+ Yorum Gönder
Türk Dili ve Kullanımı ve Türkçe Dersi Forumunda Türkçenin Tarihi Dönemleri ilgili bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Türkçenin Tarihi Dönemleri ilgili bilgi








    Türkçenin Tarihi Dönemleri hakkında bilgi

    turkcenin-tarihi.gif

    Dil tarihi uzmanları, Türk dilinin tarihî gelişimini dönemlere ayırırken metinlerle takip edilen dönemden öncesi için birbirinden az çok farklı ayrımlar ve adlandırmalar yaparlar. Bu farklılıkları bir kenara bırakarak Türk dilinin tarihî dönemlerini şöyle özetleyebiliriz:

    1. Altay Dil Birliği Dönemi: Türkçenin Altay dillerinden (Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Korece, Japonca) henüz ayrılmadığı karanlık bir dönem olarak değerlendirilir.


    2. En Eski Türkçe Dönemi: Türkçe’nin bağımsız bir dil olarak ana Altayca’dan ayrıldığı dönem olarak kabul edilmektedir.

    3. İlk Türkçe Dönemi: Hun, Avar, Hazar, Bulgar dillerinin Türkçe’den henüz ayrılmadığı dönem olarak gösterilir.

    Türkçe’nin karanlık çağlarına ait dönemleri ana hatlarıyla bu şekildedir. Bundan sonraki dönemlere ait metinler, yazılı kaynaklar olduğu için dilimizin tarihî gelişimi sağlıklı bir şekilde izlenebilmektedir. Türkçe’nin metinlerle takip edilebilen bu dönemleri sırasıyla şöyledir:

    1. Eski Türkçe Dönemi (6.–13. yüzyıllar arası)

    Türkçe’nin belgelerle takip edilen ilk dönemi olup 13. yüzyıla kadar olan zamanı içine alır. Türkçe’nin bütün dönemleri hesaba katıldığında hem ses ve biçim bilgisi hem de söz varlığı bakımından en saf ve duru dönemidir. Dilin gramer özelliklerini, tarihî gelişimini tespit için düzenli ve bol metinlerin olduğu bu dönemde bütün Türkler, Türkçenin bu ilk yazı dilini kullanmışlardır. Eski Türkçe dönemine ait metinler; Köktürk, Uygur ve Karahanlı metinleri olarak üç grupta toplanır:

    a) Köktürk Metinleri

    Köktürklerin kendi icadı olan Köktürk alfabesiyle taşlar (bengü taşlar*) üzerine yazılan metinlerdir. Bir kısmı çeşitli albüm ve dergilerde tanıtılan, bir kısmı ise henüz yayınlanmamış irili ufaklı bu metinlerin sayısı 250’den fazladır.


    Bunlardan “Çoyrın bengü taşının 687-692 yılları arasında dikildiği tahmin edilmektedir. Eğer bu tahmin doğruysa, altı satırlık bu taş, Türkçe yazılmış olan ve Köktürk harflerinin kullanılmış bulunduğu ilk metin olmaktadır.


    İleri bir tarihte belki yeni malzemeler ortaya çıkabilir. Ancak bugün itibariyle bu döneme ait en önemli belgeler hiç şüphesiz Köktürk Yazıtlarıdır.

    b) Uygur Metinleri

    Köktürk devleti yıkıldıktan sonra tarih sahnesinde Uygurları görürüz. Yeni bir din arayışıyla Budizm’i benimseyen Uygurlar, Uygur yazısı ve Mani, Brahmi yazılarıyla taş ve kâğıt üzerine yazılmış çeşitli metinlerle kütük basması eserler bırakmışlardır.


    • Sekiz Yükmek (Sekiz Yığın): Çince’den çevrilen Sekiz Yükmek’te Burkancılığa ait dinî-ahlâkî inanışlar ve bazı pratik bilgiler vardır.

    • Altun Yaruk (Altın Işık): Sıngku Seli Tutung tarafından Çinceden Uygurcaya çevrilen en hacimli sudurdur.* Burkancılığın temellerini, felsefesini ve Buda’nın menkıbelerini içerir.

    • Irk Bitig (Fal Kitabı): Köktürk yazısıyla yazılmış bir fal kitabıdır. Her biri ayrı fal olarak yazılan 65 paragraftan oluşur. Çeşitli inanışlar ve masal unsurlarının bulunduğu kitapta günlük dile ait pek çok kelime de vardır.

    • Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi (İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü Düşünceli Şehzade): Burkancılığa ait bir menkıbenin hikâyesidir:

    c) Karahanlı Metinleri

    Eski Türkçe’nin Karahanlı dönemine ait başlıca eserleri şunlardır:

    • Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi): Yusuf Has Hâcib, 1069-1070 yılında 6645 beyit olarak yazdığı bu eserinde devlet, adalet, insan ve aklı temsil eden dört sembolik kişiyi birbirleriyle konuşturarak insanlara iki cihanda mesut olmanın yolunu göstermiştir.

    • Dîvânü Lûgati’t-Türk: Araplara Türkçe’yi öğretmek ve Türk dilinin üstünlüğünü göstermek amacıyla Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072’de yazılmaya başlanan ve 1077 yılında halife Ebü’l Kasım Abdullah’a sunulan bu eser, ansiklopedik bir Türk dili sözlüğüdür.

    • Atabetü’l-Hakayık (Gerçeklerin Eşiği): Dinî ve tasavvufî konuların anlatıldığı bu eserin Edib Ahmet tarafından 12. yüzyılın başlarında yazıldığı tahmin edilmektedir.

    • Divân-ı Hikmet: Hoca Ahmet Yesevî’nin şiirlerine hikmet, bu şiirlerin toplandığı defterlere Divân-ı Hikmet denmektedir.

    2. Orta Türkçe Dönemi (13.–15. yüzyıllar arası)

    Eski Türkçe’yle yeni Türkçe’yi birbirine bağlayan geçiş dönemidir. Bu dönemde bütün Orta Asya’da kullanılan Türkçe’ye, Ortak Türkçe, Müşterek Orta Asya Türkçesi adları da verilmiştir. “

    Görülüyor ki, Harezm bölgesinde kurulup gelişmiş olan Harezm Türkçesi, XIII. yüzyıla kadar biribirinin devamı niteliğinde tek kol hâlinde ilerleyen Türk yazı dilinin Çağatay, Oğuz ve Kıpçak temelinde yeni dallanmalarına kaynaklık etmiştir.


    Türk dili ve Türk kültüründe önemli değişmelerin olduğu bu dönem, Harezm Türkçesi ile temsil edilir.

    Karahanlı Türkçesi’nden Çağatay Türkçesi’ne geçiş olarak değerlendirilen bu dönemde, dil tarihi bakımından önemli eserler yazılmıştır.

    Harezm Türkçesi’nin yadigârları:

    • Mukaddimetü’l – Edeb: Dîvânü Lûgati’t-Türk’ten sonra Orta Türkçe döneminin en zengin söz varlığına sahip bu eser, Zemahşerî tarafından 1127-1144 yılları arasında pratik bir sözlük tertibinde yazılarak Harizmşah Atsız’a sunulmuştur.

    • Kısasü’l – Enbiyâ: Rabguzî tarafından bir yılda yazılarak 710 (1310)’da Emir Nasrüddin Tok Buğa’ya sunulan bu eserde; Kur’anıkerim’de adı geçen peygamberlere ait kıssaların yanı sıra Hz. Muhammed, dört halife, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e ait menkıbeler de vardır.

    • Muînü’l – Mürid: Arapça bilmeyen Türkmenlere İslâm fıkhını ve tasavvufu öğretmek amacıyla İslâm mahlaslı bir şair tarafından 1313 yılında yazılan 900 beyitlik manzum bir eserdir.

    • Muhabbetnâme: 1353’te Harezmî tarafından yazılan manzum bir eser¬dir.

    • Nehcü’l – Ferâdis: Kerderli Mahmut tarafından 1358’de yazılmış, kırk hadis tercümesi niteliğinde dinî, ahlâkî bir eserdir. Sade bir dille kaleme alınan bu eser, Harezm Türkçesinin nesir alanındaki güzel örneklerinden biridir.

    Anonim Kur’an Tefsiri bu döneme ait diğer bir eserdir.

    Kıpçak Türkçesi’nin yadigârları:

    • Kodeks Kumanikus (Codex Cumanicus): İtalyan tüccarlar ve Alman rahipler tarafından derlendiği tahmin edilen, Hristiyanlığa ait ilâhileri, bilmeceleri Türkçe – Almanca – Lâtince – Farsça sözlük parçalarını içine alan ve anonim bir eser olan Kodeks Kumanikus, Kıpçakça için olduğu kadar Türk dili tarihi için de önemli bir kaynaktır. Eserdeki 1303 tarihi eserin yazılış tarihi mi yoksa istinsah tarihi mi olduğu bilinmemektedir.

    • Tercümanü Türkî ve Arabî: Konyalı Halil b. Muhammed b. Yusuf tarafından 1245’te Mısır’da yazılmış veya istinsah edilmiş bir lügat – gramerdir. Mısır’da yazılan Kıpçakça eserler içinde –şimdilik- tarihi bilinenlerin en eskisidir.

    • Kitâbü’l-İdrâk li Lisânü’l-Etrâk: Türkçenin bilinen ilk grameridir. Esirü’d-din Ebû-Hayyan tarafından 1312’de yazılmıştır.

    • Husrev ü Şirin: Nizamî’nin aynı adlı eserinin Türk edebiyatındaki ilk tercümesidir. 1341’de Kutb tarafından yazılmıştır. Kıpçak Türkçesinin temel kaynaklarından biridir.

    • Gülistan Tercümesi: Sadî’nin Gülistan adlı Farsça eserinden Saraylı Seyf’in yaptığı tercümedir.

    • Et-Tuhfetü’z-Zekiyye fi’l-Lûgati’t-Türkiyye: Yazılış tarihi kesin belli olmayan Kıpçak gramerlerinden biridir.

    • El-Kavaninü’l-Külliye li Zabti’l-Lûgati’t-Türkiyye: Kıpçakçanın önemli gramerlerinden olan bu eserin de yazarı bilinmemektedir.

    3. Yeni Türkçe Dönemi (15.–20. yüzyıllar arası)

    Orta Türkçe dönemindeki Türk lehçelerinin, edebiyatlarının gelişerek devam ettiği dönemdir. Bu dönemi, dil bilgisi yapısı bakımından belli farklılıklar olmakla birlikte Orta Türkçe Dönemi’nden kesin çizgilerle ayırmak pek mümkün değildir.


    Milâttan önceki yüzyıllarda Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa içlerine kadar uzanan Türk göçleri, milâttan sonraki yüzyıllarda da devam ederek 15. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu göçlerle birlikte birtakım siyasî gelişmeler de yaşanmış, yeni kültür merkezleri kurulmaya başlamış, Türk yazı dilinde dallanmalar ortaya çıkmış, Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi denen lehçeler grubu teşekkül etmiştir.

    4. Modern Türkçe Dönemi

    20. yüzyıldan itibaren bugünü de içine alan bütün Türk bölgelerinde devam eden Türkçe’dir. Geçmişte olduğu gibi bugün de çok geniş bir alanda oldukça hareketli bir görünüm arz eden Türkçe, günümüzde yirmiye yakın yazı diliyle varlığını devam ettirmektedir.







  2. Zeyneb
    Bayan Üye





    Harezm Türkçesi nedir

    Harezm Türkçesi, Karahanlı Türkçesi ile Çağatay Türkçesi arasındaki dönemi kapsayan; bu dönem içerisinde kullanılan dile verilen isimdir. Bu dönemde karşımıza çıkan en önemli değişiklik _eli ekinde görülmektedir. Bu değişiklik daha çok Türkçe kelimelerin ilk hecesinde gözlemlenir. Bu dönemde tıpkı kendisinden evvelki dönemde olduğu gibi oldukça önemli eserler verilmiştir. Bunlara örnek verecek olursak; Kısasü’l Enbiya Nehcü’l Feradis Mukaddimetü’l Edep Cümcümename Muhabbetname Harezm Bölgesine yerleşen Oğuz, Kıpçak ve diğer Türk boylarının ağızlarından alınan unsurlarla, Harezm Türkçesinin özellikle kelime haznesi bakımından kazandığı farklı yapı bu dönemin en önemli dil özelliğini teşkil eder. Bu döneme Harezm Türkçesi denmesinin en önemli sebebi Ali Şir Nevai’nin Mecali’sü’n – Nefais (Türkçe ilk tezkire) adlı eserinde ”Harezmice Türki tili birle…” ifadesini kullanmasıyla başlar. Harezm Bölgesi Doğu’daki Kaşgar’ın yanı sıra ikinci bir edebi merkez olarak karşımıza çıkmaktadır. Harezm Bölgesi Altınorda döneminde de önemini muhafaza eder. Moğollar’ın istilasından sonra bölge Altınorda’ya bağlanır. Bu nedenle 13. yüzyıl sonlarında Harezm’de gelişen kültür faaliyetleri 14. yüzyılda Altınorda’nın başkenti Saray ve Kırım’da da görülür. Bu sayede Harezm’den pek çok şair, yazar ve bilgin Altınorda Bölgesine göç etmiş ve bölgedeki yazı dilinin Harezm Türkçesi olmasını sağlamıştır.

    Ünlü dil araştırmacısı Samoyleviç Altınorda edebi dilinin gelişmesinde Harezm’in rehberlik edici bir rol oynadığını söyler. 14. yüzyılda Altınorda’nın başkenti Saray ve Kırım’da Harezm Türkçesi ile edebi eserler meydana getirilir. Böylece Altınorda sahasında da mahalli şive ile Harezm Türkçesi ile birlikte kullanılmıştır. Geniş bir sahada kullanılan bu edebi dil, birlik sağlamamış; eski ve yeni şekiller yerli ağız özellikleri ile karışmıştır. Bu dönem Timurlular devri ile sona ermiş ve yerini Çağatay Türkçesine bırakmıştır. Dönem hakkında çeşitli dil araştırmacılarının değişik görüşleri bulunmaktadır. Bunların en önemlileri arasında kabul edilen ise Mehmed Fuat Köprülü ve onun görüşüdür. Mehmet Fuad Köprülü; 14. yüzyılda Türkistan, Horasan ve Altınorda’da yazılmış olan hemen hemen bütün eserleri Çağatay Türkçesi dönemi içerisine almaktadır. Ona göre eserlerde lehçe farklılıkları bulunmaktadır. Ancak bu dönem İlk Çağatay Devri içerisinde değerlendirilmelidi





+ Yorum Gönder


türk dilinin tarihi gelişimi,  türkçenin tarihi gelişimi