+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Yeni Misafir Soruları Forumunda Atatürkün fikir hayatı ile ilgili anıları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Atatürkün fikir hayatı ile ilgili anıları








    Atatürkün fikir hayatı, kişilik özellikleri ile ilgili anılarını ariyorum..

    Atatürk olaylara ve geleceğe dair ileri görüşlü ve her alanda etkili düşünceleri olan büyük bir devlet adamıydı. Yani Atatürk sadece bir asker değil aynı zamanda memleket sorunlarına iyi çözümler arayan bir fikir adamıydı. işte bende anılarını topluyorum elinizde varsa bana anı paylaşırmısınız..







  2. Mineli
    Devamlı Üye





    Atatürk'ün fikir hayatı ve tiyatro ile ilgili anıları

    Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir" diyen Atatürk, öğretim ve eğitim meselelerine çok önem vermiştir
    "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" dediği zaman, ilmin yol gösterebileceğini, hayatı aydınlatacağını mürşit (doğru yol gösterici) kelimesiyle ifade eden M Kemal acaba niçin bununla yetinmeyerek "en hakiki" sıfatlarını eklemek lüzumunu hissetmiştir? insan bu cümleyi okurken ve üzerinde düşünürken mutlaka "en hakiki" kelimeleri üzerinde duraklamadan geçemeyecektir
    M Kemal kendi yetiştiği devrin müspet ilimlerini mesleki ihtisası bakımından öğrendiği vakit, berrak ve müspet bir görüşe sahip olabildiğini ve herhangi bir mesleği riyazî (matematiksel) bir katiyetle halletmeyi hedef tuttuğunu söylerdi


    Atatürk'ün fikir hayatı ve tiyatro.jpg

    M Kemal'in yetişme tarzı, öğrenim hayatı ve sosyal çevresinin tesirleri O'nu okumaya çok teşvik etmiştir Hayatının her devresinde kitap O'nun için en değerli bir varlıktır
    "Milletimizin siyasi, içtimai hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır" dediği zaman hep aynı prensiplerin telkini üzerinde durmuştur
    Nutukları ve sözlerinin her zaman için bir fikir hareketine yol açması, zamanının neşriyatından faydalandığı ve daima bir entelektüel muhitin tartışmalarını sevdiği içindir
    Atatürk'ün okuduğu kitaplar üzerindeki işaretleri incelemek pek ilgi çekici sonuçlar verir
    Kitabımın bu bölümünde vereceğim örnekler Atatürk'ün belirli konular üzerindeki çalışmalarıdır
    Bu vesile ile Atatürk'ün çevresinde konuşulan konular ve çeşitli meseleler üzerindeki düşünceleri de tespit etmek istiyorum
    Atatürk'ün etrafındaki toplantılardan daima bahsedilmektedir Burada bulunanlar hatıralarını kendi görüşlerine göre yazmışlardır Tarihçi ve ediplerimiz ise bu toplantıları işittikleri veya okuduklarından çıkardıkları neticeye göre yazmak istemektedirler
    Benim şahit olduğuma göre Atatürk'ün etrafında toplanmalar çok çeşitlidir Gündüzleri çoğunlukla hususi kütüphanesinde daima birkaç kişi ile ya çalışır veya belirli bir konu üzerinde konuşmalar yapardı Bunlar otomobil veya motor gezintilerinde devam eder ve çoğunlukla Ankara'da çiftlik evlerinde ya davetliler veyahut oraya toplanmış olan halk ile doğrudan doğruya belirli meseleleri konuşur ve fikirlerini sorardı
    Bu hal memleket içi seyahatlerinde daha kesif (yoğun) olarak uygulanır, trende, vapurda ve uğradığı her yerde daima yeni konular ve yurt sorunları üzerinde yapılan tetkikler açıklanarak münakaşalar yaptırmasını severdi
    Atatürk'ün günlük entelektüel yaşantısı her zaman her millette tatbikat sahası bulur ve karşısında imtihana çekilenler eksik olmazdı
    Bir örnek vermek için şu olayı anlatmalıyım Bir gün dişlerini tedavi etmek için gelen hekime, o sırada benim elimde okuduğum sosyoloji kitabından, sorular sormaya başladı Tabii buna derhal cevap verecek durumda olmayan diş hekimi mahcup olmuştur Ben buna müdahale ederek hemen kitabı getirdim ve bunun pek yeni neşriyat olduğunu söyledim Atatürk bir taraftan da işi şakaya getirerek diş hekimine şöyle dedi: "Biliyorum siz kendi mesleğinizde en büyük başarıyı gösteriyorsunuz, fakat bunun yanıbaşında başka meselelerle de ilgilenerek okumanızı teşvik etmek istedim ve bu kadar aykırı bir konuyu bilhassa seçtim" dedi Diş hekimi ertesi gelişinde bu konuya ait birçok kitap tedarik ederek (sağlayarak), okumuş ve bu sefer o, Atatürk'e bunlardan bazı sorular sormuştu Buna benzer daha pek çok verilecek örnekler vardır
    Yine mesela Atatürk'ün motor ile mutad Boğaz gezintilerinde mutlaka bir kitap veya bir mesele konuşma konusu olur ve o gezintinin sonunda herkes bir şeyler öğrenirdi
    Bir de bunlara eklenen Atatürk'ün akşam toplantıları vardır Buraya davet edilenler, bulunulan çevreye göre değişir Ankara'da bulunduğu zaman âdet şöyle idi: Atatürk'e her gün, genel sekreter gelen evrak üzerinde bilgi verir ve emirlerini alır Duruma göre memleket meseleleri ve dış olaylar için kendisi direktifler verir, bazen de meseleleri derinlemesine soruşturur, bilgi alırdı Bu arada Başbakan ve bakanlardan bazıları lüzum gördükleri zaman yine hükümet meselelerini görüşmeye gelirlerdi
    Akşam üzeri başyaver yanına gelir ve sofraya kimlerin davet edilmesini emrettiklerini sorardı Atatürk bu listenin, o günkü çalıştığı ve okuduğu kitaplarla ilgili olmasını ister ve ona göre yazdırırdı derhal burada şuna da işaret etmeliyim ki, Atatürk devrinin, mesleklerinde isim yapmış şahısları daima onun etrafında toplanmıştır Onun için memleketin aydın kişilerini o muhitte tanımak ve konuşmak daima mümkün olmuştur Bu sadece Ankara ve İstanbul'da değil, memleketin çeşitli yerlerine gidildiği vakit de böyle olur, o çevrenin tanınmış aydın kişileri bu toplantılara çağırılırdı Ancak her akşam başyaverin yazdığı listedeki kimseler; bazen mazeretleri olur gelemezler veya orada bulunamazlar, onun için listelerde yazılı olanlar her zaman bir araya gelemezler veyahut toplandıktan sonra da çağırılanlar olurdu Devlet adamları bilhassa Başbakan, İç ve Dışişleri Bakanları ise istedikleri zaman gelebilirlerdi
    Şimdi, bu kitabımda bazı el yazısı ile olan belgeleri yayınlama vesilesiyle, şahidi olduğum olaylar hakkında bilgi vermek istiyorum Ancak kendi mesleki hayatımdan bahsetmemin mazur görülmesini rica ederim
    1929-1930 yılında Ankara Musiki Muallim Mektebi'nde öğretmenlik görevime, yurt bilgisi ve tarih derslerini vermek üzere başlamıştım Yurt bilgisi için okutacağım ders kitabını Atatürk gördüğü zaman bunu yeterli bulmamıştı Kitabın konuları ise kendisini de ilgilendirdiği için evvela benim Fransız lisesinde okuduğum "Instruction Civique" kitabından bazı tercümeler yapmamı istedi Aynı zamanda bu konulara ait çeşitli kitapları, genel sekreteri Tevfik Bıyıkoğlu'na araştırtarak Almancadan tercümeler yaptırmıştı Kendisi Fransızcadan ve Türkçeden okuduklarına bu tercümelerden de istifade ederek, bazı konuları bizzat yazmış veya bizlere yani bana ve genel sekretere dikte ettirmiştir Benim o zamanki çalışmalarım bu konulara ait kitapları aramak, okumak ve icap ederse tercüme ederek notlar almak idi Bu suretle yurt bilgisi derslerimi program uyarınca, bu yeni incelemelere göre veriyordum Okulda kız ve erkek öğrenciler beraber okuyorlardı; o tarihte yürürlükte olan kanunlarımızda kadınlara seçim hakkı tanınmış değildi
    Bir ders tatbikatı olarak, bütün ders verdiğim sınıflarda Belediye Kanunu'na göre seçim denemesi yaptırdım Öğrenciler heyecanla bu işte çalıştılar, rey kutuları hazırladılar O zaman yürürlükte olan Belediye Kanunu tam manasıyla tatbik edildi ve belediye başkanı olarak da bir kız arkadaşlarını seçtiler Bunun üzerine bir erkek öğrencinin itirazı ile karşılaştım Diyordu ki: "Mevcut kanunun bize öğrettiğine göre kadınların rey verme hakları olmadığı gibi; seçilemezler de" Öğrenci itirazında haklı idi, ama ben öğretmen olarak şu telkinde bulunmayı uygun buldum "Bu öğrendikleriniz ilerisi için sizlere lüzumlu olacaktır Kadınlarımız da yakında rey hakkı kazanacaktır" dedim Fakat bu sözlerimin erkek öğrenci karşısında öğretmenlik otoritesinin ötesine geçmeyeceği muhakkaktı
    İşte böylece öğrencilerimden birinin bu itirazı ve soruları beni kadın hakları üzerinde çalışmaya teşvik etti
    Aynı gün Gazi Orman Çiftliği'ndeki Marmara Köşkü'nde Atatürk ile İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya bu olayı ve Türk kadını olarak rey hakkına malik olmadığımızdan duyduğum üzüntüyü anlattım
    Atatürk bana bu konuda çalışmamı ve başka memleketlerde meselelerin nasıl halledilmiş olduğunu tetkik etmemi tavsiye etti İtiraf edeyim ki o sıralarda ben bu hususta hemen hiç bilgi sahibi değildim Fakat kız ve erkek öğrencilerimin karşısına, bu haklardan mahrum olan bir öğretmen olarak da çıkmak istemiyordum Çok severek başladığım öğretmenlik hayatından ve vazifesinden ayrılmak da bana ağır gelecekti Bununla beraber Atatürk'e şunu söylemekten de kendimi alamadım: ''Hiç olmazsa erkek öğrencim kadar bir hak sahibi olmadan o sınıfa ders veremeyeceğim'' dedim Bu sırada İçişleri Bakanı Şükrü Kaya; BM Meclisi'nde bir yıldan beri müzakere edilmekte olan Belediye Kanunu'nda bu işin ele alınabileceğini ifade etti Atatürk düşünüyordu Birden ''Başvekille konuşuruz, fakat bu meselede hazırlıklı olmak ve münakaşa etmek lazımdır'' dedi Kendisi o akşam Çankaya Köşkü'ne devlet adamlarından, Hukuk Mektebi (o zaman henüz fakülte değildi) hocalarından ve daha başka bu meseleleri konuşabilecek kimseleri davet ettirdi Konu açıldığı vakit, kadınların rey hakkına taraftar olanlar bulunduğu gibi buna karşı olanların fikirleri de tartışılmaya başlandı Ben heyecanlı idim ama, tam inandırıcı deliller bulamıyordum Fakat o günden sonra birçok kitap okumaya başladım Diğer memleketlerdeki durum hakkında bilgi sahibi oldukça bu münakaşalar benim için daha istifadeli oluyordu Şimdi BM Meclisi zabıtlarında bu meseleyi tetkik edecek olursak durumu şöyle tespit edebiliriz: 20 Mart 1929 tarihinde Başvekil İsmet (İnönü) imzasıyla hükümet teklifi olarak BM Meclisi'ne verilen tezkerede şunlar yazılıdır: ''Dahiliye Vekâleti'nce hazırlanan ve İcra Vekilleri Heyeti'nin 631929 tarihli içtimaında yüksek Meclis'e arzı kararlaştırılan Belediye Kanun layihası (tasarısı) esbabı mucibesiyle (gerekçesiyle) birlikte takdim olunmuştur''
    Bu kanun tasarısının uzun gerekçe kısmında kadınların rey verme meselesi teklif edilmemiştir
    Fakat tam bir yıl sonra 20 Mart 1930'da kanunun müzakeresi için BM Meclisi'nde müstaceliyet (ivedilik) kararı alınıyor 22 Mart 1930 Cumartesi, 24 Pazartesi, 27 Perşembe, 29 Cumartesi ve 31 Mart Pazartesi bu kanun üzerine çeşitli yönlerden münakaşa ve müzakereler oluyor Nihayet 3 Nisan 1930 Perşembe günü 164 maddeli Belediye Kanunu kadınlara da rey verme ve seçme hakkı vererek kabul edilmiş oluyor Aynı gün Türkocağı salonunda Atatürk'ün de hazır bulunduğu bir toplantıda ilk konferansımı Kadın Hakları üzerine vermiştim





  3. Ziyaretçi
    çok sağolun ama ben daha kısa bir anı istiyorumm




  4. Ziyaretçi
    Atatürk’ün modern bir devlet kurma fikri

    Vatanı kurtarmış olmak, onun için kafi değildi. Milletini bir daha zillete sevk edecek bir idare şeklinden de onu kurtarmak lazımdı. Tacidarların elinden de kurtarmak ve kendi kader ve talihlerine kendilerini hakim kılmak lazımdı. İşte bu büyük adam bunu yaptı.

    Memlekette Cumhuriyeti tesis ederek, hakimiyetin münhasıran (yalnız) millete ait olduğunu ilan etti. Onun yegane gayesi, milletine en medeni milletlere layık olacak bir hükümet şekli bulmaktı. Onu buldu ve yaptı.

    Bir gün hatırımda olmayan bir münasebetle demişti ki:

    - Ben istese idim derhal askeri bir diktatörlük tesis eder ve memleketi öyle idareye kalkışırdım. Fakat ben, istedim ki milletim için modern bir devlet tesis edeyim ve onu yaptım.

    Hakikaten, milletin ebedi olarak kendi kendini idare etmesi, onun en büyük gayesi idi ve bunu başardı. Yusuf Ziya ÖZER

  5. Ziyaretçi
    Atatürk’ün tarihe karşı sorumluluk duygusu.

    Harf inkılabının büyük günleri. Gazi Mustafa Kemal, gene aynı noktada (Dolmabahçe Muayede Salonu’nda) oturuyor.

    Talihim o gece bana, kendisiyle yan yana bulunmak bahtiyarlığını vermiş. Bir inkılaptan bir inkılaba geçen, bir milli cidali (mücadeleyi) değil, birkaç milli cidali birden başarıp kazanan Büyük Şef’e bu kadar büyük davalardan, yorgunluk doğurmasından endişemi duyuruyorum:

    - Yapmamıza imkan hasıl olan (doğan) işleri yapmazsak tarih bizi muaheze eder (ayıplar), buyuruyorlar.

    Asırların tekamülünü yıllara sığdırmanın, hiç ölmeyecek gibi iyilik etmenin sırrını anlar gibi oluyorum.

    Sonra birçok, mesut buluşmalar… Birçok ilim, sanat hareketleri!.. Hakkı Tarık US

  6. Ziyaretçi
    Atatürk inkılapları (devrimleri) ile ilgili anı.

    Aşağıdaki yazıda, Atatürk’ün inkılapların gerçekleştirilmesi gerekliliğine ilişkin yapmış olduğu konuşmayı ve Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği inkılaplarla ilgili kendisine verilen desteği okuyacaksınız.

    Lozan görüşmelerinin kesildiği günlerdeydi. Atatürk bütün komutanları İzmir’de toplamış, onlarla barış anlaşmasından sonra yapılacak işleri görüşmüş, onlardan İstiklal Savaşı’nda olduğu gibi inkılapları gerçekleştirirken de yardım edeceklerine dair söz almıştı. Atatürk, elbette fesi atıp şapka giyeceğiz eski harfler yerine latin alfabesini getireceğiz, medreselerin köküne kibrit suyu ekeceğiz demiyordu. Bizlere şöyle demişti:

    - Üçüncü Selim’den itibaren başlayan yenilik hareketleri, taassubum çelmesiyle daima yıkılıvermiştir. Şimdi önümüzde bir ufuk açıldı. Savaşı kazandık, barışta olacak. Eğer yüzümüzü hala batıya çevirmez, batının yeniliklerini ve ileri hamlelerini kabul etmezsek, bu millet yine o köhne müesseselerin elinde eski haline dönecek, daha çok kurtuluş savaşları vermek zorunda kalacaktır. Bizim döktüğümüz alın teri ve verdiğimiz şehit kanları boşa gidecektir. Bunun boşa gitmemesi, sizlerin gayret ve himmetlerine bağlıdır. Memleketi düşman işgalinden kurtardığımız gibi, cehalet ve taassubun elinden de kurtarmada bana yardımcı olursanız, bu millet ölmezliğini bir defa daha ispat etmiş olacaktır.

    Bütün orada bulunanlar, Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa, İzzet Bey, Kemalettin Sami Bey, Kazım Paşa, Ali Hikmet Paşa, Şükrü Naili Paşa, Emin Paşa Mustafa Kemal’e kendisini desteklemek için söz vermiştik. İşte ordunun desteğini daima yanında bulması sonucudur ki inkılaplar süratle gerçekleştirilmiştir. Asım GÜNDÜZ


  7. Ziyaretçi
    Atatürk’ün milli sırrı ile ilgili anı

    Atatürk’ün tarihi nutkunda söylediği milli sır, onun kalbinde kuvvetlendikçe kuvvetleniyordu. O, her adımda daha iyi anlıyordu ki, Türkiye’yi hakiki bir kurtuluşa mahzar kılabilmek için yalnız müstevlileri vatanın harimi ismetinden (içinden) çıkarıp atmak kafi değildir. Onunla beraber Türk milletini icabında düşmanlara pek güzel alet olan sultan ve halifeden de kurtarmak ve bu milleti kendi hakiki milli hakimiyetine sahip olduğu halde tamamen hür ve müstakil kılmak lazımdır.

    TBMM’nin Ankara’da 16 Mart-23 Nisan 1920 arasındaki hazırlıklarında bir gün, o zaman Heyeti Temsiliye karargahı olan Ziraat Mektebinde telefon etmek ihtiyacıyla Atatürk’ün salonuna girmiştim. Koca binada yegane telefon orada idi. Selam vererek doğru telefona gittim. Bu aralık Atatürk, yanındaki zatlara hitaben:

    - Canım, bu mesele hakkında Yunus Nadi Beyin fikrini almadık, bir de ona soralım bakalım.

    Dedikten sonra bana döndü:

    - Kurulması hazırlığıyla uğraştığımız meclisin hakları ve salahiyetleri üzerinde konuşuyorduk. Bu nasıl bir meclis olacaktır? diye sordu.

    Ben yarı şaka, yarı ciddi şu cevabı verdim:

    - Acayip! Arkadaşların burada açılacak meclisle yepyeni bir Türk devleti kurulmakta olduğunda şüpheleri mi var yoksa?

    Atatürk’ün yanında kerli ferli, hepsi birer suretle maruf yedi sekiz kişi vardı. Benim cevabım üzerine hepsinin benzi kül kesildi. Nerede ise dudakları yarılacaktı. Vaziyetin fecaatine (pek acıklı durumun) Atatürk’te dikkat çekerek, bana:

    - Canım, biz ciddi iş konuşuyoruz, sen alayla mukabele ettin.

    Demiş ve bahsi hafifletmeye ve mecliste hazır olanların korkularını gidermeye müsaraat etmişti (çalışmıştı).

    İşte, Atatürk’ün milli sırrı, onun hakikaten sır olarak kalbinde saklamaya itina ettiği bu büyük işti ki, o zaman için ve hatta bir iki yıl sonlarına kadar ondaki takayyüd (özen) ve itinası asla yersiz değildi.

    Yunus Nadi ABALIOĞLU


  8. Ziyaretçi
    Atatürk’ün prensipli oluşu ile ilgili olan bu anıyı, Falih Rıfkı ATAY anlatıyor.

    Prensiplerimizi feda etmemeliyiz

    Daha cumhuriyet kurulmazdan önce idi. Atatürk, o zamanlar henüz Gazi Mustafa Kemal, bir gün kürsüye çıktı. Dedi ki:

    - Arkadaşımızın durmadan halkın temayülatından bahsettiğini görüyorum. Halk temayülatının aksine gitmek elbette doğru bir şey değildir. Fakat, eğer bu temayülat batıl itikatların ve batıl telkinlerin neticesi ise bizim vazifemiz, onlarla mücadele etmektir, onlara uymak değildir. Bu temayülat bize inandığımız prensipleri feda ettirmemek lazım gelir. Bu prensiplerin müdafaasında tek başımıza da kalsak başımızı vermeli, prensiplerimizi feda etmemeliyiz.

    Pazar Postası Gazetesi 1951

  9. Ziyaretçi
    Mustafa Kemal’in laiklik ilkesine uygun bir anısı.

    Din ile dünya işlerini ayırmalıyız!

    Büyük Taarruz’dan evveldi. O zamanlar beni sık sık yanlarında gezdirirlerdi. Bir gün hocalar ve askeri erkan çadırında toplandık. Tabii sureti mahsusa da davetli olarak… Hepimiz yerlerimizi aldıktan sonra şu suali sordular:

    - Şer’i şerif (İslam dini hukuku) üzerine verilen fetvalarda tarik (yol) bir midir?..

    Biz kumandanlara, kumandanlar bize bakıştık.

    Mustafa Kemal, sualini daha basitleştirdi:

    - Yani dinin en büyük mümessili, bir dini mesele hakkında iki türlü fetva verebilir mi?

    Evvela kumandanlar cevap verdiler:

    - Hayır…

    Biz cevap verdik:

    - Hayır…

    O zaman hepimizin yüzüne baktı ve gayet sakin olarak:

    - Nasıl oluyor da İstanbul’da İstanbul Hükümeti’nin Şeyhülislamı benimle hepinizin idamına fetva veriyor da, Anadolu’daki din mümessili aksini iddia ve ispat ediyor.

    Hepimiz susuyorduk. Mustafa Kemal son sözü söyledi:

    - Din ile dünya işlerini ayırmalıyız…

    Esat İLERİ

    Kaynak: Dünya Gazetesi 10 Kasım 1955

  10. Ziyaretçi
    Atatürk, Galatasaray Lisesi’ni ziyaret ettiğinde, öğrencilerden birine sordu:

    -Nil olmasaydı, Mısır ne olurdu?
    Öğrenci, acele cevap vermek için birden boş bulunup:
    -Hapı yutardı. dedi
    Bu yanıt Atatürk’ün hoşuna gitti ve öğrenciye on numara verdi.

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


atatürkün fikir hayatı ile ilgili anıları,  atatürkün fikir hayatı ile ilgili anısı,  atatürkün fikir hayatıyla ilgili anıları,  atatürkün fikir hayatı anıları,  atatürkün fikir hayatı ile ilgili anılar