+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Köle Ayaz Masalı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Uğur Baki
    Devamlı Üye

    Köle Ayaz Masalı








    KÖLE AYAZ

    Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Taktir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud'un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan'ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığınhaznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar.Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler.Bu duygular içinde, özelikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek
    için ellerinden geleni yapmışlar.Bir gün Sultanın huzurunda bir saraylının bir diğer saraylıya şöyle dediği duyulmuş: "Köle Ayaz'ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun?Aslında her gün gidiyor; hatta izinli günlerinde bile gidip orada saatlerce kalıyor.Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim" Sultan kulaklarına inanamamış. "işin aslını kendi gözlerimle görmeliyim" demiş. Böylece o da hazine dairesine gidip Ayaz'ı gözlemek istemiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içinde olanları seyretmeye hazırlanmış. Ayaz hazine dairesine bir daha ki sefer geldiğinde Sultan dışarıda beklemeye koyulmuş. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş.Köle Ayaz, sandığın önünde diz çökmüş, kapağı usulca kaldırmış ve içinden bir şey çıkarmış. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonrada açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! İşte köle Ayaz, saraylı giysilerini çıkarmış bu elbiseyi giymiş ve sonra aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine: "Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun? diye sormuş.Hiçtin sen. Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultanın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. İşte Ayaz,şimdi burdasın, ama asla nereden geldiğini unutma! çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. İmdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz hatırla! Sandığı kapatmış,kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş.Hazine dairesinden çıkarken birden Sultanla yüzyüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayazın yüzüne dikmiş dururken,yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. "Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi Kalbimin hazinedârısın.Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiğini ders verdin"







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Kaçak Köle


    Amr b. Leys’in (*) kölelerinden biri kaçmıştı. Takibine gidenler tutup getirdiler.


    Vezirlerden biri bir işten dolayı köleye kızgındı. Padişaha dedi ki:


    - Diğerlerine ibret olması için bunu derhal idam etmek gerekir. Onlar da bir daha böyle bir harekette bulunamaz.


    Köle, Amr’ın huzurunda yerlere kapanarak dedi ki:

    - Sizin buyruğunuza karşı bizim naz ve niyazımız faydasızdır. Hükmünüze kimse itiraz edemez.Fakat kulunuz bu hanedanın nimetiyle büyümüş olduğum için, kıyamette benim yüzümden cezaya uğramanızı istemem. Eğer beni öldürmeye karar verdiyseniz, bunu meşru bir şekle koyunuz. Meselâ müsaade ediniz, ben şu veziri öldüreyim, siz de beni kısasen katlediniz, o zaman beni haksız olarak öldürmüş olmazsınız!
    Padişah güldü, vezire dönerek,


    -Ne dersin? dedi.


    Vezir yerlere sürünerek,


    -Aman sultanım, babanızın başı için bu haramzâdeyi affediniz ki benim başımı da belâya sokacak. Fakat bilginlerin sözüne önem vermediğim için kusur benimdir.


    Bilgeler ne güzel söylemiş:
    “Bir atıcıyla savaşan, kesinlikle bilmeyerek kendini telef eder. Düşmanına karşı ok attığın zaman sen de onun okuna hedef olursun.”

    * 18 Amr b. Leys: 879-902 yılları arasında hüküm süren Saffârî hükümdarı.

    Gülistan – Şeyh Sa’di-i Şirazi



    Kölenin Dört Duâsı

    Yesrib şehrinde bir adam kavminin ileri gelenlerini topladı. Kölesine dört dirhem vererek bununla misafirler için çeşitli meyveler satın alıp getirmesini emretti.

    Köle çarşıya çıkmak üzere evden ayrıldı. Yolda giderken Mansur b. Ammar mescidine uğradı. Orada Allah dostlarından Mansur’u ziyaret edip onun duasını almak istedi.

    Mescide girdiğinde gördü ki Mansur, bir fakire vermek üzere bir şeyler istiyordu. “Kim bu yoksula dört dirhem verirse, ona dört duâda bulunacağım” diyordu.

    Bu Allah dostunun sözlerinden etkilenen ve acaba hangi duayı yapacak diye merak eden köle, elindeki dirhemleri o fakire verdi.

    Bir fakirin ihtiyacını gidermenin sevinciyle Allah’a hamdeden Mansur ona dedi ki:

    - Dua etmemi istediğin şeyler nelerdir söyle bakalım!

    Köle:

    - Benim bir efendim var, ondan kurtulmak istiyorum, dedi.

    Mansur, bunun için dua etti.

    Sonra dua etmemi istediğin diğer şey nedir? dedi.

    Köle:

    - Allah’ın, dirhemlerimi yerine koyması için dua ediniz, dedi.

    Mansur, bunun için de dua etti. Sonra,

    Diğeri nedir, dedi.

    Köle:

    - Efendimin Allah’a tevbe etmesini istiyorum. Onun için dua buyurunuz, dedi.

    Mansur bunun için de dua etti.

    Sonra köleye,

    Diğeri nedir, dedi.

    Köle:

    - Allah’ın beni, efendimi, seni ve kavmin adamlarını bağışlamasını istiyorum, dedi.

    Mansur bunun için de dua etti.

    Dört konuda Mansur’un duâsını aldıktan sonra köle oradan ayrılarak çıkıp gitti.

    Eve döndüğünde Efendisi ona:

    - Niçin geciktin, diye sordu.

    O da olan biten hadiseyi anlattı.

    Efendisi ona:

    - Hangi konularda dua istedin, dedi.

    Köle:

    - Ben kendimin azadlığımı istedim, dedi.

    Efendisi:

    - Git sen hürsün dedi.

    Sonra ne için dua ettiğini sordu.

    Köle:

    - Allah’ın dirhemleri yerine koymasını istiyorum, dedim. Bunun için de dua etti.

    Efendisi:

    - Al sana dört dirhem, dedi.

    Ve üçüncü duayı sordu.

    Köle:

    - Senin Allah’a tevbe etmen için dua istedim. O da bunun için dua etti dedi.

    Efendisi:

    -Allah’a tevbe ettim, dedi.

    Dördüncüsünü sordu.

    Köle:

    - Allah’ın beni, seni, Mansuru ve kavmi bağışlaması için dua rica ettim.

    O da bu duayı yaptı, dedi.

    Efendisi:

    - Bu benim elimde değildir, dedi. Kölesine çok müsamahalı, affedici ve bağışlayıcı davrandı. Gece olup istirahata çekilince rüyasında, sanki birisi ona şöyle seslendi:

    “- Sen kendine ait olanı yaptın. Benim bana ait olanı yapmayacağımı mı sanırsın?!

    Ben Azimüşşan da seni, köleyi, Mansur’u ve mecliste hazır olanların hepsini bağışladım.”

    İnsan kendi üzerine düşeni yapar, Allah yolunda fedakârlığını gösterirse, onun gayretini, fedakârlığını ve sadakatini gören Allah celle celâlühü kulunu, engin merhameti içine alıverir. Ona yaptığından daha fazlasını verir.

    Zira O, Ekremül-Ekremîn’dir. Cömertlerin en cömertidir.

    Kuluna ikram etmeyi sever.

    İkram ve ihsanı, af ve mağfireti boldur.

    O, Erhamürrahımin’dir. Merhametlilerin en merhametlisidir.

    Kuluna merhamet eder…

    Kulunu sever ve affeder…

    Kulunun günahlarını, hatalarını setreder …

    Kulunu hıfzeder …

    Kulunu mağfiret eder…

    Yeter ki kul kul olsun!..

    Kulluğunda dâim olsun, samimi olsun!..

    Allah Teâlâ:

    “ Resûlüm! Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” (Hıcr sûresi:49) buyuruyor.

    Kul içten gelerek hakiki kulluk yapabilir, insanları sevip hoş görebilir ve onları affedebilirse; Rabbimizin engin rahmetine ve mağfiretine kavuşur.

    İnsanoğlu dünyada iken Allah’ın kullarını affedip bağışladıkca, asıl kendisi o zor günde, mahşerde, bağışlanmayı hak etmiş olur.

    Zira insan affede affede affa layık hale gelir.

    Biz de Allah’tan af, mağfiret, rahmet ve güzel akıbet niyaz ederiz.




+ Yorum Gönder