+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Hormon hastalıkları nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Hormon hastalıkları nelerdir








    hormon hastalıkları nelerdir







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    hormon hastalıkları nelerdir

    hormon hastalıkları hakkında bilgiler

    Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.


    Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır?
    Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.


    Tip 1 Diyabet
    Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.


    Tip 2 Diyabet
    Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.





    Diyabetin bulguları nelerdir?
    Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.

    Diyabet tanısı nasıl konur?
    Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler:


    Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması,

    En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.

    Şekeryüklemetestinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması.

    Gizli şeker nedir?
    Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde fakat 140 mg/dl'nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde şeker yüklemetesti yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl'nin üzerinde fakat 200 mg/dl'nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir





  3. Suskun Karizma
    Devamlı Üye
    Hormonal Hastalık Hakkında

    HORMON:Vücudun herhangi bir yerindeki hücrelerce salgılanan ancak salgıladığı hücrelerde etkili olmayıp vücudun diğer bölümlerindeki hücrelerin gelişim ve aktifliği üzerinde etkili olabilen maddelerdir.

    ENDOKRİN BEZLER KARMA BEZLER a) Hipofiz a) Pankreas
    Troid
    c) Paratroid
    d) Epifiz
    e) Böbreküstü bezleri

    ENDOKRİN BEZ HASTALIKLARI


    A-) HİPOFİZ: Beyinde temel kemikteki Türk eğeri denilen çukur içinde bulunur. İnce bir sap ile hipotolamusa bağlıdır. Diğer iç salgı bezlerinin çalışması üzerinde önemli düzenleyici görevi vardır. Ön ara ve arka lob olmak üzere 3 kısımdan oluşmuştur. Ara lob insanda sadece fetüste görülür. Ergin fertte iz halinde kalır. Önve arka loblar epitel ara lob sinir dokudan yapılmıştır.

    1) Ön Lob Hastalıkları Ön lob büyüme hormonu (somoatotropik) salgıla¤¤¤¤¤ kemiklerin ve genel olarak vücudun büyümesini kontrol eder.

    a) AKROMEGALİ (ORANTISIZ BÜYÜME)

    Hipofizin ön lobundaki büyümehormonu salgılayan asidofil hücrelerinin aşırı artışı aynı hastalığın 2 görünümünü ortaya çıkarır. Büyümesi sona ermiş olan yetişkin kişide akromegali; organizması gelişmekte olan kişide devlik. Bu 2 görünüm çeşitli biçimlerde biraraya gelebilirler.
    Akromegali terimi Yunanca "alero" (uç) ve "mega" (büyük) sözlerinden türetilmiştir ve hastalığın tipik biçiminde görülen biçim bozukluklarını çok iyi anlatır. Hastalık başlıca 3 grup belirti verir. Önce özellikle üyeleri etkileyen ve hacim artması biçiminde kendini gösteren biçim bozuklukları; sonra bir hipofiz urunu düşündürebilecek sinirsel belirtiler; en son olarak da klinik belirtilerle yansıyabilen iç salgı ve ****bolizma bozukluklarıdır.
    Tipik biçiminde akromegali yetişkinlerde yani büyüme sona erdikten sonra görülür. Genç erkeklerde ve kadınlarda daha sık rastlanır.








    Ön hipofizin asidofil hücrelerinden kaynaklanan bir adenomdur. Adenom:Bir bezden kaynaklanan ve yapısı bu bezi andıran bir urdur.Söz konusu ur iyicildir ama yerleşme yeri ciddi sonuçlara yol açabilir ve böylece * yeri bakımından kötücül * duruma gelebilir.
    Bu asidofil adenom etkisi akromegalideki biçim bozukluklarını yaratan aşırı büyüme hormonu (STH) salgılar.
    Akromegalili bir hastada el ve ayakların
    büyümesi
    Akromegalili bir hastanın kafa filminin çizimi.Görülenler: 1.Alın kemiği sinüsünün hacmi artmış - 2.Türk eyeri genişlemiş - 3.Kafa kubbesi kalınlaşmış - 4. Artkafanın dışa çıkıntısı aşırılaşmış - 5.Alt çene öne çıkmış.

    DEVLİK (JİGANTİZM)

    Yaşına göre boyu kendi yaşıdakilerin boy ortalamasının en az 3 yaş büyüğünün boyu kadar olan kişiye "dev" denir. Devlik (jigantizm) ender rastlanan bir hastalıktır. Anormal büyme genel olarak ergenlikle birlikte başlar. Devlikte hastalık hipofizin ön bölümündeki aşırı STH (somoatotropik) salgılaması sonucu oluşur. Ayrıca ön hipofizin asidofil hücrelerinden kaynaklanan adenom mutlak bulunmayabilir; çeşitli sinirsel bozukluklar devliğe yolaçabilir.

    c) CUSHİNG HASTALIĞI

    Cushing hastalığı kortikotrop hormonunun (ACTH) aşırı salgılanması sonucu ortaya çıkar. Bu hastalıktan söz etmeden önce üstünde durulması gereken bir nokta vardır. Genelde bu hastalık özellikle böbrek üstü kabuğu bezlerinin aşırı çalışmasını gösteren belirtilerle (hiperkotisim) yani glukokortikoit hormonlarının aşırı salgılanmasıyla yansır. Böbrek üstü kabuğu bezlerinin aşırı çalışmasının kökeninde klinikte Cushing sendromu diye adlandırılan ortak bir tabloya yol açan birçok neden bulunabilir.
    Cushing hastalığı nedeni hipotolamus-hipofiz düzeyinde yerleşen bir cushing sendromudur. Bir hipofiz uru yada ur olmaksızın hipotolamus düzensizliği söz konusu olabilir.
    Cushing hastalığına yol açan hipofiz uru ya kötücüldür (çok ender olarak) yada kromofob yadsa bazofil hücrelerden gelişen bir adenomdur.
    Cushing sendromu tipinde bir böbrek üstü bezleri kabuğunun aşırı gelişmesiyle birlikte olan hipofiz urunun özel bir biçimi bu urun bir böbrek üstü bezinin çıkarılmasından (tam yada tam olmayan) sonra görülmesidir. Derideki pigment artışı bu biçimde çok iyi bir belirtidir. Ur belirtilerinin bir özelliği yoktur. Buna karşılık ACTH'ın plazma düzeyinin çok yüksek olması ve lizin-vazopressin uyarısına yanıtın son derece belirgin olması çok iyi belirtilerdir.


    d) TAM VE KISMİ ÖN HİPOFİZ YETMEZLİĞİ

    Hipofizin ön lobunun yetmezliği (hipopitüitarizm) hücrelerin tamamının (yada tama yakının) yada birbölümünün etkilenmesine göre değişik şekillerdedir. Hücrelerin tamamı veya tama yakını etkilenmişse hastalık tam ön hipofiz yetmezliği (panhipopitüitarizm) diye adlandırılır. 2. durumda ksmi ön hipofiz yetmezliği söz konusudur. Bunlar değişik görünümler verebilirler oysa tam ön hipofiz yetmezliğinin oluştuğu şekil oldukça kesindir. Hipofiz ön lobunun bütünüyle yetmezliği olan bu hastalık ön hipofize bağımlı çevresel iç salgı bezlerinin ikincil eksikliğiyle (yetmezliği) yansır: Troid bezi böbrek üstü kabuğu bezleri cinsellik bezleri.
    Hastalığın nedeni çeşitlidir ama başlıca naden ön hipofizin kanlanma eksikliğiyle oluşan doku ölümü ve hipofiz urlarıdır. En tipik ön hipofiz yetmezliği çok kanlı bir doğumdan sonra atardamar basıncının önemlidüşüşüyle birlikte hipofiz ön lobunun kanlanma azlığından ötürü doku ölümüne uğraması sonucu olandır. Ayrıca bu etmenin başlangıçta hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştırıcı bir etmen olduğu sanılmaktadır; çünkü ön hipofiz yetmezliğinin karşılanamaz bir duruma gelmasi ancak birçok gebelikten sonra ortaya çıkar.
    Hipofiz doku ölümüne uğramasına yol açan öteki nedenlere çok ender rastlanır.
    Hipofizle ilgili yada hipotolamus-hipofiz bölgesiyle ilgili bir ur (kötücül ur yada adenom) dahi tam ön hipofiz yetmezliğine yada kısmi ön hipofiz yetmezliğine yol açabilir.

    2) Arka Lob Hastalıkları

    a) Arka Hipofiz Yetmezliği: ŞEKERSİZ ŞEKER HASTALIĞI

    Şeker hastalığının tersine şekersiz şeker hastalığında idrar şekerli değildir. Hastalığın başlıca belirtileri 24 saatlik idrar miktarının aşırı artışı (poliüri) ve hastayı önemli miktarlarda sıvı içmeye zorlayan aşırı susuzluktur (polidipsi).
    Antidiüretik hormon eksikliğin hipotolamus- hipofiz sistemi düzeyinde yani ya hipotolamusun görme sinirleri diski üstü ve karıncıklar yanı çekirdekleri düzeyinde ya hipofizin arka bölgesinde yada bunları birleştiren oluşumlarda yerleşen bozunlar sonucu ortaya çıkabilir.
    Antidiüretik hormon eksikliği ile oluşan şekersiz şeker hastalığının nedenleri pek çoktur. Genel olarak söylersek merkezi sinir sisteminde gözlenen bütün bozunlar şekersiz şeker hastalığına yol açabilirler.
    Antidiüretik hormonun fizyolojik rolünü anımsarsak hastalığın mekanizmasını anlamak çok kolaydır. Bu hormon olmazsa böbrek suyututamaz süzemez ve su serbestçe kaçar; bundan dolayı da idrar miktarı çok artar. Bunun sonucunda normal olarak idrar yoluyla atılan maddelerde bir seyrelme olur. Suyun böbrekler yoluyla organizmadan kaçışı karşıt mekanizmanın oluşumuna neden olur ve hastayı içmeye iten bir susuzluk duygusu başlar.
    Bazı genel hastalıklar merkezi sinir sisteminde özellikle hipotolamus-hipofiz bölgesinde antidiüretik hormonun salgılanmasını azaltan bozunlara yol açabilirler. Bu konuda Besnier-Boeck-Schaumann hastalığı yada sorkayidoz ve histiyosit hastalıkları sayılabilir. Özellikle merkezi sinir sistemi hastalıkları da şekersiz şekere neden olabilir.
    Çeşitli tıp ve yerleşimdeki urlar şunlardır;
    -hipofiz urları -kranyofarenjiyomalar -epifiz urları






    TROİD:Gırtlağın ön kısmına yerleşmiş kalkan biçiminde bir bez olup kan damarlarıyla beslenen 2 lobdan oluşur. Herbir lobda falikul denilen kesecikler ve içlerinde kollodial madde bulunur.Troid bezi 2 hormon salgılar: Tiroksin kalsitonin.

    a)GUATR

    Tiroksin hormonunun bileşiminde tirozin aminoasiti ile birlikte iyot bulunur. İyot yetersizliğinde sentezlenemez ve bu durumda troid bezi normalden çok çalışarak şişer. Guatr denilen hastalık oluşur. Guatr çevresel etkenlerden kaynaklanan bir hastalık olup alınan besinlerde iyot halinde ortaya çıkar. Suya potasyum iyodür katılarak görülme sıklığı azaltılabilir.
    Tiroksin hormonu hücre ****bolizmasını yani tüm vücut hücrelerindeki ****bolik olayların hızını düzenler. Me tabolizma faaliyetlerinde kullanılacak oksijen miktarını ayarlar.
    Troid bezinin aşırı çalışması ve büyümesi Guatrlı bir hastanın
    görünümü

    Tiroksinin Fazla Oranda Salgılanması Halinde;
    * Hücrelerde solunum hızlanır hücreler daha çok oksijen kullanır.
    * Bazal ****bolizma hızı artar.
    * Dolaşım hızlanır kan basıncı artarkalp atışları hızlanır.
    * Fazla artık madde üretir ve vücut ısısı yükselir. Sürekli terleme görülür.
    * Dış guatr görülür. Belirtileri: çok terleme kendilerini aşırı derece sıcak hissederler aldıkları besini çok çabuk kullandıklarından kilo kaybederler ayrıca yüksek tansiyon sinir gerginliği aşırı hassaslık kas zayıflığı titreme gözün dışarı doğru fırlaması (ekzoftalmi)










    Tiroksinin Az Salgılanması Halinde;
    Çocuklarda KRETİNİZM erginlerde MİKSODEMA denilen hastalıklar görülür.

    a) KRETİNİZM

    Çocuklarda dil geniş alın buruşuk kemikler çarpıktır.
    Belirtileri; zeka geriliği cücelik eşeysel organların gelişmemesi

    a) MİKSODEMA

    Erginlerde tiroksin azlığında ortaya çıkan miksodema denilen hormonal bozukluğun başlıca belirtileri;
    a) ****bolik faaliyetlerde yavaşlama bazal ****bolizmada azalma.

    Nabız yavaşlar fiziksel enerji kaybı yani uyuşukluk görülür.
    c) Vücut ısısı düşer hasta devamlı üşür.
    d) İştah normaldir fakat besinleri normal kullanamadığından şişmanlama eğilimindedir.
    e) Kaslarda zayıflık el ayak hatta tüm vücutta şişkinlikler görülür deri altında su ve Na+ toplanır.
    f) Zihinsel gerilemeler kıl dökülmeleri görülür. Saç uzaması duraklar.
    g) Kanda kolesterol artar dokular arası sıvıda lenfte su ve sodyum miktarı yükselir. Vücut şişer.

    C) PARATROİD: Parathormon yada paratirin denilen bir hormon yapar. Bu hormon kan ve kemiklerdeki Ca ve P ****bolizmasını düzenler.İç dengenin kurulmasına yardımcı olur. Ca kemik teşekkülünde kas ve sinir sisteminin normal çalışmasında kanın pıhtılaşmasında aktif taşımada tükrük bileşiminde gerekli olan bir maddedir.

    Parathormonun Az Salgılanması Halinde;
    Kandaki Ca miktarı azalır. Kemiklerde ise artar. Kanda Ca azalması halinde TETANİ hastalığı görülür. Bu hastalığın belirtileri; kaslarda titremeler kramplar kaslarda ağrılı kasılmalar el ve ayak parmaklarında içe doğru bükülmeler görülür.
    Bir tetani krizi sırasında elin durumu
    Parathormonun Fazla Salgılanması Halinde;
    Paratroid bezi büyür ve kanda Ca miktarı artar. İskelet zayıflar kaslar uyarılara çok yavaş cavap verir. Kas zayıflaması (Atrofi) görülür. Kanda artan Ca böbreklere taşınır ve orada P iyonları ile birleşerek böbrektaşlarını oluşturur.


    D)EPİFİZ

    EPİFİZ HASTALIKLARI
    Epifiz hastalıkları urlardır. Epifiz urları sinirsel ve iç salgı belirtilerini bir arada gösterirler.İç salgı belirtileri başlıcaları şunlardır;
    * Bir hipofiz yetmezliği
    * Ön hipofizin aşırı çalışmasıyla erken ergenlik; kız çocuklarında hiçbir zaman görülmez.

    E) BÖBREK ÜSTÜ BEZİ (ADRENAL BEZ)

    1-Öz Bölgesi (Medulla):
    Adrenalinin fazla salgılanması halinde;
    * Kandaki şeker miktarı artar. Karaciğer ve kas hücrelerinde glikojen glikoza çevrilir.
    * Kalp atışları hızlanır kan basıncı artar solunum hızlanır.
    * Deri damar çeperlerinde daralma kasa giden damarlarda genişleme tansiyonda yükselme gözbebeklerinde büyüme görülür.
    * Saç ve kıl kasları kasılır. Tüyler dikleşir.
    * Yorğunluğa karşı dayanıklılık artar.
    * Beyine fazla kan gider ve kanın pıhtılaşma zamanı kızalır.
    * Sempatik sinirlerin faaliyetini arttırır.
    2-Kabuk Bölgesi (Kortex):

    a) ADDİSON HASTALIĞI:

    İki hormonun (Kortizol ve Aldosteron) yetersiz salgılanması halinde görülür.Belirtileri; deri tunç rengini alır kan basıncı düşer iştahsızlık kaslarda zayıflık halsizlik ve idrarla Na+ ve Cl- iyonları azalır. Na+ ve Cl- iyonlarının atılımı hücrelerdeki K+ artmasında o da melanin pigmentinin yığılmasına dolayısıyla derinin renginin değişmesine neden olur.
    Avuç içi eski rengini korur
    ama çizgiler niteleyici koyu
    mavi renk alır.


    KARMA BEZ VE HASTALIKLARI

    PANKREAS:
    a) ŞEKER HASTALIĞI
    İnsülinin yetersiz salgılanması halinde görülür. Şeker hastalarının idrarında glikoz bulunur.Şeker dışarı atıldığına göre vücut enerji kaynağı olarak yağları ve proteinleri kullanır bu yüzden aşırı zayıflama görülür. Şeker hastralığı tedavisinde insülin kullanılır. Ancak insülin tedavi edici değil belli bir süre hastalık belirtilerini ortadan kaldırıcı etki yapar. Aşırı insülin enjekte halinde kan şekeri seyiyesi düşer sinir hücreleri aşırı hassaslaşır uyarılamaz duruma gelir. Sonuçta kasılmalar koma hali ve nihayetinde ölüm olur.





+ Yorum Gönder