+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türk kültürü Forumunda Türk Kültüründe Kadın Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Türk Kültüründe Kadın Hakkında Bilgi








    türk kültüründe kadın hakkında bilgi kısaca







  2. Dilan
    Devamlı Üye





    Türk Kültüründe Kadın Hakkında Genel Bilgi

    Türk tarihi ve sosyal yaşantısında, sosyalleşme sürecini aileden başlatırsak, destanlar ve belgelerden edindiğimiz bilgiler ışığında, kadın ve erkeğin “hayatı paylaşmak” amacı ile bir araya geldiğini görmekteyiz. Özellikle eski Türk ailesinin yapısı üzerinden incelediğimizde erkek egemen yapının sandığımız kadar katı olmadığını görürüz.
    8 Mart, ülkemizde ve dünyada “Dünya Kadınlar Günü”, kadına dair her şey, bugün ve yarın, koşulsuz şartsız iyileştirilebilmek adına kutlanmakta; ataerkil toplum yapısı ve eril söylemler üzerinden yapılan politika ve çalışmalar tartışılmaktadır. Geçmişten günümüze farklı kültürlerde farklı kadın algıları var olmuştur. Geçmişte sadece “anne” ya da “eş” rolü biçilen Türk kadını günümüzde eğitimin, üretimin her alanında öncü görevler üstlenmektedir. Mustafa Kemal Atatürk; “ Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır.” sözüyle Osmanlı mirasının, bilhassa İslam kültüründe kadının yerinin yanlış algılanmasının da etkisiyle, bilimde sanatta ve düşünce çalışmalarında, erkeğin bir adım önde yürüdüğü değil kadın ve erkeğin yan yana olduğu bir Türkiye düşlediğini ifade etmiştir. Bu sözün üzerinden geçen seksen dokuz senede toplumumuzda pek çok düzenleme yolu ile kadınlarımız geleceğe ışık tutan çalışmalara imza atmıştır.
    Kadın imgesi Türk kültür tarihi metinleri üzerinden incelendiğinde İslamiyet öncesinde kadınların sosyal yaşantı ve aile yaşantısı içerisindeki yeri hakkında farklı bakış açıları olmasına rağmen pek çok konuda kültür tarihçilerinin aynı fikirde olduklarını görebiliriz. Eski Yunan veya Slavlarda olduğu üzere, Türklerde baba ailenin tek hakimi ve ailenin üyeleri onun kölesi değildir.(1) Türk tarihine şöyle bir baktığımızda, başlangıçtan itibaren kuvvetli bir ataerkil aile yapısı ile karşılaşırız. Ancak, Çin kaynaklarındaki efsanevi izler Türklerde anaerkilliğin de söz konusu olabileceğini hatıra getirmektedir. Bu yüzden bazı araştırmacılar Türk sosyal yapısının derinliklerinde gezinirlerken böyle bir şeyi hesaba katarak, Türklerin tarihte anaerkil bir aile örgüsü içinde bulunduklarını zaman zaman ileri sürmüşlerdir. Ama bu efsanede her ne kadar dişi kurt ön plana çıkıyorsa da dişi kurtla münasebet kuran erkek çocuğu unutmamak gerekir.(2)
    Yine destanlara ve diğer tarihi belgelere baktığımızda bugün sık sık eleştirilen ama varlığını yadsıyamayacağımız kumalık sisteminin Türklerde olmadığını, aynı ev içerisinde birçok aile bireyinin bir arada yaşadığı geniş aile yapısı yerine; her ailenin içinde çekirdek ailelerin barındığı ayrı evler bulunduğunu anlayabiliyor; onuncu yüzyılda yaşamış olan Arap bilgini ve seyyah İbn-i Fadlan’ın gözlemlerini yazdığı seyahatnamesine dayanarak da Türk hükümdarların yaygın olarak tek bir kadın ile evlendiği tespitine ulaşabiliyoruz. Destanlarda sıklıkla karşılaştığımız erkek kahramanların kadınlara saygı ve sevgi ile yaklaştıkları görülüyor. Kahramanlar birçok hususlarda kadınlarının tavsiyelerine göre hareket ediyorlardı. Kahramanlar karılarına “görklüm”(güzelim) sözü ile hitap ediyorlar. Kadınlar kocalarına kızdıkları zaman acı ve sert sözler söyleyebiliyorlardı.(3) Türkmen kadınları da yiğit ve erkekler gibi savaşabilmekteydi, kahramanlar da kendileri kadar iyi ata binebilen, kılıç kuşanan eşler isterlerdi. Hatunlar da eş seçerken eş adayları ile dövüşmeyi isteyebilirdi. Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it Türk ''Kız birle küreşme kısrak birle yarışma'' sözü ile bu hadiseyi özetlemiştir. Kısaca destanlarda kadınlara yüksek ve değerli bir yer verilmektedir. Deli Dumrul, fedakârlık sözünü anasından değil, ummadığı karısından işitiyor. Oğuzeli'nde kadınların cemiyet içinde ne kadar şerefli ve yüksek bir mevkileri olduğunu şundan da anlamak mümkündür ki Ebu'l-Gazi'nin Şecere-i Terâkime'sine kaynak olan Oğuz-nameler'de birçok kadının Oğuzeli'ne beylik yaptıkları bildiriliyor.(4) Aynı şekilde kağanlarla beraber katunların da devlet yönetiminde söz sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Katunlar kağanlar gibi töre ile katunluk tahtına oturuyorlar ve kağan ile beraber hükümet ediyorlardı. Özellikle Katunların kağanlarla birlikte tayin edilmeleri hadisesi Uygur kitabelerinde sıkça geçmektedir. Katunların tahta çıkışları da tıpkı kağanlar gibi bir merasimle olmaktadır. (5)At binip kılıç kuşanan Türk Katununun kağanlar ile beraber savaşlara katıldıkları görülmektedir. Katunlar meclise katılma ve oy kullanabilme hakkına sahipti. Fermanlar “Hakan ile Katun buyurur ki” ibaresi ile başlardı. Sadece “hakan buyurur ki” diye başlayan fermanların hükümleri bazı yerlerde getirilmezdi.(6) İbn-i Fadlan gibi, on dördüncü yüzyıl seyyahı olan İbn-i Batuta da seyahat notlarında Türk kadını ile ilgili gözlemleri oldukça hoş ve ilgi çekicidir. “ Bu ülkede gördüğüm ve beni epeyce şaşırtan davranışlar arasında, burada erkeklerin kadınlara gösterdikleri aşırı saygıdır. Türk kadınları yüzleri açık dolaşırlar, erkeklerden kaçmazlar. Pazarda alış-veriş yaparlar. Bazen kadınlara erkekleri ile beraber rastlarsınız ve o vakit bu adamları, onların hizmetkarları sanırsınız.”





+ Yorum Gönder