+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türk kültürü Forumunda Eski Türklerde Dinin Tarihi Gelişimi hakkında bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Eski Türklerde Dinin Tarihi Gelişimi hakkında bilgi








    Eski Türklerde Dinin Tarihi Gelişimi hakkında bilgi


    Eski Türklerde Dinin Tarihi Gelişimi


    Türkler, tek Tanrılı dini kabul edinceye kadar Totemizm1, Animizm ve Natürizm gibi kurucuları olmayan ilkel dinleri benimseyip, hayvan ve bitkilere kutsal anlamlar yüklemişler, bununla birlikte de insan ruhunun büyük varlıklara, büyük olaylara gösterdikleri saygı ve hayranlık gibi sebeplerle bunlardan yaratılış efsaneleri türetmiş ve bunlara inanmışlardır. Yüzyıllarca Türk boylan arasında benimsenen Şamanizm ise, Animizm ve Natürizmin esaslarma dayanarak gelişme gösteren ve bir din olmaktan çok bir mezhep şeklinde kendine yer bulmuştur…

    Budizm, Maniheizm, Taoizm ve Lamaizm gibi kitabı ve kurucuları olan dinler ve mezheplere gelince, bunlar da türlü sebep ve olaylarla yabancı milletlerden geçerek zaman zaman Türkler arasında yayılmıştır. Ancak şunu belirtelim, her ne kadar yabancılardan geçen inançlar Türkler arasında yayılma göstermişse de, her zaman eski Türk inançlarının ve Şamanizmin etkilerini bu yeni ve yabancı inanışlarda görmek mümkündür! Yani başka milletlerin etkisiyle gelen inanışlar, geldikleri haliyle kabul görmemiştir. Mutlaka eski inanış ve geleneklerle karışarak kabul görmüştür.

    Türk Kozmogonisinde karalardan Önce yalnız su âlemi vardı ve dünyayı kaplamıştı. Türk Kozmogonisinin çerçevelediği bu su tablosu, Brahma dininin ana kitabı olan Veda’ların, Rig Veda bölümünde görülmektedir.Orta Asya Eski Türklerinin ateşe gösterdikleri derin saygı da, Zerdüşt tarafından kurulan Mazdaizmin temelinde yer almış bulunmaktadır.

    Bu durumda görülüyor ki, Türklerin taşıdıkları dinler Totemizm, Aninizm2, ve Natürizm gibi Polyitheist veya Mazdaizm, Maniheizm, ve Şamanizm gibi Dualist dinlerdir. Polytheist dinlerde çok Tanrılar, Dualist dinlerde ise karşılıklı çarpışan, birbirine zıt iki kuvvet veya Tanrı görülmektedir. Dualist dinlerden olan Mazdaizm’e göre, iyiliği ve kötülüğü temsil eden Tanrılar vardır: İyiliği temsil eden Hürmüz, kötülüğü temsil eden Ahriman’dır. Hürmüz tek Tanrı olan Ahoramazda’yı da temsil etmektedir. Maniheizmde ise, Nuru temsil eden Tanrı ile karanlığı temsil eden şeytan bulunduğu gibi, kâinatta bir de iyilik ve kötülük vardır ki, bunlar da her zaman mücadele halindedir. Her şey bunların çarpışması ile olur.


    Şamanizmde gök ve iyilik Tanrısı Ülgen ile yeraltı ve kötülük Tanrısı Erlik Han karşı karşıyadır. Bunda da ilk soy Tanrı olan Kara Han, Ülgen ile temsil edilmektedir. Başka Tanrılar ikinci plânda gelir. Türklerin bu kadar çeşitli dinlerden etkilenmelerinde yayılma, hükümet kurma, çökme, göç gibi olaylar ve kaynaşmalar; Çin, Hint ve İran gibi din kültürleri kuvvetli olan komşularıyla temasları gerekçe olarak gösteriliyor. Fakat bu olaylar ve kaynaşmalar o kadar çok ve hareketli olmuştur ki, bu yüzden dinlerin Türk kolları arasındaki yayılma sahalarını net olarak çizmek, yerleşme çağlarını tarihlere bağlayarak kesin olarak belirtmek, şimdilik pek mümkün gözükmemektedir. Ancak genel bir ifade ile Türkler, özellikle Altaylılar, Yakutlar ve Çuvaşların bir kısmı uzun yıllar Animist, Natürist ve Şamanist kal mışlardır. Yedinci yüz yıldan sonra ise bazı yerlerde Samanlık zayıflamış, yerini Budizme bırakmıştır.

    Tukiyular önceleri Şamanistken sonra Budist olmuşlardır. Ancak bu din askerlik enerjisini felce uğrattığından çok geçmeden itibardan düşmüştür. Göktürkler de 6. yüzyılda Budizmi kabul etmişlerdir ve Bilge Kaan bu dine imparatorluğun çöküşüne kadar bağlı kalmıştır. Ancak toplu din değiştirmelerde halkın eski inanışlarını bir anda reddetmesi çok zordur. Yeni dini, halktan bir çoğu ya kabul etmez ya da çok zor kabul eder. Bu nedenle Budizm dini daha çok şehirliler ile hakan ve onun etrafında toplananlar tarafından kabul edilirken, bunların dışında kalanlar Şamanist olarak kalmışlardır,

    Moğollar ise Şamanistken sonraları Budizmi kabul etmişlerdir. Cengiz sülâlesinden Kubilây da koyu bir Budistdi. Budizm, Buhara’ya kadar yayılmıştı, ancak İslâm dini buradan bu dinin izini silmiştir. Uygurlar, hiçbir dinin etkisinde değilken Şamanisttiler. Sonraları çeşitli dinlerden etkilenerek aralarında yayılmıştır. Uygurlar ve bunlardan yetişen nesil Yugurlar Tibet yolu ile Lamaizm’i kabul etmiş, batıdan Türkistan kanalı ile de Maniheizmi benimsemişlerdir. 762 de de Uygur hükümdarı Buğu Tekin, Maniheizmi resmî din olarak benimsemiştir. 9. yüzyılda, Şamanist olan Kırgızlar, Uygurlara hâkim duruma geçince, Maniheizm’i de Türkistan’ın arkalarına doğru uzaklaştırdılar. Bu sıralarda Budizm de Uygurlar arasında yayılmıştır. Hattâ Uygurlar arasında Nesturîlîk de bir zaman benimsenen dinlerden olmuştur.

    Sümerler ise önceleri Altaylılar ve Yakutlar gibi, bir takım hayvan ve bitkileri Totem kabul etmişlerdir. Bunlardan aslan, boğa ve kartal gibi hayvanlar Sümerlerin ilk totemleri arasında görülmektedirler. Sonraları Animizm’i ve Naturizm’i kabu ederek, her şeyin birer ruh taşıdığına, kozmik varlıkların ve kuvvetlerin birer tanrı olduklarına inanmışlardır. Sümerler ölümü normal bir son olarak kabul eder. Bir adam ölünce bedeni yeraltına, ruhu da kuş gibi yukarı âlemlere uçar. Yani yeraltı âlemi fânilerin, gökler âlemi de Tanrıların ve ruhların bulunduğu yerlerdir. Tanrılar ölümü yaratıklara vermiş, ölümsüzlüğü de kendilerine ayırmışlardır.

    Onlara göre her şey dünyadadır. Günahların cezası da iyiliklerin mükâfatı da dünyada çekilir, yine dünyada görülür. Bunun için Sümerler Tanrılarından sadece ömürlerinin uzun olmasını isterler. Sümerler bu din anlayışları ile Hititlerin üzerinde büyük etki bırakmışlardır. (Hititler bir zaman Hurri dinini kabul etmişlerdir.) Elamlılar ise önceleri Sümerler gibi Totemizm, Animizm, Natürizm ve Şamanizm inanışlarını kabul etmekle birlikte daha sonraları, yabancı dinleri de kabul etmişlerdir.

    İslâm dini gelinceye kadar Şamanizm Oğuz ülkelerinde yaygın bir haldeydi. Bununla beraber sonraki yüzyıllarda İslâm dininin kuvvetli kültürü karşısında dahi Samanlığın izleri silinmemiş, dinî gelenekler arasında tutunup kalmıştır. 7. yüzyıldan itibaren bütün Mezopotamya’daki dinler, güneyden gelen İslâm diniyle karşı karşıya kalmışlar ve kaynaşmalar, mücadeleler başlamıştır. Orta Asya’da da bu hareketler ve din kavgaları kendini göstermiştir.

    Divan-ı Lûgat-it Türk tercümesinin birinci cildinde, Müslüman olmayan bir Uygur’un nasıl öldürüldüğü şöyle anlatılmaktadır: “Onun işini bitirdim. Arkadaşını da kaçırdım. Ölüm ağusunu içirdim: Yüzünü buruşturarak içti.”

    Totemizm, Animizm, Natürizm ve Şamanizm gibi Türklerin ilk dinleri ve mezhepleri, her yönü ile mistik karakter gösterdiği halde, sonradan kabul ettikleri, kurucuları ve kitapları olan dinler bir yönü ile ilk bakışta mitolojik görünmezler. Bu dinlerden Mazdaizm, Maniheizm, Budizm ve Taoizmin genel olarak telkin etmek istediği büyük ölçüde alçak gönüllülük, çalışmayarak köşeye çekiliş, öğrenmeyi bırakarak cahil kalma,hayn ve iyiliği sezme, ızdıraplardan kurtulmak için varlığa iltifat etmeyiş, arzuları kurma gibi kanaat ve prensiplerden bazıları reel hayata, aktif yaşayışa uymayasa da, yine de bu tavsiyeler mitoloji ile ilgili sayılmazlar.

    Yalnız, bu doktirinleri ortaya koyanlar, ancak ettikleri tavsiyelere uymak şartıyla; kutsal hakikatlere ulaşan yoldan yürünülmüş olacağını, görünmezler âlemindekileri tanımanın ve onlara yaklaşmanın başka çâresi olmadığını belirtmek isterler. İşte o zaman dünya işlerinden, ayrılmış ve mitolojinin sınırları içine ayak basılmış olurlar. Zerdüşt “Zent Avesta” da, Mani “Erteni Mani” de, Tao “Taoteking” de, Buda da Nirvana için yaptığı işaretlerde, nasihatleri ve ilâhileri ile hep bu âlemlere giden yollara yolcu hazırlamak isterler.

    Şimdi küçük bir örnek olarak görünmezler âlemindekilere bakalım, o zaman durum daha iyi aydınlanabilir: Mazdaistlerce, Büyük Tanrı Ahoramazda’nın güneşte oturuşu, Hürmüz ile Ahriman gibi iyilik ve kötülük Tanrılarının çarpışmalarının Buda’ya musallat oluşu, Manihaistlere göre nurun iyiliği, karanlığın kötülüğü temsili ile bunların mücadelesi, şeytanın karanlıklardan doğuşu; Taoistlerde ise, boşluk âleminin kutsal tanınarak, asıl faziletin kâinattaki intizamda oluşu, bu bakımlardan boşluk âleminin bütün yaratıklardan iyi bulunuşu gibi din kurucularına Tanrısal kudretlerin verdiği ilhamlardan doğan mitolojik tablolar bol bol göze çarpar.



    1. Totemizm kısaca, insanla hayvan ya da bitki gibi doğal nesneler arasında bir akrabalık ilişkisi ya da gizemli bir bağ bulunduğu inancına dayanan düşünce ve davranış sistemidir. Genel olarak totem, hayvan ya da bitkiyle topluluk üyesi arasında bir akrabalık ilişkisi kurulur. Bu ilişki mitolojiyle de desteklenerek kuşaktan kuşağa aktarılır. Türklerin kurt neslinden ve kayın ağacından geldiği inancı buna bir örnek olarak verilebilir. Böylece bitki ve hayvana aktarılan kutsallık sayesinde, doğa. kutsal ve kutsal olmayan olarak ikiye ayrılır.

    2. Animizm, bütün varlıkların ruh sahibi olduklarına inanmaktır. Animistler’e göre canlı cansız her şeyin bir ruhu vardır. Batıya göç başlamadan ve Müslümanlığı kabul etmeden önceki döneme göz attığımızda Türkler, Orta Asya‘daki yurtlarında, Şaman dinine bağlı oldukları dönemde göz kamaştırıcı bir Türk mitolojisi meydana getirmişler, bunu hafızalarında bugüne kadar taşımışlardır. Gökyüzünden yeryüzüne kadar, zerreden insana kadar her konuda yetkin bir dil ve üslup ortaya koyan bu mitoslar, eski Türklerin yaşamları ve ruh dünyaları hakkında bugün bize eşsiz bilgiler sunuyor.








  2. Acil

    Eski Türklerde Dinin Tarihi Gelişimi hakkında bilgi isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder