+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Türk Tarihi Forumunda Namık kemal in magosa anıları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Namık kemal in magosa anıları








    Namık kemal in magosa anıları

    Namık Kemal 24 Kasım 1870’te Avrupa’dan İstanbul’a döner Sürgüne
    gönderildiği 1873 Nisanına kadar geçen sürede, 1870’ten beri çıkmakta olan Diyojen
    ile birkaç kez kapandıktan sonra 1872’de yeniden çıkmaya başlayan İbret gazetesinde
    imzasız yazılar yazar. Bu yazıların altında bazen başmuharir anlamına gelen B.M.
    kısaltması yer alır. Siyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedildiğinden
    açık ad ve imza kullanmamaktadır. Üvey dayısı Mahir Beyin idare müdürü olduğu
    İbret’te Avrupa’dan da arkadaşları olan Reşat ve Nuri Beyler de yazmaktadır. Namık
    Kemal aynı dönemde (1872) Hadika gazetesine de yazılar verir. Hadika’da yazdığı
    yazılar genellikle devlet yönetimini eleştirir özelliktedir. Nitekim bu
    gazetenin kapanma nedeni “adab-ı devlet ü hükümet”e aykırı yayın yapmaktır. Aynı
    gerekçeyle İbret gazetesi de kapatıldıktan sonra yazarlarının bazıları İstanbul’dan
    uzaklaştırılır. Bu çerçevede Namık Kemal, Mahmut Nedim Paşa tarafından 1872
    yılının Ağustos ayında Gelibolu mutasarrıfı olarak görevlendirilir. Mithat Paşanın kısa
    süren sadrazamlığı zamanında Eylül ayının sonunda Gelibolu’ya giden Namık Kemal
    bu görevinde uzun süre kalamaz. Üç ayı doldurmadan azledildiğinden 25 Aralık
    1872’de İstanbul’a döner. Namık Kemal’in Gelibolu dönüşü sırasında İbret ve Hadika
    gazeteleri geçici olarak yeniden kapatılmıştır. Gazete için mesai harcamayan Kemal de
    bu arada Vatan yahut Silistre adlı oyununu tamamlar .

    1 Nisan 1873’te Gedikpaşa tiyatrosunda Vatan yahut Silistre oynanır. Halk
    duygulanıp coşkunluk gösterir ve oyunda geçen “yaşasın vatan” seslenişlerine katılır. İşi
    daha da ileri götürerek “Kemal Bey çok yaşa” diye bağırırlar .

    İş bununla da kalmaz, izleyicilerden bir kısmı İbret gazetesine gelir “Var olsun
    Kemal-i millet!” dileğiyle başlayan bir aaakere bırakırlar. Bu gelişmelere koşut olarak
    Kemal’in Avrupa’dan da arkadaşı olan Nuri Bey bir makale yazarak halkın Kemal’e ve
    oyununa gösterdiği ilgiden bahseder. 6 Nisan 1873 tarihinde bir bildirimle İbret
    kapatılır. Kapatılmada 129, 130 ve 131 numaralı gazetelerdeki bazı yazılar etkili
    olmuştur. Özellikle de Nuri Beyin 131 numaralı İbret’te yer alan yazısı.

    Namık kemal.png

    Gazetenin kapatıldığı gün olan 6 Nisan 1873’te Namık Kemal ve Nuri Beyler
    tiyatroyla ilgili kimi konuları görüşmek için Güllü Agop tiyatrosuna giderler . Bu
    toplantı sırasında önce Kemal sonra Nuri Bey Zaptiye Müşirliğinden çağrılmış ve
    oradan hapishaneye gönderilmişlerdir. Bu gelişmelerden habersiz olan Ahmet Mithat,
    İbret matbaasındaki işlerini bitirip akşam üzeri kardeşi Mehmet Cevdet ile Gedikpaşa
    tiyatrosuna gelirler. Biraz çevreleriyle ilgilendikten sonra localarına girerler. Perde tam
    açılırken localarının da kapısı aralanmış ve Zaptiye Müşirliğine çağrıldıkları
    bildirilmiştir. Oraya giden Ahmet Mithat da tutuklanıp hapse gönderilmiştir. Namık Kemal ve Nuri Beyin tutuklandığını Hakkı Beyin ise arandığını orada Ebuzziya Tevfik’ten öğrenmiştir. Aynı gün tutuklanarak
    hapishaneye konulan beş sanatçı tutuklanma nedenlerini bilmezler.

    Cezaya çarptırılan sanatçıların cezalarını çekecekleri yere özel bir vapurla
    gönderilmelerine karar verilmiştir. Özel vapur hazır olmadığından 9 Nisan’da Hidivîye
    posta vapurlarından Mısır’a bindirilerek İstanbul’dan çıkartılırlar. Ne ile suçlandıklarını
    ve çarptırıldıkları cezayı vapurda kendilerini gidecekleri yere götürmekle görevli olan
    Binbaşı Bahri Beyden öğrenmişlerdir. Gerekçe olarak gazetecilik ve zararlı yayın
    gösterilmiştir.

    Kala-yı Sultaniye’ye geldiklerinde karakol vapuru olan Pesendide’ye
    nakledilirler ve hiç karaya çıkarılmadan üç gün kalırlar. Dördüncü gün onlara tahsis
    edilen Hanya vapuru gönderilir ve oraya naklonulurlar. Ebuzziya Tevfik’in adını
    Kandiye olarak yazdığı bu vapurdaki görevliler onların
    kaçmayacaklarına kanaat getirince güverteye çıkmalarına, vapurda serbestçe
    dolaşmalarına izin verirler. Tüm görevliler ve subaylar son derece yardımcı olup, saygı
    gösterirler. Asıl sorumlu Binbaşı Bahri Beyin de tutumu aynı olur. Bu ortamda sanki
    sürgüne gitmiyorlarmış gibi son derece şen, neşeli ve moralli bir yolculuk yaparlar.
    Ahmet Mithat ve Ebuzziya Tevfik Rodos’ta vapurdan indirilirler. Vapur Rodos’ta
    kömür almak için bir gün bekler. Bu esnada vapurdakilerle inenler arasında
    mektuplaşmalar olur. Kemal, bir gurup tasvirine yer verdiği mektubunu Ahmet Mithat
    ve Ebuzziya Tevfik’e gönderir. Bu mektup ve tasvir onların iç rahatlığını
    yansıtmaktadır. Bu iç rahatlığı Rodos-Kıbrıs arasında kaybolmaya başlar. Sabah
    uyandıklarında vapur Kıbrıs önündedir. Kemal sandalla karaya çıkarılır. Lefkoşa’ya
    gideceği sanılmaktadır, ama Magosa’ya yönelinir. Vapurdakiler de Kemal’in
    Magosa’ya doğru gittiğini Kıbrıs’ı bilen bir kişiden öğrenirler.

    Kemal ve arkadaşları Magosa’nın Lefkoşa’ya göre daha olumsuz bir sürgün
    yeri olduğunu düşünmektedir. Namık Kemal bu düşüncesini bir mektubunda Magosa
    ve Akka için “Magosa, Akkâ gibi ufûnet ve kerâhetlerine nazaran rûy-i arzın
    kurtlaşmış iki çibanı denilmeğe lâyık olan yerler” nitelemesini yaparak ortaya koyar. Aynı mektupta Magosa hakkında başka pek çok bilgiye daha yer
    verir. Bu bilgiler Magosa’yı her yönüyle tanıtan bilgilerdir. Bir kısmı Magosa’nın
    coğrafyasına ve iklimine yöneliktir. Namık Kemal’in üç yıl yaşadığı yeri ve oraya
    ilişkin duygularını anlatması açısından bu mektup son derece önemlidir.

    İlk olarak

    “Pencereden bakıp da sahrâlar dolu harâbelerini, dağlar parçalanmışçasına
    taş yığınlarını gördükçe, Sûr-ı İsrâfil çalınmış, fakat ben işitmemişim zannediyorum” diyerek Magosa’nın doğal yapısından söz eder. Kaldığı kaledeki
    evleri mezara, içindeki insanları ölüye, giysilerini de yırtık kefene benzetir. Olumsuz
    hava ve iklim koşulları nedeniyle Kıbrıs halkını gerçek bir mücahit olarak görür.

    “Çünki havasından dört tarafa eslâha-i cedîde sadâsı kadar mütenevvi’ ilel-i
    mühlike dağılıyor ve hattâ içlerinden en hafifi olan ısıtma bile insanı, şişhâne kurşunu
    kadar sür’atle öldürüyor.”

    Namık Kemal, bu olumsuz iklim ve doğa koşullarına ek olarak, her şeyin
    Londra’dan bile pahalı olduğu tespitini yapıp, halkın yoksulluğunu, bu yüzden arpa
    ekmeğini bile zor bulduklarını anlatır. Suyu için de şu belirlemelerde bulunur:

    “Kuyulardan çektirilip de içtiğimiz sudaki şâb ile küherçileyi bir yere
    toplasalar, Mısır Çarşısı’nı değil, Kâhire’nin barut-hâneleri ile Tanta mevlidi’nin
    şâhid-i pazar olan çingânelerini, asırlarca idare eder. Evvel ağızdaki acılığı def için
    rakı üzerine su içiyorduk; şimdi bi’l’akis su üzerine rakı içiyoruz.”

    Namık Kemal, havası ve suyundan sonra sözü Magosa’nın böcek, sürüngen ve
    kuşlarına getirir:

    “Buranın nevâdirinden olmak olmak üzere devlet-i dünya kadar müzeyyen,
    bîvefâ eviddâ kadar zehr-âkin yılanları var. Hele kertenkelelerini Peder Paşa
    hazretlerinin şerîk-i mihnetleri olan olan Emin Beyefendi timsah zannetmiş; fakat
    bendeniz cesâmetlerine, zarâfetlerine, u’cûbe-i kıyafetlerine, eğilip bükülmekte ve
    insanın yüzüne baktıkça ağızlarını kulaklarına değdirmekte hâletlerine, bir taraftan
    koğuldukça diğer taraftan baş göstermekte mahâretlerine nazaren, dünyada dört ayaklı
    birçok Lâstik Sa’îd peydâ olmuş kıyâs ediyorum.

    Bundan başka, eâlimizin haremlerindeki Hadım Ağaları’ndan,
    selâmlıklarındaki musîbet dellallarından ziyâde kargası, baykuşu var.”


    Namık Kemal,

    Fâresi zümre-i küttâb gibî nâ- mahdûd

    "Pîresî leşker-i küffâr gibi bî-pâyân”
    beytiyle de Magosa’nın faresi ve piresinin sınırsız sayıda olduğunu belirtir. Bunlara
    ek olarak sivrisinek ve tatarcıkların da insanın hatırını hemencecik sorduğunu
    söyledikten sonra bitki örtüsüne geçer. Bu bakımdan da görüntü olumsuzdur. Hanzel
    ve mugeylanlarıyla bir çölle yarışır özellikte bitki örtüsüne sahiptir. Bu coğrafya ve
    toprak yapısından da daha iyi bir görüntü beklemek zaten olası değildir.

    Kemal, son olarak Ada’nın madenlerden yana da nasipsiz olduğu üzerinde
    durur. Kayda değer bir maden yoktur ama başta da söylediği gibi bolca taş ve kaya
    vardır. Bunların en ufak parçası insana “işkence” etmekte bir “cellat” ayarındadır.
    Toprağının İran çöllerinden Magosa’ya atıldığını düşünen Kemal, “göz çıkartmakta
    kızgın milden geri kalmıyor” diyerek kendince en temel özelliğini belirler.

    Namık Kemal’in ilk izlenimlerinin ve bu yolda aktardıklarının hiç de iç açıcı
    olmadığı görülüyor. Onun verdiği bu bilgiler, doğal çevre, iklim, hava ve su açılarından
    Magosa’nın yaşanacak bir yer olmadığını ortaya koyuyor.







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Namık Kemal mektuplarında kaledeki yaşayışa ve duruma da dikkati çeker.
    Bu noktada da, yaşadığı, gördüğü, tanık olduğu olay ve durumlar iç açıcı değildir.
    Namık Kemal kaleye geldiği ilk gün mezar gibi bir yere konulur. Kaleyi de bir bütün
    olarak mezara benzetir zaten. İçindeki evler için de mezar nitelemesinde bulunur.
    Orada yaşayanları yırtık kefenleriyle mezara girmiş ölülere benzetir.

    Kendisiyle ilgili açık bir şey söylemezse de bu niteleme ve benzetmelerden
    kendisini de mezara konulmuş olarak gördüğünü çıkarabiliriz. Daha sonraki
    mektuplarında diri diri mezara gömüldüğünü doğrudan söyler. Karakteri gereği güçlü
    görünür, güçlüdür de. Bu nedenle kendisine değil, kalede yaşayanlara acır. Onun da
    aynı koşulları paylaştığını düşünürsek durumunun iç acıcı olmadığını rahatlıkla
    söyleyebiliriz.

    Namık Kemal mektuplarında kaleye gelişini de anlatır. Bir süvari yüzbaşısı,
    dört süvari ve iki topçu erinden oluşan yedi kişilik bir gözetim birimi kendisine eşlik
    eder. Bu büyük güvenlik önlemleri yolda kaçmaması için alınmıştır. Konulduğu yerin
    özelliğini “Buraya geldim; heman o gece, asker için yapılmış, tamam mezar kadar bir
    yere tıktılar.” cümlesinden öğreniyoruz. Kapının önüne iki de
    nöbetçi konulmuştur. Kemal ilk gecesini geçirdiği “mezar”ı, kendi durumu ve
    duyguları hakkında kısa bir bilgi verir:

    “Altım taş olarak, üzerinde bir hasır ile, bir asker fanilâsı var idi. Sonradan
    fanila inceliğinde bir de şilte getirdiler. Setremi yastık, paltomu yorgan ettim;
    fâsılasızca dokuz saat rahat rahat uyudum;”

    Odasına ilk geldiği zaman Namık Kemal durumunu ve yaşadıklarını
    değerlendirmiş, duygularını mektuplarına, bu yolla yakınlarına, sevenlerine aktarmıştır.
    Çektiği sıkıntılar onun inandığı yoldaki gücünü ve kararlılığını pekiştirmiş, kendisine
    olan güvenini artırmıştır. Yaşadıkları, yürüdüğü yola ve inandıklarına ne kadar sadık
    kaldığını denediği bir mihenk taşı olmuştur. Başına gelenler nedeniyle hiçbir üzüntü
    ve pişmanlık duymamaktadır. Yürüdüğü yolda karşısına çıkacak zorlukları başından
    beri bilmekte ya da en azından tahmin edebilmektedir. İlk gece hiç uyanmadan dokuz
    saat uyuması üzüntü ve pişmanlık duymayışının ve endişesizliğinin bir göstergesidir.
    Boru sesleri, askerlerin hareketliliği bile Namık Kemal’i uyandırmamış, hatta öldüğü
    kuşkusu yaratmıştır. Bunun da nedeni daha önce burada sürgün olan Emin Beyin
    tepkisidir.

    Namık Kemal bir başka eserinde daha odasından söz eder. Merdiven altındaki
    karanlık odayı bu mektubunda da mezara benzetir. Ona göre Magosa bütünüyle harabe
    gibi bir yerdir. Kale topçuları için yapılmış olan bina oturulmaya uygun değildir.
    Namık Kemal burada bir müddet oturmak durumunda kalmıştır.

    “Mahbesimin, ‘kışlanın iki dirseği arasında yapılmış bir penceresi, bir de
    eğilmeden girilmesi muhâl bir kapusu var idi. İçine girdim. Kenardaki taş dirseği
    üzerine yorgana benzer bir şilte serdiler; bir tarafına da çârşaf inceliğinde bir yorgan,
    bir tarafına şilte kalınlığında bir yastık koydular.’ ; Ben ise o câme-ha’b-ı huzur üzerine
    uzandım. Baktım ki odanın tûlü boyuma göre yapılmış, her taraf toprak. Bir cihette iğne
    deliği kadar menfez yok. Âdetâ yeryüzünde bir lahd içindeyim.”

    Genel olarak Magosa, kale ve kaldığı ev çok uygunsuz da olsa, Namık Kemal
    bulunduğu yere uyum göstermeye çalışır, moralini yüksek tutar. Öte yandan vatan,
    özgürlük yolunun çeşitli engellerle dolu olduğunu bilir. Bu yola girenlerin böyle
    sıkıntıları kabul etmeleri gerektiğinin farkındadır. Bununla birlikte zaman zaman evinin
    değiştirilmesi için girişimlerde bulunur. Veys Paşa zamanında İstanbul’a bu dileğini
    iletmiştir. Şirvanizade Rüştü Paşa sadrazam olunca Namık Kemal, onun oğlu Hakkı
    Beyin kendisine yakınlık göstermesine bakarak ümitlenir. Ev konusunda bir cevap
    beklemektedir. Hakkı Beye yazdığı mektubunda şunları söyler:

    “Evvelâ arkadaşlarım zarûrette kalmamak; sâniyen bir eve çıkıp oturabilmek.
    Bu ikinci mürâcaat zaten kararlaşmış olduğunu, şu arîzamı takdim eden zât, zâten
    tebşîr etmiş idi. Postayı bekliyorum, eğer kararlaştı ise febihâ! Kararlaşmadı ise,
    himmet, memlekete sarf buyurulmalıdır; çünki, bulunduğum yerin rutûbet ve
    bürûdetinden vücutce fevka’-lgâye muztaribim. Şu iş kararlaşınca, bayağı hayatım
    kurtarılmış olur.”

    Görüldüğü gibi Namık Kemal kaldığı yerden şikayetçidir. Soğuk, rutubet gibi
    olumsuz koşullar onu daha da sıkıntıya sokmuştur. Sağlığı açısından kaygılıdır. Veys
    Paşa ile Rüştü Paşaya bir dilekçe göndermiştir. Oradaki üslubunun biraz sert olduğunu
    düşündüğü için mazur görülmesini ister. Bu ev işinin kendisi için ne kadar önemli
    olduğu “Hele şu eve oturmak hâsıl olur ise, şimdilik nefsimce en büyük
    bahtıyarlıklardan olur.” demesi gösteriyor.

    Namık Kemal’in Magosa hakkında aktardıkları genellikle olumsuz
    izlenimlerdi. Magosa hakkında olumlu sözler yazdığı da olmuştur. Kızı Feride’ye
    yazdığı bir mektubunda bunu görüyoruz:

    “Ben burada o kadar rahattayım ki ta’rif edemem. Her akşam denize
    giriyorum; Magosa’da bir koca liman var; beyaz kum içinde.. İnsan, Unkapanı’ndan
    Galata’ya kadar bir gidiyor, yine deniz, boğazına kadar çıkmıyor.. Hele bilsen, o beyaz
    kum, suyun içinde ne güzel görünüyor.. Tıpkı tıpkısına, sizin İstanbul
    hanımefendilerinin yaşmak altında parlayan çehreleri gibi.”

    İnsanın psikolojik durumu ile olaylara bakışı arasında bir koşutluk olması
    doğaldır. Kemal kızından mektup aldığı için sevinmiştir. Üç yeni oyun yazdığı için de
    mutludur. Bu çevreye bakışını değiştiriyor. Daha önce Magosa’nın olumsuzluklarını
    anlatmış ve yakınmıştı. En çok üzerinde durduğu hususlar ise iklim ve doğal çevreye
    ait olumsuzluklardı.

    İlk günlerdeki alışma devresinden sonra Namık Kemal’in Kıbrıs’taki yaşamı
    biraz daha olağanlık ve düzenlilik kazanmıştır. Mektuplar aracılığıyla ailesi ve
    dostlarıyla iletişim kurmaktadır. En büyük sıkıntısı gazetelere ulaşmadaki güçlüktür. Bu
    nedenle siyasi ve edebi havayı koklayamamaktadır. Buna karşılık istediği kadar verimli
    olmasa da edebi çalışmalarını sürdürmektedir.

    İstanbul’dan ve başka yerlerden çeşitli gereksinimlerini karşılamaktadır. İçki
    de bunlar arasında önemli bir yer tutar. Mektubunda bir cins Kıbrıs mantarı olan
    Kafkarit ısmarladıklarını yazıyor. Şarabı da Limasol’a sipariş etmişlerdir. Bütün
    bunlar Ada’ya uyum sağladığını gösteriyor. Ancak haşerat konusunda şikayetleri
    sürmektedir.

    Kıbrıs’ta mutasarrıf olan Veys Paşa, Namık Kemal’in ailesi ile
    haberleşmesinde kolaylık sağlamıştır. İlk olarak İstanbul’dan gelen uşağıyla,
    kaymakam ve bir subay gözetiminde konuşmuş, uşağa bir de açık mektup vermiştir.
    Özel bir görüşme olanağı tanınmasa da bir adım atılmıştır. Bu adım dolayısıyla Veys
    Paşaya teşekkür için bir mektup yazar ve çektiği sıkıntılar nedeniyle üzülmediğini,
    İstanbul’a dönmek gibi bir arzu duymadığını belirtir. Veys Paşadan özellikle gazete
    ister. Okunmuş gazetelere bile razıdır. Magosa’ya vapur on beş günde bir uğradığından
    Lefkoşa’dan gelen okunmuş gazeteler daha taze kalmaktadır.

    Veys Paşanın oğlu Zeynelabidin Reşid’in Kıbrıs’a geleceğini Veys Paşanın
    muavini Mustafa Efendiden öğrenen Kemal çok sevinir. Zeynelabidin Reşid’e yazdığı
    mektupta kendisi gelemezse Reşid’in Magosa’ya gelmesini istediğini söylüyor. Bu
    cümleden Kemal’in kaleden ayrılabildiği anlamı çıkabilir. Ancak Kemal’in kaleden
    çıktığına dair pekiştirici bir bilgiye rastlayamadım. Sadece kızına yazdığı bir mektupta
    denize girdiğini söylemişti. Zeynelabidin Reşid’in İstanbul’dan bir şey isteyip
    istemediği sorusuna ise “Bir şey istemekliğimi teklif buyurmuşsunuz. Bir şeye muhtâcım;
    o da mevadd-ı havâdis..Mükemmel, mufassal isterim..” diye yanıt veriyor. Kemal’i en çok yalnızlık ve dostlarından doyurucu haber alamaması üzüp
    yıpratmaktadır. Beklenti ve istekleri maddi değil manevidir.

    Bir süre sonra Veys Paşa Kıbrıs’tan ayrılır. Bu ayrılık bazı sıkıntıları da
    beraberinde getirdiğinden Kemal’i çok üzer. Kendisine hayat veren gazeteler gelmez
    olmuştur. “Veys Paşanın infisâlinden beri, gazete görmekten bütün bütün mahrum
    gibiyim” sözleri bu konudaki sıkıntısını ortaya koyuyor. Posta
    gelince oradan çıkacak gazeteler için müteşekkir olacağını belirtiyor. Yeni atanan Nazif
    Paşaya yazdığı kutlama mektubunda Kemal, bu sıkıntılarını dile getirir. Ayrıca Veys
    Paşanın kendisiyle konuşmaktan, ilişki kurmaktan çekinmediğini söyler. Nazif Paşayla
    görüşmekten memnunluk duyacaktır. Kemal, Nazif Paşayı görmekle İstanbul’a gitmiş
    kadar sevineceğini de söyler. Tabiî bu ilişkide Nazif Paşanın
    tutumu belirleyici olacaktır. Suçu olmasa da neticede Kemal bir mahkumdur




+ Yorum Gönder


namık kemal,  namık kemal anıları,  alasayvan magosa anilari,  namik kemal anilari,  NAMIK KEMAL,  namık kemalin kısa anıları