+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Türk Tarihi Forumunda Tanzimat Fermanı buruk bir aşk mektubudur Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Leyla
    Devamlı Üye

    Tanzimat Fermanı buruk bir aşk mektubudur








    Tanzimat Fermanı buruk bir aşk mektubudur


    Tanzimat Fermanı  buruk bir aşk mektubu dur1.jpg.

    Gülhane parkına ne zaman gitsem, bir yandan aklımda
    ,

    aşk filmlerinden sahneler belirir, diğer yandan da malum Tanzimat Fermanı’nını canlandırmaya çalışırım. Devlet-i Âli Osman’ın kudretli bir paşasının elinden çıkan metin, büyük bir aşkla okunur o parkta. Tabi o zamanlar park değil de, bir nevi mesire alanıdır. Halkın “karşılaştığı” bir yerdir orası. Aynı zamanda Topkapı’ya nâzır bir bahçedir. Saray ehliyle, tebâdan kimseleri buluşturabilen bir nevi “kamusal” alandır. Diğer yandan, o güzelim bahçe içindeki çınarlar ve envai çeşit çiçekli ağaçlarıyla cazibe merkezidir. Hele ki baharda, mis gibi kokulara, bir de laleler eşlik eder. “Ben bir ceviz ağacığıyım, Gülhane parkında” dediği gibi şairin, cevizin gölgesinde soluklanılan bir mekandır. Dedim ki kendi kendime… Tanzimat Fermanı da aslında bir “aşkın” ilânıdır. Yani ki, Osmanlı münevverinin (şimdi “aydın” diyorlar) Batı’daki “güzelliğe” âşık olması
    ,
    karşısında verdiği bir tavizdir.

    Şimdi önce biraz gezinelim on dokuzuncu yüzyıl Osmanlısı’nda. O mütereddit hâlden bir türlü sıyrılamayan münevverin, çağın romantik ortamından esinlenerek maceradan maceraya koşan çehresine bakalım. Namık Kemal’in Londra üzerine yazılarını hatırlayalım misal. Her bir köşesini o “medeni” şehrin, aşkla tasvir edişi boşuna değildir. Adetâ âşık olduğu kadını anlatmaktadır. Kelimeleri şehvetlidir. Tevfik Fikret’in, Promete olmaya heves edecek gençleri hevese getirme girişiminde böylesi bir “çapkınlık” yatar. Sanki, gerdek odasına girecek genç güveyin sırtını okşar gibidir (bu cümlede niye bu kadar “g” var ki?). Ali Suavi, hararetle savunur şu fikri: “Tamam Avrupa medeniyeti olanca güzelliği ile karşımızdadır da, bizim geçmişimizde de vardır bu!” Öyle konuşur ki, hayır bu süreç “fakir oğlanın, zengin kıza aşkı” değildir, denilebilir.

    Jön Türkler’in fikirleri daha bir ateşlidir. Genç Osmanlılar ne kadar “mütereddit” (tereddütlü), Jön Türkler o kadar emindir. Artık geri dönüş yoktur bu “sevda”dan. İmparatorluğun bu sürecinde yazılan
    ,


    romanları inceleyen Jale Parla, Berna Moran ve Nurdan Gürbilek gibilerinin ortak bir görüşü belirir: “Osmanlı aydını, kendisini yaşlı bir erkek gibi görürken, Avrupa’yı genç, nazenin bir kadın gibi kesmiştir akılları.” Öyledir ve Cemil Meriç’te de devam eder bu hâl. Yani yirminci yüzyılın başlarında da münevver adamlarımız, Batı’yı genç, güzel, diri bir “vücut” gibi görmekte beis görmez. Halbuki, Avrupa “erkeksi” bir modernite yaratmıştır. O kadar ki, Afrika ve Amerika’da gerçekleştirdiği faaliyetler için “penetration” kelimesi kullanılır yer yer. Bu kelime, cinsel birleşmede erkek tarafının eylemi olarak ifade edilir.

    Batı’yı kendine denk bir “erkek” gören romanlardan birisi, Orhan Pamuk’un Beyaz Kale’si. Ondan önce bu histen vazgeçen adam Ahmet Hamdi Tanpınar’dır yer yer. Yusuf Atılgan’da bile o “erkeksi” duruşa karşılık özenilenin “kadınsı” karakteri devam eder. Erken Cumhuriyet romanları, Yakup Kadri’de mesela, Anadolu’yu kadınsılaştırmıştır. Avrupa’nın Afrika ve Amerika’da yaptığı “modernite projesi” için kendine Anadolu’yu hedef seçmiştir. Yaban’da, karakterimiz gözüne Emine isminde köylü bir kadını kestirir. Fakat Emine ona yâr olmaz. Artık Misak-ı Millî sınırları vardır ve Batı’yı fethe çıkan romantiklerin yerini, Anadolu’yu “dönüştürmeye and içen” romantikler almıştır.

    Gelelim Tanzimat Fermanı’na… Aşkın birinci kuralıdır: Seven, sevdiğinin sevdiği şeyi sever
    ,

    . İkinci kural: Âşık, mâşuk’un hâline bürünür. Ve Tanzimat Fermanı: “Sevdik ve icap ederse öderiz bedelini” demenin bir başka türlüsüdür. Anayasa mı istiyorsun sevgilim benden, azınlık hakları mıdır istediğin… Buyur kalbimden gelerek, aşkla imzalıyorum bu fermanı! Senin gibi olabilmem için ne istiyorsan yaparım, sevgili! Senin istediğin gibi… Fakat başta da denildiği gibi, Osmanlı “yaşlı” bir çapkındır. Avrupa ise genç ve güzel bir kadın. Başını döndürür münevverin. Bu ferman o nedenle “aceleye gelmiş” bir aşk ilanıdır. O kadar ki, son çaresidir yaşlı adamın. Şehvetine gem vurmaya yanaşmayıp, rezil olmak pahasına atar adımını.

    Bu aşk mektubunun sonucunda kavuşabildi mi peki bizim çapkın, sevdiğine? Orası muamma. Hâlen tartışılan, edebiyatı yapılan bir “Batılılaşma” maceramız olduğunu düşünürsek, yaşlı adamımızın yolu başka yerlere düşmüştür. Öyle bir içine kapanmıştır ki belki de, dışarıda kendine güvensizliği nedeniyle “sünepe” bir tip
    ,

    olan, fakat evde ailesine “eziyet” eden bir hâle bürünmüştür. Yazının başından bu yana kurduğum “aşk/siyaset” analojisinin neticesinde, tırnak içindeki ifadeleri darbeler tarihine havale etmek istedim







  2. Acil

    Tanzimat Fermanı buruk bir aşk mektubudur isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder