+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Bebeklik ve Çocukluk dönemi farkları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Bebeklik ve Çocukluk dönemi farkları








    Bebeklik ve Çocukluk dönemi farkları







  2. Leyla
    Devamlı Üye





    Bebeklik ve Çocukluk dönemi farkları






    Bebeklik ve Çocukluk Dönemleri Bağlanma Bozuklukları
    Anneyle doğum sonrası ilk temasla başlayan bağlanma süreci, insanın tüm yaşamı boyunca, yaşamının her alanını (romantik, iş yaşamı ya da eğitimsel yaşam vb.) etkiler. Bu noktada, annenin rolü, insanın kendisi ile dış dünya arasında kurduğu ilişkide bir köprü olmaktır; bir anlamda anne bebeğin kendisine ve dış dünyaya ilişkin algılarının, tutumlarının, değer yargılarının vb. olumlu ya da olumsuz olmasına yön vermektedir. Temelde 0-3 yaş arasında şekillenen bağlanma ilişkisi nasıl gerçekleşir? Kısaca belirtmemiz gerekirse, bağlanma ihtiyacı / süreci bebeğin örneğin bir alarm durumu (acı, açlık ya da tanımadık bir kişinin ona doğru yaklaşması) yaşamasıyla ve annesine yardım çağrısından bulunmasıyla harekete geçer. Anne bebeğin bu çağrısına, onun ihtiyaç duyduğu her anda ve tutarlı bir biçimde cevap verdiğinde, bebekle arasında olması gereken temel yakınlık ve güven duygusu sağlanmış olur. Bebek bu yakınlık aracılığıyla ihtiyaç duyduğu herhangi bir zamanda annesinin onun yanında olacağına ve onun ihtiyaçlarıyla ilgileneceğine, onu tatmin etmeye çalışacağına inanır, böylelikle de kendisini güvende hisseder. Kendisini değerli, korunacak, özen gösterilecek bir varlık olarak algılar. Yakınlık, bebeğin çevresini keşfetmede kullanabileceği “güvenli bir temel” ve tehlike anında korunabileceği “sağlam bir sığınak” işlevi görür. Ayrıca, annesinin sağladığı bu güven ve yakınlık duygusu aracılığıyla, sadece annesinin değil çevresindeki her insanın onunla ilgileneceğine, bu konuda herkese güven duyabileceğine inanır. Peki bu temel yakınlığın sağlanamadığı durumda ne olur? Bu durumda bebek ayrılık kaygısı ve bu kaygıya bağlı olarak da ayrılığı protesto tepkileri gösterir ancak bu kaygıyı azaltamadığında da anneden uzaklaşmaya ve “kendi kendine yeterli olmaya” başlar. Örneğin, bu dünyada tek başına olduğuna ve kendi ihtiyaçlarını yine kendisinin karşılaması gerektiğine inanır, “kendi kabuğuna çekilir”, yalnızlaşır, terk edilme ve reddedilme kaygıları nedeniyle de artık tüm sosyal ilişkilerden olabildiğince uzak durmaya çalışır. Bebeklikten itibaren başlayan bu yaşam yönelimi insanın tüm yaşamı boyunca devam eder. Örneğin yetişkinlik döneminde romantik ilişkilerden uzak durur; çünkü bir ilişkide olduğunda eşinin onunla ilgilenmeyeceğine, ona ihtiyaç duyduğunda yanında olmayacağına, onu gerektiğinde korumayacağına, sevmeyeceğine inanır, bu nedenle de ilişkilerden uzak durur ve bunu da örneğin herkese sanki kendi tercihiymiş gibi sunar. Ya da örneğin iş yaşamında bir grup insanla ortak bir projede görev almaktan kaçınır, çünkü bu proje onun o şirkete bağlanması demektir ki bu bağlanma da bebeklik döneminde annesi tarafından reddedilmesi hatırlatması nedeniyle kişiyi korkutur, ayrıca ekip arkadaşlarından hangisine güven duyabileceği konusunda da kararsızdır; çünkü “hiçbir zaman hiç kimse onun ihtiyaçlarıyla ilgilenmemiştir ve ilgilenmeyecektir de”.


    Yukarıda da belirtildiği gibi, bebeklik döneminde; özellikle de 2-7 aylar arasında anneyle sağlıklı ve güvenli bir bağlanma ilişkisinin kurulması insanın kişilik gelişimi açısından son derece önemlidir. Gelişimsel açıdan bakıldığında, 0-2 aylar arasında bebek için gerek anne, gerekse anneanne ya da eve ücretli olarak gelen bir bebek bakıcısı; yani karnını doyuran, onu seven, onu okşayan herkes birer bağlanma figürüdür. Ancak 2. aydan itibaren anne bebeğin hayatında diğer insanlardan çok daha belirgin bir rol oynamaya başlar. Bebek bu dönemden itibaren annesini daha sıklıkla arar, özellikle onunla yakınlaşmayı, oynamayı ister. Annenin yokluğu örneğin anneannenin ya da teyzenin yokluğundan daha önemlidir, daha kritiktir. Bebek “başı her sıkıştığında”, karnı acıktığında, kendini tehdit altında hissettiğinde annesini yanında görmek ister. 7. aydan itibaren de bebekte annenin yokluğuna bağlı olarak ayrılık ve yabancı kaygısı görülmeye başlar. İşte bu dönemde, hangi nedenden kaynaklanırsa kaynaklansın, annenin bebeğinden uzaklaşması, uzun süreli bir ayrılık süreci (örneğin, annenin uzun süreli olarak hastanede tedavi görmesi ya da beklenmedik ölümü) bebekte ayrılık kaygısını uyandırır. Bebeğin annesine ihtiyaç duyduğu her anda onu yanında göremediği her gün bu kaygının etkisini daha da şiddetlendirir. Bir süre sonra bebek, annesini kaybettiği, örneğin artık bu hayatta tek başına olduğu, kimsenin onunla ilgilenmeyeceği ve bütün ihtiyaçlarını her zaman ve sadece kendisinin karşılaşması gerektiğine dair bir algı geliştirir. İşte anneyle özellikle bu dönemle kurulamayan yakınlık yani bağlanamama kendisini çocuklarda ve ergenlerde 2 olumsuz şekilde gösterir: Tepkisel Bağlanma Bozukluğu ve Ayrılık Kaygısı Bozukluğu.


    Tepkisel Bağlanma Bozukluğu


    Tepkisel Bağlanma Bozukluğu, 5 yaşından önce başlar ve annenin bebeğine yeterli bakımı (ilgiyi, desteği, şefkati) ver(e)memesiyle gelişir. Ebeveynleri tarafından suistimal ya da ihmal edilen çocuklarda gelişme olasılığı yüksektir, bir araştırmada istismara uğrayan çocukların ortalama % 80’inde tepkisel bağlanma bozukluğu belirtileri olduğu görülmüştür. Bunun dışında, ebeveynleri arasında sürekli gerginlik ve çatışma olan, annesi çok erken bir yaşta doğum yapmış olan (ergen gebeliği) ya da annesinin psikolojik sorunları (depresyon, madde kullanımı gibi) olan çocuklarda da tepkisel bağlanma bozukluğu görülme olasılığı yüksektir. Birçok araştırmada, bu çocukların annelerinin kendine güveni düşük, yetersizlik duygusu yaşayan, istem dışı hamile kalan ve bağımlı kişilik özellikleri sergileyen insanlar oldukları görülmüştür.





  3. Leyla
    Devamlı Üye
    Tepkisel Bağlanma Bozukluğuna sahip bir çocuk;


    Çelişkili tepkiler gösterir, sosyal ilişki kurmada ya da sürdürmede yetersizdir ve içe kapanıktır
    Göz teması kuramaz
    Dürtü kontrolü zayıftır; yani anlık tepkiler gösterebilir
    Hayvanlara zarar verir
    Olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kuramaz ve mantıksal çıkarımlarda bulunamaz.
    Dil gelişiminde ketlenmeler ve konuşma bozuklukları gösterir
    Sosyal gülümseme yoktur
    Hırsızlık yapar, suç işler ve yalan söyler
    Kan, ateş ya da ölümle takıntı düzeyinde ilgilenir, ateşle ya da kanla oynar
    Dikkat problemi ve öğrenme güçlüğü vardır
    Rastgele arkadaşlık ve yakınlık kurar. Örneğin, kendisine yaklaşan kişi hiç tanımadığı biri bile olsa ona koşar, sarılır ya da peşinden gider. Bu açıdan bakıldığında, tepkisel bağlanma bozukluğuna sahip çocukların çocuk tacizcilerinin kurbanı olma olasılıklarının yüksek olduğu söylenebilir
    Yoğun kaygı, depresyon, yeme bozuklukları, dikkat ve konsantrasyon sorunları gösterir
    Empati kuramaz
    Aşırı mastürbasyon yapar ya da arkadaşlarına yönelik olumsuz cinsel davranışlar sergiler
    Otoriteye (disipline) itaatsizlik gösterir
    Yalan söyleme ya da yangın çıkarma gibi olumsuz davranışlar gösterir
    Akranlarına ve çevresine karşı saldırgan davranışlarda bulunur. Bu saldırganlığın da üç temel işlevi olduğu, amaca hizmet ettiği söylenebilir. İlki, tepkisel bağlanma bozukluğuna sahip bir çocuk saldırgan davranışlarıyla sonucunda cezalandırmayla ve şiddetle sonuçlanacak olsa da annenin dikkatini çekmiş olur, anneden bakım almaya çabalar. İkinci olarak, saldırganlık, anneyi gerek duygusal gerekse fiziksel olarak kendinden uzak tutmak için iyi bir araçtır. Son olarak saldırganlık, anneden temel bakım ihtiyacını karşılayamamış olmanın; reddedilmişliğin getirdiği yaşamsal engellenmişliği ve öfkeyi dışa vurmayı sağlar.

    Tepkisel bağlanma bozukluğunun iki türü vardır:


    Ketlenmiş (inhibe) tip: Bu tipteki çocuklar, ihtiyaç duyduklarında başta anneleri olmak üzere hiç kimsenin kendileriyle ilgilenmeyeceğine, özen göstermeyeceğine, destek olmayacaklarına inanırlar. Bu tipte çelişkili tepkiler, aşırı uyarılmışlık, sosyal ilişki kurmada ya da sürdürmede sürekli bir yetersizlik vardır. Sosyal olarak içe kapanma, uzaklık ve soğukluk en belirgin özelliktir. Normal gelişim gösteren çocuklar, stres yaratan durumlarda rahatlatılmak için bağlanma figürlerine (özellikle annelerine) yönelirken bu çocuklar farklı davranışlar sergilerler. Rahatlatılma yani sevgi-bakım aramayabilirler; hatta bundan korkabilirler. Kendilerini rahatlatmak isteyenlere karşı duyarsız kalabilirler, direnç gösterebilirler ya da öfke ve saldırganlık gösterebilirler. Duygusal karşılıklıkları zayıftır. Ağlama nöbetleri olabilir. Duygularını düzenlemekte güçlük çekebilirler ancak kendilerinden yaşça daha büyük çocuk ya da ergenlerin yanındayken yaşadıkları öfkeyi ve gerginliği maskelerler.
    Ketlenmemiş tip: Bu tipteki çocuklarda ise, seçici olmayan, ayrımlaşmamış bir sosyal ilişki örüntüsü vardır; ilgi ve sevgi görebileceklerine inandıkları herkese yaklaşmaya çabalarlar; buna hiç tanımadıkları insanlar da dahildir. Bunun için de örneğin özellikle büyüklerinin yanında bakıma muhtaç, “çocukça” davranışlar sergilerler. Belirgin bir nedeni yokken aşırı kaygı ve gerginlik belirtileri gösterirler. Özellikle akranlarının saldırılarının kurbanı olurlar. Yabancı kişiler tarafından rahatlatılmayı kabul ederler ve onlardan ayrılmaya karşı da tepki gösterirler. Öte yandan, asıl bakım veren kişilerden de arkalarına bile bakmadan ayrılabilirler. Ergenlik döneminde rastgele cinsel ilişkiler sıklıkla görülür.


    Ayrılık Kaygısı Bozukluğu



    Ayrılık kaygısı bozukluğu, çocukluk döneminin en sıklıkla rastlanan kaygı bozukluklarından biridir, yaygınlığı % 2 ile 13 arasında değişmektedir. Onsekiz yaşından önce görülür ve aşağıdaki belirtilerin en az 4 hafta süreyle yaşanmasıyla belirgindir;


    Anneden her ayrılık ya da ayrılık beklentisinin aşırı kaygı, öfke ve sıkıntı yaratması
    Kendisinin ya da bağlandığı kişilerin bir kaza geçirecekleri ya da hastalanacaklarına ilişkin kaygılar
    Odada tek başına kalamama, evde yalnız başına dolaşamama, geceleri kendi odasında tek başına uyuyamama ve gece kabusları (ayrılık odaklı)
    Kaybolma ya da kaçırılma korkusu
    Tek başına bir yere gitmekten kaçınma
    Okula gitmeyi reddetme ve özellikle okula gitme söz konusu olduğunda mide bulantısı, baş ağrısı gibi bedensel yakınmaların olması
    Sosyal aktivitelerden kaçış
    Özellikle geceleri ve uyumaya yakın algısal çarpıklıklar gösterme (örn., hafif şiddette bir gürültü ya da gölgeyi canavar olarak nitelendirme)
    Okula gitme sıklığı ve okuldaki öğrenim kalitesinin düşmesi nedeniyle akademik başarısızlıklar gösterme

    Çocuğunun tüm ihtiyaçlarını karşılayan, aşırı kaygılı, onun bağımsızlığını desteklemeyen anne-baba tutumlarında, okula gitme gibi bir ayrılık hem ebeveynlerde hem de çocukta ayrılık kaygısı doğurur. Aşırı koruyucu, aşırı denetleyici ebeveynler çocuklarından ayrıldıklarında kaygı duyarlar ki bu kaygı çocuğa da bulaşır. Ebeveynler, çocuklarının tek başlarına bir şey yapamayacağına, başına kötü bir şey gelebileceğine, kontrollerini kaybedeceklerine inanmaktadırlar. Ayrılık kaygısı yaşayan çocuklar ebeveynleriyle birlikte yatan ya da onlarsız yatamayan, onlardan ayrıldıklarında aşırı ağlayan ve genellikle ev dışında vakit geçirmekten hoşlanmayan çocuklardır.


    Ayrılık kaygısı yaşayan çocukların okulla ilgili kaygıları hayali ya da gerçek olabilir. Okula gidiş yolundaki tehlikeler (trafik gibi), okula uyum sürecinde öğretmenin tahammülsüz ya da cezalandırıcı tutumu, sınıfa yaklaşınca anne-babanın onu bırakıp kaçması, söz verdikleri saatte onu okuldan almamaları gibi etmenler de ayrılık kaygısını arttıran ve bir bozukluk haline gelmesine yol açan etmenlerdendir. Bu noktada ayrılık kaygısı bozukluğu ile okul korkusu – reddi arasındaki ilişkiye de değinmek yararlı olacaktır. Ayrılık kaygısı bozukluğu, okul korkusu ve reddinin en önemli belirleyicilerinden biridir. Araştırmalar, ayrılık kaygısı bozukluğu yaşayan çocukların % 75 ile 80 arasında değişen bir oranının okul korkusu yaşadıklarını, bununla birlikte, okul korkusu - reddi olan çocukların % 80’inde de ayrılık kaygısı bozukluğu belirtileri olduğunu göstermektedir.


    Ebeveynlerin boşanması ya da kaybı, bir hastalık ya da kaza, kardeş doğumu, annenin çalışmaya başlaması ve hastaneye yatış gibi olaylarla tetiklenen, aktive olan, çocuklarda panik atakların yaşanmasına neden olan ayrılık kaygısı bozukluğunun yetişkinlik döneminde de depresyon, panik bozukluk ve agorafobi gibi kaygı bozukluklarına yol açtığı görülebilmektedir.


    Bağlanmanın Bebeklik ve Çocukluk Dönemlerindeki Diğer Bozukluklarla İlişkisi


    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (ADHD)


    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, belirtilerinin 7 yaşından önce başlaması gereken, yetişkinlikte de devam edebilen, ağırlıklı olarak erkeklerde ve ilköğretim çağındaki çocukların % 3-7'sinde görülen bir bozukluktur. ADHD'li çocuklarda 3 temel sorun alanı, boyutu vardır;





  4. SuskuN PrenS
    Devamlı Üye
    Bebeklik ve Çocukluk dönemi farkları


    Ketlenmiş (inhibe) tip: Bu tipteki çocuklar, ihtiyaç duyduklarında başta anneleri olmak üzere hiç kimsenin kendileriyle ilgilenmeyeceğine, özen göstermeyeceğine, destek olmayacaklarına inanırlar. Bu tipte çelişkili tepkiler, aşırı uyarılmışlık, sosyal ilişki kurmada ya da sürdürmede sürekli bir yetersizlik vardır. Sosyal olarak içe kapanma, uzaklık ve soğukluk en belirgin özelliktir. Normal gelişim gösteren çocuklar, stres yaratan durumlarda rahatlatılmak için bağlanma figürlerine (özellikle annelerine) yönelirken bu çocuklar farklı davranışlar sergilerler. Rahatlatılma yani sevgi-bakım aramayabilirler; hatta bundan korkabilirler. Kendilerini rahatlatmak isteyenlere karşı duyarsız kalabilirler, direnç gösterebilirler ya da öfke ve saldırganlık gösterebilirler. Duygusal karşılıklıkları zayıftır. Ağlama nöbetleri olabilir. Duygularını düzenlemekte güçlük çekebilirler ancak kendilerinden yaşça daha büyük çocuk ya da ergenlerin yanındayken yaşadıkları öfkeyi ve gerginliği maskelerler.
    Ketlenmemiş tip: Bu tipteki çocuklarda ise, seçici olmayan, ayrımlaşmamış bir sosyal ilişki örüntüsü vardır; ilgi ve sevgi görebileceklerine inandıkları herkese yaklaşmaya çabalarlar; buna hiç tanımadıkları insanlar da dahildir. Bunun için de örneğin özellikle büyüklerinin yanında bakıma muhtaç, “çocukça” davranışlar sergilerler. Belirgin bir nedeni yokken aşırı kaygı ve gerginlik belirtileri gösterirler. Özellikle akranlarının saldırılarının kurbanı olurlar. Yabancı kişiler tarafından rahatlatılmayı kabul ederler ve onlardan ayrılmaya karşı da tepki gösterirler. Öte yandan, asıl bakım veren kişilerden de arkalarına bile bakmadan ayrılabilirler. Ergenlik döneminde rastgele cinsel ilişkiler sıklıkla görülür.


+ Yorum Gönder


atatürkün bebeklik anıları