+ Yorum Gönder
Türk Tarihi ve Türklerde yaşam Forumunda Kirim tatarlari türk müdür Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Kirim tatarlari türk müdür








    Kirim tatarlari türk müdür

    Kırım tatarlari türk müdür1.jpg


    Kırım Tatar millî kurtuluş hareketinin tarihi, Kırım Tatarların devleti olan Kırım Hanlığı'nın Nisan 1783'de ortadan kaldırılarak topraklarının Rusya İmparatorluğu'na ilhak edilmesiyle başlar. Bu hareket, sadece dramatik olaylarla değil halkın değişen hayat şartlarına bağlı olarak sürekli değişen mücadele şekilleri ve metotlarıyla sürdürülegelmiştir.
    Kırım'ın Rusya askerleri tarafından işgalini müteakip ilk yıllar içinde Kırım Tatarları ülkelerini silâhlı mücadele yoluyla kurtarmaya çalıştılar. Ne var ki, Kırım halkı 1768-1774 Rus-Türk Savaşı boyunca çok zayıf düşmüş ve yıkıntıya uğramıştı. Hiç de uzak görüşlü olmayan bir politikayla Rusya taraftarı bir çizgi izleyen son Han Şahin Geray'ın ve II. Yekaterina'nın vermeyi vaadettiği zadegân ünvanlarına kanan onun saray çevresinin ihanetiyle de karşılaşılmıştı. Bu sebeplerden, Kırımlıların sömürgecilere başarıyla karşı koyabilecek güçleri kalmamıştı.
    Zâten o ana kadar kendisinden daha zayıf komşularından büyük ölçüde topraklar ilhak etmeyi başarmış olan Rusya esareti altına aldığı ve topraklarını kolonileştirdiği halkların direnişlerini bastırma yönünde büyük bir tecrübeye sahipti. Böylelikle, (içlerinde en büyükleri Kezlev ve Bahçesaray'dakiler olmak üzere) Kırım Tatarları tarafından birbiri ardına kalkışılan bir kaç ayaklanma da şiddetle bastırılmıştır. Aralarında tamamen barışçı insanların da bulunduğu on binlerce kişi yaşına yahut cinsiyetine bakılmaksızın Rus ordusu tarafından sırf sindirme maksadıyla yok edildi. Potansiyel olarak sömürgecilere karşı hareketleri teşkilatlandırabileceği ve bunların başına geçebileceği düşünülen halk nezdinde en itibarlı, mümtaz şahsiyetler bilhassa ortadan kaldırıldılar. Bu şekilde, 1783'in Nisan ayının sonlarında, II. Yekaterina'nın Kırım'ın Rusya'ya ilhak edildiğine dair manifestosunun ilânını takip eden günler içerisinde Karasubazar'da bir kaç bin âlim, asker ve din adamı kılıçtan geçirildi.
    Kırım'daki hâkimiyetini sürdürmek isteyen Rusya Kazan ve Hacıtarhan (Astrahan) Hanlıkları'nı istilâsını müteakip uygulamış olduğu metotları çok daha sert ve sistematik bir tarzda tekrarladı. Bunun açık sebepleri vardı: Bir kere, Kırım yarımadasının tabiî şartları ve coğrafî mevkii Rusya için bütün evvelce ilhak ettiği topraklarla mukayese edilemez derecede büyük önem taşımaktaydı. Dahası, Rusya'nın İstanbul'u ele geçirme ve Akdeniz'e bir çıkış temin etme yönündeki müteakip yayılmacılık plânları için de Kırım'a sahip olmak şarttı.

    Rusya İmparatorluğu'nun idarecileri serbest Kırımlıların itaatkâr Rusya tebaları olacaklarına ve serflik şartlarına çabucak boyun eğeceklerine inanmıyorlardı. Bu yüzden, Rusya'nın Kırım'daki temel stratejisi mümkün olan en çabuk tarzda buranın yerli halkını oradan çıkartarak, yerine Rusya'nın iç vilâyetlerinden getirilecek insanları yerleştirmek doğrultusundaydı. Nitekim, bu gayenin hayata geçirilebilmesi için zengin tecrübelere dayanan evvelce tatbik edilmiş metotlara müracaat edildi: Suçsuz halk şiddete ve sistematik soygunlara maruz bırakıldı, en bereketli topraklar Çarlık erkânı tarafından gasp edildi ve Kırım Tatarları ziraat açısından uygun olmayan arazilere sürülerek hayatlarını idame imkânlarından mahrum bırakıldılar. Dahası, gayet mümin insanlar olan Kırım Tatarlarının son derece hassas oldukları dinî varlıkları kabaca tahkir edildi. Bu arada, Müslüman din adamları kisvesindeki özel yetiştirilmiş ajanlardan da faydalanıldı. Bu gibileri güyâ Osmanlı Padişahı'nın Kırım Tatarlarını dindaşları Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarına göç etmeye çağırdığı sahte fermanlar dağıtıyorlardı.
    Böylece, uzun yıllar boyunca devam edecek olan kitle göçleri başladı. Rusya'nın Kırım Tatarlarına yönelik siyasetinin sertleşmesine yahut liberalleşmesine bağlı olarak, bu hicret süreci bazı dönemlerde hız kazanıyor, bazen de yavaşlıyordu. Muhaceret olgusu en yüksek derecesine 1853-1856 Kırım Savaşı'nı müteakip ulaştı. Bu dönemde Rusya idaresi savaştaki küçük düşürücü mağlubiyetini Kırım Tatarlarının "ihanetine" bağlama gayretine girerek, onlara karşı baskılarını şiddetle arttırdı.
    Neticede, bazı hesaplamalara göre Kırım Hanlığı devrinde nüfusu yaklaşık iki milyon olan Kırım Tatar halkının sayısı 1897'de 186.000'e düşecekti. Bu rakam Kırım'ın toplam nüfusunun ancak % 34'üne tekabül etmekteydi.
    Kırım'ın istilâsının en başından itibaren sömürgeciler Kırım Tatar halkının maddî ve manevî kültürünü yok etmeye girişmişlerdir. Kırım'daki Rus hâkimiyetinin daha ilk yıllarında yüzlerce mektep ve medrese ortadan kaldırıldı. 800'ü aşkın cami yerle bir edildi yahut kışla veya kiliseye çevrildi. 1833'de bütün Kırım boyunca Müslümanlara ait kitaplar toplanarak yakıldı ki, bunlar arasında eşi bulunmayan nadir kitaplar da bulunuyordu. Kırım Tatar millî hareketi bu ilk devrinde tamamen mağlûp olmuştu.
    Bu hareketin Kırım'ın Rusya tarafından işgalinden tam yüz yıl sonra başlayan ikinci devri ise bütünüyle başka bir karakter taşır. Hareketin bu ikinci etabının kurucusu ve hiç tartışmasız lideri sadece Kırım'da değil, bütün Rusya İmparatorluğu'nda çok iyi tanınan büyük edebiyatçı ve yayıncı İsmail Bey Gaspıralı'ydı. Gaspıralı Kırım'ın toprak olarak istiklâlini kazanması hedefine yönelmiş değildi; zira böyle bir hedef mevcut şartlar altında gerçekçilikten tamamen uzak ve ufuksuzdu. Bunun yerine, www.alasayvan.net Gaspıralı, Kırım Tatarlarının ve Rusya İmparatorluğu'ndaki diğer Müslüman halkların maarif sistemlerinin radikal bir şekilde ıslah edilmesini, sömürge halklarının, öncelikle de daha gerçekçi şekliyle dil ve din bağlarıyla birbirlerine bağlı bulunan Türk halklarının birleşmelerini ve kültürel açıdan bir yeniden doğuş sürecine girmelerini amaçlıyordu. Gaspıralı, Müslüman halklar arasında hayatın bütün sahaları için yüksek kalitede kadroların hazırlanması, onların imparatorluğun ekonomik, kültürel ve siyasî hayatına cezbedilmeleri ve nihaî tahlilde totaliter Ortodoks-monarşist Rusya İmparatorluğu'nun bütün halkların hukukunun ve şu cümleden kendi kaderlerini tayin www.alasayvan.net haklarının tanınacağı demokratik bir yapıya dönüşmesini öngörmekteydi. Bu fikirler Gaspıralı tarafından 1883'de Bahçesaray'da çıkarılmaya başlanan ve onun hayatının sonuna (1914'e) kadar editörlüğünü yaptığı, 20 yıl boyunca Rusya İmparatorluğu'ndaki yegâne Müslüman gazetesi olma özelliğini koruyan Tercüman ve yine onun tarafından teşkil ve ıslah edilen yüzlerce usûl-i cedid (yeni usûl) mekteplerinde yaygın bir şekilde propaganda edilmekteydi.
    Tercüman gazetesi ve onun yayıncısı etrafında imparatorluğun Müslüman halklarının yeni ortaya çıkmakta olan intelligentsiyasının en iyi unsurları toplanmıştı. Bunlar 1917 Şubat İhtilâli'ni müteakip kendi halklarının millî kurtuluş hareketlerinin başlarına geçecekler, ancak bilâhare, Stalin diktatörlüğü yıllarında tamamen yok edileceklerdi.







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    İsmail Bey Gaspıralı'nın insanî idealleri Batı'nın entellektüel çevrelerinin de dikkatini çekmiştir. Onun fikirlerine bu çevrelerin duyduğu ilgi ve sempatinin en önemli bir delili, bir grup Batılı âlimin onu Nobel mükâfatına aday göstermeleridir. Ne var ki, fikirleri sadece Rusya'nın değil o devrin diğer kudretli büyük devletlerinin, bu meyanda hâkimiyeti altında çok sayıda Müslüman halklar bulunan Büyük Britanya'nın, yüksek idare çevrelerinin menfaatlerine uygun düşmeyen Gaspıralı bu mükâfatı kazanamadı.
    XX. yüzyılın başlarında Kırım'da Gaspıralı'nın görüşlerinden başka görüşler de ortaya çıktı. Bunlar ona karşı bir muhalefet mahiyetinde değillerse de, daha radikal ve inkılâpçı özellikler taşımaktaydı. Kırım Tatar millî hareketinin bu akımının temsilcileri Rusya Devlet Duması'nda milletvekili olan ve 1907'de Karasubazar'da Vatan Hâdimi gazetesini çıkaran Abdürreşid Mehdi (Mediyev) etrafında toplanmışlardı. O dönemde, Türkiye'deki Kırım Tatar diasporası ve öncelikle de orada okuyan Kırım Tatar talebeleri arasında da bir takım hareketler ortaya çıktı. Bu talebeler tarafından meydana getirilen gizli "Vatan Cemiyeti" Kırım'daki vatandaşlarıyla sürekli bağlantı halinde olup, Kırım'da illegal anti-monarşik yayınlar dağıtmaktaydı.
    Böylece, 1917 Şubat İhtilâli patlak verdiğinde, Kırım Tatar millî hareketi aydın ve inkılâpçı-demokratik kadrolardan oluşan yeteri kadar güçlü bir yapıya kavuşmuş bulunuyordu. Bu kadrolar kendi vatanlarında hâkimiyeti almaya ve idare etmeye muktedirlerdi. Bununla birlikte, Kırım Tatar liderlerinin Kırım'da faaliyet gösteren demokratik çizgideki Rus partileriyle birlikte Kırım Tatar halkının kendi kaderini tayin hakkına saygı esasında bir idare teşkil teşebbüsleri müsbet bir netice vermedi. Zira, ne yazık ki, pek çok Rus partisinin demokratlığı, aynen günümüzde de görüldüğü üzere, imparatorluk hâkimiyeti altındaki halkların kendi kaderlerini tayin hakkı meselesi gündeme geldiği anda sona eriyor yahut pek zayıflıyordu.
    23 [10] Aralık 1917 günü Kırım Tatar Millî Kurultayı Kırım Demokratik Cumhuriyeti'ni ilân etti. Bu cumhuriyetin anayasası (Kanûn-ı Esâsîsi) milliyet ve dinî inanç farkı gözetilmeksizin bütün yurttaşların eşitliğini, Kırım'da yaşayan herkesin siyasî ve mülkî haklarını korumayı garanti etmekteyse de, Kırım'daki Rus basını ülke sâkinlerini Tatar "diktatörlüğü" tehdidinden söz ederek korkutmaktan geri durmuyordu. Yalnızca, beliren Bolşevik tehlikesini yeteri kadar idrak eden küçük bir grup Rus subayı Kurultay tarafından seçilen hükûmetle sıkı bir işbirliğine girerek, yine Kurultay'ın askerî teşkilatı olan Kırım Askerî Kumandanlıığı'nda görev aldı.
    Bu şartlar altında, Kırım Tatarlarının temel müttefikleri Kırım'daki Ukrain teşkilatları ve 1917 Kasım ayında bağımsızlığını ilân eden Ukrayna devletiydi. Bunlar Rusya İmparatorluğu'nun ihyası tehlikesi karşısında sâbık imparatorluğun sınır bölgelerindeki dağınık güçleri bir araya getirmeye çalışmaktaydı. Ne var ki, genç Ukrayna Cumhuriyeti bizzat kendi istiklâlini bile muhafaza edemeyecek kadar güçten yoksundu.
    Kırım Tatar askerî birlikleri Kırım'da Bolşevik sürülerine karşı duran yegâne güç durumundaydı. Bununla birlikte, karşılıklı güç dengesi Kırım Tatarlarının son derece aleyhindeydi. 25-26 [12-13] Ocak 1918'de Bahçesaray önlerinde vuku bulan muharebede Kızıl Ordu ve Karadeniz Filosu Bolşevik güçleri kat kat daha üstün durumda oldukları Kırım Tatar birliklerini mağlûp ettiler. Kırım Demokratik Cumhuriyeti hükûmetinin reisi Noman Çelebi Cihan tevkif edildi ve 23 Şubat 1918'de Akyar (Sevastopol) hapishanesinde kurşuna dizildi. Kırım Tatarları düzenledikleri isyanlarla Bolşeviklere karşı koydular. Nisan 1918'de Bolşevikler tarafından teşkil edilmiş olan Tavrida Sovyet Cumhuriyeti hükûmetinin bütün kadrosu başbakan Anton Slutskiy ile birlikte Kırım Tatar güçleri tarafından ele geçirilerek idam edildi.
    Kırım'da Sovyet hâkimiyetinin nihâî olarak teşkilini müteakip, Ekim 1921'de idarî açıdan Rusya Federasyonu'na bağlı Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti teşkil edildi. Sovyet Rusya Milliyetler İşleri Halk Komiserliği'nin [Bakanlığı'nın] yarı resmî organı olan Jizn natsionalnostey gazetesi, uzun yıllar boyunca Kırım Tatar halkına karşı Çarlık hâkimiyeti tarafından sürdürülegelen kriminal siyaset göz önüne alındığında, Kırım Tatarlarının millî devlet kurumunun ihyası anlamında bu cumhuriyetin kuruluşunu Kırım Tatarlarına ödenen bir nevî tazminat olarak değerlendirmekteydi. Jizn natsionalnostey Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin ilânının propaganda açısından önemini de açıkça ortaya koyuyordu. Bolşevik liderlerinin tasavvuruna göre, Kırım Tatarlarının millî-teritoryal muhtariyetinin teşkili Şark halklarına Sovyet hâkimiyetinin ne kadar âdil ve hukukî olduğunu gösterecek ve onların Sovyet devletine sempatilerini celbedecekti. Aynı gazetede kaydedildiği üzere, Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Şark halkları için yol gösterici bir meşale olacaktı. Bütün bunlar ve o sıralarda Sovyet hâkimiyetinin kendisini yeteri kadar sağlam hissetmemesi, Sovyet iktidarlarının ilk 7-8 yılı boyunca Kırım Tatarlarına karşı neden nisbeten liberal bir siyaset izlediğini izah etmektedir.
    1921-1922 yıllarında Kırım'da yaşanan açlık felâketi 100.000 kişinin canına mal oldu ki, bunların % 60'ından fazlası Kırım Tatarıydı. Bu ağır şartların yaşandığı dönemde, başında Veli İbrahim'in bulunduğu Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti hükûmeti Kırım Tatarlarının millî partisi olan "Millî Fırka"nın eski mensupları ile sıkı irtibat ve yardımlaşma içinde olduktan başka, bu kimseler hükûmette muhtelif vazifeler de almışlardı. Söz konusu kadrolarla Kırım'ın millî kültürü ve ekonomi sahalarında belirli bir başarıya erişildi. Ancak bunun hemen ardından baskı dönemi gelecekti. Mayıs 1928'de Veli İbrahim'in idam edilmesini takiben, Kırım Tatar halkının siyâsî şahsiyetlerinin ve aydın tabakasının topyekûn imhasına girişildi. Bazı hesaplamalara göre, II. Dünya Savaşı öncesindeki temizlik harekâtında kurşuna dizilen veya GULAG'lara (mahkûm çalışma kamplarına) kapatılan Kırım Tatarlarının sayısı yaklaşık 10.000'dir. Bunlara ilâveten 50.000 kadar Kırım Tatarı da "kulaklarla" (yani hâli-vakit iyi köylülerle) savaş kampanyası çerçevesinde Kırım'dan sürülmüşlerdir.
    Böylelikle, 1930'lu yıllarda Sovyet hâkimiyeti evvelkilerden de şiddetli metotlarla Kırım'ı yerli halkından "temizleme" tatbikâtını sürdürmüştür. II. Dünya Savaşı ise, bu kriminal siyasetin nihâî olarak neticelendirilmesi için yalnızca bir vesile olmuştur.
    II. Dünya Savaşı ve Kırım'ın Alman ordusu tarafından işgali yıllarında Kırım Tatar halkının bir kısmının tutumu ve faaliyetleri hakkında çeşitli rivayetler olmuştur. Elbette ki, Kırım Tatarlarının sürgününü haklı göstermeye çalışan Sovyet propagandası Kırım Tatarlarının ezici çoğunluğunun Nazilerle işbirliği yaptığını ve "Sovyet vatanı"na ihanet ettiğini iddia etmiştir. Savaş döneminde Sovyet ordusunda veya partizan hareketinde yer almış, sürgün sonrası dönemde de millî harekete katılmış bazı Kırım Tatarları ise, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yönetimine yazdıkları müracaatnâmelerde bunun tam tersini ispatlamaya çalışıyorlardı. Ne var ki, pek az sayıdaki "halktan kopmuş" dışında bütün Kırım Tatarlarının Alman işgali yıllarında "Sovyet vatanı"na ve Komünist Partisi'ne sâdık kaldıklarını ve Nazilere karşı cephede ve partizan hareketinde kahramanca savaştıklarını iddia eden bu insanlar da diğer açıdan ifrata düşmektelerdi. İşin esasında, kaynakların ve olayların şâhitlerinin naklettiği üzere, durum hiç de öyle tek taraflı anlatılacak kadar basit değildi.
    Hiç şüphesiz, Alman faşizminin mahiyeti hakkında yeteri kadar mâlûmâtı olmayan bazı Kırım Tatarları, bir ara halklarına kısa bir dönem içinde o kadar muazzam acılar çektirmiş olan, nefret edilen Bolşevik rejiminden Naziler sayesinde kurtulacakları ümidine kapılmışlardır. Bazı diğerleri ise Sovyet hâkimiyeti tarafından "Lenin'in ve Stalin'in eseri"ne mutlak sadâkat ruhunda ve "dünya sosyalizmi"nin kaçınılmaz zaferi inancında yetiştirilmişlerdi. Bu arada Almanya da, kendi ittifakı dairesine Türkiye'yi de çekebilme ümidiyle, işgal ettiği topraklarda yaşayan Türk ve Müslüman halklara karşı daha imtiyazlı ve müsamahakâr tutum takınacağını ortaya koydu. Bu siyasetin tezahürü olarak Kırım Tatarları tarafından teşkil edilen Müslüman komitelerine olumlu bir yaklaşım içine girildi. Söz konusu komitelerin faaliyetleri arasında, Bolşevikler devrinde yıkılan ve kapatılan camileri tamir etmek veya baştan inşa etmek, millî maarif sistemlerini yeniden kurmak, Bolşevik iktidarının "sınıf politikası"nın eseri olan tasfiye kampanyaları ve diğer uygulamalarıyla Kırım Tatar halkının muhtelif tabakaları arasında meydana getirilmiş düşmanlıkları ortadan kaldırarak milleti tekrar birleştirmek, Alman ordusuna esir düşen Müslüman askerlerini kurtarmak yahut onların vaziyetlerini iyileştirmek gibi çalışmalar yer almaktaydı.
    Bununla birlikte, bilhassa Nazilerin Kırım'da Yahudileri, Kırımçakları ve Çingeneleri kitle halinde kurşuna dizmelerini ve kollektif mesuliyet ve toplu rehine alma sistemlerinin uygulamaya konmasını müteakip, Kırım Tatarlarının ezici çoğunluğu Alman faşizmi ve Rus bolşevizmi arasında temelde bir farklılık olmadığını açıkça anladı. Bu bakımdan, Kırım Tatarlarının çoğu bu savaşı hiç birinden kendisine iyilik ve fayda gelmeyecek olan iki cânînin mücadelesi olarak gördü. Şurasını da kayd etmek gerekir ki, Kırım Tatarları Nazilerin Kırım Tatarlarını Almanya'nın Thüringen eyaletine sürmek ve "Gotenland" ismini verecekleri Kırım'a Almanları iskân etme niyetinde olduklarından haberdar değillerdi.




  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Sovyet ordusunun tekrar Kırım'a girmesini müteakip bir ay içinde, 18 Mayıs 1944'de vuku bulan Kırım Tatarlarının topyekûn sürgünü ve onlara karşı soykırıma girişilmesi ise en kötü beklentilerin bile fevkindeydi. Bu hâdise diğer özelliklerinin yanısıra, Sovyet idaresinin o ana kadar yaptığı en büyük hıyanetti. Zira, daha savaşın başlamasından öncesinden itibaren askere çağırılmış olan Kırım Tatar halkının erkeklerinin büyük kısmı o sürgün anında da kanlarını Sovyet hâkimiyeti uğruna dökmeye devam etmekteydi.
    Vatana geri dönmeyi ve millî-teritoryal muhtariyeti ihya etmeyi amaçlayan Kırım Tatar millî hareketinin bizzat sürgünün gerçekleştiği 18 Mayıs 1944 günü başlandığını söylemek mümkündür. Sürgün günü münferit olarak buna karşı koyanlar ve bu sebepten kurşuna dizilenler olmuştur. Bilâhare sürüdükleri yerlerden kaçma vakaları da görülmüştür. Bazı kimseler daha o yıllarda Sovyetler Birliği idaresine sürgünü protesto ettikleri yazılı müracaatlarda bulunmuşlar ve bundan dolayı cezalandırılmışlardır.
    Bununla birlikte, Kırım Tatar Millî Hareketi'nin başlangıcını 1950'lerin ortaları olarak göstermek daha doğru olacaktır. Zira, bu tarihten önce yani sürgünün ilk on yılı boyunca, Stalin rejiminin en gaddar şartları altında, sürüldükleri mecburî iskân mahallerinde insanların kitle halinde açlıktan, hastalıktan ve cebrî çalışmadan kırıldıkları bir ortamda her hangi bir teşkilatlı siyâsî harekete girişilebilmesine imkân yoktu. Gayet sınırlı olmakla birlikte böyle imkânlar ancak Şubat 1956'da Sovyetler Birliği Komünist Partisi XX. Kongresi'nde Stalin rejiminin bazı cinayetlerinin, şu cümleden halkların topyekûn ülkelerinden sürülmelerinin mahkûm edilmesinden sonra ortaya çıkabilmiştir. 28 Nisan 1956'da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Yüksek Sovyeti Prezidiumu'nun jzel bir kararnâmesiyle Kırım Tatarlarının MVD (İçişleri Bakanlığı) organlarının doğrudan gözetimi altında yaşaması uygulamasını kaldırdı. Ne var ki, söz konusu Kararnâme Kırım Tatarlarının sürgün edilmiş oldukları vatanlarına geri dönme hakları bulunmadığını da ifade etmekteydi.
    O andan itibaren Kırım Tatarları yüksek devlet organlarına milletleri hakkında adaletin yerine getirilmesi isteğinde bulunan ferdî ve kollektif dilekçeler göndermeye başladılar. Bu tür müracaatların sayısı da giderek çoğaldı.
    Millî hareketin ikinci safhasını da Kremlin idarecileriyle görüşmek ve onlara yollanmış olan müracaatnâme ve dilekçelerin cevaplarını almak maksadıyla Moskova'ya halk temsilcilerinin gönderilmesi teşkil etti.
    Bilhassa bu ilk yıllarda Sovyet idaresine yapılan Kırım Tatar müracaatları komünist ruhuna fevkalâde sâdık bir tonda kaleme alınır ve Lenin'in ve hayatta olan komünist liderlerin eserlerine çok sayıda atıfları ihtiva ederlerdi. Bunlar müracaatnâmelerin altına büyük sayılarda imza alınabilmesini mümkün kılardı. En büyük sayıda imza (yaklaşık 120.000) 1966'daki Sovyetler Birliği Komünist Partisi XXIII. Kongresi'ne hitaben yazılan müracaatnâmenin altında toplanmıştı. Böylesine kitlevî bir iştirake Sovyetler Birliği'ndeki diğer millî, dinî ve insan hakları hareketlerinin hiç birinin tarihinde rastlanmamıştır.
    O dönemde, Kırım Tatarlarının yaşadığı köy ve şehirlerde teşebbüs grupları teşkil edildiler. Bu grupların vazifeleri arasında, millî hareketin gerektirdiği işleri ve gayelerini izah etmek ve Kırım Tatar meselesine ilişkin gelişmeler hakkında mâlûmât vermek gibi maksatlarla Kırım Tatarlarının düzenli olarak bir araya gelmelerinin temini, muhtelif Sovyet yetkililerine hitaben bütün halk adından yazılan müracaatnâmelere imza toplanması, Moskova'ya temsilcilerin gönderilebilmesi için para toplanması ve idam edilmiş veya hapse atılmış olanların ailelerine yardım edilmesi gibi faaliyetler yer almaktaydı.
    Moskova'ya giden Kırım Tatar temsilcileri, hükûmet ve parti organlarına hitaben yazılmış belgelerin kopyalarını aynı zamanda muhtelif Sovyet gazete ve dergilerinin idarehanelerine, başkentdeki toplumca tanınan şahsiyetlere ve başkalarına da vermekteydiler. 1965 yazından itibaren Kırım Tatarlarının Moskova'ya gönderdikleri ve Sovyet başkentinde daimî surette bulundurdukları sürekli olarak değişen insanlardan oluşan temsilcilerinin sayısı ortalama 15-20 kişi olup bu sayının yüzü geçtiği de görülüyordu. Kırım Tatarlarının yaşadıkları belli başlı merkezlere bu temsilcilerin faaliyetleri hakkında bilgi veren duyurular gönderilmekte, söz konusu duyurular buralarda çoğaltılarak bütün mahallî teşebbüs gruplarına yönlendirilmekteydi. Moskova'daki Kırım Tatar temsilcilerinin bu gibi bilgilendirme duyuruları Sovyetler Birliği'ndeki ilk samizdatları teşkil etmiştir.
    Teşebbüs grupları sistemi gayet tesirli ve az zaaflı olarak işliyordu. Millî hareketin tek bir başının olmaması Sovyet otoriteleri tarafından bu başın kesilmesi ihtimalini ortadan kaldırıyor, teşebbüs grupları üyelerinin seçildiği ve halka hesap verdiği toplantıların açıkça yapılması da, bunların kanundışı gizli faaliyetler olarak suçlanmasını ve cezalandırılmasını güçleştiriyordu. İlk defa Kırım Tatarları tarafından meydana getirilen teşebbüs grupları sistemi sonraları Sovyetler Birliği'ndeki diğer millî ve insan hakları hareketlerince de taklit edilmiştir.
    Bununla birlikte, kaydetmek gerekir ki, Kırım Tatar Millî Hareketi iştirakçilerinin daimî arzuları, müracaatnâme, dilekçe ve enformasyon bildirilerinin Sovyet yetkililerin tâkibâtı tehlikesinden mümkün mertebe uzak olabilmeleri için titizlikle komünist ideolojiye ters düşmeyecek tarzda kaleme alınmaları, bu belgelerin objektifliklerine ve demokratikliğine halel getirmekteydi. Bu ise, insanların şuurlarında demokrasi ve hürriyet ideallerinin gelişmesini engelliyordu. Halbuki bu ideallerin bulunmadığı her türlü ictimâî-siyâsî hareketin krize girmesi kaçınılmazdır.
    1965'den itibaren, Kırım Tatar Millî Hareketi bünyesinde halkın haklarının iadesi meselesinde temelde farklı bir strateji ve bakış açısına sahip daha radikal bir kanat ortaya çıkarak çok geçmeden hareketin sürükleyici gücü haline geldi. Millî hareketin o ana kadarki lider şahsiyetlerinin çoğunluğu Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin eski idarecilerinden ve Komünist Partisi eski ileri gelenlerinden, II. Dünya Savaşı'nın ve Kırım'daki partizan hareketinin veteranlarından oluşmaktaydı. Bunlar halkın vatanına geri dönmesi ve muhtariyetin ihyası meselesinin çözümünün ancak Sovyetler Birliği idarecilerinin Kırım Tatarlarının Sovyet iktidarına ve Komünist Partisi'ne mutlak sadâkatlerine ve Kırım Tatarlarının dönüşünün Kırım ekonomisine yararlı olacağına ikna olmalarıyla mümkün olabileceği görüşünden yola çıkıyorlardı. Halbuki yeni ortaya çıkan daha radikal kanadın mensupları bu yaklaşımı hayalci, dar görüşlü ve Kırım Tatar halkı için küçük düşürücü buluyorlar ve Kırım Tatar millî meselesinin ancak Sovyet hâkimiyetinin bu meselenin bütün yönleriyle çözümlenmeden kalmasının kendisine çözümlenmesinden çok daha pahalıya patlayacağını anlamasıyla hallolabileceğine inanıyorlardı. Aynı zamanda, bu yeni kanatta, millî meselenin âdil bir şekilde çözümlenmesine yönelik ciddî beklentilerden, (totaliter Sovyet sisteminin tamamen değişerek demokratik bir yönetim haline gelmesi yakın gelecekte muhtemel olmadığına göre) hiç değilse rejimin daha demokratik bir yönelişe girmesiyle söz edilebileceği inancı kökleşiyordu.




+ Yorum Gönder


kırım tatarları türk mü