+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Türk Tarihi Forumunda Yunanistan nüfus mübadelesi savaş tazminatı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Yunanistan nüfus mübadelesi savaş tazminatı








    Yunanistan nüfus mübadelesi savaş tazminatı




    yunanistan-n-fus-m-badelesi-sava-tazminat-.jpg

    Takvim yaprakları günlerden 24 Temmuz 1923′ü gösteriyordu. Başmüzakereci İsmet Paşa, yorgun, yıpranmış, ancak bir o kadar da mağrur bir ifadeyle, önündeki antlaşmaya imzasını attı. Bu bir milletin savaş meydanlarında kanıyla kazandığı onurunu, masa başında taçlandırmasıydı. Bu bir milletin diriliş öyküsüydü.

    Yaklaşık bir yıl kadar önce Mudanya Mütarekesiyle ateşkes sağlanmıştı. Açık bir şekilde savaş meydanlarında kaybetmiş olan müttefikler ile savaşmaktan yorgun düşmüş Modern Türkiye, kalıcı bir barış sağlanması konusunda hemfikirdi. Beklenen teklif 28 Ekim 1922 www.alasayvan.net/ tarihinde İtilaf Devletlerinden geldi. Yüzyıllardır diplomasinin tüm inceliklerini ustalıkla kullanan müttefikler, tam bu sırada ilk kozlarını oynadılar. Toplantıya Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle İstanbul Hükumeti temsilcileri birlikte davet edildi. Buradaki maksat ikili oynayarak TBMM Hükumeti temsilcilerini masaya baştan yenik oturtmaktı. Bu ilk saldırı Mustafa Kemal Paşa’nın girişimiyle bertaraf edildi. Akabinde olası bu tarz tehditlere karşı saltanat ile hilafet ayrıldı ve saltanat kaldırıldı.

    Bu dönemde Rauf Orbay konferansa gitmek konusunda ısrarcıdır. Öyle ki kendisini Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalaması dolayısıyla ne kadar vatanperver biri olduğunu ve bu başarısına Lozan’da yenisini eklemek istediğini, uzun uzadıya mecliste yaptığı konuşmada açıklar. Ancak Mustafa Kemal, Lozan’a İsmet Paşanın gitmesi hususunda ısrarcıdır. Bu sebeple Dışişleri bakanı olan Yusuf Kemal Bey rica ile istifa eder ve yerine İsmet Paşa seçilir. Gazi’nin neden İsmet Paşa konusunda ısrarcı olduğu Atatürk döneminde yazılan Tarih IV Türkiye Cumhuriyeti başlıklı eserde geçen şu sözlerle anlaşılabilir:

    Büyük Gazi, Türk zaferinin, Türk milletine temin edebileceği siyasi menfaatler hakkındaki görüşlerinin en çok İsmet Paşa tarafından anlaşılmakta olduğuna ve bilhassa beynelmilel büyük bir konferansta fikir ve arzularının en iyi İsmet Paşa tarafından takip ve tatbik olunabileceğine kani idi.

    Buna ek olarak, eski Osmanlı diplomatları yerine İsmet Paşa’nın bu görev için uygun görülmüş olması, Modern Türkiye’nin dünya arenasında kendisini, alışılagelmiş “hasta adam” vizyonundan kurtarıp, değişimden ve dinamizmden yana yepyeni bir vizyon geliştirme kaygısından ileri geldiği söylenebilir.

    TBMM Hükumeti Lozan Konferansı’na katılarak Misak-ı Milliyi gerçekleştirmeyi, Türkiye’de bir Ermeni devletinin kurulmasını engellemeyi, kapitülasyonları kaldırmayı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları (Batı Trakya, Ege adaları, nüfus değişimi, savaş tazminatı) çözmeyi ve Türkiye ile Avrupa devletleri arasındaki sorunları (ekonomik, siyasal, hukuksal) çözmeyi amaçlamış, Ermeni yurdu ve kapitülasyonlar hakkında anlaşma sağlanamazsa görüşmeleri kesme kararı almıştır.

    Lozan Konferansı 20 Kasım 1922 tarihinde başlamış, görüşmeler bir kez kesintiye uğramış ve toplamda 8 ay sürmüştür. Uzun tartışmalar ve zaman zaman yaşanan gerginlikler ile süren konferansta, özellikle kapitülasyonlar ve diğer temel konularda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle, konferans 4 Şubat 1923 tarihinde kesilmiş ve savaş olasılığı tekrar gündeme gelmiştir. Bu dönemde Mustafa Kemal Paşa’nın Türk ordusuna savaş hazırlıklarına başlayın talimatı vermesi ve Sovyetler Birliği’nin olası bir savaş halinde Türkiye’nin yanında olacağını beyan etmesiyle İtilaf Devletlerinin üstündeki baskı artmıştır. Görüşmeler 23 Nisan 1923 tarihinde tekrar başlamış ve ilkine kıyasla çok daha verimli geçmiştir.

    Özetle ve ana hatlarıyla Lozan Konferansı neticeleri şu şekilde maddelendirilebilir:

    Arazi ile ilgili sorunlar büyük oranda savaşlarla çözülmüştü. Buna göre, Suriye sınırı Fransızlarla imzalanan Ankara Antlaşmasına göre, Yunanistan sınırı Mudanya Antlaşması’nda belirtilen şekliyle, İran sınırı ise Kasr-ı Şirin Antlaşmasına göre kabul edilmiştir. Irak sınırı ise Musul Sorunu sebebiyle daha sonra tartışılmak üzere ertelendi. Buna ek olarak Gökçeada ve Bozcaada Türkiye’de diğer adaların ise Yunanistan’da kalması kararlaştırıldı. Türkiye’ye yakın olan adaların ise silahsızlandırılması şartı getirildi.

    Kapitülasyonlar uzun tartışmalar sonucunda Türkiye’nin istediği şekilde tamamen kaldırıldı.

    Savaş tazminatları konusunda ise İtilaf Devletleri 1. Dünya Savaşı nedeniyle istedikleri tazminatlardan vazgeçtiler. İstiklal savaşı sırasında Yunanistan’ın Anadolu’ya verdiği zarar sebebiyle savaş tazminatı olarak Karaağaç bölgesi Türkiye’ye bırakıldı.

    Borçlar konusunda yapılan tartışmalar neticesinde ise Osmanlı Devleti’nin borçlarının ayrılan devletler arasında paylaştırılması kararlaştırıldı. Türkiye kendisine düşen miktarı Fransız Frangı üzerinden taksitle ödemeyi kabul etti.

    Azınlıklar konusu en çetin tartışmaların yaşandığı konulardan biridir. Bu hususta müttefiklerin azınlıkların dil, din ve soy şeklinde gruplandırılması Türk heyeti tarafından reddedilmiştir. Bu noktada yalnız dini azınlık kavramı kabul edilmiştir ve akabinde Türkiye’deki tüm halkların devlet nezdinde eşit haklara sahip olacağı özellikle vurgulanmıştır.

    Yabancı okulların Türkiye’nin koyacağı kanunlar doğrultusunda eğitimine devam etmesi kararlaştırıldı.

    Ortodoks Patrikhanesi’nin siyasi yetkilerinden arındırılarak İstanbul’da kalmasına izin verildi.

    Bu maddelerin haricinde Yeni Türkiye’nin kısa zamanda atacağı adımlar konusunda dünya kamuoyu bilgilendirilmiş, birçok inkılabın ve yeniliğin sinyalleri verilmiştir.

    Konferans boyunca yaşanan hukuki ve diplomatik sıkıntıları İsmet Paşa, yıllar sonra Lozan ile ilgili yaptığı konuşmasında mütevazi bir dille itiraf edecektir. www.alasayvan.net/ Bu olumsuzlukları dahi kıvrak zekası ile İnönü, yeri geldiğinde başarıya götürmesini bilmiştir. Kendi ifadesiyle şu anekdot durumu izah için yeterlidir:

    Promajo isminde bir Fransız hukukçusu var, hariciye hukuk müşaviri imiş. Çok anlatır bana. Kapitülasyonlar maddesini söyleriz, “yazın” der, kapitülasyonlar maddesi: “Kapitülasyonların ıslahı ve kaldırılması için zemine girmek üzere…” İşte şöyle olur, böyle olur…

    “Canım, kaldırılması zeminine girmek falan yok! Kaldırılmıştır! Niye bunu demiyorsunuz?”

    “Canım, hukuk dili bu, olmaz ki böyle şey… Hukuk dili…” Hulasa, dokuz ay hukuk dilini öğrenemedim… Sonra bir gün, kapitülasyonlar maddesini yazmak için Promajo bana geldi:

    “Nasıl istiyorsunuz?” dedi.

    “Yazın!” dedim, kapitülasyonlar kaldırılmıştır! Lağvedilmiştir!” Daha bilmem ne falan… “Bitti, yoktur böyle bir mesele!” dedim.

    “Peki, böyle yazalım” dedi.

    “Ne oldu, hukuk diline uydu mu?” dedim.

    “Karar verdiler” dedi. Kapitülasyonları kaldırmaya karar verdiler…

    Başka bir açıdan, 8 ay boyunca İsmet Paşa’nın gösterdiği irade rakiplerini dahi kendisine hayran bırakacak kadar takdire şayandır. Bu noktada Fransa delegesi General Pellé, İsmet Paşa ile ilgili şu ifadeleri kullanmıştır:

    Mükemmel bir asker olduğu kadar, mükemmel bir diplomat! Az söylüyor, fakat özlü söylüyor. Bir şeye “olmaz!” dediği zaman biliyorsunuz ki o şey “olmaz”dır. Artık onu yaptırmamaya uğraşacaktır. Onun için müzakerelerde, “peki, kabul ediyorum” dediği zaman rahatlık duyardım. “Hayır…” dediği zaman ise büyük bir mücadelenin başlamak üzere olduğunu anlardık.

    17 Temmuz günü Lozan Antlaşması üzerindeki bütün pürüzler giderilmiş ve metni imzalamak üzere İsmet Paşa TBMM Hükumetine imza yetkisini almak için telgraf www.alasayvan.net/ çekmiştir. Dönemin başbakanı Rauf Bey bir türlü bu telgrafa cevap vermez. Ardından İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çeker ve antlaşmayla ilgili bir tereddüt olup olmadığını sorar. Bu telgrafa cevaben Mustafa Kemal Paşa’dan hiç kimsede tereddüt olmadığını izah eden ve elde ettiği başarılardan dolayı tebrik eden bir telgraf alır.

    Lozan Barış Antlaşmasıyla ilgili dillendirilen birçok onur kırıcı iddia mevcuttur. Bunların çoğu asılsız olmakla birlikte, iddia sahiplerinin açıkça Cumhuriyet Değerleriyle aynı yolda yürümediği görülebilir. Eğer ki şartları 2012 Türkiye’sinden değil de 1923 Türkiye’sinden değerlendirebilirsek, yaşandığı söylenen bürokratik ya da diplomatik sıkıntıları anlayışla izah etmek mümkündür. Yetersiz diplomatik tecrübeyle ve kanlı bir savaşın ardından, barış yoluna düşen kurucu kadroların, Lozan Konferansı’nda masa başında verdiği varoluş mücadelesinin büyük bir başarı olduğu açıktır.

    Sonuç olarak, Modern Türkiye’nin konferansa giderken cebinde bulunan ve özetle Tam bağımsızlık ile Misak-ı Milli olmazsa olmazları, o günün şartlarında hayal bile edilemeyecek şekilde gerçekleşmiştir. Bu noktada şüphesiz ki İsmet Paşa’nın sabrı, duruşu ve İstiklal Savaşının önemini iyi özümsemiş olması büyük bir etkendir. Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta Lozan Antlaşmasını şu sözlerle ifade etmektedir:

    Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış, büyük bir suikastın çöküşünü anlatan bir belgedir. Osmanlı dönemi tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer eseridir.







  2. Acil

    Yunanistan nüfus mübadelesi savaş tazminatı isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder