmişdi mihrâb-ı ibâdetden
    4- Niçün etti felek bilmem bu hâle böyle isti’câl
    Ayırdı nâbehengâm zâtını bârân-ı sâdâtdan
    5- Sırrının hasretiyle haşre dek âh etmeyen diller
    Muhakkakdır ki bîfark onlar ecsâm-ı cemâdâtdan.
    (H.1310-M.1892)
    Sadeleştirilmişi:
    DÜSTÛR (TEMEL İLKE)
    1- Tâ doğuştan yüzündeki apaçık iman nuruyla şiddetli istek ve arzu dolu bakışını, şehâdet kadehinden ayırmazdı.
    2- Hakk Teala için “Benim maksadım, arzum sensin.”diyerek fani aleme veda etti. İleriyi görerek tam bir kemal ile bu emre boyun eğdi.
    3- İbadet yeri olan mihrabdan başını kaldırmıştı ki o anda (Ey mutmain nefis! Razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbine) dön*, hitabına baş eğdi, boyun verdi.
    4- Kader niçin bu duruma böyle acele etti ve (onun) zatını seyyidlerin (rahmet) yağmurundan ansızın ayırdı, bilemiyorum.
    5- (Senin) sırrının hasretiyle mahşer gününe kadar “ah” etmeyen diller hiç şüphesiz taş toprak gibi cansız cisimlerden farksızdır.

    *Kur’an-ı Kerim, Fecr Suresi(89), Ayet:27-28
    maarifi sultan hazretlerinin türbesinden okuyup aktardım. istifadeli olur inşallah.

  7. Ziyaretçi
    ALLAHcc.razi olsun,faydali oldu bu bilgiler.

  8. Ziyaretçi
    ALLAH HiZMET EDENLERDEN RAZI OLSUN

+ Yorum Gönder


şeyh muhammed fethül maarif hazretleri,  şeyh muhammed fethul maarif,  şeyh muhammed fethül hazreti,  kartaldaki türbeler