+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türk kültürü Forumunda Türklerde ölüm ve mezarlık kültürü Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    Türklerde ölüm ve mezarlık kültürü








    Türklerde ölüm ve mezarlık kültürü

    ÖZET

    Ölüm olgusu Türk kültüründe geniş bir yer işgal eder. Hem İslam öncesi hem de günümüzde, günlük hayatta ölüm, çok önemli bir konudur. Bu makalede, ölümün Türkiye'deki dini ve kültürel yönü incelenecektir. Bu konular şunlardır: ölümü haber veren ve ölümü engelleyen inanç ve uygulamalar, ölüm anında gözlemlenen inanç ve uygulamalar, ölünün defne hazırlanması, defin sonrası inanç ve uygulamalar.

    Anahtar Kelimeler

    Tanrıcılık, ölüm, nekromansi, başsağlığı.

    ABSTRACT

    The phenomenon of death occupies very îarge place in Turkish culture. in daily life it is an important issue, both in the pre-Islamic period and Islamic modern times. This article investigates religious and cultu-ral aspects of the death in Turkey: Superstitions signifying and portending death, rites and rituals performed at the time of death, preparation of the dead for its disposal, its burying and beliefs, rites and rituals related to post-burial customs.

    Key Words

    Tengrism, death, necromancy, condolance.

    Giriş

    Ölüm; doğum ve evlenme gibi kişinin hayatında karşılaştığı en önemli olaylardan bir tanesidir. Bu olgu, kişisel olmakla birlikte, toplumu ilgilendiren bir olay olmasından dolayı da, değişik bilim dallarında değişik yöntemlere göre konu edilip incelenmektedir. Örneğin, tıp, din, arkeoloji, etnoloji, antropoloji, folklor, edebiyat vs.

    Bu olgunun etrafındaki inanç ve uygulamaları olgunun bağlamındaki milletin gelenek ve görenekleri etkilemiştir (Nirun ve Özönder, 1990:251-264). Biz bu çalışmada, günümüz Anadolu'sunda geleneğin şekillendirmiş olduğu ölüm ve ölü etrafında oluşan inanç ve uygulamaları önce tasvir edecek, daha sonra da

    Halk Bilimi yöntemlerine göre analizini yapıp mümkün olduğunca, her bir olgunun anlamını bulmaya çalışacağız.

    Bu anlama işine, ilk önce Türk Kültür tarihi boyunca Türklerin sahip olduğu ölüm anlayışı ile başlayacağız. Ardından da günümüzde, Anadolu'da gözlemlenen inanç ve uygulamaları tasvir, tasnif ve bunların analizi ile devam edeceğiz.

    osmanli-mezar.jpg

    A- Türklerde Ölüm

    Kaçınılmaz olan ölüm gerçeği karşısında Türkler de "ölüm" olayının nasıl gerçekleştiğine dair, kendilerince bir takım inanca sahip olmuşlardır. Değişik din ve kültür çevresine girmiş olan Türkler, değişik zaman ve coğrafyada değişik ölüm anlayışlarına sahip olmuşlardır, ancak bunların temelini Tengrici-lik (Tanyu, 1978, 9-12; Eroğlu, 2000, 1-21) veya Tengrizm ya da Geleneksel Türk Dini (Günay-Güngör, 1998, 33-44) şekillendirmiştir.1

    Bu bağlamda geleneksel inançtaki Türkler ölümü, ruh veya canı ifade eden "tm"m bedenden çıkması biçiminde anlamışlardır.2

    Altay ve Yakut Türkleri ruh-can kavramını tın, süne (ya da sür) ve kut kelimeleri ile ifade etmişlerdir. Tın, bütün canlılarda; süne, sadece insanlarda; kut ise, canlı cansız her şeyde bulunur ve bulunduğu şeye kutsallık kazandırır.

    Bu anlayışa göre, kut'un bedenden ayrılması ile ölüm gerçekleşmez ama kişideki kutsallık kalkar, sıradanlasın Kut, insan için kesinlikle bir güç ve uzun ömrün vazgeçilmez bir dayanağıdır. Birey onsuz hayatını sürdüremez (insanın kutsalla iç-içe olma durumu ile ilgili inanç ve uygulamaları ileride örneklendireceğiz). Ancak tın bedenden ayrıldığı vakit, bedenin ölümü hemen gerçekleşmiş olur (İnan, 2000, 176).

    Kut kelimesi üzerine yapılan açıklama ve tartışmalara Jean-Poul Roux "Altay Türklerinde Ölüm" adlı eserinde geniş yer vermiş olup, bu açıklamada kut'u şu şekilde izah eder;

    1- Çadırın açıklığından düşen jelati-nimsi bir madde,

    2- Zihin, ruh, hayati güç,

    3- Şans,

    4- Sürüleri koruyan bir muska ya da nazarlık anlamlarını taşımaktadır (Roux, 1999:36).

    Bu tasnifin en büyük özelliği, şimdiye kadar kut kavramının izahında ilk akla gelen "mutluluk" ve "saadetli olma" (Arat, 1979:xxıv-xxvm) ifadelerini göremiyoruz. Bununla birlikte eski metinlerde karşımıza çıkan "ülüg" kelimesinin karşılığı "şans" anlamına yer verilmiştir. "Çadırın açıklığından düşen jelâtinimsi bir madde" ifadesi ile de, bize göre, aileye kutsallık atfedilmektedir.

    Türkler, hastalık sonucunda ölümün vuku bulacağına inanmışlar, ancak bunun yanında ölüme karşı direnme ve ölmeme arzusu ile hayata bağlanmışlardır. Şöyle ki, hayattan daha fazla öteki dünyaya değer verip sürekli ölümden bahseden değişik dönemlerde hatta bazen aynı devirde değişik dinlere bağlanan Türkler, sürekli olarak hayata bağlılığı vurgulamışlardır. Bu düşünce çerçevesinde, hastalık zamanlarında hastaya bir tür karantina sistemi uygulamışlar, hastayı tedavi çadırına almışlar, ona, görevlilerin haricindeki kimseleri yaklaştırmamışlardır. Bu uygulama aslında, fiziki hastalığın, başkalarına geçmemesi için düşünülen akli bir tedbirdir. Bizim için buradaki uygulamalardan daha ziyade, olayın inanç tarafı önemli olduğu için, bu konuya bu kadar temas etmekle yetineceğiz.

    Türkler sadece Tanrının ebedi olduğuna, insanın ise faniliğine inanır. Orhun Yazıtlarında bu anlayış şu şekilde anlatılmaktadır: "öd tengri yasar, kişi og-lı kop ölüglü törümüş" yani "zamanı Tanrı takdir eder; kişi oğlu hep ölmek için türemiş" (KT-Ş10)® Bu inanç çerçevesinde karşılaşmış oldukları ölüm olayını Türkler tip ve biçimine göre ayrı ayrı kelimeler kullanarak anlatmaya çalışmışlardır. Eski Türk Yazıtlarında, geçen ölümle ilgili kelimeler şunlardır:

    Saygı duyulan şahsiyetlerin ölümünü "vefat etmek" anlamında saygılı bir biçimde anlatmak için "kergek bolmak"3, "uçabarmak"4 ile "adrılmak" kelimeleri kullanılırken, düşman ya da avamdan olanların ölümünü ifade etmek için de "ölti", bazen de "adrılmak" kelimeleri kullanılmıştır.

    "Kergek bolmak" ifadesi bilim adamlarınca saygılı bir tarzda, vefat etmek olarak algılanırken O. Nedim Tuna, bu ifadeye daha farklı yaklaşır ve "kergek bolmak" sözcüğünü "uçmak" ile öz-deşleştirip kelimenin etimolojik yorumunun yamsıra kavram bütünlüğü içerisinde ve Geleneksel Türk inancı doğrultusunda Barthold'u da kaynak göstererek şu yorumu yapmaktadır:

    "Orhun Yazıtlarından ancak şu kadarı malum oluyor ki Türk halk itika-dınca, insanın ruhu öldükten sonra, kuş yahut böcek suretinde tenasüh edermiş. Vefat eden hakkında "uçdı" deniliyor. Malumdur ki Batı Türklerinde de hatta İslamiyet'i kabul ettikten sonra da öldü yerine "şunkar boldı" yani "şahin oldu" ibaresi kullanılıyordu." (Tuna, 1960, 131-148).

    Aynı konuda A. İnan da benzer bir ifade kullanmaktadır: " Manas'ın sineğe benzer canı çıktı, gerçek evine gitti." (İnan, 2000, 182). Fuat Köprülü ise, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde, Yesevilik ve Bektaşilikteki "kuş olmak" menkıbelerini Şamanizm'e bağlayan mühim yorumlar yapmıştır.

    Bugün Türkiye'de halk arasında yaşayan Ölümle ilgili bazı deyimler (canı çıktı, ömür kuş gibi gelir gider, hasta zayıf ama canı içinde, kuş gibi uçtu vb.) Geleneksel Türk Dininden günümüze ulaşan kalıntılar olmalıdır.







  2. Zahra
    Üye





    Türklerde ölen bir kişinin ilk başta Cenazesi yıkanır ve yıkanırken insanlar onun ruhu için Yasin ve Kuranı Kerim okurlar. Yıkama işlemi bittikten sonra kefenlenir ve kazılan mezara doğru götürülüp burada İslami şartlara göre defnedilir. İlk hafta boyunca her gün mezarı toplu halde ziyaret edilir ondan sonra Perşembe günleri ziyaret edilir.




+ Yorum Gönder