+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Türk Tarihi Forumunda Girit Nasıl Kaybedildi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Girit Nasıl Kaybedildi








    Girit Nasıl Kaybedildi



    Bugün Akdeniz'de Yunanistan'a bağlı bir ada olan
    ve Muğla Deveboyunu Burnu'ndan 180 km uzakta bulunan GİRİT'te yaşayan halkın
    kökeninin Finikeliler olduğu bilinmektedir.

    En eski tarihlerden beri Akdeniz'de bir ticaret merkezi
    olan GİRİT önce Bizans egemenliğine geçti. 823 yılında Müslüman Araplar
    tarafından fethedilen Girit 961 yılında yeniden Bizans egemenliğine girdi.

    Daha sonra Ceneviz hakimiyetine giren Girit 15 kilo
    altın karşılığında Venediklilere satıldı. Venedikliler adada katı bir Katolik
    idaresi kurdu. Ortodoks kilisesini kapattı.

    Türkler Girit'e ilk kez 1341 yılında ayak bastı.
    1427'de Girit'e saldıran Osmanlı Donanması bu saldırılarını 1538'de Barbaros
    Hayrettin Paşa komutasında sürdürdü. 1567'de Türk akınları tekrarlandı.
    1645'de Girit'i tümü ile fethetme harekatı başladı. Önceleri sadece Hanya
    ve Retimno gibi şehirlerde kurulan Türk hakimiyeti zaman içinde Kandiye
    dışında tüm adaya yayıldı.

    Batı Kandiye'nin da Türklerin eline geçmesini önlemek
    için Fransa Malta Şövayeleri Venedik Almanya İngiltere İspanya ve
    Papalığın da desteğiyle oluşturduğu bir Haçlılar Ordusu sayesinde bu şehri
    yıllarca savundu. Girit savaşı 24 yıl 4 ay 16 gün sürdü. Venedikliler
    daha fazla direnemeyerek teslim oldular. Böylece Kandiye onbinlerce Türk
    askerinin canı pahasına 27 Eylül 1669'da fethedildi. Böylece tüm Girit
    kesinlikle Türk hakimiyetine girmiş oldu. Türklerin adayı Venediklilerden
    alması aynen Kıbrıs'ta olduğu gibi adada yaşayan Rumlar tarafından büyük
    sevinçle karşılandı. Kapatılan Ortodoks kiliseleri açıldı.

    Türkler aynen Kıbrıs'ta yaptıkları gibi Girit'in
    boş topraklarının işlenmesi üretimin artması ticaret ve zanaatın gelişmesi
    için adaya çiftçi ve esnaf Türk aileleri yerleştirdi. Ülaaai yeni baştan
    imar etti. Camiler medreseler köprüler kütüphaneler çeşmeler yaptı.

    Ada denizcilik ve ticaret bakımından çok elverişli
    olduğu için o zaman Türk hakimiyetinde olan Yunanistan'dan birçok Yunanlı
    da gelip adaya yerleşti. Girit Türk yönetiminde gelişip zenginleşti.

    İSYANLAR

    1791 yılında ilk Megali-İdea haritasının çizilmesinden
    ve bu hari-tanın 1796 yılında yayınlanmasından sonra Rus Çarı'nın teşvikiyle
    kurulan Filiki Eterya ve Ethniki Eterya gibi örgütler Rus ve İngiliz emperyalizminin
    desteği ile yoğun isyan hazırlıklarına başlamışlardı:

    Bu çerçevede 1821 yılında başlayan Yunan isyanının
    etkileri Megali İdeacı propagandistlerinin faaliyetleri sonucu Yunanca
    konuşulan ve Megali-İdea sınırları içinde gösterilen tüm bölgelerde yayılmaya
    başladı.

    İngiltere ve Rusya desteğindeki Megali İdeacıların
    başlattığı isyanın başarılı olmasından sonra Yunanlı yayılmacılar bu kez
    gözlerini Ege adaları ile Kıbrıs'a diktiler.
    Bilindiği gibi Yunan isyanının başladığı 1821 yılında
    Kıbrıs'ta da Başpiskopos Kiprianos yönetiminde "tüm Türkleri katletmeyi
    hedef-leyen" bir isyan girişimi ortaya çıkarılmıştı. Dönemin Valisi Küçük
    Mehmet'in isyan girişimini erken haber alarak başta Kiprianos olmak üzere
    ayaklanmanın elebaşlarını tutuklaması bir kısmını idam edip bir kısmını
    da adadan sürmesi Kıbrıs'taki Enosis faaliyetlerini İngiliz yönetiminin
    başlangıcına kadar durdurmuştu.


    Girit'e yönelik Yunan propagandası da enosis (ilhak)
    teması üzerinde yürütülmüştü.

    1760 yılında Girit'te 200.000 Müslümana karşı 60
    bin Hıristiyan yaşamaktaydı.

    İlk Girit isyanı 1770 yılında Rusların tahrikleri
    sonucu başladı ancak isyan kısa sürede bastırıldı.

    1821 Yunan isyanına paralel olarak Girit'te yeni
    bir ayaklanma başladı. Bu isyan sırasında binlerce Türk ve Müslüman katledildi.

    İsyan 1825 yılında 60 gemi ve 16 bin askerle adaya
    gelen İbrahim Paşa tarafından bastırıldı.

    Mora ve Girit isyanlarının bastırılmasından sonra
    Yunanistan'a bağımsızlık verilmesini isteyen Rus-İngiliz ve Fransız donanmaları
    savaş ilan etmeden ani bir baskınla Navarin'de Türk donanmasına saldırdılar.
    1827 yılında gerçekleştirilen bu saldırıda 57 Türk gemisi batırıldı 8000
    asker öldürüldü.

    Bunun ardından 8 Mayıs 1828'de Rusya Osmanlılara
    savaş ilan etti. Savaş sonunda 1830 yılında imzalanan Londra protokolü
    ile Batılı devletlerin himayesinde Bağımsız Yunanistan kuruldu.

    Hemen sonra Girit'te ayaklanma başlatıldı. İlhak
    amaçlı isyan kısa sürede bastırılmasına karşın 1841 yılında yeni bir isyan
    başladı. Bu isyanın da bastırılmasından sonra bu kez 1859 yılında enosis
    amaçlı yeni bir ayaklanma çıktı; ancak bu da bastırıldı. Bütün bu isyanlarda
    perde gerisindeki kışkırtıcı güç İngiltere Rusya Fransa desteğindeki
    Yunanistan'dı.

    ENOSİS’İN İLANI

    1864 yılında İngiltere tarafından Yedi Ada'nın Yunanistan'a
    ve-rilmesinden sonra enosis hevesleri artan Girit Rumları Yunanistan
    Rusya İngiltere ve Fransa'dan gördükleri silah ve para yardımına güvenerek
    1866 yılında yeniden ayaklandılar.

    Bu sırada Batılı devletler bugün aynen Kıbrıs için
    yaptıkları gibi konuyu bir Avrupa sorunu haline getirdiler. Batı basınında
    Osmanlılar aleyhinde yazılar yayınlanmaya başladı. Batılı devletleri Osmanlı
    devletine protesto notaları vermek için sıraya girdiler.

    Bugün hepsi de BM Güvenlik Konseyi'nde karşımızda
    olan Rusya İngiltere ve Fransa'nın desteğine güvenen Girit Rumları Yunanistan'dan
    aldıkları güçle 16 Ağustos 1866 gecesi Selino kazası müslümanlarını kılıçtan
    geçirdiler.

    Batılı ülkelerin bu katliam karşısında kılları bile
    kıpırdamadı. Buna güvenen ada Rumları topladıkları bir Meclis aracılığı
    ile 2 Eylül 1866'da enosisi ilan ederek Girit'in Yunanistan'a bağlandığını
    açıkladılar.

    Bu esnada Girit'te 16 tabur Türk askeri olmasına
    karşın Osmanlı Devleti Avrupa devletlerinin müdahalesinden çekindiği
    için bu askerleri kullanmadı.

    Bu durumdan daha da cesaretlenen Girit Rumları Hacı
    Mihail adlı çetecinin başkanlığında 12 bin kişilik bir kuvvet oluşturarak
    Türk halkını katletmeye etrafı yakıp yıkmaya başladılar. Bu sırada Yunanistan
    da aynen Albay Grivas'ı Kıbrıs'a gönderdiği gibi Albay Koreneos adlı
    bir gerilla uzmanını ve birçok Yunanlı subayı Girit'e göndererek çetecileri
    organize etti. Yunan gemileri adaya silah ve cephane taşımaya başladı.

    Barbarlık derecesine varan katliamlardan kaçan Türkler
    Kandiya kalesine sığınmaya başladı. Eylül 1866 sonunda kaleye sığınanların
    sayısı 50 bini bulmuştu. Bu arada 60 bin civarında Türk ise Anadolu'ya
    göç etmişti.

    Bu gelişmeler karşısında artık daha fazla suskun
    kalmayan Osmanlı Devleti Yunanistan'a bir protesto notası vererek 40
    bin askerini Girit'e gönderdi. Bu arada Yunanistan'dan yapılan silah cephane
    gönüllü sevkini durdurmak için adayı donanma ile ablukaya aldı. Batılıları
    kızdırmamak için ilk aylar sertlikle değil yumuşak yöntemlerle çetecileri
    durdurmaya çalışan Osmanlı Devleti 1866 yılı sonuna doğru sert önlemlere
    başvurarak ayaklanmayı bastırdı.

    GİRİT’E MUHTARİYET VERİLİYOR
    1867'de Fransız amiral Simon komutasındaki Fransa
    donanması dağlara kaçan çetecileri adadan kaçırmak için Girit'e geldi.
    Diğer yandan Fransa ve Rusya Girit'te plebisit yapılması için Osmanlılara
    baskı yapmaya başladılar. Osmanlı Devleti bu baskılar karşısında 6 Ekim
    1867'de Girit'e muhtariyet vermeyi kararlaştırdı. Rumlar ise bunu kabul
    etmeyip enosis istediler.

    Bu arada halktan vergi toplanmasına son veren Osmanlı
    yönetimi Müslüman ve Hristiyanların eşit şekilde katılacağı bir yerel
    yönetim oluşturdu.

    Yunanistan ise ada halkının Osmanlı Devleti ile ilişkilerini
    düzeltmesini önlemek için yeni tahriklerde bulunmaya ve dağılan çeteleri
    yeniden organize etmeye başladı.

    Satın aldığı 3 gemiye ENOSİS GİRİT HELEN isimlerini
    veren Yunanistan'ın yeni isyan hazırlıkları karşısında padişah 11 Aralık
    1868'de bu ülaaae sert bir nota vererek tahriklerine son vermemesi halinde
    tüm ilişkilerini keseceğini bildirdi.

    Yunan tahriklerinin sürmesi üzerine iki ülke arasındaki
    diplomatik ilişkiler kesildi.








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Ocak 1868'de ise Girit'te idari ve adli yapıda yeni
    reformlar yapıldı.
    İsyanın basıtılmasına karşın başta Fransa olmak
    üzere Batılı devletlerin baskılarına boyun eğen Osmanlı Devleti Şubat
    1869'da Girit sorunu hakkında Paris Konferansı diye bir konferans toplanmasını
    ve bu konferansa katılmayı kabul etti.

    Konferansın 18 Şubat 1869'da aldığı kararlara göre
    Yunanistan ile Osmanlılar arasında yeniden diplomatik ilişkiler kuruldu
    ve Girit'e verilen muhtariyet Batılı devletler tarafından biraz daha genişletildi.
    Ne ki Batılı devletlerin baskıları bitmek bilmedi. Ba?ta Fransa olmak
    üzere Avrupalı devletler muhtar idarenin başına bir Rumun getiril-mesini
    istemekteydiler.

    Ekim 1878'de varılan bir anlaşmaya göre adanın valisinin
    bir Rum olması kabul edildi. 1960'da aynen Kıbrıs'ta kabul edildiği gibi
    Vali muavini de bir Türk olacaktı.

    Yine 1960 anlaşmalarında olduğu gibi Meclis'teki
    Türk oranı da yaklaşık Rumların üçte biri olacaktı. Buna göre Meclis'te
    80 Rum üyeye karşılık 30 Türk üye bulunacaktı.

    Türkçe yanında Rumca da resmi dil olacak cinayetler
    işleyen isyancılar için af ilan edilecek ve ada gelirleri ikiye bölünecekti.

    Batılı devletlerin baskıları ile getirilen bu düzen
    ancak 10 yıl yaşayabildi.

    Bu süre içinde ada Rumları Kıbrıs'ta 1974 öncesinde
    Makariosçular ve Grivasçılar olarak görülen bölünmenin bir benzeri olarak
    muhafazakarlar ve liberaller olarak ikiye bölündüler.

    İki grup arasında çıkan çatışmaları gerekçe gösteren
    Yunanistan 1889 yılında Enosisçileri desteklemek için müdahale hazırlıklarına
    başladı.

    Saldırıların Türklere yönelmesi üzerine adaya 40
    bin asker gönderen Osmanlı yönetimi ayaklanmayı bastırdı.

    Ayaklanmanın bastırılmasından sonra çeşitli önlemler
    alan Osmanlı yönetimi 1 Aralık 1889'da Girit Meclisi'ni tatil etti.

    1895 yılında Osmanlı Devleti'nin çeşitli iç ve dış
    sorunlarını fırsat bilen Yunanistan Girit Rumlarını ENOSİS için yeniden
    ayaklanmaya teşvik etti.

    Osmanlı Devleti 1895 sonbaharında başlayan ayaklanmayı
    bastırmak için uğraşırken Yunanistan ada Rumlarının istekleri yerine
    getirilmediği takdirde müdahale edeceğini açıkladı.

    Osmanlı devletinin ayaklanmayı bastırmak üzere olduğunu
    gören Batılı devletler olaya müdahale ederek GİRİT için bir reform paketi
    hazırladılar.

    Osmanlı Devleti Batılı devletlerin baskılarına karşı
    daha fazla direnemeyerek Batı tarafından hazırlanan önerileri 4 Eylül
    1896'da kabul etti.

    Yapılan reformları fırsat bilen Enosisçi Rumlar kısa
    sürede toparlanarak 1897 Ocak ayında yeni bir ayaklanma başlattılar. Ocak
    ayının 28'inden başlayarak 15 gün devam eden katliamda binlerce Türk kadını
    çocuğu genci yaşlısı vahşice katledilerek tuğla fırınlarında yakıldı.
    Sikya ve Etya köyleri Türkleri toptan katledildi (1974'de Atlılar-Muratağa-Sandallar
    katliamları gibi). Bu Enosisçi hareketin gerisindeki esas güç olan Yunanistan
    10 Şubat 1897'de donanmasını Girit'e gönderdi. 14 Şubat'ta karaya çıkan
    Albay Vassos komutasındaki Yunan birlikleri adayı Yunanistan'a ilhak için
    işgale başladı. Batılı devletler ise Osmanlı Devleti'nden Girit'e asker
    göndermemesi ricasında bulundular. Buna karşılık Girit'te bulunan askerlerinin
    Müslüman halkı koruyacakları konusunda söz verdiler. Ancak bu sözlerini
    tutmayacaklar ve adadaki Türk halkının katledilmesine seyirci kalacaklardı.

    Bu arada Osmanlı Devleti'nin harekete geçmesini önlemek
    isteyen Batılı devletler Girit'e tam bir muhtariyet verilmesi için padişaha
    baskı yaptılar. Buna karşılık adanın hiçbir zaman Yunanistan'a bağlanmayacağına
    dair güvence verdiler. Bu konuda verdikleri güvenceyi sağlamak için İngiltere
    Fransa Rusya İtalya askerleri de Girit'e üsleneceklerdi. Bu çerçevede
    18 Aralık 1897'de Batılı devletler Girit'e özerklik verdiler. Böylece Türkler
    1897 savaşını kazanmalarına karşın Girit'i kaybetti.

    Bir padişah fermanı olarak yayınlanan Haleba Mukavelenamesine
    göre 80 üyeden oluşan bir meclis olacaktı. Bu meclisin 49 üyesi Hristiyan
    31 üyesi de Türk olacaktı. Rum bölgelerini Rum kaymakamlar yönetecekti.
    Vali Rum olduğunda muavini Türk vali Türk olduğunda muavini Rum olacaktı.
    Meclis ve mahkemelerde konuşmalar Rumca olacaktı. Jandarmaya Rumlar da
    alınacak ve Rumlar da subay ve astsubay olabilecekti. Girit'te Rumca gazeteler
    yayınlana-bilecekti. Af ilan edilecek ve Rumların silahlarını yanında bulundurulmasına
    izin verilecekti.

    YUNAN VALİ GELİYOR
    Bundan sonra Ethniki Eteriya Örgütü'nün yönetimindeki
    Yunanistan'ın ana hedefi Enosisci birini vali seçtirmekti.

    İngiltere ve Rusya bu konuda yine devreye girerek
    Prens Yorgi'nin vali olarak atanmasını istedi.

    İngilizlerin Rum yanlısı tutumları üzerine Kandiye
    şehrinde İngiliz askerleri ile Müslüman halk arasında çatışma çıktı. Bu
    olayı bahane eden İngiltere Osmanlı Devleti'nin adadaki askerlerini çekmesini
    ve adanın İngiltere Fransa İtalya ve Rusya'nın ortak işgali altına alınması
    için İstanbul üzerine büyük baskılar yaptı.

    Baskılar altına gerileyen Osmanlı Devleti Girit'ten
    Türk askerlerini çekti. Durumdan yararlanan İngiltere ve Rusya Osmanlı
    Devleti'nin itirazlarına rağmen 21 Kasım 1897'de Prens Yorgi'yi Girit'e
    getirterek vali yaptılar.

    İngiltere Rusya ve Fransa'nın girişimleri ve Osmanlı
    Devleti'ne yaptıkları baskılar sonucu Girit'e vali yaptırılan Prens Yorgi'nin
    esas amacı enosisi gerçekleştirmekti.

    Yorgi'nin Vali yapılması birinci aşamaydı.
    Böylece Yunanistan ile ada Rumları hedefleri olan
    enosise bir adım daha yaklaşarak egemenlik Osmanlı Devleti'nde kalmak
    koşulu ile ada yönetimini ele geçirerek tam muhtariyet elde etmiş oldular.
    Bundan sonraki adım enosisi ilan edip sadece kağıt üzerinde kalan Osmanlı
    egemenliğine son vermekti.
    Bu son adımı atmak için fırsat kollayan Girit Rumları
    ile Yunanistan bekledikleri fırsatı 1909 yılında yakaladılar.
    1909'da Avusturya'nın Bosna-Hersek'i ilhak ettiğini
    açıklamasını fırsat bilen ada Rumları Girit'in de Yunanistan'a ilhak edildiğini
    açıkladılar. Yunanistan da ilhak kararını kabul ederek Girit'i sınırları
    içine aldı.

    Osmanlı Devleti muhtar Girit yönetiminin bu kararını
    protesto etti. İstanbul'da ilhak aleyhine büyük protesto gösterileri yapıldı
    ama sonuç değişmedi. Adadaki Osmanlı egemenliğine dayalı muhtar idarenin
    garantörü olan Rusya İngiltere Fransa ve İtalya ise enosis girişimine
    karşı çıkacakları yerde adadaki askerlerini geri çekerek ilhakın gerçekleşmesine
    olanak sağladılar.

    Bu arada Girit Muhtar Meclisi'ndeki Rum milletvekilleri
    Yunan Meclisi'ne katıldı.

    13 Ekim 1912'de Balkan savaşının başlaması ile birlikte
    Ege'deki adaları bir bir ele geçiren Yunanistan Girit'e de asker çıkararak
    ilhak kararını hayata geçirdi.

    Böylece Yunan isyanının başlamasından 91 ilk Girit
    isyanının başlamasından (1770) 142 yıl sonra enosis gerçekleşmiş oluyordu.




  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    BATI’NIN OYUNU
    Bu sonuca ulaşılmasında başta İngiltere Rusya Fransa
    ve İtalya olmak üzere Batılı devletlerin büyük rolü oldu.
    Batılı devletler Osmanlı Devleti'nin zayıf anlarında
    bazen yüzüne gülerek bazen sahtekarlık yaparak bazen de tehdit şantaj
    ve baskı yoluna başvurarak ama her zaman Yunanlıları silahlandırarak Türklerin
    üzerine saldırtmışlardır. Eğer Batı'nın bu desteği olmasaydı onbinlerce
    Türk katledilmeyecek yüz yıllarca Türk olan topraklar Yunan işgaline uğramaycaktı.

    Girit'te ayaklanmaların başlamasından ve ilhakın
    gerçekleşmesinden sonra ada Türklerinin sayılarında katliamlar ve göçler
    sonucu büyük düşüşler olmuştur. Bugün ise Girit'te Türk kalmamıştır.

    1760'ta Girit'te 200 bin Türk 60 bin de Rum vardı.
    Göçler ve katliamlar yüzünden 40 yılda bu sayı 33 bine düştü. 1909 yılından
    sonra adada kalan Türkler de öldürülmüşlerdi.

    MEGALİ İDEA HEDEFLERİ
    1791 yılında çizilen ve 1796 yılında basılan Megali
    İdea haritasındaki hedefler yayılmacı Filiki Eteriya ve Ethniki Eteriya'nın
    programını oluşturmuştur.

    Bu program şu hedeflerin gerçekleştirilmesini öngörmekteydi.
    1. Yunanistan'ın bağımsızlığı
    2. Batı-Doğu Trakya ve Selanik'in ilhakı
    3. Kuzey Epir'in ilhakı
    4. Ege adalarının ilhakı
    5. Oniki adanın ilhakı
    6. Girit'in ve Rodos'un ilhakı
    7. Batı Anadolu'nun ilhakı
    8. Kıbrıs'ın ilhakı
    9. İmroz ve Bozcaada'nın ilhakı
    10. Pontus Rum Devleti'nin kurulması
    11. İstanbul'un işgal edilerek Bizans İmparatorluğu'nun
    kurulması.
    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra 30 Aralık 1918'de
    Paris'te toplanan Barış Konferansı'na bir muhtıra veren Yunan Başbakanı
    Venizelos da Kuzey Epir Trakya Batı Anadolu Rodos Oniki Ada ve Kıbrıs'ın
    Yunanistan'a verilmesi ve Pontus Rum Devleti'nin kurulmasını istiyordu.

    O günlerden bu yana Yunanistan Megali İdea hedefleri
    içinde bulunan birçok toprağı ele geçirdi.

    1829'da Mora'yı
    1864'de Yedi Ada'yı
    1881'de Teselya'yı
    1897'de fiili olarak 1913'de hukuken Girit'i
    Balkan Savaşı sonunda Ege Adaları'nı Makedonya'yı
    Epir'i (Yanya)

    1.Dünya Savaşı sonunda
    - Trakya'yı Dedeağacı (Lozan anlaşması ile Doğu
    Trakya'yı geri aldık)

    2. Dünya Savaşı sonunda

    - Oniki Adayı

    (Kıbrıs'ın bir bölümü 1974'de kurtarıldı).
    - Ege'de deniz ve hava kontrolu fiilen gasbedildi.
    Kıta sahanlığı ve FIR hattı tartışmaları var.

    Yunanistan 1830'da bağımsız olduğunda nüfusu 1 milyondan
    azdı. Yüzölçümü ise 50 bin kilometrekare idi. Yüzyıldan az sürede Türkler
    aleyhine genişlettiği topraklarını 3 kat büyütmüştür.

    Tamamı ile İngiltere Rusya ve Fransa'nın politik-askeri
    desteğiyle sağlanan bu yayılmanın şimdiki hedefi KKTC'dir.

    Ve tarihi boyunca Yunanistan'a arka çıkıp bu devletin
    yayılma stratejisine destek veren Rusya İngiltere ve Fransa bugün BM
    Güvenlik Konseyi'nin üyesidirler. Üstelik kendilerine ABD gibi Türk düşmanı
    lobilerin çok etkin olduğu bir ülke de katılmıştır.

    Oynanan oyun Girit oyunudur.

    1963'de yapılamayan şimdi yapılmak istenmektedir.

    Kıbrıs'ta yapılmak istenen önce tüm adada Rum egemenliğinde
    federal bir devlet kurdurtmak daha sonra uygun koşullar geldiği zaman
    Rum çoğunluğun kararı ile adayı Yunanistan'a bağlamaktır.

    Bu hedefleri doğrultusunda bugün Güvenlik Konseyi
    üyesi olan aynı devletlerden yararlanmaktadırlar.

    Rusya İngiltere Fransa ve ABD'nin çıkarttıkları
    birçok BM ve AB Kararı bu yönde atılmış adımlardır.

    Girit örneğinden ders almayıp Güvenlik Konseyi'nin
    AB'ın ABD veya İngiltere'nin verdiği "güvencelere" inanır veya onların
    baskılarına boyun eğersek sonumuz Girit Türklerinin sonlarından farklı
    olmayacaktır.

    Bu senaryoyu bozacak tek olgu iki devletli bir anlaşma
    ve KKTC'nin sonsuza dek yaşatılmasıdır.

    TC-KKTC Cumhurbaşkanları arasında 23 Nisan 1998 tarihinde
    imzalanan Ortak Deklerasyon bunun güvencesidir.

    Bu deklerasyonda belirtilen Milli politikadan geri
    dönüş Girit oyununa prim vermektir ve bu asla gerçekleşmeyecektir.

    INAF Araştırma Ekim 1997 KIBRIS DOSYASI :2




+ Yorum Gönder