+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Kâinatta evrime elverişli bir ortam var mıdır Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Kâinatta evrime elverişli bir ortam var mıdır








    Kâinatta evrime elverişli bir ortam var mıdır?

    Evrenin başka herhangi bir yerinde, başka bir gezegende evrim süreci oluyor olabilir mi?







  2. Gülden
    Devamlı Üye





    Kâinatta evrime elverişli bir ortam var mıdır

    Önce evrim kelimesinden ne anlaşılması gerektiğinin belirtilmesi gerekir. Evrim kelimesi; değişme, başkalaşma ve farklılaşma manalarında kullanılmışsa, bu manada değişim Allah’ın ilim, irade ve kudreti altında her an ve her yerde ve özeklikle canlılar âleminde devam etmektedir.
    Şayet evrimden, bir türden bir başka türün kendiliğinden veya tabiatın eseri olarak meydana geldiği ileri sürüyorsa, yani Allah devreden çıkarılıyorsa, böyle bir değişim kâinatın hiçbir yerinde mevcut değildir. Çünkü kâinatın tamamı Allah’ın eseridir. Allah’a göre, az-çok, büyük-küçük, kolay-zor yoktur. Her şey O’na göre birdir. Bütün âlemlerin idaresi, bir atomun idaresi gibidir. Yani, O’nun bir atomu idarede harcadığı kudret ne ise, bütün evrenin idaresi için harcadığı kudret aynıdır. Bir atomu yaratmada harcadı kudret ne ise, Cennet ve Cehennem de dâhil, bütün âlemleri yaratmada harcadığı kudret aynıdır. Hatta, Allah mevcut kâinatın sonsuz katı kadar daha âlem yaratacak olsa, yine ona harcayacağı kudret, bir atomu yaratmada harcadığı kudret gibidir. Yani O’na göre, bir atomu yaratma ve idare etmeyle sonsuz kâinat yaratma ve idare etme arasında fark yoktur.
    Kâinatta bir atom dahi başıboş ve kendiliğinden hareket edemez. Her bir atomun nerede ve nasıl görev alacağı, Allah’ın ilmi ve idare ve kudretiyle tayin edilmekte ve yerine getirilmektedir.





  3. Suskun Karizma
    Devamlı Üye
    Kâinatta asla tesadüf yoktur


    Günümüzde de bazıları bir kısım rakamları, haftanın belli günlerini, kara kedi, karga ve yarasa gibi kimi hayvanları uğursuz saymaktadırlar. Mesela, bir evin çatısında ya da balkonunda karga öterse, o ev halkından birinin öleceğine veya orada ciddi bir yıkım meydana geleceğine inanmaktadırlar.
    Aslında, kainatta cereyan eden hiçbir hadise manasız değildir. Her nesne ve hadise kendi diliyle bir mesaj vermektedir. Düşüp kırılan bardağın ve devrilen çaydanlığın dahi kendine göre bir manası vardır. Hayatını tevhid hakikatini ikame etmeye adamış Üstad Hazretleri, eserlerinde çok defa bu meseleye de dikkat çekmiş; örnek olarak, demir sobasının zahirî bir sebep bulunmaksızın patlayıp parçalanmasını ve matarasının acîp bir tarzda kırılıp çok küçük parçacıklara ayrılmasını anlatarak, bu türlü hadiselerin ihtiyat ve temkin çağrısı sayılması gerektiğini belirtmiştir.
    Evet, çok ince hesaplarla yaratılan ve ayakta tutulan şu kainatta rastlantıya asla yer yoktur. İnsanın ayağına batan bir iğne dahi tesadüfî değildir. Ehl-i dalalet bazı meseleleri tesadüf deyip geçiştirse de, her şey Mevlâ-yı Müteâl'in meşieti ve kudretiyle, bir İlahî plan dahilinde varlık sahasına çıkmaktadır; mülk sahibi O'dur, mülkün bütün tasarruflarının arkasında O'nun yed-i kudreti vardır. Bu itibarla, İslam, uğursuzluk düşüncesini reddetmiştir; inancımıza göre, ne bazı rakamlar, ne belli günler ne de bir kısım hayvanlar uğursuzdur. Bununla beraber, hadiselerin lisanından anlayan kimseler için hemen her vakıanın bir mesaj ihtiva edebileceği mahfuzdur.
    Dolayısıyla, mevcudatta tesadüf olmadığını düşünerek, hadiseleri "tevil-i ehâdîs" zaviyesinden değerlendirmeye çalışmak makbul sayılsa da, bazı olaylardan kötü manalar çıkararak teşe'üme girmek mahzurludur. Çünkü, bir kısım şeyleri uğursuz sayarak, onların gelecekte mutlaka belli neticeler vereceğine inanmak ve bu zanna bağlanarak hareket etmek bir çeşit kehanettir; -arz ettiğim gibi- böyle bir uğursuzluk düşüncesi dinimizde merduttur. Karga balkona konar konmaz, baykuş ötmeye başlar başlamaz, kara kedi köşede belirir belirmez ve bir bardak düşüp kırılır kırılmaz, "Acaba nasıl bir bela geliyor?" demek ve bir felaket beklemek mü'mince bir davranış değildir. Bu türlü vakıalarla teşe'ümde bulunmak ve ona bağlı bazı hükümler vermek mü'min kimliğine hiç yakışmaz. Her çeşit hayır ve şerrin Allah'ın meşiet ve yaratmasıyla olduğuna inanmak, İslâm akîdesinin temel prensiplerinden biri ve tevhidin gereği olduğu halde, bir sayının, günün, nesnenin ya da hayvanın şanssızlık getireceğine inanmak ve ona bir nevi güç izafe etmek şirke kadar uzanan bir günahtır.





+ Yorum Gönder