+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Çirkin Postacı Masalı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Çirkin Postacı Masalı








    ÇİRKİN POSTACI

    Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanıyorum, birkaç defasında da evden
    ağlayarak dışarı çıkmıştım Hayatım kararmıştı da bir ışık bekliyordum sanki,
    ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde daire kapıma sıkıştırılmış bir mektup
    buldum. Hayretle baktım üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip
    açtım "Acıları paylaşmak insanların vazifesidir, diyordu. Senin geçtiğin
    sokakta ben de vardım. Ama bir sokakta ya ben olmamalıydım veya paylaşılmamış
    acılarını içinde gezdiren bir insan! Ve ekliyordu sonunda; Sana her gün
    mektup yazacağım"
    Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki kimdi bu?.. Kimdi, neden yazmıştı bu
    notu ve neden "bana" yazmıştı? Aslında hoş sözlerdi Ve aslında bir mektuba da
    deliler gibi ihtiyacım vardı. Acaba dediğini yapacak mıydı, yazacak mıydı her
    gün?.. Bunu zaman gösterecekti.
    İlk gün kafam karışıktı. Hem kendi problemlerimi, hem dün gelen mektubu, hem de
    yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün posta kutumda
    beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim Yazı aynıydı, odama
    girip okumaya başladım mektubu. Bu, inanılmazdıBir bardak su içercesine biti
    verdi mektup. Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve susuzluğumu
    kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı Sanki tanıyordu beni, sanki
    yıllardır dertleşiyordum onunla
    Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki; "Yarın yine yazacağım" Yarın yine yazdı,
    öbür gün yine Ve sonraki günler yine yazdı Her
    mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına ait not vardı ve her gün de dediğini
    yapıyordu. Her gün işyerinden dönerken kalbim çarpıyordu heyecanla Her gün
    görüyordum posta kutumun bugün de boş olmadığını ve gariptir; artık yapayalnız
    olmadığımı, kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime
    giriyor, sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu. Zannediyordum
    ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım. Öylesine alışmıştım ki onlara, olmasalar
    sanki nefes alamayacağım!..
    Vakit buldukça oturup eski mektupları bile yeniden okuyordum. Zaman geçti ve
    zamanla beraber sıkıntılarım da geçti. O günlerden
    geriye sadece eski mektuplar kaldı. Bir gün içimde karşı koyamadığım bir merak
    peydahlandı; Kimdi bu?.. Nasıl biriydi?.. Onunla ilgili her şeyi merak etmeye
    başlamıştım. O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya da devam edecekti!..
    Bundan emin olduğum için de, "yazılarında anlattıklarından çok" nasıl bir
    kalemle yazdığına, neden bu kağıdı seçtiğine, yazı stiline aklımı takmaya
    başladım
    Yazıları öylesine deva olmuştu ki bana, onunla ilgili herşey de mükemmel
    olmalıydı. Ama her şey O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu harika
    mektupların en azından nasıl biri tarafından getirildiğini görmeyi koymuştum
    kafama



    Öğle vaktine doğru sokağa giren postacıyı gördüm. Koşarak aşağı indim.
    Mektubumu kutuya şimdi bırakmıştı, eli henüz havadaydı Gözgöze geldik. Aman
    Allah'ım Aman Allah'ım, bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle!.. Dondum kaldım.
    O da başını eğdi, döndü ve gitti. Orda, öylesine bekliyordum şimdi Kutuyu
    açıp mektubumu bile alamıyordum. Bunca zaman, bunca güzel mektubu, bu kadar
    çirkin biri mi taşımıştı?.. O öptüğüm, kokladığım, göğsüme bastırdığım,
    yastığımın üzerine koyduğum mektuplarıma benden önce bu adamın mı eli
    değmişti?.. Saçmaladığımı biliyordum. Ama böylesine güzel duygularıma bu çirkin
    yaratık karıştı diye az önce getirdiği zarfı alamıyordum. Kapıyı açtım, dışarı
    çıkıp bir adım attım. Çoktan gitmişti. "Neye" olduğunu bilmiyordum, ama çok
    kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım yukarıya. Odama girdim, eski mektuplarıma
    baktım. Biliyordum, onlar benim en zor günlerimle bugünüm arasına köprü
    olmuşlardı, ama onlara da dokunamadım. Bu güzelliğe bu çirkinliği
    yakıştıramıyordum!.. Yarın iş dönüşü baktım ki, kutumda hâlâ o aynı "kirli"
    mektup var! Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine yapayalnız beklemekte.
    Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya başladım!..
    Altı-yedi hafta sonra dünya yine karanlık gelmeye başladı bana. Bir dosta, bir
    morale ölürcesine ihtiyaç duymaya başladım. Herşey çok
    ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile uyuyamıyordum. Gece yarısını geçiyordu aklıma o
    mektup geldiğinde. Tereddüt bile etmeden aşağı indim, kutumu açtım ve mektubumu
    aldım. Bir saat içinde üç defa okumuş Özlemiş olarak göğsüme bastırmış Ve
    uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmiştim. Bunlar benim
    ilacımdı, biliyordum. En çok o gün merak etmişim, bir daha ne zaman yeni bir
    mektup geleceğini Ve o akşam gözlerime inanamadım; kutumda mektup vardı. Yazı
    aynıydı, zarfta yine isim yoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da yoktu
    Açtım zarfı; içindeki kısacık mektupta şunlar yazıyordu: "Sana gelmiş bir
    mektubu kırksekiz gün okumamakla ne kazandığını bilmiyorum Ama artık benim
    sana yazmaya vaktim olmayacak. Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre
    gidiyorum. Hoşçakal. Çirkin Postacı!.."
    Donmuş kalmıştım şimdi Derin bir pişmanlık düğümlendi boğazıma, hıçkırarak
    eve girdim. Çantamı açtım; tarakların, rujların ve diğer karışıklığın arasında
    bulduğum mavi göz kalemiyle, bir kağıda; "Lütfen bana tekrar yaz" yazıp posta
    kutuma koydum. Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda, aynı notum iki yıldır
    yapayalnız bekliyor!







  2. Ezlem
    Üye





    Bir insanın nasıl göründüğünün bir önemi yoktur. Önemli olan konuştuğunda, bizi mutlu etmeye çalıştığında bize neler hissettirdiğidir. Kimseyi görünüşüyle değerlendirmemeliyiz.




+ Yorum Gönder