+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türk kültürü Forumunda Türklerin Kutsal Zanaatı Demircilik hakında yazı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Türklerin Kutsal Zanaatı Demircilik hakında yazı









    Türklerin Kutsal Zanaatı Demircilik ilgili bilgiler

    Türkler genel olarak köklerini Kurt gibi kudretli hayvanlara bağlamışlardır. Şüphesiz ki başlangıçda demircilik de onlar için kutsal bir iş ve meşgale idi, Biliyoruz ki, Göktürk Devleti‘ni kuran Bumın ve İstemi Kağan’ların kendi kabilelerinin san’atları demircilik idi. Aşağı yukarı bütün Ortaasya’yı ellerinin altında tutan Juan-Juan (Avar) İmparatorluğunun silâhlarını bunlar yapıyorlardı. Fakat Göktürklerin demircilikle ilgili ne gibi törenler yaptıkları ve demirciliğin Göktürk dininde ve an’anesinde nasıl bir yer aldığı hakkında bir bilgimiz yoktur. Kaynaklarda bulunmamasına rağmen Ortaasya halklarında bu gün bile yaşayan bazı inanışlar bu konuda az da olsa bize bir ışık verebilecek durumdadırlar.
    Türklerin Kutsal Zanaatı Demircilik.jpg
    Moğol’larda ve Moğolların kuzey bir kolu sayılan Buryat’larda demircilik san’atı yenidir. Demirciliğin, göç eden bir kavim tarafından kendilerine öğretildiği, Buryat efsanelerinde de söylenmektedir. Buryat’ların demir madeni ve demircilik hakkındaki inanışları çok iptidaidir. Onlara göre demirci, bir sihirbazdır. Halbuki eski Yunanistan’da demircilik kutsal bir sanat olarak kabul edilmiştir. Demirciliğe verilen bu kutsallık, Moğollarda olduğu gibi etrafa sıçrayan ve yakıcı kıvılcımlardan dolayı değil; insanoğlunun parlak zekâsı ve yaratıcılığının bir timsâli olduğu için verilmiştir. Bu sebeple Jüpiter ve Hera’nsu oğlu VuUtan (Vulcan), bütün san’atkârların taptıkları ve yaratıcılıkları için yardım istedikleri bir Tanrıdır.

    Demircilik artık toplumun vazgeçilemez bir parçası olmuştur, insanoğlu, hayatın her basamağında demirle beraberdir ve demirle yaşar. Demir artık onun için ekmek ve su gibi gerekli bir şeydir. Demircinin de artık, ev yapan bir mimar veya bir kumaşçıdan farkı yoktur. Artık o, bir sihir değil; bir gerçektir. Demirciye sihirbaz olarak saygıya lüzum yoktur. Bu madeni insanlara veren ve onun nasıl işleneceğini gösteren Tanrı ve Tanrılar toplumu herşeyin üstündedir.

    Göktürk’lerde de durum, eski Yunanlılarınkinden farklı değildi. Demircilik, onların günlük hayatlarının içinde idi. Bütün kabilenin, işi, gücü ve san’atı demircilikti. Kim kimden korksundu; kim kime hürmet etsindi. Elbet de onlar da eski Yunanlılar gibi, demiri kendilerine verene ve bu madeni işlemek için kendilerini üstün meziyetlerle donatan Tanrılarına minnettar idiler.


    Çingiz-Han’ın ölümü sırasında Moğol başkentine. Güney Çin’deki Sung Sülâlesi tarafından gönderilen general Men Hung’un yazdığı, Meng-Ta Pei-lu adlı meşhur bir seyahatname vardır. General Men Hung, o çağın bilgi ve tecrübesi ile tanınmış, en ileri gelen askerlerinden biri idi. Çingiz-Han kuvvetlen dikçe, istilâ sırasının kendilerine geleceğini anlayan Sung Sülâlesi, Moğolların gerçek durumunu öğrenmek ve bir nev’i casusluk vazifesi ile, bu bilgili generali elçi olarak göndermişti. İşte bu meşhur general, Moğolların Çingiz-Han’dan önce madenleri işleyemediklerini ve ok uçlarını bile kemikten yaptıklarım açık olarak kendi eserinde yazmıştır. Ayrıca Moğollara demir silâhların Uygurlardan geldiğini, de sırası gelince bir yerde ilâve etmiştir. Bu sebeple eski Yunanlılarda olduğu gibi inkişâf etmiş ve köklü bir demir ve demircilik kültünün varlığına yer verilemezdi.

    Yukarıda gördüğümüz gibi, Moğollar yılbaşı gecelerinde bir demir parçasını ocakta kızdırırlar ve bu demiri döğerek uzatırlardı. Bu demiri uzatma an’anesi Türkler de de vardır. Eski bir Türk atasözünde, şöyle deniyor : “Yıgaç uzun kes, temür kısga kes” yani “Ağacı uzun kes, demiri kısa kes.” Çünkü ağacın uzama veya kısalma ihtimali yoktur. Fakat demir dövülmek sureti ile, icabında uzatılabilir.

    Türkler demire, genel olarak kök-Temür, yani “gök demir” derlerdi. Türklerde de demir kutsal idi ve kılıçla da and içilirdi. Bu konuda bir fikir verebilmek için, Kaşgarlı Mahmud‘un sözlüğünden şu açıklamaları alalım:

    (Kök temür kerii tur mas) atasözünün mânâsı, (gök demir boş durmaz) demektir (Dokunduğu her şeyi yaralar), anlamına gelir. Bu atasözünün ifade ettiği başka bir anlam daha vardır: Kırgız, Yabaku, Kıpçak gibi daha başka boyların halkı, aralarında bir şey üzerine and içtikleri veya sözleştikleri zaman, demire saygı göstermek için, kılıcı kınlarından çıkarırlar ve yanlamasına olarak önlerine korlardı. Bundan sonra da kılıç üzerine şöyle yemin ederlerdi : (Bu kök kirsün, kızıl çıksun). Derlerdi. Bunun mânâsı şu demektir : (Eğer sen sözünde durmazsan, bu gök renkteki kılıç, senin kanma bulunarak kısıl çıksın ve senden öcünü alsın.) Çünkü Türkler demiri ulu ve kutsal sayarlardı.

    Yine aynı kaynakta, demir tozu, demir eğelemek, demir eıitilecek ve süzülecek yerler ve çelik nevileri hakkında bir çok bilgiler bulunur.

    Yakut Türklerinde de demircilik, gerek din ve gerekse bir zenaat olarak büyük bir önem taşırdı. Yakutlara göre Kıtay Bakit Toyon, yeraltında yaşayan “Sekiz Yeraltı Tanrıları” nın soyundan gelirdi ve aslen insanlara kötülük getiren bu ruh, “demircilerin koruyucusu” idi. Demirciler, onun şerefine kırmızı bir inek keserlerdi. Bu ineğin kanını, çekiç, örs, kerpeten, körük gibi demircilikle ilgili aletlere sürerler ve ineğin ciğeri ile yüreğini de alarak, demir ocağının içinde iyice kızartırlardı. Sonra da bu kızarmış ciğeri alır ve Örste, çekicin altında yok oluncaya kadar düğerlerdi.

    Diğer bir Yakut Şaman duasında da şöyle denilmektedir : “Yakut ulusuna, kudretli demirciler göndererek lûtufla bulunan Kıtay-Baksı-Toyon’a saygı göstereceğim. Eğer demirci hastalanırsa, bir inek kesip, kurban olarak ona sunacağım. Kurbanın ciğerleri ile böbreklerini, demircinin ocağına gömeceğim.” Bu duadan anlaşıldığına göre, burada söylenmek istenen demirci, daha ziyade bir Şaman ve sihirbaz idi. Çünkü Şamanlar da, bir demirci sayılırdı. Yakutlara göre Şaman (Oyun) ile Demirci (Uus), aynı yuvadan gelirlerdi.

    Yakutların en büyük demircilerinden biri, Ağlıs adım taşır. Yakut lehçesinde Ağl, “kutsal koruyucu ve muhafız” anlamına gelirdi. “Aile ocağı“, “Kutsal ateş” gibi deyimler de, aynı sözle ifade edilirdi. Yakut Türklerine göre “aile ocağı” sönmemesi gereken “Kutsal bir ateş” idi. Bu ocağı koruyan ayrıca bir ruh da vardı. Ocakda yanan meşe (Mas) ağacı da kutsal bir ağaç sayılırdı,0. Bunlardan da anlaşılıyor ki, demircilik ve demirciler, kutsal ateşle de ilgili idiler ve bundan dolayı da ayrı bir önem kazanıyorlardı







  2. Acil

    Türklerin Kutsal Zanaatı Demircilik hakında yazı isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder