+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Kim Il Sung rejimi kaç yıllarında nerede hüküm sürmüştür Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Kim Il Sung rejimi kaç yıllarında nerede hüküm sürmüştür








    Kim Il Sung rejimi kaç yıllarında nerede hüküm sürmüştür







  2. Suskun Karizma
    Devamlı Üye





    Kim İl Sung Biyografisi,Kim İl Sung Hayatı,Kim İl Sung Yaşamı,Kim İl Sung Kimdir?

    1912 yılında Pyongyang eyaletinin Makyungdae köyünde tarım işçisi bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Bir süre sonra ailesiyle birlikte Mançurya’ya göç eden Kim İl Sung, 18 yaşında Mançurya’nın Japonlar tarafından işgali üzerine gerilla savaşına katıldı. 1941 yılına kadar gerilla olarak Japon emperyalizmine karşı savaşan Kim İl Sung, 1941 yılında gerilladan sağ kalan bir kaç yoldaşıyla birlike Sovyetler Birliği’ne gitti.

    Sovyet Kızıl Ordusu saflarında Nazilere karşı savaşan Kim İl Sung, 25. Sovyet Ordusu’na bağlı “Kapsan” gerilla grubunda yer aldı. 1945 yılında Kore İşçi Partisi’ni kurdu. 9 Eylül 1948′de Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ilan edildi ve Kim İl Sung devlet başkanlığına seçildi. 1950 yılında başlayan Kore Savaşında, Birleşmiş Milletler bayrağı altında savaşan emperyalist güçlere karşı Kore Halk Ordusu’nu yönetti. Kim İl Sung, yaşamı boyunca Marksizm-Leninizme bağlı kaldı. Emperyalist kuşatma ve revizyonist baskılara rağmen 46 yıl Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin ayakta kalmasını sağladı.

    “Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının büyük anti-emperyalist devrimci davası yenilmezdir”

    Che Guevara’nın savaş sırasında ölümünün 1. yıldönümü nedeniyle Asya, Afrika ve Latin Amerika halkları dayanışma örgütünün yayın organı “Tricontinental”in 8. sayısında yayınlanan makaleden bir bölüm
    8 Ekim 1968

    Latin Amerika’da doğmuş yılmaz bir devrimci savaşçı ve gerçek bir enternasyonalist, Ernesto Che Guevara yoldaşın, Bolivya savaş alanında kahramanca ölümünden bu yana bir yıl geçmiş bulunuyor. Kore halkı, dünya yüzündeki bütün devrimci halklarla birlikte yoldaş Che Guevara’nın ölümünün birinci yıldönümünü, düşmana alev alev yanan bir nefret ve derin bir üzüntü ile anmaktadır.

    Che Guevara, gençliğinin ilk dönemlerinden itibaren, anti-emperyalist, anti-Amerikan mücadele bayrağını taşıyan halklara, kurtuluş ve özgürlük getirecek kutsal savaş yolunu tutmuş ve tüm yaşamını ezilen halkların devrimci davasına adamıştır.

    Dinsel ve siyasal orta-çağ düzenbazlıkları ile maskelenen sömürünün yerini; açık, ahlâk dışı, dolaysız ve acımasız sömürü düzeninin aldığı, insan onurunu bir değişim değerine dönüştüğü, modern burjuvazinin kanlı tarihinin sahneye çıkmasından bu yana geçen uzun zaman süresinde; eski, lanetlenmiş toplumun üst tabakasını devirmek özgür ve mutlu yeni toplumun doğuşunu hazırlamak, modası geçmiş, çürümüş ne varsa hepsini süpürüp atmak ve toplumun tüm yapısını devrimci biçimde yeniden kurmak için, dünya üzerindeki nice komünistler ve devrimci savaşçılar, devrimci fırtınanın ortasında kanlarını akıtmışlar, yaşamlarını feda etmişlerdir. Che Guevara, değerli hayatının bu kutsal mücadeleye adamış ve böylece, devrimci şehitler safında onurlu bir mertebeye yükselmiştir.
    Che Guevara, dar milliyetçi duygulardan tamamen uzak, gerçek bir enternasyonalist ve mücadeleden bıkmayan yorulmaz bir devrimciydi. Tüm yaşamı boyunca, o, gerçek bir enternasyonalist ve şaşmaz bir devrimci savaşçıya mükemmel bir örnek teşkil etmiştir.
    Che Guevara, yoldaş Fidel Castro’nun başlarında bulunduğu Kübalı devrimcilerle birlikte silahlı bir savaşa katılmış, böylece Amerikan emperyalizmini ve onun uşağı Batista rejimini ezmeye ve Küba Devriminin zafere ulaşmasına büyük katkıda bulunmuştur. 1965 yılında, Che Guevara, devrimci cesaretle tutuşarak muzaffer Küba topraklarından ayrılmış ve mücadele alanını, kendisini çok çeşitli güçlükler ve çetin uğraşların beklediği, yeni mevzilere nakletmiştir. Latin-Amerika’nın her tarafını dolaşmış, halk kitlelerini Amerikan emperyalizmine ve onun kölelerine karşı silahlı savaş için örgütlemiş ve harekete geçirmiş, hayatının son anına kadar korkusuzca ön safta dövüşmüştür.
    Che Guevara’nın devrimci uğraşları, Küba Devrimi’nin zaferini daha da pekiştirmeye ve bütünü ile Latin-Amerika devrimindeki gelişmenin hızlanmasına büyük katkıda bulunmuştur.

    Küba Devrimi’nin başarısı, Latin-Amerika sosyalist devriminin ilk zaferidir ve Büyük Ekim Devrimi’nin Latin-Amerika’da bir devamıdır. Küba Devrimi’nin zafere uluşması ile, yalnızca, son zamanlara kadar Amerikan emperyalizmine miras kalan bir mülk gözü ile bakılan Latin-Amerika üzerinde, şimdi, sosyalizmin kızıl bayrağı dalgalanmakta ve sosyalist kamp Batı Yarımküresine sarkmış ve gücünü bir hayli artırmış bulunmaktadır. Bugün, Latin-Amerika devriminin ön safında dimdik yürüyen Küba Cumhuriyeti, savaşan Latin-Amerika halklarının umut ışığıdır ve savaşlarının yoluna zafer ışınları saçmaktadır. Küba Devrimi’nin zaferi, Batı Yarımküresinde Amerikan emperyalizminin sömürgecilik sistemini temelinden sarsmış ve bu bölgedeki bütün halkları, kutsal özgürlük ve bağımsızlık savaşı için ayaklandırarak tüm Latin-Amerika’yı bir devrimci fırtınaya sürüklemiştir. Gerçekten, Küba Devriminin zaferi, Latin-Amerika’daki Amerikan emperyalist sisteminin sömürge egemenliğinin parçalanmaya başlamasını, uzun bir süredir bu bölgedeki halkları ezen ve sömüren Amerikan emperyalizmi hakkındaki acı hükmü ve yokolmaya mahkum bulunuşunu ifade etmektedir.

    Küba Devrimi zaferinin pekiştirilmesi, değil yalnız Küba halkının ölüm-kalımını, yücelme veya düşüşünü sonuca bağlayan bir önemli sorun; fakat, aynı zamanda, Latin-Amerika devriminin genel gelişmesinin de kaderini belirleyecek bir hayati sorundur.

    Devrim, bir ülkede parlak başarılarla başlar, ama, uzun bir süre şiddetli sancılar geçirir. Proletaryanın iktidarı ele geçirdiği, uluslararası kapitalizmle kuşatılmış ülkeler, kapitalizmden sosyalizme devrimci geçişin bütün tarihsel sürecinde, emperyalizmin saldırısı ve kapitalizmin eski yerini alması tehlikelerinden uzak değildir. Devrilmiş sömürücü sınıflar, daima, kaybettikleri durumlarını tekrar elde etmeye teşebbüs ederler ve yabancı emperyalistler, aralıksız olarak, silahlı istilalara, siyasal ve ideolojik bozgunculuk amacıyla entrika ve hilelere başvururlar.
    Amerikan emperyalistleri ve Latin-Amerikalı gericiler, Küba Cumhuriyetinin gerçek varlığından fazlasıyla nefret etmekte ve korkmakta, inatla ve fesatla onu boğmak için dolaplar çevirmektedirler. Onlar, Küba Devrimi’nden kurtulmak, Batı yarımküresindeki komünizm umacısının hayalini kovmak ve Latin-Amerikayı bir bozkır alevi gibi saran halkların kurtuluş mücadelesini durdurmak için çaba göstermektedirler. Silahlı kuvvetlerini doğrudan doğruya harekete geçirerek Küba’yı boğmayı tasarlayan Amerikan emperyalistleri, ambargo politikası ile cendereye almak, siyasal ve ekonomik baskı uygulamak amacıyla Latin-Amerikalı gerici diktatörlük rejimlerini kendi egemenlikleri ve itaatleri altına almanın yollarını aramaktadırlar.
    Devrimin nihai zaferine erişmek için, uluslararası sermayenin kuşattığı yerlerde iktidarı ele geçiren halklar, içteki kuvvetlerini her şekilde güçlendirirken, dünya sosyalist devriminin diğer müfrezelerinden sağlam destek görmek ve tüm ülkelerdeki emekçi sınıflardan ve bütün dünyanın ezilen halklarından yardım almak zorundadırlar. Diğer bir deyimle, dünya ülkelerinin çoğunluğunda, hiç olmazsa birçok birbirine komşu ülkede, emperyalist kuşatmayı sosyalist kuşatmaya dönüştürmek amacıyla, devrimler birbiri arkasına yapılmalı, proletaryanın diktatörlüğünü evrensel bir sistem haline getirmenin yolunu açmak için sosyalist bir ülkeyi kuşatan emperyalizm engelleri kırılmalı ve dünyanın ezilen halkları ile uluslararası emekçi sınıflar arasında güçlü militan dayanışma bağları kurmak için bir ülkenin sosyalist kalesinin kuşatma içinde bırakılmasına son verilmelidir. Ancak bu yolla, emperyalistlerin silahlı müdahalelerine ve kapitalizmin eski haline getirilmesi girişimlerine tamamiyle engel olunabilir ve sosyalizmin kesin zaferinin kesin güvence altına alındığından bahsolunabilir.

    Sermayenin güçleri uluslararası olduğu için, halkların kurtuluşu da uluslararası bir harekettir. Ayrı ayrı ülkelerdeki devrimci hareketler ulusal hareketlerdir, ama, aynı zamanda, dünya devriminin de parçasıdırlar. Bütün ülkelerdeki halkların mücadeleleri birbirlerini tamamlayıcı ve destekleyici bir ilişki içinde olup hepsi dünya devrim çağlayanında birleşirler. Başarıya ulaşan devrim, devrimleri henüz başarıya ulaşmamış ülkelere, tecrübeleri ve örnekleriyle yardım etmeli ve dünya halklarının kurtuluş mücadelelerine siyasal, ekonomik ve askeri güçleriyle destek sağlamalıdır; bu arada, devrimlerini kazanmamış ülkeler, emperyalistlerin boğma politikalarına karşı diğer ülkelerin başarılı devrimlerini savunmak ve kendi öz devrimlerindeki zaferi çabuklaştırmak üzere daha etkin mücadele etmelidirler. Bu, dünya devrimci hareketinin gelişme yasasıdır ve halkların kurtuluş mücadeleleri sürecinde, esasen yerleşmiş bulunan mükemmel bir gelenektir.







+ Yorum Gönder