+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Histrionik kişilik bozukluğu hakkında bilgiler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Histrionik kişilik bozukluğu hakkında bilgiler








    histrionik kişilik bozukluğu olan hastanını psiko terapi seans süresi ortalama kaç saat veya kaç hafta sürer.







  2. IŞILAY
    Devamlı Üye





    histrionik kişilik bozukluğu hakkında bilgiler


    Histrionik kişilik bozukluğu olan bireyler, rol yapıyormuş gibi, duygusal ve olumlu izlenimler bırakmaya çalışan, çok renkli, dikkatleri üzerlerine çekmeye çalışan ve başkalarını etkilemeye yönelik davranışta bulunan kişilerdir. Histrionik kişilik bozukluğunun tarihçesi; Hipokrat’ın 2400 yıl önce tanımlamış olduğu histeri kavramına dayanır. 19yy Charcot ve Janet histeri kavramıyla konversiyon arasında ilişki kurmuşlardır. 1958 ‘de histerinin 5 ayrı şekilde kullanımının olduğu görülmüştür. Bir kişilik ya da karakter tipi, bir konversiyon tepkisi, fobi ve anksiyeteyle karakterize psikonörotik bir bozukluk, altta yatan psikopatolojik örüntünün özel bir tipi ve bir tür hakaret. Tanı da yaşanan bu karışıklıktan dolayı DSM II ‘den histeri terimi çıkarılmıştır. DSM – III ‘teki ilk anlamı korunarak histrionik kişilik bozukluğu adı altında yeniden yer almıştır. Ayrıca farklı tanımlamalarda yapılmıştır. ‘hiteroid ve inantil karakterler’ duygusal açıdan dengesiz olan ve özellikle borderline kişilik bozukluğu tanısına uyan bir grup hastayı tanımlamakta kullanmışlardır. Psikanalitik tedavilere değişik yanıt vermeleri açısından bakıldığında bir araştırmacı, iyi histerik , histerik özelikler gösteren depresif karakter ve iyi sanılan histerik diye histrionik kişilik bozukluğunu üçe ayırmıştır. Sonraki tipleme DSM-III ‘teki borderline kişilik bozukluğu denilen ve tedavide değişiklikleri zorunlu kılan grubu temsil etmektedir. DSM –III ‘teki bulunan histrionik kişilik bozukluluğunun çoğu ölçütü DSM-III–R ‘de yer almamıştır. Manüplatif intihar girişimleri, borderline kişilik bozukluğuyla karışmasını engellemek için kaldırılmıştır. Daha önce DSM- I ‘den çıkarılan uygunsuz, baştan çıkarıcı davranışlar ölçütü yeniden eklenmiştir. Aşırı derecede dışavurumcu ve detaydan yoksun konuşma biçimi diğer bir eklene ölçüttür.
    1 Tanı Koydurucu Özellikler
    Histrionik kişilik bozukluğu olan kişiler, dikkat çekme isteği, renkli ve gösterişli giyinme, olayları büyütme ve dramatize etme, abartılı duygusal tepkiler ve mimik hareketlerinde bulunurlar. Duyguları, düşünceleri ve inançları sık sık değişir. Konuşmalarında çoğu zaman dramatik vurgular yaparlar. Farkında olmadan karşısındaki kişiyi taklit edebilirler. Stres altında gerçeği değerlendiremezler. Hayal güçleri oldukça yüksektir. Ve yaratıcı düşünürler. Kaprislidirler. Kolay tahrik olurlar. Engellenmeye, reddedilmeye ve düş kırıklığına gelemezler. Histrionik kişiler, dost canlısı ve yardımsever olarak görünürler. Övgüye çok meraklıdırlar. Cinsel yönden kışkırtıcıdırlar. Kadınlar; cezp edici ya da cilveli, erkekler ise; daha çok başkalarını övmede cömert ve fırsat buldukça baştan çıkarıcı davranışlarda bulunurlar. Kaygısız ve çok bilmiş davranırlar. Kişisel ilişkilerinde iyi olsalar da derinlik ve süreklilik yoktur. İlişkileri sığdır. Kendilerini yaşadıkları ilişkilere ve kişiler üzerinde bıraktıkları izlenimlere göre tanımlarlar. Sorumluluk almaktan ve iç gözlem yapmaktan kaçınırlar. İç görüden yoksundurlar. Bilinç dışı duyguları kontrol etmek için çaba harcarlar. Histrionik kişilik bozukluğu olan kişilerde, iç ruhsal dünya tam olarak oluşamamıştır. Dış dünyaların düşünce ve sezgilerine önem verdikleri için iç dünyalarını geliştirememişlerdir. Kabul görme, teşvik ete övülme gibi konulara aşı doyumsuzlardır.
    İlgi ve kabul görmemelerinin sonucunda ise kaygı yaşarlar buda değersizlik ve boşluk duygusu yaratır. Kolaylıkla yalan söyleyebilirler. Bir işi başarabilmek için yapamayacaklar şey yoktur. Sevgileri yüzeyseldir.
    Hilelerinin ortaya çıkacağı düşüncesi ve korkusu onların ilişkilerinde süreklilik yaratmaz. Gereksiz isteklerde bulunan, huysuzca davranan ve ilişkilerinde uyumsuz olan insanlardır. Kolay etki altında kalırlar. Dışavurumları ve tepkileri abartılıdır.
    Chodoff ve Lyons (1958) Histrionik kişilerin kadınlığın karikatürünü sergilediklerini, Histrionik ve histerik kişilik bozuklukları tanısının daha çok kadınlarda kullanıldığını belirtirler. Bunun nedeninin toplumdaki cinsiyet rollerinden kaynakladığı görüşündedirler. Histrionikler daha çok dış uyaranlara karşı davranırlar. Böyle bir yönelimde olmaları ayrıntılara, çabuk gelip geçen, nasıl etkilendiklerine göre değişen ve dağınık bir ilgi göstermelerine yol açar; karasız ve “dönek “ davranışlarının nedeni de budur. Rahatsızlık yaratabilecek duygulardan ve belek yükünden uzak durmayı ve bunları baskılamayı iyi öğrenmişlerdir. Bundan dolayı geçmişlerinin büyük bir kısmı boştur. Deneyimlerden kazançları ve beklenen belirli tutum ve duyguları yoktur. Geçmişte yaşamış olduklarından ders almadıkları için kendi başlarına pek faal olmazlar ve devamlı başkalarına bağımlılık duyarlar. Histrionik kişilik bozukluğu olan kişilerin altta yatan iki yerleşik düşüncelerinin olduğu söylenir. Bunlar ‘Ben yetersizim ve kendi yaşamımı kendim çekip çeviremem’ ve ‘değerli olabilmek için herkes tarafından sevilmeliyim’ düşünceleridir. Kendilerine bakamayacağı düşüncesine inandıkları için sürekli ilgi arayışında olurlar. Başlarından kendilerine bakmalarını ihtiyaçlarını gidermelerini ve devamlı övgüyle bahsetmelerini arzu ederler. Sevimli olmak ve devamlı sevilen kişi olmak, dışlanmaya ve yalnız kalmaya karşı duyarlı olmalarına sebep olur. ‘Ya hep ya hiç’ şeklinde düşünürler. Genellemeler ve yaşadıkları duygulara göre çıkarımlar yaparlar.” Chodoff bu hastaların aniden yalancı içgörü kazanabilmelerine dikkat çekmiştir. Ancak bu içgörü gelip geçicidir ve kalıcı etkisi sınırlıdır. Bunun nedeni bilişsel olarak bulanıklığa ve unutmaya yatkın olmaları ve beraberinde terapistin gözüne girmeye çalışmalarıdır.”
    2 Histrionik Kişilik Bozukluğu Tanı Ölçütleri
    Aşağıdakilerden beşinin (ya da daha fazlasının) olması ile belirli, genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, aşrı duygusallık ve ilgilenilme arayışı gösteren sürekli bir örüntü:
    (1) ilgi odağı olmadığı durumlarda rahatsız olur
    (2) başkalarıyla olan etkileşimi çoğu zaman uygunsuz bir biçimde cinsel yönden ayartıcı ya da baştan çıkarıcı davranışlarla belirlidir
    (3) hızlı değişen ve yüzeysel kalan duygular sergiler
    (4) ilgiyi üzerine çekmek için sürekli olarak fizik görünümünü kullanır
    (5) aşırı bir düzeyde başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimi vardır
    (6) gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir abartma ile gösterir
    (7) ilişkilerin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünür.
    3 Ayırıcı Tanı
    Histrionik ve borderline kişilik bozukluğu tanısı aynı hastaya konulabilir. Bu yüzden ayır edilmeleri zordur. Kısa psikotik bozukluğu ve disosiyatif bozukluğu bir arada bulunan hastalara hisrionik kişilik bozukluğu tanısını koymak daha kolay olur.
    4 Etiyoloji (Ortaya Çıkartan Nedenler)
    Histrionik kişilik bozukluğu babanın mesafeli ve hoşgörülü davranmaması annenin ise; kışkırtıcı ve ayartıcı davranması örüntüsü sık karşılaşılan bir durumdur. Temelde psikolojik bir durum olarak kabul edilir. MMPI histrionik özellikler temel alınarak yapılan bir araştırmada genetik etki düşük düzeyde bulunmaktadır. Yaklaşık bir asırdan beri histrionik kişilik bozukluğu olan hastalarda yapılan psikanalitik çalışmalar sonucunda genelde çocukluk çağı gelişimleri ve psikodinamikleriyle ilgili olarak birçok veri toplanmıştır. Çocukluktaki ödipal dönemin sağlıklı bir şekilde tamamlanmamış olması ve çocukluk döneminde ki yakınlaşma ve ayrışma dönemi ilgili sorunlar olması söz konusudur. “Histrionik kadın; çocuklukta annesinin sevgisinden umudunu yitirip, beklentilerini babasına yöneltir. Babasının ilgisini çekebilmek için dramatik bir teşhircilik ve flörtçü davranışlar geliştirmeye başlar. Yetişkin bir yaşama ulaştığında ise babasının küçük kızı olarak kalabilmek için genital cinselliğini bastırmak zorunda kalır.
    Baştan çıkarıcı davranışlarının amacı; anne memesi yerine penisi koymuş olmasından kaynaklanır. Asıl amacı; ulaşamamış olduğu anne memesidir. Fakat baştan çıkarıcı davranışları yüzünden ulaştığı yer uzun vade de düş kırıklığıyla sonuçlanır.”
    5 Epidemiyoloji (Görülme Sıklığı)
    DSM-IV ‘e göre sınırlı sayıda yapılan genel populasyon çalışmaları histronik kişilik bozukluğunun toplumda % 2-3 arasında görüldüğünü ortaya koymuştur. Yapılandırılmış değerlendirme teknikleri ile %10- 15 kadar hastanın yatan ve ayakta tedavi gören akıl hastalığı durumlarında olduğu bildirilmiştir. Kadınlara erkelerden daha sık histrionik tanısı konmaktadır. Bazı çalışmalarda somatizasyon ve alkol kullanım bozukluklarıyla birlikte görüldüğü bulunmuştur.
    6 Gidiş ve Sonlanış
    Yaşlandıkça azalma gösterme eğilimindedirler. Ancak gençken sahip oldukları enerji aynı olmadığı için bu farklılık daha belirgin hale gelebilir.
    7 Tedavi Yöntemi
    Bu kişilik bozukluğunda, grup veya bireysel olarak analitik yönelimli psikoterapi önerilir. Terapist hastaların duygusal görünmelerine aldanmamalı daha çok duyguların doğru bir şekilde ifadesini netleştirmelidir. Kendilerini ifade etmeleri sağlanmalıdır. Derinde yatan duyguların üzerinde durulmalıdır. Sevgi ilişkisini sürdürme zorlukları konusunda içgörü kazandırılmalıdır. Histrionik kişilik bozukluğu olan hastalar gerçek duygularının farkında değillerdir. Bundan dolayı bu duygularının açığa çıkarılmasında terapötik yaklaşım önemlidir Terapistlerinden destek ve yönlendirilme beklentisi içinde olurlar. Ve terapistlerini hızla ülküleştirme eğilimi içindedirler. Gelip geçici duygusal durumlar için ilaç kullanılabilmektedir.

    Makale yazarları
    SALİHA BAYAT
    NEBİLE KÜBRA ŞENGÜL




  3. Suskun Karizma
    Devamlı Üye
    başka birinin desteği yada yardımı olmadan hiç bir şey yapamama Nedir

    Bağımlı Kişilik Bozukluğu, başka birinin desteği yada yardımı olmadan hiç bir şey yapamama olarak tanımlanabilir. Ergenliğin ilk zamanlarında ortaya çıkan bu rahatsızlığın temelinde kişinin başkası tarafından korunma ihtiyacı ve bağımsız olmaktan korkması yatar. Bağımlı kişiler genelde yalnız kaldıklarında aşırı derecede rahatsızlık hissederler, çoğunlukla depresyonda ve gergindirler.

    Bu kişiler kendi yeteneklerine güvenmezler ve başkalarının her zaman daha iyi fikirleri olduğunu düşünürler. Birisinden ayrıldıklarında yada kaybettiklerinde çok büyük acı yaşarlar ve ilişkilerini devam ettirebilmek için her tür koşula ve duruma katlanabilirler.

    Bağımlı kişilik bozukluğu olan bireyler genelde pesimist, kendini küçük gören kişilerdir. Başkalarının eleştirilerini kendi değersizlikleri olarak algılarlar. Başkalarının kendilerini yönetmesine ve korumasına ihtiyaç duyarlar. İş hayatlarında sorumluluk gerektiren görevlerden, yöneticilik yapmaktan yada yaratıcılık gerektiren işlerden kaçınırlar.

    Bu kişiler genelde bir başkası için kendi ihtiyaçlarını bir tarafa bırakır, kendilerine yönelik kötü davranışlara katlanır ve kendilerini ifade etmekte zorlanırlar. Çoğunlukla kontrol eden, zorba, aşırı korumacı ve çocuk gibi davranan insanarla birlikte olurlar. Birlikte oldukları kişiler kendilerine zarar verse bile (şiddet kullanma, sözlü saldırıda bulunma, küçük düşürme, aşağılama vs..) ilişkiye devam ederler çünkü tek başlarına yaşayamayacaklarına inanırlar. Bütün yaşamları boyunca başka insanları rahatsız etmemek yada kızdırmamak için çaba sarfederek geçirirler. Kendi varlıklarından, bağımsızlıklarından ve bireyselliklerinden vazgeçerler.

    Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir ama başlangıcının ergenliğin başlarında geliştiği tespit edilmiştir. Araştırmalar anne – çocuk ilişkisinde aşırı otoriter yaklaşım ile aşırı korumacı davranışların hastalığın oluşumunda büyük etkisi olduğunu göstermektedir. Bu iki yaklaşım şekli kişinin kendi başına hareket edemeyeceğine, başkalarının korumasına ihtiyacı olduğuna ve insanlar ile ilişkisini devam ettirebilmek için her zaman başkalarının isteklerine beklentilerine ve taleplerine uyması gerektiğine dair inancın oluşmasını sağlamaktadır.

    Belirtiler
    1.Kendi başlarına karar verememek
    2.Pasiflik
    3.Kişisel sorumluluktan kaçınmak
    4.Yalnız kalmaktan aşırı derecede korkmak
    5.Bir ilişki bittiğinde büyük acı çekmek ve çaresizlik hissetmek
    6.Normal yaşam gereklerini yerine getirememek
    7.Terkedilme korkusundan başka bir şey düşünmemek
    8.Kritize edilme, kınanma, onaylanmama gibi yaklaşımlarda kolaylıkla incinme
    9.Başka insanlara aşırı derecede bağımlı olmak
    10.Uzun süreli bir ilişki içinde olma ve aşırı derecede sevgi gösterilmesine ihtiyaç duymak
    11.Aynı anda birden fazla insana bağımlı olmak (biri giderse diğerlerini devreye sokmak)

    Tedavi

    Bağımlı kişiler psikoloğa yada psikiyatriste kendi başlarına gelirler fakat şikayetleri aşırı bağımlı olmaları yada kendi kararlarını vermemeleri değildir. Bu kişiler çoğunlukla bağımlı olduklarını bilirler fakat bunun bir problem olduğunu düşünmezler, aksine bağımlı olmaktan hoşlanırlar. Tedaviye genelde sinirlilik, gerginlik yada depresyondan şikayet ederek gelirler.

    Bazı hastalar için sakinleştirci yada antidepresan gibi ilaçlar önerilebilir fakat bu tip hastalar ilaca karşı bağımlılık geliştirebileceklerinden dolayı zararlı olabilir. Hasta insanlara bağımlı olmak yerine bu sefer ilaca bağımlı hale gelebilir.

    Psikoterapi bu hastalar için tercih edilen tedavi yöntemidir ve Psikoterapi ile hastanın yavaş yavaş kendi yaşamlarını etkileyen kararlar almaları sağlanabilir. Sonuçlar genelde uzun süreli tedavi sonucunda gerçekleşir. Başlangıçta bu hastalar tedavisi kolay gibi görünebilirler çünkü bu kişiler ilgili, işbirliği yapan ve minnettar davranan kişilerdir. Tedaviye harfi harfine uyarlar ve doktorun söylediği her şeyi yaparlar. Fakat bir süre sonra hastanın sadece terapiste yada tedaviye bağımlılık geliştirdiği ve her hangi bir şekilde sorumluluk almaya yanaşmadığı görülür. Bu nedenle kişinin tedavi sırasında daha aktif olması gerekir. Bu değişim oldukça zordur ve bağımsız olmanın getireceği tehlikeler ile ilgili fantaziler geliştirmesine yol açabilir.

    Bu kişiler için belli hedeflere yönelik kısa vadeli terapi faydalı olabilir. Kişinin kendine güven geliştirmesi ve daha bağımsız olmaya yönlendirilmesi tedavinin temel hedefidir.




+ Yorum Gönder


içgörüsü korunmuş psikoz