+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Anemi kansızlık oluşmasına neden olan etkenler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Anemi kansızlık oluşmasına neden olan etkenler








    Anemi kansızlık oluşmasına neden olan etkenler







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Anemi kansızlık oluşmasına neden olan etkenler

    kansızlık oluşmasına neden olan etkenler nelerdir

    Kan, insanların yaşamlarını için gerekli vücutsal bir sıvıdır. Ve eksiliği ile vücudumuzda hasarlara ve hatta ölümlere yol açabilir. Günlük yaşantımızda bir çok hastalığın farkında olmadığımız gibi, kansızlık (Anemi) denen hastalığından, bir çok kişi farkında değildir.

    İşte kansızlığın belirtileri;
    - Gün içerisinde halsizlik, yorgunluk ve baş dönmesi.
    - Yapılan işe konsentre olamama ve çabuk yorulma.
    - İştahsızlık.
    - Cilt renginde solukluk.
    - Sık sık üşüme hissi.
    - Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda algışama ve öğrenmede gerileme.
    - Saçlarda gereğinden fazla dökülme.
    - Çarpıntıların sıklaşması.
    - Çalışma verimliliğinin azalması.
    - Çocuklarda daha sık hastalanma.
    - Fiziki aktivitede yavaşlama.
    - Gelişme çağındaki çocuklarda büyüme yavaşlaşması.
    - Hamileler de ise düşük bebek riski veya ölü bebek doğurma riski artmaktadır.

    Kansızlığa neden olan faktörler;
    - Beslenme alışkanlılığının olmamasından kaynaklı demir eksikliği.
    - Hemoroit hastalarında ve aybaşı hastaklıkları neden olabilir.
    - Doğuştan gelen bazı hastalıklardan kaynaklanan bir rahatsızlık anemi (kansızlık) neden olabilir.
    - Bebeklere anne sütü yerine, inek sütü verilmesinden kaynaklı bir kansızlık oluşabilmektedir.
    - Romatizma, Lösemi ve kanser hastalrında kansızlığa sıkça rastlanmaktadır.

    Kansızlık tedavisi;
    - Öncelikle kansızlığa neden olan unsurlar tesbit edilip, ortadan kaldırılmalı.
    - Hemoroit hastalığı varsa tedavi ettirilmeli.
    - Hasta düzensiz besleniyor ise, demir ve c vitamini içeren gıdalar tüketmeli.
    - Hastanın dinlenmesi için ortam hazırlamalı.
    - Temiz bulunduğu yer temiz ve havadar olmalı.
    - Kan yapıcı gıdalar ile takviye yapılmalı.
    - Çay kahve gibi demir emilim gerçekleştiren içeceklerden uzak durulmalı.

    Önemli olan konu şu ki, öncelikli olarak hastanın doktor gözetiminde olması gerekmetedir, eğer hasta çok kan kaybetmiş ise kan takviyesine ihtiyaç duyulabilir.





  3. Suskun Karizma
    Devamlı Üye
    Kansızlık

    Kansızlık dünyada en sık rastlanılan rahatsızlıkların başında gelmektedir. Bir hastalık değildir. Ancak hastalıklara bağlı olarak gelişen bir sonucu ifade ettiğinden ve vücutta son derece ciddi diğer hastalıklara yol açabildiğinden dolayı rahatsızlık olarak ta tanımlanabilir.

    Kanımızda üç ana kısım bulunur. Bunlardan bir tanesi beyaz kan hücreleridir ki vücuda zararlı maddeler özellikle de mikroplar girdiğinde bu kan hücreleri tarafından tahrip edilirler. Diğer ikinci kısmı kırmızı kan hücreleri oluşturur. Bunlar demir içeren hemoglobin adlı bir proteinden oluşur ve bu hücrelerin demir'li kısmı olan hem grubuna oksijenin bağlanması sonucunda oksijen tüm hücrelere ulaştırılır. Kırmızı kan hücreleri ile hücrelere taşınan oksijen, bu hücrelerdeki gıdaları yakarak ondan enerji açığa çıkartır. Tüm canlılar ve biz insanlar, bu enerjiyi kullanarak metabolik faaliyetlerimizi düzenler ve yaşantımızı sürdürürüz.

    Yukarıdaki açıklamadan kolaylıkla anlayacağınız üzere solunumun yeterli yapılamaması yani oksijenin yeterli oranda alınarak kana karışmaması yada kandaki kırmızı kan hücrelerinin azalmasına bağlı olarak vücudumuzu oluşturan hücrelere yeterince oksijen gönderilemez. Yeterli oksijen hücrelere gelmeyince, hücrelerdeki gıdalar yakılamaz ve bunun neticesinde enerji açığa çıkamaz. Daha doğrusu yeterli enerji üretimi söz konusu olamaz ve bir enerji eksikliği oluşur. Bu yüzden kırmızı kan hücrelerinin azalması olarak tanımlayabileceğimiz kansızlık yada anemi doğrudan enerji yokluğu ve halsizlikle kendisini gösterir.

    Kansızlığa yani anemiye neden olan başlıca yapıcı unsurlar;

    · Vitamin ve demir eksikliği

    · Kan kaybı

    · Ciddi bir iltihaplanma, enfeksiyon, hastalık

    · Genetik bozukluklar

    · Başka hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ve bunların yan etkileri.

    Özellikle başka ilaçların yan etkileri kırmızı kan hücrelerinin azalması şeklinde kendini gösterebilir. Bunun yanında diabet, kalp hastalığı olanlarla kanserli hastalar, arthrit gibi iltihaplanmaları olanlar ve kronik böbrek yetmezliği olanlar her an kansızlık riski ile karşı karşıyadır. 65 yaş üzerinde olanlar, ağır bir operasyon geçirmiş olanlar ve AIDS'li hastalarda bu riskle karşı karşıyadır.

    Aşağıdaki belirtiler kansızlıkta en sık rastlanılan belirtilerdir;

    Enerji eksikliği ve halsizlik

    Soğuk hissetme, üşüme

    Baş dönmesi, sersemlik hali

    Kalp atışlarının hızlı olması(taşikardi), bazen kalp çarpıntısına kadar varabilir.

    Konsantrasyon kaybı

    Kızgın, üzüntülü his ve depresyon hali

    Solunumun rahat olmaması ve bazen nefes darlığı

    Ancak bu belirtiler başka hastalıklarda da olabileceğinden, kan demir oranı ve kırmızı kan hücrelerinin sayısına bakılarak doktor tarafından kesin teşhisin yapılması ve buna göre tedaviye gidilmesi gerekir.

    Demir eksikliğine bağlı gelişen anemi özellikle büyüme dönemindeki çocuklarda beslenmenin yeterince yapılamamasına bağlı olarak, bir de gebelik döneminde anne adayının yeterli demiri gıdalarla alamaması neticesinde gelişir. Burada gözlenen belirtilerde genelde üşüme, konsantrasyon kaybı, solgun deri, yorgunluk ve baş dönmesi şeklindedir.

    Gıdaya bağlı anemiler genelde üç maddenin eksikliğinden ileri gelir. Demir, folat ve B12. Bunlardan folat veya folik asit, B kompleks vitaminler grubunun bir üyesidir. Kromozomların korunması, şeker ve amino asit üretimi, vücudumuzda organların yüzeylerini ve vücut boşluklarını örten mukozanın korunması, bağırsakların parazitlere karşı direnç göstermesi, kan hücrelerinin çoğalması folat ve folik asit ile mümkün olmaktadır. Günde 400 mikrogram folat bu fonksiyonlar için yeterlidir.

    B12 vitamini de folat gibi kan hücrelerinin çoğalmasından sorumludur. Ancak ondan önemli farkı, sinir hücrelerini çevreleyen myelin kılıf adındaki tabakanın üretimine de katkıda bulunur. Bu tabaka sinir hücrelerini sararak sinir hücrelerinin dayanıklı olmasını, dış etkenlerden daha az etkilenerek canlılığını sürdürmesini sağlar. B12 vitamini yetmezliğinde sinir hücreleri etrafındaki bu tabakanın yeterince üretilememesi neticesinde sinir hücresi dış etkenlere karşı savunmasız hale gelerek yıpranmaya hatta ölmeye başlar. İşte bu nedenledir ki B12 vitamini yetmezliği folat eksikliğinden farklı olarak sadece kan yetmezliği yani anemi şeklinde ortaya çıkmayıp aynı zamanda sinir sisteminin çökmesi, zayıflaması şeklinde de kendisini gösterir.

    B12 ve folat eksikliğine bağlı her iki durumda da anemi şekillenebilmektedir. Aneminin B12 vitamini eksikliğinden mi yoksa folat eksikliğinden mi kaynaklandığını belirlemek sadece aneminin tedavi edilmesi açısından değil, aynı zamanda sinir sistemi rahatsızlığının önlenmesi açısından da önemlidir. Zira B12 eksikliği yerine folat eksikliği tedavisi yapılırsa yani B12 eksikliği varken B12 vitamini yerine folat uygulanacak olursa bu durumda kansızlık tedavi edilebilir ve anemi sorunu ortadan kalkar. Kişide tedavi olduğunu zanneder. Ancak aradan belli bir zaman geçtikten sonra kişide ciddi sinir sistemi rahatsızlıkları ortaya çıkar. Yukarıda da söylediğim üzere B12 vitamini sinir hücrelerini çevreleyen kılıfın üretiminde rol oynayarak onların dayanıklılığını artırdığından, eksikliği teşhis edilip mutlaka B12 vitamini verilmelidir. Aksi takdirde folat ta verilerek kansızlık engellenebilecektir. Ancak folat'ın sinir hücrelerini yapısal yönden koruyucu bir etkisi bulunmadığından dolayı B12 vitamini eksikliğinde yanlışlıkla folat kullanılması neticesinde uzun vaddede sinir sisteminin çökmesi kaçınılmaz olacaktır.

    Kansızlığın folat ve B12 vitamini yetmezlikleri dışındaki bir diğer önemli nedeni de demir eksikliğidir. Yeşil yapraklı sebzeler demir yönünden zengindir. Burada örnek vermekten kaçınıyorum. Aklınıza gelebilecek tüm yeşil yapraklı sebzeleri demir yönünden iyi bir kaynak olarak tüketebilirsiniz. Benim sık sık verdiğim bir öneri var. Buzdolabınızı açtığınızda içini yeşil görün, içi yeşil olsun. Yani buzdolabını mümkün olduğunca maydanoz, ıspanak, marul, yeşil biber gibi yeşil sebzelerle özellikle de yeşil yapraklı sebzelerle doldurun. Zira yeşil yapraklı sebzeler önce de belirttiğim üzere demir yönünden zengindir ve bu özelliği ile anemiyi engeller. Bunun da ötesinde B ve C grubu vitaminler yönünden zengindir. Ancak demir yönünden daha da zengin beslenerek anemi'ye karşı korunmak istiyorsanız yeşil yapraklılardan da önce hayvansal kökenli gıdaları yani et, balık ve tavuk etini tüketmek zorundasınız. Zorundasınız diyorum, zira gerçekten ve biraz da maalesef bu üç madde yani kanatlı eti, kırmızı et ve balık eti, bağırsaklardan en bol emilen demir formuna sahiptir. Demir'in doğada iki şekli bulunuyor. Bunlardan birisi +2 yüklü olan Ferro formu ki bu şekli bağırsaklardan çok kolay emilerek kana karışabilir ve hücreler bu tür demiri çok kolay kullanabilir. Yani demir'in ferro hali anemi'nin tedavi edilmesinde ve önlenmesinde son derece etkilidir. Buna karşılık 3 değerlikli hali ki buna ferri formu denilir, bu haldeki demir'in bağırsaklardan emilim oranı çok azdır. Ferri halde ki demirin çoğu bağırsaklardan emilemeyip dışkı halinde kana karışarak dışarı atılır. Yeşil yapraklı sebzelerdeki ve bitkisel gıdalardaki demir'in önemli bir kısmı ferri halinde olduğundan bu tür gıdalarla demiri alsanız bile vücudunuzun bundan yararlanma oranı çok düşük olacaktır. Buna karşılık hayvansal gıdalardaki demir ferro halinde yani bağırsaklardan emilerek kana karışabilir nitelikte olduğundan dolayı, bu tür gıdalarla anemi'ye karşı korunma olasılığınız çok daha yüksektir. İşte bu önemli noktanın altını tekrar çizmek ve size hatırlatmak istiyorum ki anemiye karşı en iyi ve etkili şekilde, kırmızı et, balık eti ve kanatlı eti tüketerek korunabilirsiniz. Üstelik bu hayvansal gıdalarda aynı zamanda demir'in bağırsak yüzeyinden emilerek kana karışmasını hızlandıran bir protein faktörü de var ki bu özellikleri onları anemiye karşı savunmada çok daha etkili hale getirmektedir. Ancak burada ortaya çıkan önemli bir sorun var ki adeta bir çelişki durumunu bize yansıtıyor. Hayvansal gıdaların yani kırmızı et, kanatlı eti, balık eti gibi gıdaların hayvansal yağlarla birlikte olması riskini hatırlayın. Balık eti için değil ama kırmızı et ve kanatlı eti daima az yada çok kolesterol ihtiva etmekte ve buda kalp ve damar hastalıkları açısından önemli risk teşkil etmektedir. Buna karşılık, yukarıda değindiğimiz aynı maddelerin anemi yönünden bizleri koruyucu etkisi dikkate alındığında bu hayvansal maddeleri tüketmeli mi yoksa hala onların tüketimini kısıtlamalımıyız?. Hayvansal ürünler öncelikle değerli ve son derece üstün protein kalitesine sahip olduklarından onları tüketmememiz imkansız bir durum. Sağlıklı bir bünyenin kas gelişimi, beyin fonksiyonları, kan ve kemik sağlığı ve hormonal sağlık için mutlaka ama mutlaka hayvansal proteinlere ihtiyacı vardır. Üstelik bu ihtiyaç aynı kalite ve yeterlilikte bitkisel proteinler tarafından sağlanamıyor. Bu nedenle önerim, hayvansal proteinleri fazla abartıya kaçmadan günlük beslenmenizde %20-30 oranlarında ve de mümkün olduğunca yağlarından arındırılmış şekli ile ama mutlaka tüketin. Yağsız kıyma, yağsız et, kanatlı göğüs eti gibi yağsız hayvansal ürünleri seçin. Aslında en iyisi bunların tüketimini iyice azaltırken balık etini hakim duruma getirin. Nedeni çok basit. Ne kolesterol tehlikesi ile uğraşmış olursunuz nede anemi korkusu ile. Kısacası kolesterol'den korkarak anemi'ye karşı korunmada kırmızı et ve kanatlı eti tüketmek zorunda değilsiniz. Onun yerine kolesterol riski olmaksızın(hatta Omega 3'leri ile kolesterol'ü düşürerek) bol miktarda ve korkusuzca yağlı balık eti tüketerek anemi'ye karşı da önleminizi almış olursunuz. Unutmayın.!. Balık eti anemi nedeni olan demir, folat, folik asit ve B12 vitaminlerinin hepsini ve demir'in kana karışmasını hızlandıran protein faktörünü en bol miktarda içeren bir hayvansal gıdadır.

    ANEMİ'YE KARŞI ; Buzdolabını açtığınızda içinin yeşil olduğunu görün.

    ANEMİ'YE KARŞI ; Buzdolabınızda;

    Kanatlı eti

    Tavuk eti + Yeşil yapraklı sebze

    mutlaka bulunmalı.

    Balık eti

    Kolesterol tehlikesini de dikkate aldığınızda anemi'ye karşı daha sağlıklı ve etkili bir formül;

    Yağlı balık eti

    (Çupra, somon, istavrit, hamsi, palamut, lüfer v.b) + Yeşil yapraklılar

    Kansızlıkta vücuda demir vererek koruyucu etkide bulunan en önemli diğer gıdalar aşağıda sıralanmıştır. Bunları bol tüketmeye özen gösterin.

    Şeftali

    Kayısı

    Maydanoz

    Yumurta sarısı(ancak kolesterol tehlikesi söz konusu olduğundan çok fazla önermiyorum)

    Mor üzüm

    Yulaf

    Tüm buğday ürünleri

    Turp

    Elma

    Brokoli

    Kabak

    Buna karşılık özellikle oksalik asit demir emilimini azalttığından dolayı oksalik asit yönünden zengin olan ıspanak ve çikolatadan uzak durmanız anemi'ye karşı korunmada önemlidir. Fındık, fıstık türü kuru yemişler de oksalik asit yönünden zengin olması ile anemi'ye karşı korunmada tüketilmemesi gereken gıdalardır.

    Ayrıca süt ve süt ürünleri, içindeki kazein ile demiri bağlar. Çaydaki fenoller ile kahvedeki kafein de demiri bağladığından çay, kahve, süt ve süt ürünleri tüketimi anemi riski olanlarda azaltılmalı özellikle de yemek esnasında alınmamalıdır. Yemekten bir saat öncesinde veya bir saat sonrasında çay, kahve ya da süt tüketebilirsiniz. Zira bu süreler zarfında yemeklerinizle almış olduğunuz demir çoktan emilmiş ve süt, çay, kahve gibi gıdalarla vücut dışına atılmadan kana gönderilmiş olur.

    Kalsiyum, Çinko, E vitamini ve antiasitler(yani asit düşüren gastrit ve ülser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar) de demiri bağladığından, bunların bir arada veya demirli gıdalarla birlikte alınmasından kaçınılmalıdır.





+ Yorum Gönder