+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Ayfer Tunç narlı bahçe öyküsü Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    Ayfer Tunç narlı bahçe öyküsü








    NARLI BAHÇE



    Narlı Bahçe'yi arıyordum.

    Hangi coğrafyaya ait olduğunu bilebilsem yollara düşmeye hazırdım. Ama bir türlü hatırlayamıyordum: Batıda mıydı Narlı Bahçe, doğuda mı? Uzun yolların ucunda mıydı, burnumun dibinde mi? İçimde miydi, dışım-da mı? Var mıydı, yok muydu?

    Kuzeye ve güneye giden yolları büyük denizler kesiyor, rüyalarımda sürekli yer değiştiren Narh Bahçe'nin yolu da bir görünüp bir kayboluyor-du. Gözlerimi yumduğumda kendimi bazen Narlı Bahçe'nin önünde bulu-yordum, ama, tam içeri girip 'bahçede yine mevsim değişmiş' diyecekken uyanıyordum.

    Kendimi rüyaların sonsuzluğuna bırakarak Narlı Bahçe'yi bulamaya-cağımı anlayınca, kütüphanelere dadandım. Soğuk ve loş kütüphanelerde rafları taramaya başladım, kalın bulutların arasından süzülen gün ışığıyla girdiğim kütüphanelerden çıktığımda, karanlık basmış, herkes evine çekil-miş oluyordu. Ümitsizliğe kapılıyordum, vazgeçecek oluyordum bu ara-yıştan, ama rüyamda karanlıkta uzanan, içinden anlaşılmaz uğultuların yükseldiği, arada bir, bir yıldızın ışığıyla ağaçlarının dalları pırıldayan Narlı Bahçe'yi görünce heyecanla uyanıyor ve aramaya yeni baştan başla-maya karar veriyordum.

    Kütüphanelerde birçok dost edindim. Bazılarıyla sabahları karşılaşır-dık. Yosun tutmuş eski taşlara basarak, aramanın tadını çıkartmak için acele etmeden yürürken dostlarım sorarlardı: 'Hâlâ bulamadın mı?' Ümit-sizce başımı sallardım: 'Yok. Narlı Bahçe yok' 'Vardır,' derlerdi, 'ara-maya devam et.'

    Ben sadece Narlı Bahçe'yi arıyordum, onlar her şeyi arıyorlardı. Biri-ni buldukları anda buldukları şey onları başka bir şeye götürüyor, böylece yeni bir şey arar oluyorlar, buldukları dağ gibi birikiyordu. İmreniyordum onlara. Bir gün ben de Narlı Bahçe'yi bulacak, ardından başka bir şey ara-maya başlayacak mıyım acaba? diye kendime soruyordum.

    Bana yardımcı olmak istiyorlar, hatta benim için Narlı Bahçe'yi arıyor-lardı tozlu raflarda. Birçok Narlı Bahçe buldular, ama hiçbiri benim aradı-ğım değildi. 'Bu mu?' diye sorduklarında utanıyordum bu da değil deme-ye. Onlara zahmet verdiğimi, kendi aradığım şeyle onları da meşgul ettiğimi düşündüğümü yüzümden anlıyorlardı, 'Sakın ha!' diyorlardı, 'sakın aradığın bu olmadığı halde, işte bu, deme.'

    Narlı Bahçe'yi aramaktan vazgeçmeyeceğimi anlayınca beni de arala-rına aldılar ya da kendiliğimden onlardan biri oldum. Onlardan biri olun-ca, her kapının ardında gizli veya açık bir kütüphane olması ihtimalini sev-meye başladım. Narh Bahçe'yi sadece kütüphanelerde değil, sokaklarda, çarşılarda, kitap sergilerinde, ışıklı dükkânlarda, nemli bodrumlarda, söz-lerde de aramam gerektiğini öğrendim. Kitaplar, okurlar, yazarlar hakkın-da dostlarımın anlattıklarını ilgiyle dinlemeye başladım.

    Bir gün kütüphaneden çıkmıştık, birlikte çay içiyor, sohbet ediyorduk. Bahar başıydı, günler uzamıştı, gölgeler soğuktu ama güneş bedenimizi ısıtıyordu. Doktor Manuk Türkçe, Fransızca, Latince, Ermenice ve büyük bir bölümü de eski yazı olan, hepsi birbirinden değerli kitaplarını teker te-ker elden çıkarıyormuş diye duymuştuk. Kaç sahaf kapısına dayanmış, her gün ayrı bir servet teklif ediyorlarmış da, kitaplarını topluca satmaya yanaşmıyormuş deniyordu. Söylentilere göre, her isteyene kitap vermiyor, 'neden bu kitap?' sorusuna iyi bir cevap istiyordu. Bununla yetinmeyip ki-taba dokunuştan, sayfaları açıştan, hatta yüz ifadesinden bir anlam çıkar-dığı, kitapperesti gözü tutarsa değerinden çok düşük, hatta sembolik bir fi-yata sattığı, gözü tutmazsa eli boş gönderdiği anlatılıyordu.

    Doktor Manuk'u ve efsanevi kütüphenesini ilk kez o gün duydum.

    Dostlarımın arasında Doktor Manuk'tan kitap almış ya da yüzünü gör-müş olan yoktu. Ama hepsini derin bir heyecan sarmıştı. O efsanevi kütüpheneyi görebilmek, nadir kitaplara el sürebilmek için yanıp tutuşuyor-lardı. Gitmeliyiz, görmeliyiz, dokunmalıyız, koklamalıyız, okşamalıyız, göğsümüzde bastırmalıyız, okumalıyız, ezberlemeliyiz, anlamalıyız, ce-vap bulmalıyız, anlatmalıyız, istemeliyiz, yalvarmalıyız diyorlar, hep bir ağızdan konuşuyorlardı. Onların konuşmalarından doğan uğultu bana Nar-lı Bahçe'den yükselen sesleri hatırlatıyordu.

    Doktor Manuk'un kütüphanesinde Narlı Bahçe'nin bulunması ihtima-linin heyecanı yüzüme yansımış olmalı ki, dönüp bana baktılar. 'Önce sen git' dediler. 'Hayır, sizler benim büyüklerimsiniz' filan demeye kalkıştım-sa da beni susturdular. 'Sonsuzu kadar Narlı Bahçe'yi arayacak değilsin, hele bir bul aradığını' dediler. Sözlerinde, seslerinin tonunda ima etmek istedikleri bir şey var gibi geldi bana, ama üstünde durmadım.

    Aylardır kütüphanelerde kitaplara bakıyordum, raflardan indiriyor, yıpranmış sayfalarını saran sevecen ve koruyucu kapaklarını açıyor, uzun uzun karıştırıyor, çoğu zaman okumaya dalıp gidiyordum. Kitabı artık ta-nıdığım, sanıyordum. İrili ufaklı, ağır hafif, renkli solgun, durgun hareket-li oluşlarına; anlattıklarına, gösterdiklerine, hayal ettirdiklerine, düşündür-düklerine alıştığımı sanıyordum. Ama Doktor Manuk'un kütüphanesinin karşısında şaşırmaktan kendimi alamadım. Karmakarışıktılar; raflarda, sehpalarda, pencere içlerinde, duvar diplerinde, iskemle üstlerindeydiler, sanki canlıydılar. Doktor Manuk önce uzun uzun karıştırmama izin verdi. Sonra ne aradığımı sordu.

    'Küçükken okuduğum bir masal,' dedim, 'Narlı Bahçe. Uzundu. Çok çekici ve bir o kadar da korkutucuydu. Masalı hatırlayamıyorum, bir grup insanın bir bahçeye sürülmüş olduklarını, orada kendilerine bir dünya kur-maya çalıştıklarını hatırlıyorum sadece. Bir çocuğun avucuna sığacak ka-dar küçük bir kitaptı, siyah ciltliydi. Hepsi bu.'

    Doktor Manuk dikkatle dinledi. 'Narlı Bahçe ha!' dedi yüksek sesle. 'Neden korkuyordun?' 'Hatırlamıyorum ve asıl aradığım şey galiba bu. Neden korktuğumu arıyorum, neden kortuğum halde çok çekici bulduğu-mu.' 'Hayat!' dedi Doktor Manuk bu defa, oturduğu gıcırdayan koltuktan kalktı, bir grup kitabı kaldırdı, başka bir yere koydu, bir başka grubu baş-ka bir yere üst üste dizdi, bir rafı boşalttı. Arıyor değildi, aradığının yeri-ni biliyor, ona ulaşmaya çalışıyordu.

    Bunca kitabın arasında küçülmüştüm, ufacık kalmıştım. Doktor Ma-nuk'u mu izlemeliyim, kitapları mı karıştırmalıyım, karar veremiyordum bir türlü.

    Doktor Manuk bana döndü, avucumda kaybolacak kadar küçük bir ki-tap uzattı. 'Aradığın kitap bu,' dedi. 'Almak istediğinden emin misin?'

    Elimi uzatmışken durdum.

    'Hayır', dedim. 'Narlı Bahçe okuyacağım son kitap olmalı.'

    Bulduğum iğneyi tekrar samanlığa attım böylece.







  2. Acil

    Ayfer Tunç narlı bahçe öyküsü isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder