+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Saatiniz var mı? - Özdemir Asaf Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Saatiniz var mı? - Özdemir Asaf








    Saatiniz var mı?

    Kurmalı bir saatim vardı. Yıllar önce, onu tamir ettirmek için uğradığım yaşlı bir saatçi ile dost bile olmuştum
    Saatimin durduğunu ve kurduğum halde çalışmadığını fark ettiğim bir akşamüzeri, evime ulaşan ara sokakların birinde görmüştüm onu; köhne, küçücük bir dükkânı vardı. Kapısını iterek açtığımda, çıngırak sesiyle irkilmiş ve tamir etmekte olduğu saatten başını kaldırarak, tek gözündeki büyüteci çıkarmadan, başıyla selamlamıştı beni. Dükkânın her duvarında saatler asılıydı. Eski püskü, çeşit çeşit, irili ufaklı, rengârenk bir yığın saat hiç kesintisiz tik–tak, tik–tak çalışıyordu. Uzun süre orada kalsam çıldırabilirdim
    Saatimi, kontrol etmesi için kolumdan çıkarırken “Kuruyorum ama çalışmıyor amca” demiştim, “ Bozuldu galiba
    Saatimi özenle avuçlarına almış, kaşlarını çatıp “Kendi kendine bozulmaz oğlum” demişti. Sonra da, saatimi açıp, onu, farkında olmadan bir yere çarpmış olabileceğimi söylemiş, bu yüzden de maşasının kırıldığını göstermişti bana. “Tamiri mümkün” demişti, “Yarın bu zamanlarda gel al
    Saatimin ne kadar da eski olduğunu vurgulamıştı bana bu “tamir” sözcüğü. “Tamir masrafı saatin fiyatından fazla olacaksa yeni bir saat alayım amca ben” demiştim. Tek gözüne taktığı büyütecini çıkarıp, gözlerimin içine, beynimin içine, kalbimin içine öyle bir bakmıştı ki, dudaklarım kurumuştu. Büyüteci sol gözüne tekrar yerleştirirken “Bir şey istemez” demişti, “Yarın bu zamanlarda gel al saatini
    Ertesi gün, o zamanlarda tekrar ona uğramış ve saatimi almıştım. Saatim sadece tamir edilmemişti, temizlenmiş, yağlanmış, kayışı ve camı değiştirilmiş, pırıl pırıl olmuştu. Üstelik bunlar için, benden bütün ısrarıma rağmen tek kuruş almamıştı. Biraz utançla evime gitmiş ve o gece saatime bakmaya doyamamıştım
    O günden sonra onunla, yıllar süren bir dostluk geliştirmiştik. Fırsat buldukça, bir bardak çay içmek için ona uğruyordum, yazılarım üzerine konuşuyor, baldan tatlı sohbetler ediyorduk. Evlerinde yemeklerini yemiştim, bayram sabahlarında ellerini öpmüştüm, gözlerine ne zaman baksam kendimi görmüştüm
    Bu bayramın arefe sabahı, bir görüşmeye gitmek üzere yola çıktım. Ertesi gün bayramdı. Beni kentin öteki yakasına geçirecek olan vapura geç kalma pahasına ona uğramak, yaşlı ve yorgun elini bir kez daha öpmek istiyordum. O köhne, o küçücük dükkanının önüne geldiğimde sarsıldım. Dükkanın camına, dışarıdan “Cenaze nedeniyle kapalıyız” yazılı bir kağıt yapıştırılmıştı. Hemen yandaki terziye koştum. Onun camındaki kağıtta da “Cenaze nedeniyle kapalıyız” yazıyordu. Diğer komşu dükkanların camlarındaki kağıtlarda da Ama onların kağıtları içeriden yapıştırılmıştı
    Genzime bir yumruk oturdu. Kaçmak, kör ve sağır olmak, bu gerçeği görmemiş, duymamış, bilmemiş olmak istiyordum. İskeleye vardığımda vapuru çoktan kaçırdığımı anladım. Bir sonrakini beklemek için, bir banka oturup kolumdaki o öksüz saati çıkararak, denize fırlatmadan önce son kez baktım. Kulağıma dayayıp dinledim. Genç bir kız, acele adımlarla önümden geçerken “Saatiniz var mı?..” diye sordu telaşla. “Yok” dedim
    Yeni silahlar
    1990 yılının Ekim ayından bu yana, Amerika Birleşik Devletleri’nin önderliğinde toplanan 18 ülke (Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Danimarka, Fransa, Almanya, İsrail, İtalya, Japonya, Kore, Meksika, Hollanda, Rusya, İsveç, İngiltere ve Avrupa Birliği’ne bağlı enstitüler) “Human Genome” adını verdikleri bir proje kapsamında, insan gen haritasını çıkarmak ve DNA sarmalının şifresini çözmek için çalışıyorlardı. Nihayet DNA sarmalının deşifre edilmesini % 99 oranında başardılar. Şifresi çözülmüş genlerin % 21,1’inin ne işe yaradığı hâlâ bilinemiyor. % 65,7’lik bilgi ise hâlâ ham halde. Bütün DNA alt ünitelerinin sıralanması ve sınıflandırılmasının % 100’lük bir başarıya ulaşması ancak 2003 yılında mümkün görülüyor
    Aynı dönemlerde başlayan bir başka bilimsel araştırma sürecinde bir koyunun ve sonra da, geçtiğimiz aylarda ilk kez bir insan embriyo’sunun kopyalanması başarılmıştı
    Görünen o ki; mikrobiyoloji ve genetik bilimi 1990’larda altın çağını başlattı. Bu süreçte işin ahlaki, sosyal ve psikolojik boyutları da apayrı bir muamma olarak insanlığın önünde duruyor
    Bilim adamlarının ifadesine göre, araştırma süreçlerinde elde edilen bu bilgiler insan varlığını yakından ilgilendiriyor. Artık bu bilgiler sayesinde hastalıkların teşhis ve tedavisi inanılmaz ölçüde kolaylaşacak(mış) henüz davranış biçimi tam olarak bilinemeyen birçok hastalık çok çabuk bir şekilde tanımlanabilecek ve ortadan kaldırılabilecek(miş) kalıtsal hastalıkların gelişimi hemencecik durdurulabilecek(miş) biyoarkeolojik, antropolojik, evrimsel çalışmalar sıçrama sağlayacak(mış) tarihsel kavim göçlerinin nedenleri artık anlaşılabilecek, birbirinden uzak topluluklar arasındaki gen akrabalıkları kolayca belirlenebilecek(miş)
    Yani parası yeterli olanlar prostat kanserinden ölmeyecek. Ya da spastik doğmuş bir sosyete çocuğu gen tedavisine alınıp süper zeka bir velet haline getirilebilecek. Kadının parası varsa, gen bilgisini elinde tutan bir ülkeye gidip belki on beş gün sonra kocasının bile tanıyamayacağı kadar gençleşmiş olarak geri dönecek. Kuzey yarım küredeki bir ulus güney yarım küredeki bir başka ulusla arasındaki genetik akrabalığın derecesini öğrenebilecek
    Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Peki ne değişecek; kötülük iyilikle, savaş barışla, nefret aşkla, yoksulluk zenginlikle, haksızlık adaletle, ahlaksızlık ahlakla yer değiştirecek mi? Savaşlar küt diye duracak mı? Ruhumuzun derinliklerinde kuduz köpekler gibi salyalarını akıta akıta her an ısırmaya hazır bekleyen içimizdeki o faşizm uysallaşacak mı? Farklı olanı yok etme dürtüsü toplumsal hayattan çıkıp gidecek mi? Ev kiraları ucuzlayacak mı? Erkekler artık karılarını dövmeyi bırakacak mı? Trafik ışıklarında kağıt mendil satan sokak çocukları okullarına başlayabilecek mi? Bitmek tükenmek bilmeyen iktidar hırsımız durulacak mı? İnsanlığın duygusal, duyumsal, güdüsel ve alt benliğine ilişkin diğer şifreleri gen şifrelerinden çok daha önemli değil mi?..
    İnsan ırkı sadece ve sadece fizyolojik bir yaratık değil ki Henüz insanın o karanlık, o dipsiz, o ilkel içsel derinliklerinde büyüttüğü, kötülüğün, savaşın, nefretin, yoksulluğun, haksızlığın ve ahlaksızlığın psikolojik genleri bulunamadı. İnsan insana, insan kendine, insan aynaya baktığında, sadece ve sadece “fizik” kütlesiyle ilgiliyse, elbette ki “kimya” sınıfta kalır
    Böyle bir konuda yazılacak çok şey var. Bu sürecin, insanlığın toplumsal tarihine getireceği “Yeni”likleri incelemek, elbette ki sosyal bilim uzmanlarının görevi. Ama dünyanın (bu bilimsel gelişmelerin sağladığı “Bilgi”yi elinde tutanlar tarafından) yakın bir gelecekte yeniden şekillendirileceğini söylemek ve bu tehdidin altını çizmek için âlim olmaya gerek yok
    Biyo–genetik alandaki gelişmeler, diğer bütün bilimsel alanlardaki gelişmelerin yarattığı sonuçlardan çok daha farklı sonuçlara gebe. Biraz fütürist bir yaklaşım olacak; ama yeni tip vahşi–sınıflı bir toplumla burun buruna gelmek üzereyiz. Çünkü biyo–genetik bilgi, insanoğlunun bugüne dek ürettiği en büyük silah
    Parantez
    “Kötülüğün derecesi, rengi, zamanı, yönü, ağırlığı, süresi, kuralları, düzeni, birçok ölçüsü vardır. İyiliğin ise yoktur. İyilik ölçüsüz bir şeydir. Yani; yokluğu bundan ötürüdür” ÖZDEMİR ASAF







  2. Ezlem
    Üye





    İnsanlar birbirlerini sevdikçe, paylaştıkça, birbirlerini gördükçe hayat daha güzeldir. Her zaman iyiliğe ihtiyacı olan insanlara iyilik yapmaktan kendimizi alıkoymayalım.




+ Yorum Gönder


özdemir asaf hikayeleri