+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Tür Ve Şekil Bilgisi Redif Ve Kafiyenin Açılımı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Tür Ve Şekil Bilgisi Redif Ve Kafiyenin Açılımı








    Tür Ve Şekil Bilgisi Redif Ve Kafiyenin Açılımı







  2. Asel
    Bayan Üye





    Dünya şiirinde ayağın ne zaman kullanılmağa başlandığı belli değildir. Ölçeğin bulunuşundan çok sonra bulunduğu yolundaki söylentiyi kanıtlarla desteklemek olanağı yoktur.


    Eldeki örneklere göre, kimi ulusların edebiyatlarında ayak hiç kullanılmamış (Eski Yunan, Latin, Japon, vb. edebiyatları), kimi ulusların edebiyatlarında ise ayağa çok önem verilmiştir (Arap, Fars, Türk, Fransız, vb. edebiyatları). Ayağa önem veren edebiyatlarda, nazım biçimlerinin oluşmasında (gazel, koşma, sone, vb.) dizelerin kümelenişi ile birlikte ayakların sıralanışının da büyük payı vardır. Hele İslâm kültürü çevresindeki edebiyatlarda (Arap, Fars, Türk, vb. edebiyatları) Divan adı verilen şiir kitapları bile şiirlerin (gazellerin) son harflerinin alfabe sırasına göre düzenlenir; kimi şiirler de (kasideler) kimi zaman döner ayaklarına (redif'lerine) göre adlandırılırlardı (Su kasidesi, Sünbül kasidesi, vb.).

    Türk halk edebiyatının İslâmlıktan önceki dönemden kalma en eski şiir örneklerinde dahi ayak kullanılmış olduğunu görüyoruz. Bu edebiyatta, genellikle yarım ayak kullanılmıştır. Sözlü bir edebiyat olduğu için de, ayaklar ister istemez kulak içindir. Yazılı bir edebiyat olan ve Arap alfabesiyle yazılan Divan şiirinde ise, o alfabenin koşullarına uyularak, -birtakım sesli harfler söylenişte kullanıldığı halde yazıda kullanılmadığı için- göz için ayak yöntemine uyulmuştur; bu da, tam ayak, ya da zengin ayak (kafiye-i mukayyede) kullanmayı gerektirmiştir. Göz için ayak kuralı Tanzimat edebiyatının sonuna kadar (1895) sürmüş; Edebiyat-ı Cedide (1896-1901) ozanları ve onları izleyen kuşaklar, sözlerin yazılışını değil, söylenişini ayağa temel olarak almış; böylece, ayağın kulak için olduğu ilkesini benimsemiş ve uygulamışlardır. Daha önce de belirttiğimiz üzere, çağdaş edebiyatımızda ayak, özgür nazım'la (modern şiir) birlikte önemini gittikçe kaybetmektedir. Yeni ozan kendini hiçbir bağ ile bağlı görmüyor; istediği zaman hattâ zengin ayak dahi kullanıyor, istediği zaman da, -ayağı bir oyuncak sayarak- ayaksız yazıyor.




  3. Ziyaretçi
    yetersiz açıklma ve bilgi lütfen değişik ve sağlam bir yazı lütfeeeenn




  4. Asel
    Bayan Üye
    Redif Nedir


    Redif, şiirlerde mısra sonlarında, görevleri aynı olan eklerin, ya da anlamları aynı olan sözcüklerin tekrarlanmasına denir. Redifler daima mısranın en sonunda bulunur, yani kafiyeden sonra gelir.

    Ek halindeki redifler


    Eş görevli eklerin tekrarlanmasıyla oluşan rediflerdir. Türkçe'deki yapım ve çekim eklerini kavramadan, ek halindeki redifleri kavramak mümkün olamayacaktır. Ek halindeki rediflerin çoğu, sözcüğe bağlanan ekler olduğundan bu konudaki genel kaide: "sözcüğün köklerinde kafiye, eklerinde ise redif vardır." şeklindedir. Bu kural bilinerek mısraya bakılırsa ek halindeki rediflerin yüzde doksanı mısrada tahmin edilebilir. Ancak bu kaide her zaman geçerli olmadığından yine de "ekler" konusunda bilgi sahibi olunması konunun kavranması açısından gereklidir.Redifler gibi cümleye anlam katan birçok kelime vardır.
    Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı Kerem etmeyen beyin fakirden nedir farkı
    Yukarıdaki beyitte, "ı" sesleri, ismin -i hali olduğundan yani, her ikisinin de görevi aynı olduğundan rediftir. Sözcüğün köklerinde ise "ark" sesleri benzeştiğinden bunlar da zengin kafiyeyi oluşturur. Bu beyite pratik yoldan yaklaşırsak: Beyitin birinci mısrasında, kafiyeye söz konusu olan sözcüğün kökü "çark", ikinci mısrada ise sözcüğün kökü "fark"tır. Dolayısıyla, "ı" seslerinin ek olduğu için redif olduğunu pratik yönden söylenebilmektedir. Sözcüğün köklerinde kafiye bulunduğundan "ark" seslerinde de zengin kafiye vardır.

    Fakat, bu pratik yol her zaman işlemeyebilir:
    Kokuyor burnuma Sivr'alan köyü Serindir dağları soğuktur suyu Yâr mektup göndermiş yadigâr deyi Gözünün yaşını sil deyi yazmış
    Yukarıdaki dörtlükte, sözcüklerin kökleri:

    "köy", "su", "de"dir. Görüldüğü gibi sözcüklerin köklerindeki sesler aynı değildir. "y" sesi birinci mısrada sözcüğün köküne dahil olurken, ikinci ve üçüncü mısralarda yardımcı ses (kaynaştırma ünsüzü)'tir. Yani "y" seslerinin görevi farklıdır. Bu durum da kafiye tanımına uygun olduğundan kafiye olarak kabul edilecektir. Aynı durum İstiklâl Marşı'nın üçüncü kıtasında görülmektedir:
    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım, Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
    Yukarıdaki dörtlükte ise, sözcüklerin kökleri:

    "yaş", "şaş", "aş" ve "taş" sözcükleridir. O halde, bu köklere eklenen "a" sesinin görevinin ne olduğunu incelemek gerekir:


    Sözcük halindeki redifler

    Aynı anlamdaki sözcüklerin tekrarlanmasıyla meydana gelen rediflerdir. Bu tür redifleri mısralarda görebilmek oldukça kolaydır:
    Doğru söylerim halk razı değil Eğri söylerim Hak razı değil.
    Yukarıdaki beyitte "razı değil" sözcükleri redif, ondan önceki "k" sesleri ise yarım kafiyedir.


    Bir başka örnek:
    Zannetme ki şöyle böyle bir söz Gel sen dahi söyle böyle bir söz
    Yukarıdaki beyitte "böyle bir söz" sözcükleri redif, ondan önceki "öyle" sesleri ise zengin kafiyedir. Bir başka örnek:
    Kimsesiz hiç kimse yok, var herkesin bir kimsesi Kimsesiz kaldım meded, ey kimsesizler kimsesi
    Yukarıdaki beyitte "kimsesi" sözcükleri redif, ondan önceki "r" sesleri ise yarım kafiyedir. Son olarak şuna da dikkati çekmek gerekiyor:
    Sözcük halinde bulunan redfilerden hemen önce, ek halinde redif de bulunabilir. Böylece, ek halindeki redifle sözcük halindeki redif arka arkaya gelebilir:
    Elimi beş yerinden, dağladı beş parmağın, Bağrımda yanmadık bir yer bırakmadan git Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın Görmemek istiyorsan, ardına bakmadan git!
    İkinci ve dördüncü mısralarda hem ek halinde redif, hem de sözcük halinde redif bulunmaktadır. Yukarıdaki mısralarda "madan" ekleri "zarf-fiil"dir.
    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------


    Kafiye Nedir


    Kafiye ya da uyak, şiirde mısra sonlarında bulunan sözcüklerin son heceleri arasındaki ses benzerliğidir. Şiirde uyak, dize sonlarında bulunan farklı görevlerdeki ekler veya anlamları ayrı sözcükler arasında görülür. Dize sonlarında yinelenen aynı görevdeki ekler ya da sözcükler uyak değildir. Bunlara redif denir.

    Yarım uyak

    Yarım uyak, dize sonundaki tek ses benzerliğine dayanan uyak türüdür.

    -diz

    -yaz

    Burada "z"ler yarım uyaktır.

    Tam Uyak:

    Mısra sonlarındaki iki ses benzerliğine ‘tam kafiye’ denir.

    Örnek:
    Ben yâr ile ettim savaş Akıttım gözümden kanlı yaş
    Yukarıdaki örnek dizede “aş” sesleri tam kafiye oluşturmuştur.

    Örnek:
    Bir hazan akşamı indimdi sahile ben Vardı, mavi sular üstünde beyaz bir yelken



    Uyarı:

    Uzun okunan ünlüler tek başına tam kafiye oluşturur. Çünkü bu ünlüler iki ses yerine geçer.

    Örnek:
    Gönlümüz düşmişdi girdâb-ı belâ deryâsına Geçdi derbend-i melâledden safâ sahrâsına
    Yukarıdaki dizelerdeki “â” ünlüsü tam uyaktır.

    Zengin uyak

    Dize sonlarındaki ikiden çok ses benzerliğine dayanan uyak türüdür.
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak Ahmet Haşim
    Burada "yaprak" ve "ağlayarak" (-rak) sözcükleri zengin uyak oluşturur.

    Dizilişlerine Göre Uyaklar

    Düz Uyak

    Bir dörtlüğün bütün dizelerinin biribiriyle uyaklı,ya da ilk üç mısra biribiriyle uyaklı dördüncü dize serbest şekilde olmasıdır.
    a Elif'in uğru nakışlı a Yavru balaban bakışlı a Yayla çiçeği kokuşlu b Kokar Elif Elif diye Karacaoğlan



    Sarmal uyak

    Bir dörtlüğün birinci ve dördüncü dizelerinin kendi arasında, ikinci ve üçüncü dizelerinin kendi arasında uyaklı olmasına dayanan uyak türüdür.
    a Balkonlara, yalılara dalar düşünürüm b O günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra b Akan bulutlar gibi geçmiş: ne iz, ne hâtıra! a Sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm! Necati Cumalı
    Çapraz uyak

    Bir dörtlüğün birinci ve üçüncü dizelerinin kendi arasında, ikinci ve dördüncü dizelerinin kendi arasında uyaklı olmasına dayanan uyak türüdür.
    a Ne doğan güne hükmüm geçer, b Ne halden anlayan bulunur; a Ah aklımdan ölümüm geçer; b Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur. C. S. Tarancı
    Örüşük Kafiye Şeması

    Batı şiirinden şiirimize geçmiş kafiye şemasıdır. Özellikle TERZARİMA nazım şeklinde kullanılan bir kafiye şemasıdır. Üç dizeli bentliklerden oluşur. Son bent tek dizeden oluşur.

    Şeması: (a,b,a), (b,c,b), (c,d,c),

    Mani Tipi Kafiye

    Halk Edebiyatı'ndaki manilerden yayılmış kafiye şemasıdır.

    Şeması:(a,a,b,a), (c,c,d,c),

    Uyakların dizelerdeki bulunma yerlerine göre

    İç uyak

    Dizelerin ortasında bulunan uyaktır.
    Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyarır halkı efganım kara bahtım uyanmaz mı. Fuzulî
    Burada "cânım" ve "efganım" (-an) sözcüklerinde iç uyak görülmektedir.

    Baş uyak

    Dizelerin başında bulunan uyaktır.
    Gönlümüz bağlandı zülfün teline Alınmaz gözleri mestim alınmaz Sencileyin cevredici kuluna Bulunmaz gözleri mestim bulunmaz. Gevheri
    İkinci dizedeki "alınmaz" ile dördüncü dizedeki "bulunmaz" (-l) sözcükleri baş uyak oluştururlar.

    Özel durumlar

    Tunç uyak (farklı isimler de kullanılmaktadır.)

    Bir dizenin son sözcüğünün, bir diğer dizenin son sözcüğünü tamamen içermesine dayanan uyak türüdür. Zengin uyağın özel bir durumudur. Tunç uyağın olabilmesi için ses benzerliğinin en az üç sesten oluşması gerekir.
    Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Mehmet Âkif Ersoy
    Burada "duvar" ve "var" sözcükleri tunç uyak oluşturur. Aynı zamanda "var" sesleri zengin uyaktır.

    Cinaslı Uyak

    Söyleniş bakımından aynı ancak anlam olarak farklı sözcüklerden ya da söz yüklemlerinden oluşan uyak türüdür.
    Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç: Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç. Yahya Kemal
    Burada "geç" ve "geç" sözcükleri cinaslı uyak oluşturur

    REDİFLER

    Uyaktan sonra gelen aynı anlam ve görevdeki ek ya da sözcüklere redif denir. ÖRNEK:

    Koyun verdi kuzu verdi süt verdi

    Yemek verdi ekmek verdi et verdi verdi

    Kazma ile dövmeyince kıt verdi

    Benim sadık yarim kara topraktır


    Kalın olanlar SÖZCÜK halindeki rediftir.

+ Yorum Gönder