+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Masal Tekerlemeleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    --->: Masal Tekerlemeleri

    masal tekerlemeleri, masal tekerlemeleri hakkında bilgi, masal tekerlemeleriyle ilgili bilgiler, masal tekerlemesi,



    Çıktım tavan arasına bir kırık sandık buldum.
    Açtım baktım: İçinde bir kırık altın
    Almayacaktım ama, aldım
    Sarıdır diye,
    Ordan gittim İstanbul’a bir kâse yoğurt aldım
    Durudur diye,
    Dokuz yüz doksan testi su kattım
    Borudur diye,
    Tophane güllelerini cebime doldurdum
    Darıdır diye,
    Nacağı aldım Kapalıçarşı’ya daldım
    Korudur diye,
    Akdeniz’e girdim
    Kıyıdır diye,
    Ortasına bastım
    Kuyudur diye,
    Selimiye Camii’nin duvarına dayandım
    Yalıdır diye,
    Ahırdağı’na bir tekme vurdum
    “Geri dur!” diye,
    Üçlük beşlik verdiler beğenmedim
    İridir diye,
    Sade Osmanlı lirası verdiler almadım
    Sarıdır diye,
    Beni aldılar tımarhaneye götürdüler
    Delidir diye,
    İki adam geldi şahitlik etti
    Veli oğlu velidir diye,
    Tımarhaneyi dürdüm katladım sırtladım
    Halıdır diye,
    Beş on copa vurdular
    Yeridir diye,
    Beni padişaha bildirdiler
    Delidir diye,
    Padişahtan ferman çıktı
    “Bırakın onu eski huyudur!” diye,
    Ferman aldım cadde boyu gidiyordum
    Bir boz eşek gördüm
    Takıldım peşine
    Eşek bana bir tekme vurdu
    Geri dur diye.(Pertev Naili BORATAV‘dan)
    --->: Masal Tekerlemeleri frmacil sayfa 2iki --->: Masal Tekerlemeleri

  2. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    devamı

    Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, devler top oyunarken eski hamam içinde… Bir havladık, hoyladık; cümle âlemi topladık. Allah’ın kışı tandırın başı olur da kim gelmez? Haylanan da geldi, huylanan da geldi, ahlanan da geldi, ohlanan da geldi. Hele büyük baş, büyük kara kadı, kuru kadı geldi… Kadıyı, dayıyı duyunca; yabanın ördeği, kazı geldi… Ördeği, kazı görünce, bir de çulsuz tazı geldi. Tazının peşinden de görmemişin oğlu, kör Memiş’in kızı geldi… Ne etti, ne etti, arkası sökün etti: Kambur Ese, Sarı Köse geldi; biri saltanata, biri süse geldi… Bunları duyar da durur mu ya! Hımhımınan burunsuz, birbirinden uğursuz geldi… Bu iki uğursuzun ardından da ekmediğin yerde biten bir arsız, yüzsüz geldi… Daha daha, sarı çizmeli Mehmet ağa geldi, geldi dertlere deva, gönüllere sefa geldi… Derken efendim, seyrek basandan sık dokuyana, bir taşla iki kuş vurandan her yumurtaya bir kulp takana kadar kim var, kim yok; kimi aç, kimi tok; geldi, toplandı. Toplandı ya, hepsi de başını kaldırıp kaşını yaktı, derken her kafadan bir ses çıktı; başladı her biri bir maval okumaya… Kimi ince eğirip sık dokudu; kimi yukarıdan atıp, aşağıdan tuttu… Kimi tavşana kaç, tazıya tut dedi; kimi ağzını yum, dilini yut dedi… Kimi kâh nalına, kâh çivisine vurdu; kimi süt dökmüş kedi gibi oturdu… Kimi kâhya karı gibi her işe karıştı; kimi gemi azıya alıp birbiriyle yarıştı… Kimi akıntıya kürek çekti; kiminin kırdığı ceviz kırkı geçti… Kimi kırkından sonra kaval çaldı; kimi de benim gibi ellisinden sonra masala daldı… Bir var ki, hangisine ne denir? Allah her kuluna bir çene, her çeneye bir gene vermiş, oynatıp duruyor. Lafla peynir gemisi yürümez ama, sadece dinlemekle de olmaz; laf ebeleri adamı aptal yerine korlar; bari ben de birini çekip, çekiştireyim dedim ya, ne haddime! Yetmiş iki millet burada, sade bir Keloğlan yok ortada… Yüz yüzden utanır, ötekileri dilime dolayacak değilim ya, ben de tuttum Keloğlan’ın yakasından; bakın ne deyip durdum arkasından:

    Bir varmış, bir yokmuş; Allah’ın kulu çokmuş, çok söylemesi günahmış. Develer tellal iken, keçiler berber iken, bir memleketin birinde bir kocakarı, kocakarının da bir kel oğlu varmış





  3. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde… Dırıltıydı, mırıltıydı, raftan fincan düştü kırıldıydı, hem de ne fincan ya! Dedemin dedesinin dedesinden kalma kulpu kırık, kenarı yok, şu ahım şahım fincan… O akşam ne cezveyi köpürdetebildim, ne kahveyi höpürdetebildim. Bakın hele, şu ettiği yetmiyormuş, kırdığı kırkı geçmiyormuş gibi, bir de karşıma geçip oh çekmez mi ya bizim güdük fare!.. Kızmayın benim canım efendim, bu farenin derdinden bittim, tükendim. Benim gibi bir yalınkat adam değil, kambur felek, kadife yelek bile dayanamaz buna. Bir gece değil, beş gece değil, her gece bu, kuyruğunu yay ediyor, unu bulguru pay ediyor, yağı kıymayı zay ediyor… Öyle ya, hani han, hani harman? Evimizin ardı tarladır, ekini kor, bize zorlatır, karanlıkta göz parlatır ama gelgelelim, kaçak dövüşüne metin, ne var ne yok teslim ettik bütün, bacamızdan çıkmaz oldu tütün, gayri ya bu fare durur, ya biz. Bu gece düşündüm taşındım, tatlı tatlı kaşındım, baktım ki olur gibi, olacak gibi değil, ne yapıp yaptım yine, telli pullu bir arzuhal yazdım kediye; dilediğim yerini bulursa kilerde nöbet bekleteyim diye…




  4. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    …Koştum, eve vardım: “Baban doğdu” dediler, kucağıma bir yumurta verdiler. Yumurta elimden düştü, içinden kocaman horoz çıktı, sokağa kaçtı.

    Kovalamaya başladım. Taş attım değmedi. Ceviz attım… Cevizden bir kocaman ağaç bitti. Üstündeki cevizleri düşüreyim diye taş attım, değmedi. Toprak attım; ağacın başı tarla oldu. Kimi dedi: “Buğday ek”, kimi dedi: “Karpuz ek.”

    Karpuz ektim. Öyle karpuz verdi ki tarla, develer taşıyamadı. Karşıma bir adam çıktı: “Karpuzundan versene” dedi. Bir karpuz verdim, bir ordu yedi, yarısı arttı… Ben de bir karpuz keseyim, dedim. Keserken çakım içine kaçıverdi. Elimi soktum, alamadım. Gözümü soktum, göremedim. Kendim girdim, yedi sene aradım, bulamadım. Yedi sene gezdim, dolaştım, sonunda karpuzun kapısına ulaştım.

    Vay anam karpuz, evin köyün yıkılası karpuz…

    Bir yanı sazlık samanlık
    Bir yanı tozluk dumanlık
    Bir yanında demirciler demir döver denk ile,
    Bir yanında boyacılar boya boyar binbir çeşit renk ile, Bir yanında Osmanoğlu cenk eder top ile tüfenk ile…

  5. Uğur Baki
    Devamlı Üye
    masal maniki
    Yolda saydım on iki
    On ikinin yarısı
    Tilki çakal karısı.
    Masal masal martladı
    İki fare atladı
    Kurbağa kanatlandı
    Tos vurdu bardağa
    Çocuk çıktı çardağa.
    Masal masal maniki
    Kuyruğu var on iki
    Kuyruğunda beni var
    Kulağında çanı var.
    Masal masal matatar
    Dil okur, damak tadar.

  6. Gizli @ yara
    Özel Üye
    LEYLEK
    Leylek leylek havada,
    Yumurtası tavada,
    Gel bizim hayata,
    Hayat kapısı kitli,
    Leyleğin başı bitli.

  7. Mesport
    Moderators
    Masal Tekerlemeleri
    Masallarda kullanılan “masal tekerlemesi”, masalın başında, ortasındaki uygun yerlerde ve sonunda söylenen, yerine göre uzunca, kimi kez birkaç kelime, kalıplaşmış birtakım sözlere verilen addır. Masal tekerlemeleri, bir uyarma edasıyla masalın gerçek değil de eğlendirmek ve ibret dersi vermek için uydurulmuş şeyler olduğunu, olayların çok eskiden geçtiğini belirtmek isterler. Örneğin “Evvel zaman içinde …”, “Bir varmış bir yokmuş…” diye başlayanlar bunlara örnektir. Masalın sonunda söylenenlerin en kısaları, bütün maceraların herkesin gönlünden geçtiğince mutlu bir sona erdiğini anlatmak ve herkese aynı mutluluğu dilemek isterler, “Onlar ermiş muradına…” örneğinde olduğu gibi. Bazen de baştaki tekerlemeler gibi, anlatılan şeylerin uydurma olduğuna tekrar dikkati çekmek isteyen “Ben de yanlarından geliyorum…”, “Gökten üç elma düşmüş…” tipindekiler ile masala son verilir. Masalın ortasındaki görevleri ise anlatımı hızlandırmak, uzun zaman aralıklarını ve uzak mesafeleri kapamaktır. “Masallarda zaman çabuk geçermiş…”, “Sözü uzatmayalım…”, “Derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi…” ve benzeri tekerlemelerde bu düşünce gizlidir. Bazılarında şakaya dönüşen anlatım gene masalın gerçek dışı niteliğini belirtme kaygısını güder, “Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Bir de arkasına bakmış ki, bir arpa boyu yol gitmiş…” örneğinde olduğu gibi.

    Örnek Tekerlemeler:
    “Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, melekler kanat çırparken geniş bir alan içinde, ben çok çok küçükmüşüm. Azığımız azmış, anam kızmış. Dedem eşikte, ninem beşikteymiş. Anam dedem ağlar dedemi sallarmış, ninem ağlar ninemi sallarmış. Bu sırada bir ses gelirdi tavandan, ben tavana çıkardım. Orada bulurdum bir sandık. Açardım sandığı, içinde kırk anahtar. Alırdım elime birini sarıdır diye, bir kapıya varırdım yalıdır diye, açardım kapıyı aradığım yer buradır diye, bir hasır çıkardı karşıma, basardım üstüne halıdır diye, halı uçmaya başlamaz mı..Uçardım uçardım, bulut oluklardan su içerdim, ilden ile göçerdim, lale sümbül biçerdim. Sulu yerde kavun karpuz, susuz yerde peynir ekmek yerdim. Yerdim ama dedem bir ağlardı, bir ağlardı, şaşardım, çağırırdım arap bacıyı, başlardı dedeme bir masal anlatmaya, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellalken eski hamam içinde, hamamcının tası yokmuş, külhancının baltası yokmuş, yalanların, uyduranların da arkası çokmuş. Eski zamanların içinde bir padişahla üç oğlu yaşarmış büyük bir ülkenin birinde..”

    “Bir varmış bir yokmuş, Tanrı’nın akıllı ve deli kulları çokmuş ama bizlerden delisi hiç yokmuş. O zamanlar bir şey için çok demesi iyi değilmiş. Azdan çoktan, kavga çıkarmış yoktan, bir giysi yaptırırlarmış çerden çöpten, ilikleri karpuz çekirdeğinden, düğmeleri yemişten. Deve tellalken, sinek berberken, at ekmekçi, pire dülgerken, anam eşikte babam beşikteyken, ben anam ağlar anamı sallar, babam ağlar babamı sallarken, babam düşüvermesin mi beşikten. Ben atladım eşikten. Kaçtım tutulamadım, beni aldı bir yıldız, sakladı yücelere, indim aşağı bir sepetle. Baktım bir yabancı kapımızı çalıyor, vardım yanına, sordum, dedi bana: “Nerdesin be adam?” “Ben adam mıyım, a dayı?” derken, adam çıkardı ağzındaki baklayı, atlattı bana taklayı. Dedim masal masal maniki, yıldız saydım oniki, onikini yarısı, komşunun on kovan arısı. Arılar vızladı gitti, yüreğim sızladı gitti, bu tekerleme de burada bitti. Bir varmış bir yokmuş, evrenin çok çok ülkelerinin birinde, bir damın altındaki küçük bir odada kendi yaşlı mı yaşlı, bağırcığı taşlı mı taşlı bir ninecik yaşarmış..”

    “Arapkızı varmış kırk katıra, onlar ermiş muratlarına, biz çıkalım kerevetine, güller döşeyelim onların ölümsüz isteklerine, binelim ak göğüslü ak yeleli atlarına, varalım ülkelerine. Ben dün onların yanına vardım, beni çok iyi konukladılar, elime üç nar verdiler. Narların biri benim, biri bu masalı okuyanın, biri de tüm dinleyenlerin olsun.”

+ Yorum Gönder
2. Sayfa BirinciBirinci 12