+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türklerde yaşam Forumunda Ahıska Türkleri Tarihi – Ahıska Türkleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mesport
    Moderators

    Ahıska Türkleri Tarihi – Ahıska Türkleri








    Ahıska Türkleri Tarihi

    Ahıska Türkleri






    Ahıska Türkleri farklı bir etnik grup ya da boy değildir, Anadolu Türklüğünün bir uzantısıdır. Bazı kaynaklarda Kıpçak olduklarına dair bilgiye de rastlanmaktadır.

    Ahıska Türkleri, günlük hayatta ana dilleri olan Türkçeyi kullanmaktadırlar. Konuştukları ağız, Kuzey Anadolu'da kullanılan Türkçeyle birebirdir. Ana dili Gürcüce ya da Rusça olan Ahıska Türkü yoktur!


    Ahıska Neresidir?

    Ahıska Gürcistan’ın Güney Batısında, Türkiye’nin Kuzey Doğusunda, Ardahan İlimize sınır teşkil eden dağlık bir bölgedir. Bu bölge Kuzeyde Borjoma, Güneyde Çıldır düzlüğüne, Doğuda Borçalı’ya, Batıda Acar topraklarına dayanır. Ahıska, Adigön, Aspinza, Ahılkelek ve Bagdanovka gibi önemli yerleşim birimleri ile; 220’den fazla köyün merkezi olan Ahıska şehrinin yüz ölçümü 6260 km2 büyüklüğündedir. Bu topraklar tarıma ve hayvancılığa çok elverişlidir. Bu bölge, Gürcistan’da; “Meskhet – Dahavacheti” olarak anılmaktadır. Orada yaşamış Türklere’de “Meskhet Türkleri” denilir. Ama, doğrusu; “Ahıska Türkleri”dir.


    Osmanlı'ya Katılması ve Sonrası

    9 Ağustos 1578 günü Çıldır Zaferi ile İran ordusunu bozguna uğratan Osmanlı kumandanı Lala Mustafa Paşa'ya 10 Ağustos günü son Ortodoks Atabek II. Keyhusrev'in oğulları Menuçehr (kendisi İslâm dinini kabul edip "Mustafa Paşa" adını almıştır.) ile Gorgora kardeşlerin itaatini bildirmesi ile Ahıska toprakları Osmanlı'ya bağlanmış oldu. Fetihten sonra Lala Mustafa Paşa merkezi Ahıska olan Çıldır Eyaleti'ni ilân etti. Bundan sonra yaklaşık 250 yıl boyunca Osmanlı'ya bağlı bir paşalık (Ahıska Paşalığı) / beylerbeylik (Çıldır Beylerbeyliği) olarak varlığını sürdürmüştür.

    1828 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Edirne Antlaşması (1829) ile doğuda sınırlar yeniden çizilmişti. Buna göre Kars, Bayazıt, Ardahan ve Erzurum Osmanlı'ya bırakılırken Ahıska/Çıldır Eyaleti'nin kuzey kısmı; Ahılkelek, Hırtıs, Azgur, Bedre, Çeçerek, Ahıska, Kobliyan adlı 7 sancak Ruslar'a terk ediliyordu. İşte Ahıska Türkleri'nin bitmeyen çilesi de böylece başlamış oluyordu.

    Ahıska'nın Ruslar'ın eline geçmesinden sonra âdeta geleceğe seslenen Şâir Gülâli şöyle demiştir:

    Ahıska bir gül idi gitti,
    Bir ehl-i dil idi gitti,
    Söyleyin Sultan Mahmud'a;
    İstanbul'un kilidi gitti.

    28 Ağustos 1828'de Ruslar, yüzkarası bir zaferle çoluk-çocuk 40 bin kişinin şehit düştüğü Ahıska'yı ele geçirmişti. (Bazı kaynaklarda geride kalan anaların, çocuklarını da alarak kendilerini yanan evlere attıkları belirtilir; ahlâk yoksunu, kalleş ve zalim Ruslar'ın eline düşmemek için. ) Bu tarihten sonra Ahıska halkının mücadelesi ve Osmanlı'nın girişimleri maalesef netice vermemiştir.

    Savaş ve Sürgünle Geçecek 200 Yıl

    Ruslar, asimilasyon politikası gereği Ahıska topraklarına 100.000'den fazla Hıristiyan Ermeni ve Gürcü'yü yerleştirdi. Etnik gruplar arasındaki çatışma 1. Dünya Savaşı ile iyice alevlendi. 1915 yılında Ardahan'ı da ele geçiren Ruslar bu topraklar üzerinde onbinlerce Türk'ü katletti. 1918 yılında Türk birliklerinin ilerleyişi ile biraz nefes alan ahali Osmanlı'ya müracaatta bulundu. Bunun üzerine 14 Temmuz 1918'de Kars, Ardahan ve Batum'da yapılan referandum (Katılan 87.048 kişiden 85.129'u Türkiye'ye bağlanmak istemiştir.) neticesinde her ne kadar Osmanlı'ya bağlanmışsa da bu topraklar, ardından Osmanlı'nın imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi ile tekrar düşman kuvvetlerine terk ediliyordu. 1921'de tekrar Türk ordusu tarafından ele geçirilen Ahıska, Batum ve Ahılkelek bu kez de 16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Antlaşması ile Ruslar'a bırakılmıştı. Böylece bu bölge Gürcistan'ın Tiflis vilayetine bağlandı.

    16 Mart 1921 yılında Ahıska'nın Sovyet topraklarına bağlanması ile Ahıskalılar için kara günler yeniden başladı. 1956 yılındaki verilere göre bu yerlerdeki Türk nüfusu 138.000 kadardır. Sovyet yönetimi, zorla Gürcistan sınırları içerisinde bıraktıkları Abhaz, Asetin (Oset) ve Acarlılara, Özerk Cumhuriyet kurma hakkı tanırken, Ahıska Türkleri yokmuş gibi farz edilerek, göz ardı edildiler. Bu yıllarda Ahıskalılar, okullarda önce Arap, sonra Latin ve daha sonra da Kiril alfabesi ile eğitim gördüler.

    Ahıska'da kolhozlar 1927 yılında kurulmaya başladı. 1921'den 1927'ye kadar bu geçen 6 yıllık süre içerisinde Ahıskalıların ileri gelenleri Sovyet yönetimi tarafından hapishanelere atıldı. 1930'lu yıllarda başlatılan baskı ve şiddet döneminde binlerce aydın ve din adamı "Kemalist ve Pantürkist" suçlaması ile evlerinden toplanarak cezaevlerine atıldılar. Bu insanlardan bir daha hiç bir haber alınamadı. Daha sonra Stalin'in de desteği ile Gürcü şovenizmi güçlenerek, Ahıska Türkleri’nin büyük bölümünün soyadlarını Gürcüce’ye çevirdiler. 1938 yılında Sovyet Anayasa'sının kabulünden sonra, Ahıskalılar kayıtlara Azerbaycan milleti, dilleri ise; Azerice olarak geçti. Fakat bu durumda, Rusların kendi amaçları ve politikaları açısından pek fayda getirmeyeceği anlaşılınca bundan da vazgeçilip, 1940'da Ahıskalıların resmi dili Gürcüce’ye çevrildi. Bu uygulamadan anlaşılan Ahıskalılar, bağlı bulundukları Türk kimliğinden tamamen koparılmak istenmiştir.

    Diğer taraftan bu yıllarda, İkinci Dünya harbinin patlak vermesi, bu harbe Rusya'nın dahil olmasıyla birlikte 1938-40 yıllarında Ahıska ve çevresine, Türkiye'ye mücavir sınırın korunması adı altında, on binlerce Sovyet askeri yerleştirildi. 1940 yılına kadar hiç askere alınmayan Ahıskalılar’dan birden bire 40 bin civarında kişi Alman cephesine sevk edildi. Askere sevk edilenlerin kız, gelin ve çocukları Borcom'a demiryolu inşaatında çalıştırdılar. 1944 yılında Borcom'dan Vale'ye döşenen 70 kilometrelik demiryolu yapımında binlerce Ahıska Türkü kötü koşullar sebebiyle hayatını kaybetti.








  2. Mesport
    Moderators





    Bitmeyen Sürgün Başlıyor

    13 Kasım 1944 yılında "Komünist İmecesi" uygulamasıyla yollar, köprüler v.s. gibi tesisler, daha başlarına geleceklerinden haberi olmayan halka tamir ettirildi. 14 Kasım 1944 günü, gece saat 12.00'de, daha önce sınıra takviye amacıyla yerleştirilmiş olan on binlerce Rus askeri, silahlarıyla Türklerin evlerine girdiler. Dört saat içerisinde kamyonlara doldurulan mazlum ve çaresiz Türk insanı demir yoluna getirildiler. Diğer taraftan bu sırada yüzlerce Ahıskalı aile ise, her türlü riski göze alarak, Rus askerleriyle çarpışarak, onlarca şehit verme pahasına Türkiye'ye geçmeyi başardı. Bu aileler halen Ağrı, Muş, Kırıkhan, İnegöl, Bursa, Ankara, İstanbul ve diğer yerleşim birimlerinde yaşamaktadırlar.

    Yüz bin civarındaki Ahıska Türkü, kara kış gününde yük vagonlarına 8-10 aile halinde koyunlar gibi doldurularak kapılar kilitleniyordu. Yer gök Allah-Allah haykırışlarıyla inliyor, ağlama, sızlama ve hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu. Halbuki bu yakarışları işitecek vicdana sahip kimse yoktu. Vagonlar Hazar Denizi'ne yaklaşmaya başlayınca, bu insanlar kendilerinin denize döküleceklerini sandılar. Bu olay karşısında Azerbaycan'ın o dönemdeki yöneticileri, Ahıskalıları Azerbaycan'da iskan etmek istediler. Ancak Stalin'in kararı kesindi. Azerbaycan yöneticilerini kurşuna dizmekle tehdit etti. Azerbaycan Türkleri’nin gayretleri de netice vermedi. Üç gün sonra vagonlar tekrar Urallar Bölgesi’ne hareket etmeye başladı. Ural Dağları’nın soğuk havası bir çok insanın hayatına mâl oldu. Onlara kefen ve mezar bile nasip olmadı. Kefenleri Sibirya'nın bembeyaz karıydı. Bir buçuk ay süren yolculuk sonunda bu talihsiz insanlar Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a dağıtıldılar.

    Ahıska Türkleri'nin neden sürgüne tabi tutuldukları tam 47 yıl gizli tutuldu. Gerekçe olarak bu 47 yıl boyunca ileri sürülen ise yalnızca tahmin edilen, varsayılan gerekçelerdi 1991 yılında sürgünle ilgili belgelerin önemli ölçüde yayınlanmasıyla konu açıklık kazandı. SSCB'nin Halk İçişleri Komiseri Gürcü asıllı Lavrentiy Beriya, savaş sebebiyle bütün yetkileri elinde toplayan Devlet Savunma Komitesi Başkanı Gürcü İ. V. Stalin'e gönderdiği teklif niteliğindeki mektubunda (24 Temmuz 1944) "Gürcistan SSC'nin Türkiye sınırlı bölgelerinde oturan Türk nüfusun önemli bir kısmı yıllardır Türkiye tarafındaki akrabalarıyla temas etmek suretiyle muhaceret eğilimi içerisinde olup, kaçakçılık yapmakta, Türk istihbarat organları için casus angaje etme kaynağı oluşturmakta ve eşkiyaya insan gücü temin etmektedir" diyerek, bu sebeple 16700 hanenin (86 bin kişilik nüfus, bazı kaynaklarda bu rakam 91 bin olarak ifade ediliyor, ayrıca 40 bin kişi de askerde) Ahıska bölgesinde Orta Asya'ya sürülmesini ve bunların yerine de Gürcistan'ın toprak sıkıntısı çekilen kazalarından 7000 Gürcü hanenin iskan edilmesini teklif ediyordu.

    İşte sürgünü yaşayanların anılarının özeti: "Gece Rus askerleri köyümüzün evlerini kontrol altına aldılar ve iki saat içinde toplanmamızı emrettiler. Sonra da silah zoruyla tren istasyonunda topladılar. 220’ye yakın Ahıska köyünün Türk ve Müslüman nüfusunun kırk-elli kişi bir hayvan vagonuna dolduruldu. Vagonlar hayvan vagonları olduğu için ısıtma sistemi yoktu. Tuvaletsiz, susuz, dışarıda -15, -20 derece soğukta, bir buçuk ay bir yolculuk yapıldı. Rus askerleri her istasyonda vagonları açarak: açlıktan, soğuktan ve hastalıktan ölenleri trenlerden dışarı atıyorlardı. Tren kapıları günde bir kez açılıyordu. Erkeklerin gözleri önünde utandıkları için tuvalet ihtiyaçlarını yapamayan kadınların idrar keseleri patlayarak ölenler vardı."




  3. Mesport
    Moderators
    Bir buçuk ay süren bu zorlu yolculuktan sonra, açlıktan, soğuktan, hastalıktan, 17 bini çocuk olmak üzere 30 binden fazla insan vefat etmiştir. Orta Asya Çöllerine Ocak ayında gelen Ahıskalılar zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Bu toprakların insanlarına, havasına, suyuna alışmak mecburiyetindeydiler. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan çöllerine yerleştirilen bu insanlar sıkı bir polis ve KGB rejimi altında adeta bir karantinaya alındılar. 1944-1956 yıllar arasında sıkı yönetim uygulandı. Belli sınırlar içinde yaşamak mecburiyetinde kaldılar, bir köyden diğer bir köye izinsiz gidemediler. Düğün yapmak, evlenmek, yakın akrabaları ziyaret etmek için özel izin alınması gerekiyordu. Yüksek eğitim alma, seçme ve seçilme hakları yoktu. Ne yazık ki; bütün bu insanlık dramını dünya kamuoyu bilmiyordu. Bu insanlık ayıbı tam 12 yıl sürdü. (1944-1956) yılları arasında devam etti. Stalin’in ölümünden sonra sıkı yönetim kaldırıldı. Ama Ahıskalılar Ahıska’ya dönemediler. Ellerinden alınmış mal ve mülkleri verilmedi, hatta turist olarak Ahıska topraklarını ziyaret etmeleri yasaklandı. Bunun başlıca sebepleri Ahıska’nın Türk sınırında bulunması ve 1944’ten sonra boş kalmış Türk köylerine Ermenilerin yerleştirilmiş olmasıydı. Bir Türk toplumunun Türkiye sınır bölgesinde bulunması Rusya açısından sakıncalı olarak görülmüştü.

    Ahıska Türkleri’nin sürgünündeki Ermeni faktörünü de unutmamalıyız. 1915 Türk-Rus Savaşı’nda Ermeniler Türklere ihanet ettikten sonra, artık Türk topraklarında kalamayacaklarının farkına vardılar. Rus Ordusu’nun arkasına takılarak Anadolu topraklarını terk ettiler ve Kafkasya’ya yerleştiler. Ahıskalılar Ahıska’dan sürülünce de boş kalan köylere Ermeniler yerleştirildiler. İngiliz yazarı Robert Conguest; “120 bin kişilik bir Türk nüfusu yurtlarından sürülüyor ve bu olay 1969 yılına kadar Batı dünyasında duyulmuyor. Koca bir halk yurtlarından sürülüp binlerce km uzaklıkta sıkı bir polis rejimi altında yaşamaya mahkum ediliyor ve dünyanın bu soykırımdan haberi olmuyor” diye yazıyor.

    Bir buçuk ay süren bu yolculuk sonucu 1944 yılının soğuk kışında Ahıska Türkleri Orta Asya’ya ulaştılar. Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın çöl arazilerine dağıtıldılar. Yerli halk Ahıskalıları hiç de iyi karşılamadılar. KGB yerli halk arasında iyi çalışmıştı ki; Ahıskalıları düşman gibi karşıladılar. “Siz insan yiyormuşsunuz, Almanlar ile iş birliği yapıyormuşsunuz” diye yalan suçlamalarda bulunmuşlar. Ahıskalılar bu çöl dediğimiz arazileri güzelleştirmeye başladılar. Çalışkanlıkları, dürüstlükleri ile çok kısa bir zamanda yerli halktan daha iyi yaşamaya başladılar. Baskı ve zulümlere rağmen Türklüklerini, dinlerini, örf ve geleneklerini hep korumaya çalıştılar. Yerli halk Ahıskalılara; “Göçmen, Kafkas” diyenlere karşı kendilerinin “Türk” olduklarını ispat etmeye çalıştılar. Bu nedenledir ki; kimliklerine “Türk” diye yazdırıyorlardı. Merkez Komitesi; Azeri, Özbek, Gürcü, Rus yazmak istemelerine rağmen Ahıskalılar; “Hayır ben Türk’üm ve asla milliyetimden vazgeçmem” diye direniyorlardı. Ahıskalılar hariç eski SSCB de “Türk” diye resmen kabul edilen başka millet olmamıştır.

    Özbekistan Fergana Olayları - Yine Sürgün, Yine Göç

    Ahıska Türkleri Orta Asya ve Kazakistan'ın kendilerine hiçbir zaman vatan olmayacağının farkındaydılar. Bundan dolayıda kendi anavatanlarına Ahıskaya veya Türkiye'ye dönme mücadelesi veriyorlardı. Gürcistan buna hep direniyordu. Türklerin Ahıskaya yerleşmesine karşıydı. 45 Sene sürgün hayatı böyle geçti.1989 Sovyetler Birliği'nin son dönemlerinde Sovyet Rejimi'nin çökmesi sırasında Sovyetler Birliğini oluşturan Cumhuriyetler bağımsız bir Devlet olmak istiyorlardı. İlk Cumhuriyetlerden birisi de Gürcistan’dı. Ahıskalılar’ın Ahıska Topraklarına yerleşmesine sıcak bakmayan Moskova Ahıska Türklerinin meselesini Gürcistan'a baskı yapmak için alet olarak kullanmaya başladı. Moskova'nın ve KGB'nin bu ince hesapları Ermenilerin de işine yaradı. Özbekistan'da çoğu Fergana Vilayeti’nde oturan Ahıska Türkleri arasında Ahıskaya dönme faaliyetleri güçlenmiştir. Son zamanlar 1986-89 Özbekistan'daki pamuk yetiştirmedeki yolsuzlukları hakkında soruşturma yapmak için Moskova'dan gelen Ermeni asıllı savcı Gıdilyan- İvanov, binlerce Özbek asıllı insanları tutuklayıp ceza evlerine gönderdiler. Bu gelişmeler Özbekistan'daki toplum içinde azınlıklara karşı özellikle Ruslara ve Ermenilere karşı ayaklanmaya başladılar. Tabi ki KGB durumu kontrol ediyordu ve gelişmelerden haberdardı. 9 Nisan 1989 da Tiflis ayaklanmasında Gürcü Milleti Rus ordusuna karşı isyan etti ve çatışmalar çıktı. Kızılordu, Sivil topluma karşı silah kullandı onlarca insan öldürüldü. Bu olayları örtbas etmek için Sovyetler Birliği’nin son Cumhurbaşkanı Gorbaçov Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov ve KGB bir senaryo yazdılar ve uygulamaya başladılar.

    1) Gürcistan Devletini zor durumda bırakmak için Ahıska Türklerini kullanmak,
    2) Özbekistan'daki pamuk tarımındaki yapılan yolsuzlukları ortadan kaldırmak,
    3) Özbekistan'daki azınlıklara karşı isyancı olan ve devleti suçlayan," BİRLİK" oluşumunu yok etmek,
    4) Özbeklerin Rus düşmanlığını Ahıska Türkleri üzerine yönlendirmek, böylelikle iki Türk insanını birbirine düşman etmek.

    Bu yazılan senaryo 1 Mayıs 1989'da uygulanmaya başlandı. KGB’nin gizli çalışmaları sonucu Özbekler ile Ahıska Türkleri arasında çok kısa bir zamanda düşmanlık başladı. 45 Sene dostça, akrabaca yaşayan bu iki toplum arasındaki olumsuz gelişmeler Özbekleri ve Türkleri hayretler içinde bıraktı, her yerden Ahıskalılar tehdit edilmeye başlandılar, işten çıkarıldılar, sevilmeyen bir toplum haline geldiler. Alışveriş merkezlerinde, halkın yoğun olduğu yerlerde, Ahıska Türkleri’nin Özbek çocuklarına, kadınlarına yaptığı işkencelerin tablolarını ve “Türklere ölüm” pankartlarını asmaya başladılar. (Böyle bir şeyin Ahıskalıların yapacağına Özbek halkı inanmıyordu ama KGB bu konuda çok ısrarlıydı eğitimsiz, cahil insanlara bunu anlatmaya devam ediyordu.) Ahıskalılara artık süre veriliyordu Özbekistan'ı terk edeceksiniz diye Haziran 1989'da Ahıska Türkleri’nin yoğun olduğu Fergana Bölgesi’nde 14-20 yaşındaki gençlere uyuşturucu, bol miktarda alkol verildi, Ahıskalılar’ın evlerine kırmızı işaret konuldu. Bu evlerin yakılmasını emredildi, karşılık verenlerin öldürülmesi istendi. Fergana olayları böylelikle başlamış oldu ve çok hızlı şekilde diğer bölgelere sıçradı.

    Binden fazla evin yakılıp yıkılması, 300'den fazla günahsız insanın ölümü, binlerce kadına, çocuğa ve yaşlıya yapılan işkenceler ile sonuçlanan bu dehşet verici olaylar Fergana Bölgesi’ndeki 20 bine, Özbekistan'da 100 bine yakın insanın sürgünü ile sonuçlandı. Canlarını kurtaran Ahıskalılar kendilerine bir yuva, bir ev edinmek için Özbekistan'ı terk etmek zorunda kaldılar. Merkezi Moskova'da olan basın ve haber kaynakları Rus askerlerini Ahıska Türkleri’nin kurtarıcısı olarak gösterdiler. Sanki Kızılordu olmasaydı, Ahıskalılar öldürülecekti. Böylelikle KGB tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmış! oldu. Askeri uçaklar ile Rusya'nın Kursk, Belgorod, Tula, Smolensk vilayetlerine 70-80 Rus ailesi içine 3-5 Türk ailesi yerleştirildi. Rusya Devleti'nin özellikle bu beş vilayeti seçmesi, önceden hazırlanmıştı. Yerli halkın siz geçen sene gelecektiniz, neden böyle geç kaldınız demeleri, senaryonun eskiden yazıldığını ortaya koydu. Olayları KGB'nin çok uzun süredir hazırladığı ve başarı ile sonuçlandığı gösteriyordu. Son olarak Ocak 1990'da Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te Ahıska Türklerine yapılan saldırılar ve 100’e yakın evin yakılması Özbekistan Devleti'nin; “Biz sizlere güvence veremiyoruz, Özbekistan'ı terk edin” demesi, Özbek Devletinin de bu senaryo içinde olduğunu gösteriyor.


    Ahıska'nın Sesi




+ Yorum Gönder