+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Masal Örnekleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Masal Örnekleri









    PARMAK ÇOCUK

    Vaktiyle yoksul bir oduncu varmış. Karısı ve yedi çocuğuyla bir kulübede otururmuş. Çocukların en sonuncusu minicikmiş. Ona “Parmak Çocuk”adını takmışlar.
    Günün birinde parasızlıktan yiyeceksiz kalmışlar. Ne yapacağını şaşıran anne ile baba çocukları ormana bırakmaya karar vermişler belki zengin bir avcı onları alır götürür diye.
    Parmak Çocuk onların konuşmalarını duyup ceplerini beyaz çakıl taşlarıyla doldurmuş. Onları birer birer yere atmış. Bu taşları izleyen çocuklar evlerine dönebilmişler.
    Anne ile baba çocukları yine ormana götürüp bırakmışlar. Ama Parmak Çocuk bu kez yola ekmek kırıntısı atmış. Ne yazık! Kuşlar kırıntıları yemiş.
    Çocuklar korkudan ağlamaya başlamışlar. Parmak Çocuk ağaca tırmanmış. Uzaktan ışığı yanan bir ev görmüş. Gidip kapıyı çalmışlar.
    Kapıyı açan kadın “Burası devin evidir. O çocuk yer ” demiş. Sonra çocukları yatağın altına saklamış.
    Dev eve gelince çocukları bulmuş.
    “Şimdi karnım tok. Yarın hepinizi yerim” demiş.
    Dev ile karısının yedi tane kızları varmış. Başlarında altın taçları, geniş bir yatakta uyuyorlarmış.
    Parmak Çocuk kardeşlerinin takkelerini almış, küçük dev kızların taçlarıyla değiştirmiş.
    Sabah olunca dev, takkeli çocukların boyunlarını kesmiş.
    Anne kendi kızlarının boyunlarını kesik görünce bayılmış. Dev ise öyle öfkelenmiş ki hırsından uçurumdan yuvarlanıp ölmüş.
    Parmak Çocuk ile kardeşleri de kurtulmuşlar.


    PERİLER


    Bir zamanlar yeni yetişen iki kızıyla dul bir kadın varmış. Küçük, sevimli ve yumuşak bir kızmış ama annesi onu hiç sevmezmiş. Bütün ev işlerini ona yüklermiş. Büyüğü ise annesi gibi kendini beğenmiş biriymiş.
    Bir sabah küçük kız su dolduruyormuş. Çeşme başında yaşlı bir kadınla karşılaşmış.
    “Günaydın güzel kızım” demiş. “Bana biraz su verir misin?”
    Genç kız “Elbette nineciğim” diye karşılık vermiş.
    Böylece yaşlı kadına su vermiş. Oysa yaşlı kadın bir periymiş. Peri iyi kıza “Yaptığın iyiliğe karşı sana bir armağan vereceğim. Her söz söyleyişinde ağzından değerli bir taş çıkacak” demiş.
    Kızcağız eve dönünce başından geçenleri annesine anlatmış. Kız konuştukça ağzından inciler dökülmüş.
    Dul kadın çok şaşırmış. Hemen büyük kızını çeşmeye göndermiş. Kibirli kız bakmış, kardeşinin anlattığı yaşlı kadın yok. Sadece genç bir bayan gelip ondan su istemiş.
    Sevgili kızı eve dönünce dul kadın telaşla “Ne oldu bakalım?” diye sormuş.
    Kız “Ne olacak; genç bir kadın benden su istedi. Ben de vermedim.” demiş ve ağzından yılan çıkmış.
    Dul kadın öfkeyle “Bütün kabahat senin!” diyerek küçük kızı dövmüş. Sonra da evden kovmuş.
    Kız ağlaya ağlaya ormanda dolaşırken bir prense rastlamış. Kız prense başından geçenleri anlatmış. Perinin verdiği olağanüstü armağanlar prensin gözünü kamaştırmış. Kızla hemen evlenmiş.
    Çok mutlu olmuşlar.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Tembel Kız

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde; pireler berber develer tellal iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir karı koca varmış.Bu karı kocanın bir kızı olmuş. Kız el bebek gül bebek büyütülmüş ama hiç iş öğrenememiş.Bunun için adına Tembel Kız denilmiş.Bu kız o kadar tembelmiş ki yerinden kalkmaya üşeniyormuş.Anası babası ona bir gelberi yaptırmış.Kız da oturduğu yerden işini gelberiyle yapıyormuş.Kızının evlilik çağı gelmiş.Anası babası kızı bir avcıyla evlendirmiş.

    Avcı ava gitmiş bir ördek vurmuş.Eve gelmiş ördeği temizlemiş ateşe koymuş.Tekrar ava gitmek üzere hazırlanmış karısına ateşe ördeği koydum yanmasın bak demiş. Tembel Kız olur demiş demiş ama yerinden bile kalkmamış.Aradan uzunca bir zaman geçmiş.Dilenci eve gelmiş.Tembel Kıza hanımcığım Allah rızası için bir dilim ekmek demiş.Tembel Kız da yan tarafta mutfak geç al cevabını vermiş.Dilenci mutfağa girmiş.

    Bakmış ocakta ördek kaynıyor almış ördeği torbasına koymuş tencerenin içine de ayaklarındaki pis çarıkları Gelmiş Tembel Kız'ın yanına.Bak hanımcığım demiş ekmeği aldım Allah razı olsun. Şimdi sana bir türkü söyleyeyim de ben gideyim.Türküyü şöyle söylemiş;Senin gaga benim torba içinde Benim çarık senin çorba içinde Sen yat kaba yatak yorgan içinde Ben yiyecem gagayı orman içinde.

    Dilenci türküyü böyle söylemiş çekip gitmiş. Aradan bir zaman geçmiş kızın avcı kocası gelmiş.Karısına ördek pişti mi? Demiş.Karısı olan biteni anlatmış bak bana bir de türkü söyledi sana deyiverem demiş türküyü söylemiş.O zaman avcı kocası durumu anlamış karısına kızıp azarlamış.Ondan sonra Tembel Kız tembelliği bırakmış.Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.



    Kurabiye Çocuk


    Bir zamanlar yemyeşil bir köy vardı. Bu köyde yaşlı bir karı koca yaşardı.

    Bir gün yaşlı kadın kocasına sürpriz yapmak istedi. Doğru mutfağa girip güzel bir kurabiye hazırladı. Bu kurabiye oldukça büyük ve çocuk şeklindeydi. Üzümden gözleri, pembe şekerden şapkası vardı.

    Yaşlı kadın kurabiyeyi tepsiye koydu, sonra da fırında pişirdi.

    Yaşlı adam mis gibi kurabiye kokusunu duyunca doğru mutfağa koştu. O sırada kadın fırının kapağını açtı.

    Bir de ne görsünler? Kurabiye çocuk canlanıp ayağa kalkmaz mı?

    Yaşlı adamla yaşlı kadın durmadan "Dur" diye bağırıyorlardı. Ama kurabiye çocuk koşuyor, çimenlerin üstünde zıplıyordu. Bir yandan da şarkı söylüyordu.

    - Ben kurabiye çocuğum. Koşar, oynar, zıplarım. Lay, lay, lay.

    Yaşlı karı koca bağıra dursunlar, kurabiye çocuk hiç durmadan saatlerce koştu.

    Akşam oldu. Yaşlı kadın ile yaşlı adam olanlara bir türlü akıl erdiremezken kapı iki kere çaldı.

    Kurabiye çocuk geri dönmüştü. İkisi de buna çok sevindiler. Kurabiye çocuğu yememeye karar verip "Sen bizim torunumuz ol" dediler.

    Hep beraber mutluluk içinde yaşadılar.




    Uyuyan Güzel


    Bir zamanlar bir Kral ile Kraliçe bir kız çocukları olunca bu mutlu günün şerefine bir ziyafet vermişler. Ziyafetten sonra Kral çevresindeki insanlara baba olmanın kendisini nasıl mutlu ettiğini anlatmış, zira yıllar yılı karısıyla birlikte hep bir çocuk sahibi olmayı beklemiş durmuş. Sonra bebeğin altını değiştirmeyi yeni öğrendiği sıralarda başına gelenleri anlatırken konukların hepsini güldürmüş. Derken konukların bebek Prenses’e hediyelerini verme zamanı gelmiş.
    Herkes hediyelerini verdikten sonra sıra on iki periye gelmiş. “Benim Prenses’e hediyem Mutluluk,” demiş birinci peri. Konuklar sevinçle alkışlamışlar, Kral’ın ağzı kulaklarına varmış.
    “Benim hediyem Güzellik,” demiş ikinci peki. “Benim hediyem Akıl,” demiş üçüncüsü. Böylece on bir peri hediyelerini tek tek vermişler.
    On ikinci peri tam hediyesini vermek üzereymiş ki, bir gökgürültüsüyle sarsılmış bütün saray. Kapılar ardına kadar açılmış, içeriye yaşlı bir kadın girmiş ayaklarını sürüye sürüye. Onu gören herkes korkudan gözlerini kapatmış.
    “On üçüncü peri!” diye bağırmışlar hep bir ağızdan.
    “Bana davetiye yok mu Kral?” demiş on üçüncü peri korkun sesiyle kapı ağzından.
    “Sana davetiye yollamayı unutmuş olmalılar,” demiş Kral kem küm ederek. “Hizmetkârlar! Sofrada hemen bir yer daha açın! Çabuk!” Aslında Kral onu bile bile davet etmemiş, çünkü sarayda periler için sadece on iki altın tabak varmış. O da düşünmüş taşınmış, çareyi birini davet etmemekte bulmuş.
    On üçüncü peri minik Prenses’in kundağının yanına gitmiş. Bebek agu deyip minik elini ona doğru uzatmış. Derken peri birden, “Benim de prensese hediyem, on beşinci yaş gününde parmağına iğ batar batmaz ölmesi,” demiş iğrenç bir kahkaha atarak.
    Yine bir gökgürültüsüyle, kötü peri kaybolup gitmiş. Sarayın kapıları gürültüyle kapanmış ardından. Korkunç bir sessizlik kalmış geriye. Sonra Kraliçe ağlamaya başlamış.
    On ikinci peri öne atılmış. “Ben hediyemi vermedim daha,” demiş yumuşak bir sesle. “Kötü büyüyü bozamam belki, ama onu değiştirebilirim. Benim hediyem de büyüyü, Prenses’in parmağına iğ battığında ölmesi yerine, yüz yıl uyuması şeklinde değiştirmek olsun o zaman.”
    Yıllar geçmiş aradan. Bebek büyümüş, sağlıklı, güzel, mutlu ve akıllı bir genç kız olmuş. Kral’la Kraliçe kötü büyüyü çoktan unutmuşlar. Zaten ülke içinde ne kadar iğ varsa, daha Prenses bebekken yok edilmiş. Prenses uzun yıllar güvendeymiş.
    Fakat tam da on beşinci yaşına bastığı gün Prenses daha önce hiç fark etmediği bir kapı keşfetmiş. Kapıyı açmış, kıvrıla kıvrıla yukarı çıkan bir merdivenle karşılaşmış. Merdiveni çıkınca üzerinde altın bir anahtar bulunan bir kapıya varmış. Kapıyı açınca, içerdeki küçük odada tekerlekli bir şeyi çalıştıran yaşlı bir kadın görmüş. “Ne yapıyorsunuz öyle?” diye sormuş prenses. Yaşlı kadın gülümsemiş. “İplik eğiriyorum!” demiş. “Orada öyle bakıp durma. Gel, bir de sen dene, hadi.” İği Prenses’e doğru uzatmış.
    O anda olanlar olmuş. İğin sivri ucu Prenses’in parmağına batmış, Prenses hemen yere yığılıp kalmış. Dışarıda, avluda tavuklar gıdaklamayı kesmiş. Prenses’in köpeği, aşçının kedisini kovalamaz olmuş. Çalışma odasında kızının doğum günü davetiyesini yazmakta olan Kral’ın elinden kalem düşmüş. Mutfaktaki ocaklar yanmaz olmuş. Tüm saray uykuya dalmış.
    Yıllar yavaş yavaş akıp geçmiş. Saray unutulmuş. Ama olaydan yüz yıl kadar sonra bir gün yakışıklı bir Prens o civardan geçiyormuş. Uzaklarda dikenli çalılarla kaplı bir yer gözüne ilişmiş. Adamları gülerek bu büyülenmiş sarayla içindeki uyuyan güzel hakkında duydukları bir hikâyeyi aktarmışlar ona. ‘Ya doğruysa,’ diye düşünmüş prens ve atını dikenli çalılarla kaplı yola sürmüş.
    Önce çalılardan geçilecek hiç yol bulamamış. Çalılar hem çok sıkmış ve hem de üstüne tırmanılamayacak kadar dikenliymiş. Bakmış olacak gibi değil, çekmiş kılıcını ve yolunu açmak için çalıları kesmeye başlamış. Çalılıkları aşan Prens gördüklerine inanamamış. Her yer bir heykel gibi kıpırdamadan duran hayvalar ve insanlarla doluymuş. Sarayın içinde dolaşmış. Güneşle aydınlanan pencerelerde tek bir sinek bile vızıldamıyormuş. Hiç kimse kımıldamıyor, hiç kimse cevap vermiyormuş sorularına.
    Derken kapısı yarı açık bir kuleye varmış. İçeri girmiş, kıvrıla kıvrıla yukarı doğru uzanan bir merdivenle karşılaşmış. Prens, merdivenlerin bittiği yerde, tepede altına benzer bir şeyin parladığını görür gibi olmuş. Merdivenleri çıkmış ve kendini Prenses’in önünde bulmuş. “Uyuyan Güzel,” demiş fısıltılı bir sesle. Kızın güzelliğine dayanamamış, eğilip dudaklarından öpmüş.
    Prens onu öper öpmez Prenses gözlerini açmış. Onun uyanmasıyla birlikte sarayın mutfağında ocak tekrar yanmaya başlamış. Çalışma odasında Kral leinden düşürdüğü kalemi almış ve kızının doğum günü davetiyesini yazmaya devam etmiş. Tavuklar yerdeki buğday tanelerini gagalamaya başlamış.
    Kulenin en üst katındaki odada Prenses karşısında Prensi görmüş. Yüz yıldan sonra ilk defa dudaklarında bir tebessüm belirmiş. “Benimle evlenir misin?” diye sormuş Prens fısıltıyla. “Evet!” demiş Prenses ve Prensi öpmüş. Kral bu güzel haberi alınca muazzam bir ziyafet hazırlatmış. Prens ile Prenses evlenmişler ve ömür boyu mutluluk içinde yaşamışlar.

    Akıllı Hayvanlar

    Dünya yaratıldığı zaman hayvanların aklı yoktu. Ormanda rahatça dolaşırlardı. Ama akılları olmadığından avcılara kolay yem olurlardı. Sonunda yeryüzünün ruhu bu aptal hayvanların katledilmesine daha fazla dayanamadı. Habercisine, bir çuval akıl alıp bunu hayvanlara götürmesini emretti. Haberci yola koyuldu ve dünyaya vardığında çuvalı ilk gördüğü ağacın altına koyup dinlenmek için çimlere uzandı. Bu sırada çakal ve tavşan oradan geçiyordu.

    “Kardeş, çuvalı görüyor musun? Biraz önce onu buraya bir insan bıraktı. Hadi gel onu eve taşıyalım”.

    Tavşan çuvalı kaldırmaya çalıştı, ama çok ağırdı. Çakal da denedi, ama o da kaldıramadı.

    Onları gören kaplumbağa, “çuvalı ağaca daya, sonra eğil ve onu sırtına yükle” diye seslendi. Ve onun dediği gibi yaptı çakal. Gerçekten de çuvalı sırtına almayı başardı. Hemen evin yolunu tuttular. Varır varmaz tavşanla beraber çuvalı açtılar. Baktılar ki çuvalın içi akılla dolu. Hemen tavşan bir avuç dolusu akıl kaptı. O zamandan beri tavşan o kadar akıllı ve uyanıktır ki, uyurken bile gözleri açıktır.

    Çakal da bir avuç dolusu akıl kaptı, kaplumbağa ise iki. Tilki de bir avuç akıl aldı ve diğer hayvanlara da birazcık akıl kaldı. Kaplumbağa, tavşan, çakal ve tilki çuvaldan en fazla akıl kapmışlardı. Doğal olarak bugün bile en akıllı hayvanlar onlardır.

    (Afrika Masalları, M.Kosova, Okyanus yayınları)






+ Yorum Gönder


masal örnekleri,  uzun masal örnekleri,  masal örnekleri uzun,  masal örneği,  masal ornekleri,  kısa masal örnekleri verir misiniz