+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Dilimizi nasıl daha iyi koruyabiliriz. kurallara uyacak şekide kompozisyon Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Dilimizi nasıl daha iyi koruyabiliriz. kurallara uyacak şekide kompozisyon








    dilimizi nasıl daha iyi koruyabiliriz. kurallara uyacak şekide kompozisyon

    söyledim cevap lütfennn







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye






    Dilimizi nasıl koruyabiliriz ilgili kompozisyon

    Dil, ekmek gibi, su gibi günlük hayatımızın içindedir ve soluduğumuz hava gibi bizi sarar, bundan dolayı onun varlığını hemen hemen hissetmeyiz. Gerçekten dil, üzerinde yaşadığımız toprak gibi ürünlerini sessizce bize sunar ve bizler bu sonsuz bahçenin meyvelerini sadece toplarız. Aslında dile, insanlığın en büyük buluşu olduğu için daha fazla ilgi göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insanlarla, düşüncelerle, nesnelerle aramızdaki en önemli iletken dildir. İnsanları, düşünceleri, nesneleri biz, dilin aracılığıyla kavrarız, dil aracılığıyla kendimizi ifade ederiz. İşte dilin önemi burada ortaya çıkıyor. Türkçe’mizi niçin doğru kullanmalıyız sorusunun cevabı da buradadır. Dil bir iletken olarak iyi bir iletken midir, yoksa kötü bir iletken midir sorusuna şu cevabı vereceğiz: Bu, bize bağlıdır. Dili doğru kullandığımızda o iyi bir iletkendir, yanlış kullandığımızda ise kötü bir iletkendir. Biz dili ne kadar iyi tanıyor, dili ne kadar iyi kullanıyorsak anlaşmamız o kadar iyi olacaktır. Dil bizi başkalarına, başkalarını ve başka varlıkları bize yansıtan bir prizmadır. Dili doğru kullanmak ve doğru anlamak bu prizmayı mükemmelleştirmek demektir. Kullandığımız çağdaş araçlardaki göstergelerin, ekranların, ibrelerin bir an için bozuk olduğunu düşünelim. Bu bir felakettir. Fakat bir toplum için ondan daha büyük bir felaket vardır ki o da insanlar arasında, bir iş bölümü içinde görev alan kişiler arasında, fikir ve görüş alış verişinde bulunanlar arasında dil prizmasının görevini tam yapamamasıdır. Düşüncelerimizin anlaşılmasını istiyorsak, bunun en kestirme yolu dile hakim olmaktır.
    Dil üzerinde düşünür ve dili bir düşünce odağı gibi kabul ederseniz dilin düşünce hayatınızı zenginleştireceğini göreceksiniz. Dil düşüncenin evidir; binlerce yıllık insan zekası kelimelerde, deyimlerde, ifade kalıplarında gizlidir. İnsanlık tarafından bilgilerimizi depolamak için kullanılan ilk araç dil olmuştur. Bugün aynı işi daha sistemli yapması için bilgisayarı yarattık. Buna rağmen, günümüz için söylüyorum, dile yüklenmiş bilgi, bilgisayarlarımıza yüklenmiş bilgiden fazladır. Dil, bilgisayarlardan fazla olarak bilgilerin sadece yüklendiği yer değildir, aynı zamanda bilginin üretim alanıdır. Kısaca belirtmek istediğim şey, dilin düşüncelerimizi yansıtan bir araç olduğu gibi düşüncelerimizi geliştiren bir alan olduğudur. Basit bir örnek verelim: Bir insanın bildiği kelime sayısıyla, düşünce zenginliği doğru orantılıdır. Bildiğimiz kelime sayısı ne kadar fazlaysa düşünce alanımız da o kadar geniştir. İlk bakışta bu düşünce pek doğru görünmese de olgular incelendiğinde doğruluğu ortaya çıkmaktadır. Rönesans dönemi bilgin ve ressamları perspektif kavramını yaratmasalardı, gözümüzle görmemize rağmen önümüzde uzayan ağaçlı yolun bir perspektif yarattığını göremeyecek ve ilk çağların insanları gibi ağaçları resmimizde aynı boyda çizecektik. Rönesans bilgin ve ressamlarının tecrübesini bize ulaştıran şey "perspektif" kelimesidir.
    Dil üzerinde derin bir düşünce geliştirmeden doğru düşünmemiz mümkün değildir. İnsanlar, nesneler vasıtasıyla değil kelimeler aracılığıyla düşünür. Bundan dolayı düşüncenin iki aletinin olduğunu söyleyebiliriz: Bunlardan birincisi dil, diğeri mantıktır. Bilimlerin sunduğu bütün bilgiler bize sadece iki kaynaktan gelir: 1) Dil üzerinde düşünmekten, 2)
    Bu konuşmamda önce, dilin oluşturduğu sistemden, daha sonra da söz ve yazıdan bahsetmek istiyorum.
    Dil, soyut bir sistemdir, buna karşılık onun kişisel kullanımı olan söz ve yazı somuttur. Çağdaş dil bilimi, sözün altında yatan soyut bir dil sistemi olduğunu ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Batılılar, dil biliminin bu keşfinden sonra okullarında gramer bilgilerinin yanında öğrencilerin dillerini daha yetkinlikle kullanabilmelerini sağlamak amacıyla çağdaş dil bilimi ve göstergebilimiyle birlikte dil sistemiyle ilgili bilgiler de vermeye başladılar. Dilin oluşturduğu bu sistemi tanımak bizlere dili daha derinden kavrama ve daha başarılı kullanma olanakları kazandırmaktadır. Dilin nasıl bir sistem oluşturduğunu birkaç örnekle açıklamaya çalışacağım. Ayrıca Türkçe’mizin sistematik yapısını bir iki küçük örnekle anlatacağım.
    Her dil, farklı tecrübelerden doğduğundan farklı bir dünya görüşünü yansıtır. Tuhaf görünse de İngilizce, Türkçe, Fransızca dünyayı farklı biçimde algılar. Bu algılama farkı aynı nesneleri adlandıran kelimelerin farklı anlamlar taşıması sonucunu doğurur. Türkçe yürek, Arapça kalp, Fransızca “coeur” kelimelerinin anlamları aynıdır, ancak kapladıkları anlam alanı yönünden dilsel değerleri farklıdır. Bu olguyu somut bir örnekle açıklayalım:
    Gökkuşağı, somut bir gerçeklik alanıdır. Bize değişmeyen bir ışık tayfı sunar. Bu tayfta yer alan renkler meselâ Türk dili tarafından yediye bölünerek, bir Bantu dili tarafından üçe bölünerek adlandırılmaktadır. Bu durumda bir rengin değeri, yani gerçeklik alanı Türk dilinde I/7, Bantu dilinde 1/3'tür. Yani gök kuşağındaki renkleri yedi kelimeyle karşılayan Türkçe’de bir kelimenin payına düşen gerçeklik alanı daha küçük, gök kuşağındaki renkleri üç kelimeyle karşılayan Bantu dilinde bir kelimenin payına düşen gerçeklik alanı daha büyüktür. Bunun manası şudur: Bir kelimenin geniş bir anlama gelmesini bir dilin zenginliği olarak düşünüyorsanız, Bantu dilindeki renk adları anlam yönünden daha zengindir, daha çok renk tonunu ifade eder. Ancak, düşündüğümüzün aksine bir dilde bir kelime anlam yönünden ne kadar dar bir gerçeklik alanını dile getiriyorsa o dilin anlatma yeteneği o kadar gelişmiştir.
    Her dilde kelimelerin farklı değerlerde olması bilim ve tercüme konularını yakından ilgilendirmektedir. Kelimelerin değer farklılığı hiçbir dilden hiçbir dile tam tercüme yapılamaması sonucunu doğurmaktadır. En iyi yapılmış tercümelerde bile konusuna göre az veya çok daima bir bilgi kaybı söz konusudur. Yurdumuz göz önünde bulundurulduğunda çağın bilgilerini edinmek için tercüme çalışmaları çok büyük bir öneme sahiptir. Ancak bu tercümeler, biraz önce sözünü ettiğimiz kelimelerin değer farklılıkları göz önüne alınmadan yapıldığından, yani Batı dillerindeki bilgiler Türk dil sistemi içinde anlatılamadığından edindiğimiz bilgiler noksan kalmakta, yurdumuzda gerçek bir bilim hayatı kurulamamaktadır. Daha önce dilin düşüncenin evi olduğunu söyledik, şimdi şunu ekleyelim: Düşünce ancak ve ancak ana dilimizin bahçesinde çiçek açar. Bilimi Türkçe’de kuramıyorsak, ona sahip değiliz demektir. Her dilin kelimeleri farklı bir dünya algılaması yansıtır. Bu algılama tarzı dil sisteminin bir parçasıdır.

    Seçme ve Sıralama Eksenleri
    Bir dili kullanırken kelimeleri, dilbilgisinden bildiğimiz bir düzende "Özne, tümleç, nesne, yüklem" düzeninde sıralarız. Buna sıralama ekseni adını veriyoruz. Sıralama ekseninde kelimeler, cümle içindeki görevlerine göre yeni bir anlam kazanırlar. "Ahmet kediyi yakaladı." cümlesinde Ahmet eylemi yapan öznedir, kedi bu eylemden etkilenen varlıktır. "Kedi fareyi yakaladı." cümlesinde eylemi yapan kedidir. Bu, şu anlama gelmektedir: Kelimenin cümle içindeki konumu ona yeni bir anlam kazandırır. Buna kelimenin “söz dizimi” anlamı adını veriyoruz. Sıralama ekseninde yapılan değişiklikler, çok ciddî anlam değişmelerine yol açar. Türkçe söz dizimi açısından kurallı bir dil olduğundan onu doğru kullanmanın temel şartlarından birisi, sıralama ekseninde hata yapmamaktır. Sebepsiz olarak devrik cümle kurmak doğru değildir. Türkçe’de devrik cümlenin yeri vardır, ancak bunun da bir anlam inceliği elde etmek için ve kurallarına uyularak yapılması gerekir.
    Sıralama ekseninde yer alan kelimeler, özne yahut nesne oluşlarına göre yeni bir anlam kazandıkları gibi, önünde yahut ardında bulunan kelimelere göre ve birbirlerine bağlanış biçimlerine göre de yeni anlamlar kazanır. "Göz" kelimesi bir cümle içinde kendisinden sonra gelen kelimeye göre yeni anlamlar kazanır: "Göz alıcı, göz hekimi, göz hakkı, göz hapsi, göz kararı, göz koymak, göz önü, göz yaşı, göz yummak, gözden düşmek, göze gelmek, gözden kaçmak, gözden kaybolmak, göze girmek, gözü tok" gibi kullanımlarda göz kelimesi çok farklı anlamlarda kullanılmıştır.
    Sıralama ekseninden başka dilde bir de seçme ekseni vardır. Seçme ekseni, sıralama ekseninde yer alan kelimelerin yerini alabilecek kelimelerin oluşturduğu listedir. Bir cümlenin öznesinin "Mehmet" olduğunu düşünelim. Bu cümlede "Mehmet" yerine “o”, “arkadaşım”, “kardeşim”, “bizim yaramaz" kelimelerini kullanabiliriz. Dilimiz bize bir cümlede bulunan bir kelimenin yerini alabilecek bir kelime listesi sunar. Bu listeye seçme ekseni adını veriyoruz. Dili doğru kullananlar bu listeden en uygun kelimeyi seçenlerdir. Bu kelimeyi seçerken cümleye en uygun olanını bulmamız çok önemlidir. Bu kelimenin seçiminde kiminle, nerede, hangi şartlarda konuştuğumuzun yahut yazıda kime ve hangi şartlarda yazdığımızın da göz önünde bulundurulması gerekir. Bu konu doğru anlatımın temelini oluşturur.
    Dikkat edilecek olursa seçme ekseninde yer alan kelimeler iki zıt özelliği kendilerinde toplarlar: Onlar bir bakıma eş anlamlı kelimelerdir. Özne olarak bir cümlede "Ahmet" kelimesini kullanabileceğim gibi "O" zamirini de kullanabilirim. Bu durumda "Ahmet" ve "O" aynı varlığı dile getirir ve eş anlamlıdır. Diğer yönden Ahmet'ten "Ahmet" yahut "O" diye söz etmemiz arasında ince bir anlam farkı vardır: “O” dediğimizde adını anmak istemediğimizi de hissettirmiş olma imkânını elde ederiz. Aralarındaki farktan dolayı, “Ahmet” kelimesi ile “o” kelimesi bir “karşıtlık” hali, bir mukabil oluş hali (opposition) içindedir. Seçme ekseninde yer alan kelimeler bir yönden aynı, bir yönden farklıdırlar. Anlatım dediğimiz şey bu listeden en uygun olanını seçmektir. Kişisel olarak kelimelere bağlı seçme eksenlerimizin genişliği dile hakimiyetimizin bir göstergesidir.






+ Yorum Gönder