+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda peygamberler mescidinin ve gümüzdeki camiler sosyal hayattaki önemi nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    peygamberler mescidinin ve gümüzdeki camiler sosyal hayattaki önemi nedir








    peygamberler mescidinin ve gümüzdeki camiler sosyal hayattaki önemi nedir







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    CAMİ VE MESCİDLERİN ÖNEMİ

    Câmi ve mescidler, İslam’ın temel müesseselerinden birisi hatta en başta gelenidir. Yüce Mevla’ya topluca ibadet etmek üzere yapılan bu mabetler birer “beytullah” yani Allah’ın evidir.

    “Câmi: Toplayıcı, toplayan, kaplayan, Müslümanların ibadet gayesiyle toplandıkları yer, ma’bed.

    “Câmi terimi (cemaatleri) bir araya getiren mescid anlamındaki “el-Mescidü’l-Câmi”den kısaltılarak sonradan kullanılmaya başlanmıştır.

    Kur’an’da, hadislerde ve ilk tarihi kaynaklarda “câmi” yerine “mescid” kelimesi geçmektedir. “Mescid”, “secde edilen yer” anlamında bir mekan ismidir. Namazın başka rükünleri de olmasına rağmen, ibadet edilen yer, önemine binaen secdeye izafe edilmiştir. İnsanın daha ilk yaratılışında şahit olduğu secde (Bakara, 2/34) hürmet ve tazimin en güzel ifadesidir. Hz. Peygamber (sav) onu, kulun Allah’a en yakın anı olarak vasıflandırmıştır. (Nesai, Tatbik, 78) İçinde Allah’a ibadet edilen her yere mescid denilmiştir. (Şamil İslam Ans. Cami maddesi)

    Günümüzde ise halk arasında büyük ibadet yerlerine câmi, küçüklerine ise mescid denilmektedir. Kur’an-ı Kerim, insanlar için kurulan ilk ibadet evinin Mekke’de bulunan Kâbe olduğunu bildiriyor. (Al-i İman, 3/96) Kâbe’nin de Hz. Adem zamanında inşa edildiğini tarihi kaynaklardan öğreniyoruz. (Ezraki, Ahbaru Mekke, I, 36) Bu bilgiler ışığında mabedlerin de insanlığın tarihiyle başladığını söyleyebiliriz. İnsan, yerleşeceği yere kendi evinden önce “ibadet edeceği bir ev” inşa ediyor. Bunun içindir ki Müslümanlar, tarih boyunca bu Allah evlerine büyük önem vermişlerdir. Fethettikleri, ulaşabildikleri yere mescid inşa etmişlerdir. İslam’da kurumlaşma câmilerle başlamıştır. Hz. Peygamber (sav) Mekke’den Medine’ye hicret ederken, kısa bir müddet Medine’nin dışında bulunan Kuba köyünde kalmıştı. Bu esnada Kuba mescidi adıyla anılan mescidi inşa ettirmiş, hatta bizzat kendileri de inşasına yardım etmiştir. Medine’ye vardıklarında ise Mescid-i Nebevi’yi ashabıyla birlikte inşa etti. Bu mescidle beraber, “elçilerin kabul edildiği bir bölge, avlu duvarlarına bitişik ama kapıları içeri açılan, Hz. Peygamber ve eşlerine ait evler, Suffe adı verilen bir yatılı okul ve buna bağlı olarak misafirlerin kalabileceği misafirhane, en geride (dışta) de misafir develeri ve zekat mallarının konabileceği bir mekan yer alıyordu. (Muhammed Hamidullah, İslam Müesseselerine Giriş, 56, 57) Peygamber efendimizin ilk olarak mescid inşa etmesi, mescid ve câmilerin önemini ortaya koyuyordu. Hatta ilk zamanlarda sadece ibadet yeri olarak değil aynı zamanda ilk üniversitenin temeli olan ve Suffe adı verilen okul olarak da vazife görüyordu. “Ayrıca, İslam’ın temel niteliğine uygun olarak dini ve dünyevi işler birlikte yürütülüyor, namazlar topluca burada kılınıyor, elçiler burada kabul ediliyor, mali durumlar burada görüşülüyordu.( Muhammed Hamidullah, age, 61)

    İşte Medine’de müminlerin Hz. Peygamber çevresinde birleştikleri merkez, Mescid-i Nebevi idi ve merkez olması sebebiyle Peygamberimiz halkın bütün işlerini bu mescidde görüşür ve hallederdi.

    Daha sonraları ise şartlar değiştikçe, ihtiyaçlara binaen camilerde görülen bazı işler yerini bağımsız yeni kurumlara bırakmıştır.

    Camilerimiz İslam’ın sembolü olmuşlardır. Bunun için Müslüman toplumlar câmi yapımına büyük önem vermişler ve câmi merkezli şehirler, beldeler oluşturmuşlardır. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor: “Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.” (Tövbe, 9/18) Bu ayette Yüce Mevla mescidlerin yapılmasından bahsetmektedir. “Mescidi imar etmek/yapmak; ona devam etmek, orada kalmak ve Allah’a ibadet etmek, onu inşa ve tamir etmektir. Mescidlerin imarı, maddi ve manevi olmak üzere iki çeşittir. Maddi imar; inşa ve yapımı, temizlenmesi, tefrişi, lambalarla aydınlatılması, mescidlere girmek ve mescidleri doldurmaktır. Manevi imarı ise, namazla, Allah’ı zikirle, itikat ve ibadet için ziyaretle olur. Camide ilim okumak da zikirden sayılır.” (Vehbe Zuhayli, Tefsirü’l-Münir, V, 340)

    Peygamber efendimiz de cami yaptırmakla ilgili olarak şöyle buyuruyor: “Kim Allah rızasını gözeterek, Allah için bir mescid yaptırırsa, Allah da onun için cennette bir köşk yaptırır.” (Müslim, Zühd, 3) Ahmed b. Hanbel’in İbn Abbas’tan merfu olarak rivayet ettiği bir başka hadiste ise Efendimiz “Kim tavuk folluğu kadar bile olsa, Allah için bir yaptırırsa Allah da onun için cennette bir ev yaptırır.” Buyurmuşlardır.

    Mescidlerin manevi imarı ile ilgili olarak Hz. Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: “Bir adamın mescidlere gidip gelmeyi alışkanlık haline getirdiğini görürseniz, onun imanlı olduğuna şehadet ediniz. Çünkü Cenab-ı Allah: Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseler imar eder” buyuruyor.” ( (Vehbe Zuhayli, age, V, 343)

    Bir ilahi hadiste ise Allah’u Teala’nın şöyle buyurduğu bildiriliyor: “Ben yeryüzü halkına azap etmeyi murat ettiğimde, mescidleri inşa, tamir, tanzif ve tenvir edenleri, benim rızam için sevişenleri ve seher vakitlerinde istiğfar edenleri görünce onlara azap etmekten vazgeçerim.” (Hasan Hüsnü Erdem, İlahi Hadisler, 28) Yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere mescidleri hem maddi hem de manevi yönden imar etmek önemli görevlerimizden biri olmalıdır.

    İslam’ın şartlarından biri olan namaz ibadetinin , Peygamberimiz camilerde cemaatle kılınmasını teşvik etmiş, cemaatle kılınan namazın daha faziletli olduğunu, sabah akşam mescide gidip gelenin cennette ikramının hazırlandığının, kalbi mescide bağlı olan kişinin kıyamet gününde Allah’ın gölgesi ile gölgeleneceğini, uzakta bulunanların mescide gelmek için daha çok yürüdükleri için sevaplarının da daha çok olacağını müjdelemiş, cemaate gelmeyenlerin de gidip evlerini yakayım diye içinden geçirdiğini bildirerek uyarmıştır. (Buhari, Muhtasar-ı Tecrid-i Sarih, Kitabü’l-Ezan, 389-92; 396, 397)

    Cami ve cemaatin önemi bu hadislerde açık bir şekilde bildirilmiştir. Camide Müslümanlar günde en az beş defa bir araya gelerek topluca namazlarını eda ederler. Namazlarımızda Mescidü’l-Haram’da bulunan Kabe’ye doğru yöneliriz. Bundan dolayıdır ki camiler de Kabe’nin birer şubesi gibidirler.

    Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala “Allah’ın mescidlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir.” (Bakara, 2/114) buyurarak camilere düşmanlık edip, onların harap olmasını isteyen ve orada Allah’ın anılmasına engel olanların en zalim kişiler olduğunu bizlere bildirmiştir.

    Müslümanlar, camilerine sahip çıkarak, gerek yapımı, gerekse kullanımını müşrik, münafık gibi kimselere bırakmamalıdır. “Mescid-i Dırar” örneğinde olduğu gibi camilerde zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek müminlerin arasına ayrılık sokmak ve Allah’a ve Rasulüne karşı savaşanlara üs olarak kullandırtmak yasaklanmıştır. (Tövbe, 9/17-18, 107) Ayrıca böyle mescidlerde namaza durmak da yasaklanmıştır. (Tövbe, 9/108)

    Kur’an-ı Kerim’de başka bir ayette “Şüphesiz mescidler, Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin.” (Cin, 72/18) buyurularak mescidlerin Allah’ın birer evi olduğu hususu özellikle belirtilmiştir. Mescidler Allah’ın rızası doğrultusunda kullanılmalı, İslam’a uymayan her şey camilerden uzaklaştırılmalıdır. Cami ve mescidlerin toplumsal hayatımız açısından işlevlerini ve fonksiyonlarını bilirsek önemini de daha iyi kavramış oluruz





  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    CAMİLERİN İŞLEV VE FONKSİYONLARI

    1-Camiler yerleşim merkezlerinin teşekkülünde belirleyici rol oynamışlardır. Müslüman toplumlar cami merkezli şehirler kurduğu gibi bir şehirde cami ve mescidlerin bulunması o şehrin İslam şehri olduğunun alameti olmuştur.

    2-Camiler, Müslümanların problemlerinin çözüme kavuşturulduğu, birlik ve beraberliklerinin pekiştirildiği ve İslam kardeşliğinin temellerinin atıldığı böylece toplumda ortak bir şuurun oluşturulduğu kutsal mekanlardır.

    3-Camiler ibadet yeri olması özelliğinin yanında; vaaz, hutbe ve irşat faaliyetlerinin yapılmasıyla birer yaygın din eğitim merkezleri görevini de üstlenmiştir. Ayrıca çeşitli kurslarla genç, yaşlı, istekli olan kimselere din eğitim ve öğretim hizmetleri verilmektedir.

    4-Günde 5 vakit camilerde okunan ezanlarla Müslümanlar namaza çağrılmakta, aynı zamanda da topluma “zaman bilinci” kazandırılmaktadır. Böylece Müslüman halklar hem ibadetlerini zamanında ve cemaatle yapmakta hem de zamanlarını ayarlayarak daha iyi değerlendirmektedirler.

    5-Camilerde namaz kılan Müslümanlar, genç, yaşlı, fakir, zengin, amir, memur hangi meslek ve statüde bulunursa bulunsun aynı safta yan yana durarak her türlü ayrılıkçı fikir ve tutumu bir kenara atmış olurlar. Böylece toplumsal kaynaşma ve bütünleşme sağlanmış olur.

    6-Camilerde imama uyularak cemaatle kılınan namazlarda, Müslümanlar aynı hareketleri imam önderliğinde aynı anda yaparak, liderlere uymayı ve disiplin eğitimini öğrenmiş olurlar.

    7-Camiler, İslam ümmetinin temellerinin atıldığı, aynı kıbleye yönelerek “kıble bilincinin” kazanıldığı, küçük-büyük cemaatlerin oluşturulduğu ve Yaradan’a misafir olunduğu yerlerdir.

    8-Camiler birer kültür merkezleridir. Özellikle Osmanlılar döneminde camiler külliyeleri ile birlikte inşa edilerek, kültür merkezleri olmuşlardır. Günümüzde de camilerin yanına Kur’an kursları, toplantı salonları, kütüphaneler, aşevleri yapılmalı; insanlara faydalı çeşitli kurslar açılarak da hem ibadet yeri ve hem de ilim, sanat ve kültür merkezleri haline getirilmelidir.

    9-Camilere çocukların da getirilmesiyle, onların toplumsallaştırılmasına katkıda bulunulmuş olur. Ayrıca camiler, genç ve yaşlılar arasında bir köprü vazifesi görür.

    Camilerin fonksiyon ve işlevleri ilk zamandan günümüze kadar devam etmiştir. Ancak Müslümanların şart ve durumlarına göre değişmektedir. Yukarıda saydığımız maddeler çoğaltılabilir. Sanırım saydıklarımız camilerin önemini yeteri kadar ortaya koymaktadır.

    “Son olarak, bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum: Câmi yapmak, câmilere sahip çıkmak çok önemli olmakla birlikte; İslam’ı câmilere hapsetmemek, yani sadece câmi müslümanı olmamak, bundan daha önemlidir. Camideki hayat başka, cami dışındaki hayat başka olursa; dinimizi çarşıya, pazara, dükkana, evimize taşıyamazsak; yani gerçek İslam insanı olamazsak bu çelişki olur, câmilerden umulan neticeye aykırı olur. Demek ki câmi yapmak kadar, câmilere layık cemaatler yetiştirmek ve olmak da son derece önemli bir husustur.

    Yüce Allah’tan niyazımız, bizleri câmilere layık cemaatler eylemesi ve bu mübarek yerlere maddi ve manevi emeği ve hizmeti geçen herkesi rızasına kavuşturmasıdır.( Abdurrahman Çetin, Hitabet ve İrşat, 240)





  4. Suskun Karizma
    Devamlı Üye
    Islâm'da mescidin toplum hayatindaki yeri


    İslâm'da insanların içtimaını sağlayan yerlerden biri olan evden sonra, karşımıza cami veya mescid çıkmaktadır. Aslında mescid, müslümanların açıkça ve yaşadıkları devrin ihtiyaçlarına göre resmen toplandıkları; hem ibadet edilen, hem ilim öğrenilen, hem de sosyal ve siyasî işlerin görüşüldüğü yerdi. Bu anlamda Cuma namazı da, İslâm toplumunun bütün işlerini görüşmek üzere haftada bir gün yapılan resmî ve zorunlu toplantı olarak da değerlendirilebilir.(1) Esasen Hz. Peygamber'in aile fertleriyle rahatça kalabileceği bir evi bile yokken, Medine'ye varır varmaz ilk iş olarak bir mescid yapmaya teşebbüs etmiş olması, O'nun, mescidin toplum hayatındaki yerini ve önemini çok iyi bilmiş olduğunu göstermektedir. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak mescidin toplum hayatındaki yeri ele alınacaktır. Ancak, her ne kadar "mescid" kelimesi genel anlamda ele alınmış olsa da, İslâm'ın ve dolayısıyla Hz. Peygamber' in mescid konusunda getirmiş olduğu anlayış, daha sonraki dönemlerde hemen hemen aynen muhafaza edilmiş olup kayda değer bir yenilik veya ilâveye rastlanmadığından, İslâm'da mescid anlayışı ve mescidin toplum hayatında yerine getirmiş olduğu görevleri -Mescid-i Nebi esas alınarak- şu şekilde sıralamak mümkündür:

    1. İBADET YERİ OLMASI
    Her şeyden önce mescidler; "Allah'ın, yapılmasını emrettiği ve adının anılmasını istediği ibadet yerleridir."(2) Mescidlerin, ibadetin dışında bir amaçla kullanılması ise ihtiyaca binâendir.(3) Bununla beraber, Allah'a ibadet edilen her yer mescid sayıldığına(4) ve Hz. Peygamber de: "Bana yeryüzünün her tarafı mescid ve temiz kılındı"(5) buyurduğuna, diğer taraftan: "Evlerinizde namaz kılmak için bir yer tahsis edin; oraları temiz tutun ve evlerinizi mezarlığa dönüştürmeyin"(6) dediğine göre, "ibadet yeri olarak mescidin toplum hayatındaki önemi nedir?" gibi bir soru akla gelebilir.
    Bilindiği gibi, ibadetlerin huşu ve huzur içinde yerine getirilmesinde, Rab-kul münasebetinin sağlanmasında ve ibadet esnasında manevî bir havanın teneffüsünde mescidin ifa etmiş olduğu görev çok büyüktür. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'in ifadesiyle: "Mescidlerin tamamı Allah'a ait olan ve oralarda ancak kendisine ibadet edilen"(7) yerlerdir. Mescide giren insan, bir nevi dış dünya ile irtibatını keser ve Allah'ın evinde olduğunun şuuruna erer. Dolayısıyla da kendisini Allah'a daha yakın hisseder. Diğer bir ifadeyle kişi, mescide girdiği andan itibaren artık Allah'ın evine girmiş demektir. Allah da, evine giren kulunu fazlasıyla mükafatlandırır. Bunun içindir ki Hz. Peygamber, cemaat halinde kılınan, namazın, kişinin tek başına kıldığı namazdan yirmi beş veya yirmi yedi derece daha üstün olduğunu söylemiştir.(8)
    Diğer taraftan Hz. Peygamber'in, sarımsak vb. şeyleri yiyenlerin, o halleriyle mescide gelmemelerini istemiş olması(9), oraya tükrük, balgam vb. atılmamasını tavsiye etmesi de(10) mescidin mânevî havasını temin için olsa gerektir.
    İslâm'da ibadetin ve özellikle günde beş vakit toplu halde namaz kılmanın gerekli görülmüş olması, müslümanların diğer pek çok sosyal işlerini kolaylaştırmıştır.(11)

    2. EĞİTİM-ÖĞRETİM YERİ OLMASI
    Kur'ân'ın ve İslâm'ın ilk sözü "oku!" buyruğudur.(12) Öte yandan Hz. Peygamber, gönderiliş gayelerinden birinin de öğretmenlik olduğunu söylemiş(13) ve peygamberliğinin ilk günlerinden itibaren eğitim-öğretim faaliyetlerine büyük önem vermiştir.(14) Daha Mekke'de iken, sahabeden Erkam'ın evinde(15) Kur'ân öğretimiyle, eğitim faaliyetine başlayan Hz. Peygamber'in Bedir esirlerine, kurtuluş fidyesi olarak on müslüman çocuğuna okuyup yazmayı öğretmelerini şart koşmuş olması, O'nun eğitim-öğretime vermiş olduğu önemi göstermesi bakımından dikkate değer bir husustur.(16)
    Ayrıca Hz. Peygamber, hicretten iki yıl önce Mus'ab b. Umeyr'i Medine'ye Kur'ân öğreticisi olarak göndermiş;(17) 622'de Medine'ye hicretinde ise ilk iş olarak orada bir mescid kurmuş ve onun bir bölümünü de eğitim-öğretim merkezi (suffa, zulle) haline getirmişti. İşte Medine'deki bu eğitim-öğretim merkezi, ondan sonra kurulan cami içi ve dışı eğitim müesseselerine model olmuştur.(18) Ayrıca o dönem eğitim-öğretim faaliyetlerinin sürdürülmesinde mescid, önemli bir ilim merkezi olmuştur. Böylece, Medine'ye hicretten sonra mescid ve cami, İslâm'ın sosyal yapısına giren ilk müessese olmuştur.(19)
    Hz. Peygamber döneminde mescid kanalıyla sürdürülen eğitim-öğretim faaliyetlerinde Suffa'nın da(20) önemli bir yeri vardır. Mescide bitişik olarak yapılan ve genelde muhacirlerin barındığı ve gündüzlü olarak devam edenlerle birlikte sayılarının zaman zaman dörtyüze kadar yükseldiği söylenen(21) Suffa ehline göre, "Suffa; yatakhane, istirahat ve ders çalışma yeri; Mescid-i Nebî ise, dershane durumundaydı."(22) Resulullah (sav) zaman zaman mescidde oturur, etrafını halka şeklinde saran cemaati aydınlatırdı.(23)
    Mescid-i Nebî'nin bütün müslümanlar için bir eğitim-öğretim merkezi, Suffa ashabının da gece gündüz mescid çevresinde bulunduğu göz önünde bulundurulacak olursa, onların, Hz. Peygamber'in mescid ve çevresinde yürütmüş olduğu eğitim-öğretim faaliyetlerinden yararlandıkları anlaşılacaktır. Ayrıca Suffa ashabı Resulullah'ın ara sıra mescidde oluşturduğu ilim halkalarına da devamlı olarak katılıyorlardı.24
    Hz. Peygamber döneminde mescidde sürdürülen eğitim-öğretim faaliyetleri sadece Suffa ashabına yönelik olmayıp gündüz mescide gelip gece evine dönenler de vardı.25 Ayrıca böyle bir eğitime tâbi tutulanlar, mescide bağımlı kalmak zorunda olmadıkları gibi, o günün şartlarında sürdürülen eğitim faaliyetleri de tamamen mescide bağlı değildi.26 Fakat o dönem eğitiminin belirli bir yeri ve zamanı olmamakla beraber, yoğun olarak sürdürüldüğü yer, yine de Mescid-i Nebî ve çevresi idi.27
    Suffa'nın zamanla ihtiyaca cevap verememesi üzerine Hz. Peygamber, Medine'nin çeşitli yerlerindeki diğer mescidleri ve hatta bunlar dışındaki bazı yerleri de eğitim yeri haline getirmişti. Medine'deki dokuz adet mescidin bu amaçla kullanılmış olabilecekleri de tahmin edilmektedir.28 Aslında Kur'ân ve hadîslerdeki okumayı emir ve teşvik edici açık beyanların29, bu ilk İslâmî eğitim-öğretim müesseselerinin ortaya çıkarılmasında önemli etken oldukları anlaşılmaktadır.30
    Mescid-i Nebî'de sürdürülen eğitim-öğretim faaliyetleri arasında taşraya yönelik olanı da vardı. Bilhassa Hudeybiye anlaşmasından sonra, kırsal kesimden bazı kabile temsilcileri kafileler halinde Medine'ye gelir, 10-60 gün arasında şehirde kalırlardı.31 Hz. Peygamber, civardan gelen bu heyetleri mescidde ağırlar ve onlara ilmihal kabilinden bazı bilgiler verdikten sonra, onları kabilelerine geri gönderirdi. Taşraya yönelik olarak yerine getirilen bu tür eğitim-öğretim faaliyetleri bazen, Suffa'da yetişmiş elemanlar göndermek suretiyle gerçekleştirildi.32
    Şüphesiz Hz. Peygamber'in başlatmış olduğu ve mescid kanalıyla sürdürdüğü eğitim-öğretim faaliyetleri sadece erkeklere yönelik değildi. Haftanın belirli bir günü de, kadınlara tahsis edilmişti. O gün gelince kadınlar mescidde toplanır; Resûlullah (sav) onlara çeşitli konularda bilgi verir, bazı emir ve tavsiyelerde bulunurdu. Denilebilir ki, o dönemde mescid, tam anlamıyla bir talim ve terbiye yeriydi.33

    3. DİPLOMATİK MÜNASEBETLERİN SÜRDÜRÜLDÜĞÜ YER OLMASI
    Hz. Peygamber vahye mazhar kılınmakla iki görevi birden üstlenmiş bulunuyordu: Peygamberlik ve devlet başkanlığı. Çünkü "İslâmiyet'in mahiyeti icâbı, din ile siyaset bölünmez bir bütün teşkil etmekteydi. Bu durum ifadesini, cami'nin ordugâh merkezinde kurulmuş olmasında buluyordu"34 Bu münasebetle, müslüman olsun veya olmasın, herhangi yabancı bir heyet, Hz. Peygamber'le görüşmek üzere Medine'ye geldiklerinde O, bu heyeti mescidde kabul ediyordu.35 Bu kabul merasimi de genellikle elçiler sütûnunun (üstüvânetü'l-vüfûd) bulunduğu yerde yapılmaktaydı. Bu sütûnun, günümüzde de, Hz. Peygamber'in yabancı elçilerle görüşüp karşılaştığı yerin anısını muhafaza etmekte olduğu söylenmektedir.36
    Mescidin İslâmî bir merkez olmasını ise bizzat Hz. Peygamber istemiştir.37
    Hz. Peygamber ile görüşmek üzere gelen heyetin mescidde serbestçe hareket etmelerine de göz yumuluyordu.38 Hatta Necran Hristiyanlarına, mescidde kendi inançlarına göre ibadet etmelerine bile izin verilmişti.39 Kısaca mescid, dinî ve siyasî konuların görüşüldüğü bir parlamento binası görevini de yürütmekte idi.40

    4. HUKUKÎ MESELELERİN ÇÖZÜME KAVUŞTURULDUĞU YER OLMASI
    Hz. Peygamber döneminde çok yönlü kullanılmış olan mescidin, yerine getirmiş olduğu Önemli görevlerden birisi de, onun, çeşitli hukûkî hâdiselere sahne olmasıydı. Karı-koca arasında gerçekleştirilen nikah akdinin sona erdirilmesinden, alacaklı ile borçlu arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesine kadar pek çok hukukî mesele mescidde çözüme kavuşturulmuştu.
    Sehl b. Sa'd'ın rivayetine göre, ashaptan biri bir gün Resulullah'a gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü! Ne dersiniz? Bir kimse hanımı ile başka bir erkeği görürse o adamı öldürebilir mi?" diye sormuş ve daha sonra da, hanımı ile Resulullah'ın huzurunda lânetleşmişlerdi.41 Sehl, bu olaya şahit olduğunda on beş yaşında olduğunu belirtmiştir.42 Yine bir gün Ka'b adında bir sahabi, İbn Ebi Hadred'de olan alacağını mescidde istemiş ve bu yüzden aralarında tartışma çıkmıştı. Tartışma sebebiyle sesleri de hayli yükselmişti. Resulullah (sav), onların sesini evinden duymuş, odasının perdesini aralamış ve Ka'b'a parmağıyla işaret ederek: "Alacağının yarısından vazgeç" demiş, Ka'b da: "İstediğiniz olsun ey Allah'ın Resûlü!" diye karşılık vermişti. Bunun üzerine Peygamber (sav), İbn Ebî Hadred'e hitaben: "Kalk sen de borcunu öde!" buyurmuştu. İki sahabi arasında çıkan anlaşmazlık bu şekilde giderilmişti.43
    Ebu Hureyre'nin rivayetine göre de bir gün Resûlullah (sav) mescidde iken bir adam oraya gelmiş ve Hz. Peygamber'e seslenerek: "Ey Allah'ın Elçisi! Ben zina yaptım" demişti. Peygamber (sav) önce adamın sözüne pek iltifat etmemişti. Fakat adam, zina yaptığı konusunda dört defa kendi kendine şahitlik ettiğinde, Resulullah (sav), "Sende delilik var mı?" diye sormuş, adam da "hayır" diye cevap verince Peygamber (sav): "Bunu götürün recmedin" buyurmuştu. Oradakiler de adamı götürüp recmetmişlerdi.44 Mescid, hukûkî meselelerin çözüme kavuşturulduğu yer olma özelliğini Hz. Peygamber'den sonra da uzun süre devam ettirmiştir.45

    5. SOSYAL BÜTÜNLÜĞÜN SAĞLANDIĞI YER OLMASI
    Hz. Peygamber ve ashabının namaz kılmak amacıyla, günün belirli saatlerinde bir araya gelmelerini sağlayan mescid, inananlar arasında birlik ve beraberliğin meydana gelmesinde, birbirlerinin durumlarından haberdar olmalarında önemli rol oynamış ve bu yönüyle de sosyal dayanışma müessesesi olma özelliği göstermişti. Çünkü Hz. Peygamber ve ashabı, içlerinden birinin cemaate devam edemediğini görünce hemen onu araştırıyor, şayet başına herhangi bir musibet vs. gelmişse derhal onunla ilgileniyor ve ne yapılması gerekiyorsa anında yapıyorlardı.
    Nitekim Asr-ı Saadet'te, Mescid-i Nebî'yi devamlı olarak süpüren zenci bir kadın vardı. Bir ara Resulullah (sav), onu görememiş ve merak edip o kadını sormuştu. Ashab dâ "öldü" cevabını vermişlerdi. Bunun üzerine Peygamber (sav): "Bana haber vermeniz gerekmez miydi?" buyurmuştu. Onlar ise bu duruma pek önem vermemişlerdi. Halbuki insan olarak herkese değer veren Hz. Peygamber, ashabın bu tutumundan hoşlanmamış ve ashaptan, kadının kabrini göstermelerini istemiş, gidip kabri üzerine cenaze namazı kılmış ve ona dua etmişti.46
    Yine ashaptan Sa'lebe adında biri vardı. Mescidden hiç çıkmaz, hemen hemen bütün vakit namazlarını cemaatle kılmaya gayret gösterirdi. Bu yüzden kendisine "Cami Kuşu" bile diyenler vardı. Daha sonra kendisinin ısrarlı isteği üzerine Resulullah'ın duası neticesinde mal-mülk sahibi olmuş ve gün geçtikçe çoğalan sürüleri onu cemaatten uzaklaştırmıştı. Bir ara Hz. Peygamber kendisini görememiş, orada bulunanlara Sa'lebe'nin nerede olduğunu sormuştu. Ashab: "Sa'lebe vadiler dolusu sürülere sahip oldu, onlara otlak bulma derdine düştü" demişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Yazık oldu Sa’lebe'ye" diyerek üzüntüsünü belirtmişti.47
    Bu yönüyle mescid, müslümanlar arasındaki haberleşme ve irtibatı sağladığı gibi aynı zamanda karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma için de elverişli bir zemindi. Çünkü taşradan gelip de Peygamber (sav) ile görüşmek isteyen ye Medine'de bir yakını bulunmayan herkes, doğrudan mescide gidiyor, genellikle Suffa'da ikâmet ediyor veya Hz.
    Peygamber tarafından, hâli vakti yerinde olan Medineli müslümanların evine gönderiliyordu.48 Hatta bazı durumlarda, Suffa'da ikâmet edenler de, Hz. Peygamber tarafından, durumu iyi olan müslümanların evlerine gönderiliyordu.49
    Suffa ehlinin yiyecekleri de genellikle mescidde toplanıyor ve Hz. Peygamber'in nezaretinde onlara dağıtılıyordu. Ayrıca Resulullah (sav) kendisine getirilen sadakaların tamamını, hediyelerin de büyük bir kısmını yine Suffa ashabına veriyordu.50
    Mescid kanalıyla o dönemde yapılan diğer bir yardımlaşma şekli de şöyleydi: Hz. Peygamber, on vesk51 hurması çıkan herkesin hasat zamanında, farz olan zekâtın dışında, tasadduk niyetiyle mescide bir salkım hurma asmasını emrederdi. Suffa ehlinin belirli geliri ve yiyeceği olmadığı için karnı acıkan, bu salkımları silkeler, düşen hurmalarla karnını doyururdu.52

    6. EDEBÎ YARIŞMALARIN YAPILDIĞI YER OLMASI
    Başlangıçta mescid, bir İslâm kültür merkezi vazifesi de görüyordu. Orada edebî konuşma ve yarışmalar yapılır, karşılıklı şiirler okunurdu. Hicretten sonra, Temim kabilesinden 80-90 kişilik bir grup Hz. Peygamber ile görüşmek üzere Medine'ye gelmişti. Onlar, hatiplerinin hitabetine, şairlerinin ifade gücüne fazlasıyla güveniyorlardı. Öğle namazını müteakip bunlar huzura kabul edildiler ve hemen kendilerini şu şekilde övmeye başladılar: "Biz Arapların en kuvvetlisi, en zekileriyiz. Bizler, krallar yetiştirdik, falan falan kralı ortaya çıkaran biziz." Sonra konuşmayı şu şekilde devam ettirdiler: "En büyük hatipler bizden çıkmıştır. Bizim hatiplerimiz birisini lânetledi mi, herkes onu lânetler; bunun aksine, hatiplerimiz birisini tezkiye etti mi, herkes ona saygı duyar, onu tanır."
    Neticede bu hatiplerden birisi ayağa kalktı, bir nutuk çekip oturdu.53 Buna karşılık Hz. Peygamber de, ashaptan Sâbit b. Kays'a, ona cevap vermesini söyledi. Sâbit, güzel bir konuşma yaptı, daha sonra Benî Temim'in şairi kalktı, bir şiir okudu. Bu defa Hz. Peygamber, şâir Hassan b. Sâbit'e dönerek: "Buna da sen cevap ver" dedi. Bunun üzerine Hassan ayağa kalktı, hiç hazırlıklı olmadığı halde Temimliye cevap verdi. Hassan'ın şiirinden sonra Temim heyeti, mescidin bir köşesine çekildi ve: "Müslümanların hatibi bizimkinden daha fasih, sesi daha gür; şairleri de bizim şairden daha güçlü" diyerek yenilgiyi kabul etti54 ve sonunda müslüman oldular.55
    Nitekim Ka'b b. Züheyr b. Ebî Sülmâ'nın, kendisini Resulullah'ın "Bürde"sine nâil kılmış olan meşhur kasidesini gelip mescidde okuduğu da bilinmektedir.56



+ Yorum Gönder


peygamber mescidinin sosyal hayattaki önemi,  peygamber mescidinin sosyal işlevleri nelerdir,  peygamber mescidinin işlevleri nelerdir,  caminin sosyal işlevi nedir