+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Ülkemizle ilgili deneme örnekleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Ülkemizle ilgili deneme örnekleri








    Ülkemizle ilgili deneme örnekleri ülkemi tanıtacağım bir deneme yazısı vatanını milletini seven bir forumda vardı yardım edecek elbet







  2. Gizliyara
    FoRuMaciL Security





    Türkiye Cumhuriyeti

    Bir Akdeniz, Karadeniz, Avrupa ve Ortadoğu ülkesi olan Türkiye'nin üç yanı denizlerle çevirilidir, kuşbakışı coğrafi görünüşü kabaca bir diktörtgeni andırır. Türkiye idare şekli demokrasi olan bir cumhuriyet'tir. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı sebebiyle 20. yüzyıl başında yıkılmasından sonra, 1923 yılında Türk Kurtuluş Savaşı ile, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulmuştur. Üç tarafının denizlerle çevrili olması ve Batı ve Doğu kültürlerinin geçiş noktasında bulunmasından dolayı, pek çok medeniyete
    İmparatorluklar devrinin kapanıp, ulus devletler devrinin başladığı bir ortamda, yirmiden fazla etnik yapının barındığı, gelişememiş, savaş yorgunu bir ev sahipliği yapmıştır. Müslüman-köylü toplumunun, modern bir burjuva toplumuna, tek bir millete dönüştürülüp, kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip olmasını amaçlayan radikal reformlar dizisi, devletin kuruluşundan itibaren Atatürk inkılapları olarak anılıp benimsenmekte ve halen sürdürülmektedir. Bu devrimler sayesinde Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en gelişmiş ve modern ülkelerden biri haline gelmiştir.
    Başkenti Ankara, en büyük şehri İstanbul'dur.
    Türkiye Cumhuriyeti demokratik, ve laik bir hukuk devletidir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Parlamentosu ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerden bazılarıdır. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren de Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakerelere başlamıştır.





  3. Ziyaretçi
    deneme ile ilgili çok kısa bir yazı yazabilirmisiniz?Nolurrrr




  4. Asel
    Bayan Üye

    Türkülerde Yaşamak (deneme)



    TÜRK‘ü söyler, TÜRK‘ü anlatır türküler. Biz sussak da onlar bizi en güzel şekilde anlatır.

    Hayatımızdaki her duygunun karşılığını türkülerde buluruz: Acıyı, gamı, kederi, hüznü, mutluluğu, memleket özlemini, hasreti, neşeyi… Hepsi türkülerde saklıdır. Türküler bizim dilimizdir. Biz sussak da onlar bizi en güzel şekilde anlatır.

    Türküler samimidir, sahicidir. Yüzyıllardır türkülerle anlatılmıştır duygular. Onlar eskimez, değerini yitirmez. Hayatın tüm renkleri türkülerde saklıdır. Türkülerle seviniriz, üzülürüz, kederlenir, coşar, ağlarız. İşte hayatı “türkü tadında yaşamak” budur. Türkülerin farkına varamayanlar aslında hayatın farkına varamamışlardır. Türküler bizim en değerli hazinemizdir. Bu hazine tek başına kimsenin değil; bizimdir, hepimizindir.

    Beşikte tanışırız türkülerle. Hamurumuz türkülerle yoğrulur. Mışıl mışıl derin uykulara onun kollarında dalarız. Bizi sakinleştiren, içimize huzur veren bu tılsımlı türkülerdir. Türkülerle olan dostluğumuzun, kader birliğimizin başlangıcıdır bu. İlk türkümüzdür ninemizden duyduğumuz ninniler.


    Eledim eledim höllük eledim,
    Aynalı beşikte balam bebek beledim.
    Büyüttüm besledim asker eyledim,
    Gitti de gelmedi canan buna ne çare

    Kahramanlıklarımız efsaneleşir ve bir türküye dönüşür dilimizde. Bir kahramanlık türküsü bizim millî duygularımızı okşar. Onunla coşar, onunla Türklüğümüzün gururunu, şerefini hissederiz Şairin dediği gibi;

    “Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
    Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.”

    O Allah ki zaferi savaş alanlarında ismini zikredenlere bağışladı. Savaş alanlarında zaferi kazananların torunları, ancak türkülerde hissedebildi zaferin muştusunu.

    Bağdadın kapısın Genç Osman açtı
    Düşmanın cümlesi önünden kaçtı
    Kelle koltuğunda üç gün savaştı
    Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of


    Memleket özlemi içimizde büyüyen bir yangındır. Biz gurbette içimizdeki bu ateşle yaşarız. Gurbetin mavi sularına yaslanan şehir manzaraları, hiçbir zaman belleğimizden silmeye yetmez memleket hayalini. Gözümüzde tüter memleketin taşı, toprağı. Ah! deriz: Bir varsam memleketime. Kavuşsam anama, babama, kardeşlerime ocağıma, toprağıma. Geçmez gurbette günler, uzadıkça uzar zaman.

    Allı turnam bizim ele varırsan
    Şeker söyle kaymak söyle bal söyle
    Gülüm gülüm, kırıldı kolum
    Tutmuyor elim, turnalar ey
    Ah gülüm gülüm turnalar ey
    Eğer bizi sual eden olursa
    Boynu bükük benzi soluk yâr söyle


    Hayatın dertleri, sıkıntıları omuzlarımıza çökmüştür. Umutsuzluk esir almıştır bizi. Bir ışık, bir tutunacak dal olsun isteriz. Bizim için yaşam dert yüküdür. Bu yükün altında ezildiğimizi hissederiz. Birisinin bizi dürtmesini “Haydi yılgınlığa kapılma sen üstesinden gelebilirsin.” demesini bekleriz. İşte bu, bizim türkümüzdür o zaman.

    Ne ağlarsın benim zülfü siyahım
    Bu da gelir bu da geçer ağlama
    Göklere erişti feryadım ahım
    Bu da gelir bu da geçer ağlama


    Annemizin sevgisine, şefkatine, sıcaklığına, tebessümüne ihtiyacımız vardır. Onun özlemini çeker, yanında, dizinin dibinde olmak isteriz. Başımızı göğsüne yaslayıp huzuru içimize çekmek isteriz. Bizi katıksız seven tek varlıktır annemiz. Bir tarhana çorbasının kokusu bile bazen onu hatırlatır bize, canım annem nerdesin dediğimizde işte bu bizim türkümüzdür o zaman.

    Ağlama yar ağlama anam
    Mavi yazma bağlama
    Mavi yazma tez solar anam
    Yüreğimi dağlama
    Elma al olanda gel anam
    Ayva nar olanda gel
    Hasta düştüm gelmedin anam
    Bari can verende gel



    Düğünler neşeyi, sevinci çağrıştırır. Ancak bu neşenin, coşkunun içinde ayrılık ve bir de hüzün vardır. Gelinin son gecesidir bu ana-baba ocağında. Kardeşlerinden, annesinden babasından ayrılacak, kuş misali yuvadan uçacaktır. İşte bu da o ayrılığın türküsüdür.

    Kınayı getir anam
    Parmağın batır anam
    Bu gece misafirem
    Yanında yatır anam



    Evleri evlerine benzemez; yolları yollarına; dağları dağlarına benzemez. Gurbete gelin gitmek daha da zordur. Hem ana-baba ocağından ayrılmak hem de memleketten, hasret daha da büyür, ayrılık ateşi daha da yakar insanı. İşte o zaman şu türküyü söyleriz içli içli.

    Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
    Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
    Annesinin bir tanesini hor görmesinler
    Uçan da kuşlara malum olsun
    Ben annemi özledim
    Hem annemi hem babamı
    Ben köyümü özledim



    Düğün sevinçtir coşkudur dedik. Her ne kadar içinde ayrılık da olsa düğünlerde bu coşkuyu bu sevinci doyasıya yaşarız. Halaylar kurar, horonlar teperiz. Türkülerle yaşarız bu coşkuyu. Onlar neşemizin ve sevinçlerimizin türküleridir.

    Halay başı kim çeker
    Bir incecik kız çeker
    Kız yolunu şaşırmış
    İnşallah bize gider
    Halaylım yâr halaylım
    Maşrabası kalaylım



    Bayramlar değerlerimizi hatırladığımız, kısmen de olsa yaşamaya ve yaşatmaya çalıştığımız müstesna günlerdir. Unuttuklarımızı hatırladığımız ve hatırlandığımız günlerdir. Gözlerimizi kapayıp geçmiş bayramları düşünürken, eski bayramların hazzını bir kere daha duyar ve koskoca bir tarihimizi; daha doğrusu kendi ruhumuzu, kendi anlamımızı ve kendi değerlerimizi bir kere daha yaşarız. Bu itibarla da bayram günlerinde âdeta gönüllerin tasalarıyla zevklerinden meydana gelen bir türküyü beraber dinler gibi oluruz. Küslük olmaz artık bu günlerde.

    Şu mübarek günde küsmek olur mu
    Uzat ellerini bayramlaşalım
    Tanrı selamını kesmek olur mu
    Uzat ellerini bayramlaşalım




    Düşmüşse içine sevda ateşi, canansız hayat olmuşsa senin için ızdırap, gece gündüz terk etmiyorsa hayali sevgilinin seni, kavuşmak senin için yaşamak olmuşsa, hele de gizli sevda çekiyor, söyleyemiyorsan aşkını, işte o zaman seni, ancak sevda türküleri anlar.


    Karadır kaşların ferman yazdırır
    Bu aşk beni diyar diyar gezdirir
    Lokman Hekim gelse yaram azdırır
    Yaramı sarmaya yâr kendi gelsin



    Bir güzel söz bekleriz sevdiğimizden. Onun sevgimizi, sevdamızı anlamasını isteriz. Gözümüzün yaşı onun için akar yüreğimize doğru. Sevgiliyse umursamaz ne bizi ne de sevgimizi. Sitemimiz onadır, duyar da bizi anlar diye söyleriz türkümüzü.

    Coşkun çaylar gibi çağlamayan yâr
    Gönlünü gönlüme bağlamayan yâr
    Benim bu halime ağlamayan yâr
    Daha ağlamasın öldükten sonra



    Bir haber bir mektup bekleriz sevdiğimizden. Bekleyişimiz yâr ile bizi ayıran yollar kadar uzundur. Ama bizim sabredecek gücümüz yoktur. Bir an önce gelsin isteriz yârdan bir haber bir mektup. Sevdiğimiz gelemezse de razıyızdır. Yeter ki yıkılmasın isteriz umutlarımız.

    Kara tren gelmez m’ola
    Düdüğünü çalmaz m’ola
    Gurbet ele yâr yolladım
    Mektubunu salmaz m’ola



    Bizi ayakta tutan, adım atmamızı, hayata tutunmamızı sağlayan ve her şeye rağmen dayanmalısın diyen umutlarımızdır. Kaybettiğimiz her şeyin yerine yenisini koyabiliriz. Yeter ki umut olmasın kaybedilen. Yitirirsek umudumuzu, hayatın rengi solar, güzellikler yok olur gider gelmemek üzere içimizden. İçimizdeki umudu beslemeli, yeşertmeliyiz. Kendimizi güçsüz, neşesiz, yalnız daha da önemlisi tatsız tuzsuz hissettiğimizde, işte içimizdeki umudu yeşertecek türküler dinleme zamanıdır.

    Ağlama gözlerim Mevla kerimdir
    Her daim rüzigar böyle de kalmaz
    Dermansız dert olmaz sabreyle gönül
    Geçer bu ahuzar böyle de kalmaz.



    Aslında türkülerimizin en güzel türküsünü: “zifiri karanlıkta ayak sesinden şiirin hasını tanıyacak kadar” şairliğinden emin olan, ancak bir köy türküsü duyduğunda şairliğinden utanan Bedri Rahmi EYÜBOĞLU şu mısralarla söylemiştir.

    Şairim; zifiri karanlıkta gelse şiirin hası, ayak seslerinden tanırım!
    Ne zaman bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım…
    Ah bu türküler, türkülerimiz, ana sütü gibi candan, ana sütü gibi temiz
    Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla, köyümüz köylümüz memleketimiz…
    Ah bu türküler köy türküleri,
    Dilimizin tuzu biberi…
    Memleket ahvalini onlardan sor; kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i!
    Öleni, kalanı, gidip de dönmeyeni…
    Ben türkülerden aldım haberi!
    Ah bu türküler, köy türküleri;
    Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak, hiledir hurdasız, çırılçıplak…
    Dişisi dişi, erkeği erkek!
    Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara, bıçağı bıçak!
    Ah bu köy türküleri, karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi…
    Kiminin reyhasından geçilmez, kimi zehir gibi, kimi zemberek gibi…
    Ah bu türküler, köy türküleri…
    Ne düzeni belli, ne de yazanı…
    Altlarında imza yok ama, içlerinde yürek var!

    Türküler sevda kokar, türküler hasret kokar, türküler Anadolu kokar, türkülerde memleketimin hüznü, sevinci, üzüntüsü, neşesi vardır. Y.Bülent Bakiler’in dediği gibi; ” Bizim türkümüzde gurbet var artık, hasret var, yürek var, toprak var balam .” Türküler bize bizi anlatır olduğumuz gibi, katıksız samimi.

    Velhasıl aslında: TÜRK‘ü söyler, TÜRK‘ü anlatır türküler.



    Tuba BENLİ
    Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

    Alıntı

+ Yorum Gönder


türkiye ile ilgili deneme yazıları,  türkiye ile ilgili deneme,  deneme ülkemizle alakalı,  ülkemizle ilgili deneme türü yazı,  memleket özlemi ile ilgili deneme,  türkülerimiz konulu deneme