+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türk kültürü Forumunda Türk Kültüründe Hoşgörü Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Türk Kültüründe Hoşgörü Hakkında Bilgi








    türk kültüründe hoşgörü hakkında bilgi kısaca







  2. Dilan
    Devamlı Üye





    Türk Kültüründe Hoşgörü Hakkında Genel Bilgi

    Toplum hayatımızda en çok kaybettiğimiz değerlerden biri hoşgörü kültürü. Sertlik, kavga, kutuplaşma, kin ve intikam, tahammülsüzlük, başkalarına saygı göstermeme, “yalnız ve hep ben” duyguları egemen olmuş durumda.. Politikacısından bilim adamına, iş adamına, esnafına, gencine, ihtiyarınaa varıncaya kadar neredeyse bütün topluma bulaşan bir hastalık bu.
    Asırlarca, “iman etmedikçe cennete giremeyen, birbirini sevmedikçe iman etmiş olmayan”, “kendisi için istemediğini başkaları için de istemeyen”, “benim işim sevgi için” diyen, “yaratılmışı yaratandan ötürü seven” ve bunun için insanlık tarihinde seçkin bir yer edinen bu toplum, Hz. Peygamber’in, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin yolundan yürümüşken şimdi ne halde? Nerelerde?.. Evet, dejenerasyon, toplumsal değerlerin yok oluşu.. Bizi biz yapan, bu milleti yüce kılan inanç ve kültür değerlerimizden kopuş.. Ama nereye kadar?
    Acaba geçmişte de bugünkü gibi tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, sertlik ve kavga var mıydı? Tarihçilerin yazdıklarına göre zaman zaman elbette olmuştur. Yeniçerilerin kazan kaldırdığı, kendi vezirlerinin, sadrazamlarının, padişahlarının kellelerini aldığı dönemler vardır. Ama aynı yeniçerinin savaş sırasında, siperde beklerken gül yetiştirdiği, aynı toplumun sevgide, saygıda, hoşgörüde, incelik ve zarafette zirvede olduğu dönemler daha fazladır.
    Aynı toplum inanç ve kültür değerlerinden uzaklaşma ve gerileme dönemlerinde zilletin en aşağılarına yuvarlanmış. İnancını, kültürünü, Muhammedi (sav) ahlakı yaşadığı dönemlerde de zirvelerde olmuş. Bütün dünyaya örnek olmuştur. Hala o dönemler, uluslar arası üniversiteler ve Think Thank denilen düşünce ve strateji merkezleri tarafından araştırılmaktadır.
    Bu nasıl olmuş? Türk Milletinin lideri, önderi konumundaki siyasetçilerle, bilim adamlarıyla, şair, yazar ve aydınlarla olmuş. Günümüzde de böyledir. Özelliği gereği, Türk Milletini insanlık tarihinin zirvelerine taşıyanlar, gönül erleri, alperenler, toplum önderleri olmuş. Bilimden, adaletten, doğrudan, dürüstlükten, hoşgörüden, zarafetten yana bilim adamları ve aydınlarla olmuş. Onları baskıyla kendi emirlerine alanlar değil, rehber edinen, onların uyarılarını dikkate alan politikacılarla olmuştur. Toplum o düşüncelerle ileri gitmiş, harikalar yaratmıştır.
    Türkiye çok büyük badireler, sarsıntılar ve toplumsal travmalardan sonra bu günlere geldi. Demokrat Parti ve CHP’lilerin birbirlerini hain ilan ettikleri dönemler görüldü. Birbirlerinin kahvesine hatta camisine gitmedikleri, ihbar edip hapse attırdıkları, birbirlerine düşman gözüyle baktıkları zamanlar oldu.
    İhtilal dönemlerinde sağ-sol, alevi-sünni, laik-antilaik denilerek binlerce canın kaybedildiği zamanlar oldu. Herhalde hiçbir millet bizim kadar “hain” üretmemiştir. Şapkamızı önümüze koyup; “Herkesin bir diğerine hain gözüyle baktığı, türkü ve şarkılarımızın bile düşmanlığa alet edildiği dönemler topluma ne kattı? Ne getirdi? Bizi ne kadar ileriye götürdü? Yoksa düşmanların ekmeğine yağ mı sürdü?” diye düşünmeliyiz.
    Bu tavır nedense daha çok doğulu milletlerde var. Batılı toplumların sağcısı, solcusu, komünisti, dindarı, ateisti, siyasetçisi, bilim adamı, aydını ve sanatçısı önce kendi toplumunu ve milli menfaatini düşünür. Fikir ayrılığı ve siyasi düşünce farklılığı yüzünden birbirini düşman olarak görmez. Vatanseverdir. Birbirine “çelme takma” yerine, ülkeyi ne kadar ileri götürebilirim diye düşünür.
    Bizde neden öyle değil? Herkes hain mi? Hayır.. Bin kere hayır.. Herkes kesinlikle hain değil. Herkes kesinlikle vatansever. Hain varsa bu istihbaratçıların ortaya çıkaracağı şey. Herkes birbirinin kuyusunu mu kazıyor? Hayır.. Biliyorum itiraz edeceksiniz. Ama hayır demeliyiz ve bunu topluma yerleştirmeliyiz.





+ Yorum Gönder