+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Diler arasında ses sistemi yapı söz dizimi bakımından...boşluğa ne gelecek Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Diler arasında ses sistemi yapı söz dizimi bakımından...boşluğa ne gelecek








    diler arasında ses sistemi yapı söz dizimi bakımındanboşluğa ne gelecek







  2. Ayşe
    Yeni Üye





    DİLİN TANIMI, ÖZELLİKLERİ
    Dil bir iletişim aracıdır. O, milattan 1848 yıl önce doğan Babil İmparatoru Hammurabi’nin yasalarını, milattan sonra 8. yüzyılda bengü taşlara yazılmış Göktürk yazıtlarını, Kaşgarlı’yı, Yunus’u, Karacaoğlan’ı, Fuzuli’yi, Nedim’i, insan düşüncesinin en ince ayrıntılarını yüklenerek günümüze taşıyan bir mucizedir. İnsanın bu dünyadaki yerini belirleyen, yaşamını şekillendiren hep o büyülü varlıktır. Prof. Dr. Doğan Aksan “Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim”[1] adlı kitabının “Giriş” bölümünde dil ile ilgili olarak şunları söyler:

    “Dil bir anda düşünemeyeceğimiz kadar çok yönlü, değişik açılardan bakınca başka başka nitelikleri beliren, kimi sırlarını bugün de çözemediğimiz büyülü bir varlıktır. O, gerek insan gerek toplum gerekse insan ve toplumdan ayrı düşünülemeyecek olan bilim, sanat, teknik gibi bütün alanlarla ilgili bulunan, aynı zamanda onları oluşturan bir kurumdur.”

    Dil, insanı insan yapan özelliklerin başında yer almaktadır. Dili olmayan bir insan topluluğunu düşünmek mümkün değildir. Çünkü insan, dili kullanma yetisine, konuşma özelliğine sahip tek varlıktır. Duygu ve düşüncelerimizi, geçmişimizi, geleceğimizi, yaşadıklarımızı, hayallerimizi bir başkasına aktarabilmemizi sağlayan, dil değil midir? Bir Afrika kabilesinin dilinde henüz konuşmayan çocuklara “kuntu” yani “şey” denmektedir. Konuşmaya başladığında ise çocuğa “muntu” yani “insan” diye seslenilmektedir.



    Şimdiye kadar pek çok araştırmacı dilin çeşitli tanımlarını yapmıştır. Şimdi de bu tanımlara bir göz atalım:



    üDil, kendi özel düşüncelerini sesin yardımıyla, özne ve yüklemler aracılığıyla anlaşılabilir duruma getirmektir. (Platon)



    üDil, insanın kendi bilgi ve deneylerini, bir anlamsal kapsamı ve bir ses karşılığı olan birliklerle, her toplumda bir başka biçimde açıkladığı bir bildirişme aracıdır. (André Martinet)

    üDil, bir toplumu oluşturan kişilerin düşünce ve duygularının o toplumda ses ve anlam bakımından ortak öğeler ve kurallardan yararlanarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir sistemdir. (Zeynep Korkmaz)

    üDil bir anda düşünemeyeceğimiz kadar çok yönlü, değişik açılardan bakınca başka başka nitelikleri beliren kimi sırlarını bugün de çözemediğimiz büyülü bir varlıktır. Dil dediğimiz düzen; insanın gözüdür, beynidir, düşüncesi ruhudur. (Doğan Aksan)

    üDil, tıpkı ev gibi bir milletin duygu, düşünce ve hayatının barınağı, korunağıdır… Dilin bütünü milletin evidir. Bin bir odalı bir ev! Buna şehir, ülke demek daha doğru olur. Milletler dillerini tıpkı medeniyetleri gibi korurlar. (Mehmet Kaplan)

    üDil, insan oluş maceramızın başlangıç noktasıdır. Kendisi de tabiatın bir parçası olan insanı, tabiatın başka varlıklarından ayıran başlıca özellik, başka yer ve zamanlara ait bu bilgi birikimine, yani tarihe sahip oluşudur. Başka varlıklar gibi “bugünde” ve “burada” yaşamakta olan insanı, bugünden ve buradan götüren “dil”dir. (Günay Karaağaç)

    Muharrem Ergin, “Türk Dil Bilgisi” adlı kitabında dili şöyle tanımlamaktadır:
    “Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir vasıta; kendine has kuralları içinde yaşayıp gelişen canlı bir varlık; milleti bir arada tutan, koruyan ve milletin ortak malı olan sosyal bir kurum; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli bir anlaşmalar sistemi ve seslerle örülmüş muazzam bir yapıdır.”

    Görüldüğü gibi dilbilimciler, dilin insanlar arasında anlaşmayı sağlayan; kendine özgü kurallar çerçevesinde doğal bir gelişim çizgisine sahip, seslerden örülü sosyal bir varlık olduğunu dile getirmektedirler.

    Bu tanımlardan yola çıkarak dilin özelliklerini de belirlemek mümkündür:
    İnsanlar arasında anlaşmayı sağlar.

    ü Doğal bir vasıtadır.

    ü Kendine özgü kuralları vardır.

    ü Sürekli değişim ve gelişim içinde olan canlı bir varlıktır.

    ü Milleti bir arada tutar, onun varlığını koruyup devamını sağlar.

    ü Milletin ortak malıdır.

    ü Soysal bir kurumdur.

    ü Temeli bilinmeyen zamanlarda atılmıştır.

    ü Gizli bir anlaşmalar sistemidir.
    ü Seslerden örülmüştür.



    Şimdi bu özellikleri biraz daha ayrıntılı bir biçimde inceleyelim.
    Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlar.
    İnsanlar çeşitli şekillerde birbiriyle iletişim kurabilir. Jestlerle, mimiklerle, bayrakla, düdükle, dansla, müzikle, trafik işaretleriyle vb. haberleşmek mümkündür. Bu tür anlaşmaları sağlayan dili Fransızcada “langage” kelimesi ile karşılamışlardır. İşaretlerle anlaşma sistemini inceleyen bilim dalına ise “semiyoloji” denir. Bizim burada konu ettiğimiz; boğumlanmış, belli bir şekil verilerek anlam yüklenmiş seslere dayanan dildir ki Fransızlar bunu “langue” terimi ile karşılamaktadırlar.



    Bugün duygu ve düşüncelerimizi, korkularımızı, beklentilerimizi, umutlarımızı, acılarımızı, sıkıntılarımızı dil sayesinde diğer insanlara aktarabilmekte; dil sayesinde birbirimizi anlayıp sorunlarımıza çözüm üretebilmekte; insan olduğumuzun farkına varıp sadece bizden önceki toplumlarla değil bizden sonrakilerle de çelikten bir köprü kurabilmekteyiz.
    Dil doğal bir vasıtadır.
    Yeryüzünde bulunan üç binden fazla dil, kendi dil mantığını kendisi oluşturmuştur. Her millet, duygu ve düşünce dünyasını, zevkini, olaylara, nesnelere bakışını içinde bulunduğu coğrafyanın ve diğer şartların etkisiyle ortaklaşa bir zihniyetle oluşturmuştur. Kendiliğinden oluşan bu doğal yapıya müdahale etmek ona zarar verir.



    Muharrem Ergin yukarıda adı geçen kitabında dilin doğal bir vasıta oluşunu çok güzel bir örnekle açıklamaktadır. Dilin sun’î bir vasıta olmayıp tabiî bir varlığa sahip olduğunu söyleyen Ergin, şöyle devam eder:



    “Mesela at da bir vasıtadır, otomobil de bir vasıtadır. Fakat insan otomobile istediği şekilde hükmedebilir, at karşısında ise onun tabiatına uygun şekilde hareket etmek zorundadır. Otomobile istediği şekli verir, onun biçimini istediği şekle sokar, onu istediği gibi kullanır, isterse uçuruma sevk edebilir. Fakat atın biçimini değiştiremez, onu istediği gibi kullanamaz, istediği yere sevk edemez. Başını kesseniz ata korktuğu yerde bir adım attıramazsınız. İşte dilin vasıtalığı atın vasıtalığı gibidir.”



    Gerçekten de dilin doğal bir gelişim çizgisi vardır ve bu doğal gelişmeye müdahale etmek mümkün değildir. Kendi gelişim sürecini engellemek, yolunu kapatmak, kendi içinde tutarlı bir bütünlüğe sahip olarak toplumun ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen dilin düzenini bozmak söz konusu değildir. Dışarıdan müdahale edilmek gerekiyorsa, bu müdahalenin yine dilin kendi doğal işleyişine ters olmaması, kurallarıyla çatışmaması gerekir. Zaten yapılacak müdahale de ancak onun doğal gelişimini engelleyen hususların ortadan kaldırılması yani önünün açılması için olmalıdır. Türk Dil Kurumu’nun, yabancı kelimelerin dilimizin işleyişini engelleyen durumunu ortadan kaldırmak maksadıyla yapmış olduğu çalışmalar, işte bu tür çalışmalardır.




+ Yorum Gönder