+ Yorum Gönder
Masal ve Hikaye ve Türk Masalları Forumunda Tembel Ile Ilgili Masal Örneği Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Tembel Ile Ilgili Masal Örneği








    tembel ile ilgili masal Örneği ksıaca







  2. Harbikız
    Devamlı Üye





    Tembellikle alakalı masal

    TEMBELİN DERDİ
    Bir varmış, bir yokmuş,
    İnsanoğlunun derdi çokmuş.
    Çok söz ufak darıdır, az söz yiğit kârıdır.
    Sözü kısa tutalım, uzun söz vakit kaybıdır.
    Ülkelerden birinde, tembel mi tembel bir adam yaşarmış. Bulduğu her fırsatta yan gelir yatarmış. Karısı onun tembelliğinden bıkmış. Çünkü kocası tembel olduğundan, evin işi, ineklerin sağılması, tarlanın sürülmesi, kısacası bütün iş ona kalıyormuş.
    Kadıncağız sabah erkenden kalkar, evin işlerini yapar, sonra da kocasını uyandırmaya çalışırmış. Tembel adamı uyandırmak da öyle pek kolay değilmiş. Bu yüzden bazı günler karısı, onu uyandırmaktan vazgeçer, tarlaya tek başına gidermiş. O zaman da tembel adam "Beni niye kaldırmadın?" diye kızarmış. Kadıncağız tarlada, güneşin altında çalışmaktan yorgun düşerken, adam bir ağaç gölgesinde uyurmuş.
    İkindi serinliğinde kalkar, azıcık çalışır, sonra da gece ya-1 tıncaya kadar söylenirmiş. "Of, çok yoruldum! Parmağımı bile kımıldatacak hâlim kalmadı." der, hiç susmazmış.Kadıncağız kocasının tembelliğine mi yansın yoksa azıcık çalışınca saatlerce söylenmesinin eziyetine mi katlansın, bilemezmiş. Bir de yaptığı onca işe karşılık kocası, "Senin yaptıkların da iş mi?" deyince kadın büsbütün çileden çıkarmış.
    O ülkenin iyi, âdil bir padişahı varmış. Halk ondan çok memnunmuş. Sarayın kapısı her zaman açık olur, derdi olan gelir padişahla görüşürmüş.Günlerden bir gün padişah; "Acaba halkımdan saraya gelemeyen, derdini söylemeye çekinen, sıkıntı içinde olan var mı?" diye düşünmüş. Hemen askerlerine emretmiş:
    -Bütün ülkeyi dolaşın, derdi olan var mı? diye sorun.
    Derdi olanlar kâğıda yazsın, toplayın, bana getirin, demiş.

    Askerler bütün ülkeyi dolaşmışlar, tembelin kapısına da gitmişler. Tembel; "Derdim olmaz
    olur mu?" diyerek bir mektup yazmış, vermiş.
    Mektuplar padişaha götürülmüş. Bu adaletli padişahın ülkesinde sıkıntısı olan pek yokmuş. Bu yüzden az sayıda mektup gelmiş. İçlerinde en çok, tembel adamın yazdığı mektup
    padişahın ilgisini çekmiş. Hemen o köyün muhtarını saraya çağırmış. Ona tembel adamın
    yazdığı mektubu okumuş:
    "Devletli padişahım. Benim derdim karımdan. Çok tembel bir kadın. Bütün işler bana bakıyor, akşam olduğunda yorgunluktan zor uyuyorum. Karımın tembelliği yüzünden geçim sıkıntısı çekiyorum. Derdime bir çare bulun."
    Padişah okumayı bitirince muhtar gülmeye başlamış; gülmüş, gülmüş, gülmüş. Padişahın huzurunda olduğunu unutmuş. Ona sert sert bakan padişahı görünce toparlanmış. Özür dilemiş ve gülme sebebini açıklamış:
    - Bu adamın asıl kendisi çok tembeldir. Onun tembelliği ve herkese iş emretmesi yüzünden gerçek adı unutuldu, herkes onu "Kâhya" diye çağırır oldu. Çocukluğunda bir gün olsun anne ve babasına yardımı olmamıştır. Hatta bir keresinde annesi, onu yerinden kaldırmak için "Kâhya dışarı koş, gökten şeker yağıyor." demiş. O da yerinden kalkmadan "Ayaktayken iki tane de bana alıver anne." demiş.
    -Ya karısı, karısı da mı tembel bu adamın? diye merakla sormuş padişah.
    Muhtar;
    - Hayır efendim, tam aksine çok çalışkan bir kadın. Ben de onun için güldüm ya. O da çalışmasa Kâhya aç kalır. Kadının işten, Kâhya'nın emirlerine koşturmaktan canı çıkıyor,
    demiş. Padişah;
    - İnsanlar kendi hatalarını hep başkalarında görürler. Bu adam sadece tembel değil, bir o kadar da nankör. Şuna iyi bir ders verelim, demiş.
    Ertesi gün Kâhya'yı saraya çağırtmış. Ona;
    - Derdini okudum, sana yardımcı olacağım. Bundan sonra sen ve karın sarayda çalışacaksınız. Sen aşçının yanında yamak olacaksın, karın da kızım Pervin Sultan'a hizmet edecek, demiş.
    Bu iş Kâhya'nın hiç hoşuna gitmemiş. O, padişahın bedavadan ona yardım edeceğini düşünüyormuş. Ama çaresiz karısını da yanına alarak saraya yerleşmiş.
    Sabah horozlar ötmeden, aşçı kapıya dayanmış. Uyanamayan Kâhya'nın başîna bir tencere su dökmüş. Yataktan sıçrayan Kâhya için yan gelip yatmak bir hayal olmuş. Sarayda yaşayan onca kişinin yemeğini hazırlıyor, dağlar gibi bulaşık yıkıyormuş. Bulduğu bir fırsatta azıcık uyuklamaya kalksa aşçı kepçesiyle başına dikiliyormuş. O kadar çok yoruluyormuş ki "Of yoruldum!" demeye gücü olmuyor, başını yastığa koyar koymaz uyuyormuş.
    Karısı, hayatından çok memnunmuş. Kocasının pişirdiği yemekleri keyifle yiyor, sultanla gezmelere gidiyormuş. Kadıncağızın yüzüne renk, gözlerine ışık gelmiş. Yatıp kalkıp padişahın arkasından dua etmiş.




+ Yorum Gönder